Bizi Takip Edin

Ortadoğu

ABD’nin tehcir planı: Gazze’de AI destekli ‘akıllı şehir’

Yayınlanma

Trump yönetiminin savaş sonrası planı, Gazze’yi en az 10 yıl boyunca ABD tarafından yönetilen bir vesayet bölgesine dönüştürürken, aynı zamanda bir turizm merkezi ve yüksek teknolojili üretim ve teknoloji merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.

Elbette bu plan, Gazzelilerin tehcirini de içeriyor. Washington Post’un (WP) gördüğü 38 sayfalık tanıtım bülteni, Gazze’nin 2 milyondan fazla nüfusunun, ya “gönüllü” olarak başka bir ülkeye göç ettirilmesi ya da yeniden inşa süreci boyunca bölgedeki kısıtlı ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi yoluyla en azından geçici olarak başka bir yere taşınmasını öngörüyor.

Arazi sahibi olanlara, mülklerini yeniden geliştirmek için hakları karşılığında tröst tarafından dijital bir jeton sunulacak ve bu jeton, başka bir yerde yeni bir hayat kurmak için kullanılacak veya sonunda Gazze’de inşa edilecek altı ila sekiz yeni “AI destekli akıllı şehir”den birinde bir daire karşılığında geri alınabilecek.

Ayrılmayı seçen her Filistinliye 5.000 dolar nakit ödeme ve başka bir yerde dört yıllık kirayı ve bir yıllık yiyecek masraflarını karşılamak için sübvansiyon verilecek.

Tehcir, ‘geliştirici’ şirket için daha kârlı

Plan, Gazze’den ayrılan her bireyin, kalıcı konut maliyeti ve kalanlar için güvenli bölgelerdeki “yaşam desteği” hizmetleri maliyetine kıyasla, vakfa 23.000 dolar tasarruf sağlayacağını tahmin ediyor.

Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm Vakfı veya GREAT Vakfı olarak adlandırılan öneri, şu anda bölgede gıda dağıtımı yapan ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfını (GHF) kuran ve faaliyete geçiren bazı İsrailliler tarafından geliştirildi.

Finansal planlama ise o dönemde Boston Consulting Group (BCG) için çalışan bir ekip tarafından yapıldı.

Çarşamba günü Trump, iki yıla yaklaşan savaşı nasıl sona erdirebileceğine ve bundan sonra ne olacağına dair fikirleri tartışmak üzere Beyaz Saray’da bir toplantı düzenledi.

Toplantıya katılanlar arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve özel başkanlık elçisi Steve Witkoff; Gazze’nin geleceği konusunda görüşleri yönetim tarafından talep edilen eski İngiltere başbakanı Tony Blair; ve Trump’ın damadı Jared Kushner vardı.

Toplantı veya politika kararları hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı, fakat Witkoff toplantıdan önceki gece yönetimin “çok kapsamlı bir planı” olduğunu söyledi.

Trump’ı hoşnut etmek: ABD’nin cebinden para çıkmayacak

Trump’ın aklındaki planın ayrıntılı ve kapsamlı GREAT Trust önerisi olup olmadığı belli değil. Fakat plana aşina iki kaynağa göre, planın ana unsurları, başkanın “Orta Doğu’nun Rivierası” vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için özel olarak tasarlandı.

WP’ye göre planın Trump açısından en çekici yanı, ABD hükümetinden herhangi bir finansman gerektirmemesi ve yatırımcılara önemli kârlar sağlaması.

Gazze’nin güneyindeki dört bölgede silahlı özel ABD güvenlik şirketlerini kullanarak gıda dağıtımı yapan GHF’nin aksine, prospektüste bu tröst planının “bağışlara dayanmadığı” ileri sürülüyor.

Bunun yerine, elektrikli araç fabrikaları ve veri merkezlerinden plaj tatil köyleri ve yüksek katlı apartmanlara kadar “mega projeler” olarak adlandırılan kamu ve özel sektör yatırımlarıyla finanse edilecek.

Plana dahil edilen hesaplamalar, 10 yıl sonra 100 milyar dolarlık bir yatırımın yaklaşık dört katı getiri sağlayacağını ve sürekli “kendi kendini üreten” gelir akışları olacağını öngörüyor.

Beyaz Saray’daki müzakereler hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Savaş sona erdiğinde [Trump] cesur bir karar verecek. ABD hükümetinin, ne olacağına bağlı olarak… gidebileceği birçok farklı seçenek var,” dedi.

Biden’ın ‘bölgesel barış gücü’nden Trump’ın tehcir planına

Savaşın başlarında, İsrail’de, Filistinlilerin insani yardım alabileceği ve çatışma sona erdiğinde kademeli olarak kendilerini yönetebilecekleri, İsrail ordusunun koruması altındaki Hamas’tan arındırılmış bölgeler veya “baloncuklar” oluşturulması önerileri ortaya çıktı.

Ocak ayında, Trump’ın göreve başlamasından bir haftadan az bir süre önce, dönemin Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden yönetiminin savaş sonrası devlet kurma yol haritasını sunmuştu.

Bu yol haritası, Gazze için Birleşmiş Milletler’in denetiminde, güvenlik hizmetini güvenlik kontrolünden geçmiş Filistinliler ve belirtilmemiş “ortak ülkeler”in sağlayacağı ve sonunda “reformdan geçmiş” Filistin Yönetimine iktidarı devredecek bir “geçici yönetim” kurulmasını öngörüyordu.

Filistin Yönetimi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri planlarını ortaya koydu. Mart ayında düzenlenen zirvede Arap liderler, Pers Körfezi ülkelerinin finansmanı ile Gazze’de teknokratlar ve Filistin Yönetimi yetkililerinden oluşan bir hükümetin kurulmasını öngören Mısır’ın önerisini onayladı.

Kahire’deki yetkililer, Arap barış güçlerinin bölgeye gönderilme olasılığının yanı sıra, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından güvenliği sağlamak üzere büyük ölçüde lağvedilen Gazze polis gücünün üyelerinin Mısır’da eğitildiğini söylediler.

Gazze’den Gazzelileri geçici olarak bile olsa başka bir yere yerleştirmekten açıkça bahseden yegane ülkeler İsrail ve ABD, Arap önerisini reddetti.

GHF için çalışan Amerikan güvenlik şirketleri de, Gazze’yi patlamamış mühimmat ve enkazdan temizleyecekleri ve yeniden inşa planının bir parçası olarak Filistinlilerin geçici olarak yaşayacağı bölgeleri güvenli hale getirecekleri bir plan üzerinde İsrail ve olası “insani yardım” ortaklarıyla görüşmeler yürütüyor.

İşgal, ilhak ve ‘gönüllü göç’ kıskacı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın silahsızlandırılması ve tüm rehinelerin iade edilmesi gerektiğini söylemekten öteye, Gazze’nin geleceği konusunda hiçbir zaman net bir vizyon sunmadı.

İsrail’in bu bölgenin güvenlik kontrolünü elinde tutması gerektiğini söyleyen Netanyahu, Batı Şeria merkezli Filistin Yönetiminin bu bölgede gelecekte yönetim kurmasını ve Filistin devletinin kurulmasını reddetti.

Ordusunun şu anda bölgenin yüzde 75’ini kontrol ettiğini söyleyen İsrail, geri kalanını işgal etmek için yeni bir saldırı planını onayladı.

Netanyahu’nun koalisyon hükümetinin aşırı sağcı üyeleri, kalıcı işgali savunuyor. Gazze’nin ilhakı ve İsrail tarafından yeniden yerleşimini talep eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “İsrail, Gazze Şeridinin tamamını sonsuza kadar tamamen kontrol altında tutmalıdır. Güvenlik çemberini ilhak edeceğiz ve Gazze’nin kapılarını gönüllü göç için açacağız,” dedi.

Son haftalarda Netanyahu, Hamas’ın olmadığı bir Gazze’yi ele geçirme niyetinde olduğunu ama “onu ellerinde tutmak istemediklerini” söyledi.

Siyonistler on yıllardır tehcir peşinde

Filistinlileri Gazze’den “ikna, tazminat veya zor yoluyla” çıkarmak, Gazze’nin Mısır’ın kontrolünden ilk kez koparılıp 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilmesinden bu yana İsrail siyasetinde tartışma konusu.

Netanyahu, İsrail’in Gazze’den taşınanları kabul etmek için “birkaç ülkeyle görüşme” yaptığını söyledi. Libya, Etiyopya, Güney Sudan, Endonezya ve Somaliland potansiyel seçenekler olarak adı geçiyor.

Daha önce iş veya tıbbi tedavi arayan birkaç bin Filistinliyi geçici olarak kabul edeceğini açıklayan Endonezya hariç, bu ülkelerin tümü Afrika’da bulunuyor.

Libya, sık sık çatışan iki rakip hükümet tarafından yönetiliyor ve Etiyopya, komşuları ile ara sıra iç savaş ve çatışmalar yaşıyor. Gazze’ye insani yardımı kısıtlayan İsrail, bu ay Güney Sudan’a tıbbi yardım ve diğer malzemeler göndereceğini açıkladı.

Hiçbir ülke, 1991’de savaşın yıkıma uğrattığı Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden eski Britanya sömürgesi Somaliland’ı tanımadı. 

Liderleri, devlet olarak tanınması karşılığında Gazze’den gelen mültecilere yer vermeyi teklif ettikten sonra, Trump bu ayın başlarında gazetecilere “şu anda bu konuyu inceliyoruz” demişti.

Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım

Filistinliler ‘gönüllü’ sürgüne ne diyecek?

Arap dünyasının öfkesi ve zorla yerinden edilmenin uluslararası hukuku ihlal edeceği yönündeki yaygın suçlamaların ardından, Trump ve Netanyahu son zamanlarda Gazzelilerin savaş sonrası yer değiştirmesinin “gönüllü” olacağını ve Filistinlilerin “tercih etmesi” halinde geçici olacağını vurguladılar.

Bu arada İsrail, Gazze Şehrinde kuzey saldırısı için hazırlık yaparken, yaklaşık 2 milyonluk Gazze nüfusunu güneydeki dar bir sahil şeridine sıkıştırmaya başladı.

Birleşmiş Milletler, bölgedeki konutların yüzde 90’ının yıkıldığını tahmin ediyor. Gazze’yi yaşanabilir hale getirirken Gazze nüfusu ile ne yapılacağı ve gelecekte Gazze’yi kimin yöneteceği soruları, hangi plan benimsenirse benimsenilsin, merkezi öneme sahip.

Trump’ın şubat ayında Gazze’yi ele geçirme ve yeniden geliştirme sözü, İsrailli-Amerikalı girişimci Michael Eisenberg ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Liran Tancman’ın liderliğindeki İsrailli işadamları grubuna hem yeşil ışık hem de bir yol haritası sundu.

Planlamaya aşina olan kişilere göre, bu grup GHF projesini uygulayıcılara devretmiş ve uluslararası finans ve insani yardım uzmanları, potansiyel hükümet ve özel yatırımcılar ve bazı Filistinlilerle istişare ederek savaş sonrası sorunlara geçmişti.

İlkbaharda, GHF gıda dağıtım programını kuran başlıca ABD’li yükleniciyle çalışmak üzere ayrı olarak işe alınan Washington merkezli BCG ekibi, GREAT Trust için ayrıntılı planlama ve finansal modelleme üzerinde çalışıyordu.

Planlamaya aşina olan bir kaynak, prospektüsün nisan ayında tamamlandığını ve o zamandan beri sadece minimum değişiklikler yapıldığını, fakat düzeltmeler için bolca alan olduğunu söyledi.

Bu kişi, “Bu bir kural değil, neyin mümkün olduğunu araştırıyor. Gazze halkı, başkanın da söylediği gibi, yeni bir şey inşa edebilmeli ve daha iyi bir yaşam sürmeli,” dedi.

Gazze’ye Almanya ve Japonya modeli

Washington ve İsrail’de bu girişime aşina olanlar, onu İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Pasifik adaları üzerindeki vesayetine ve savaş sonrası Japonya’da General Douglas MacArthur ile Almanya’da Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın üstlendiği idari ve iktisadi rollere benzetti.

Pasifik’teki vesayet bölgeleri ABD tarafından yönetilirken, bu düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştı, fakat BM üyelerinin Gazze ile benzer bir ilişkiyi kabul etmesi olası görünmüyor.

Öte yandan vesayet planlayıcıları, uluslararası teamül hukuku doktrini olan uti possidetis juris (Latince “yasa gereği sahip olduğun”) ve 1993 Oslo anlaşmalarına göre Filistin özerkliğinin sınırları kapsamında, İsrail’in işgal altındaki bölgeler üzerinde idari kontrolü ve bu kontrolü devretme yetkisi olduğunu savunuyor.

Vasiyet belgesinde belirtildiğine göre, İsrail Gazze’deki İdari Yetki ve Sorumlulukları, resmi bir vesayet sistemine dönüşecek olan ABD-İsrail ikili anlaşması kapsamında GREAT Trust’a devredecek.

Arap ülkeleri Gazze’deki Amerikan egemenliğini finanse edecek

Taslak, düzenlemeyi “çok taraflı bir kurum” haline getirecek “Arap ve diğer ülkeler” tarafından yapılacak nihai yatırımları öngörüyor.

İsrail, planın ilk yılında “güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için genel haklarını” muhafaza ederken, iç güvenliğin neredeyse tamamı, belirtilmemiş “TCN” (üçüncü ülke vatandaşları) ve “Batı” özel askeri şirketleri tarafından sağlanacaktır. Eğitimli “yerel polis” devraldıkça, bu kişilerin rolü on yıl içinde kademeli olarak azalacak.

Vakıf, “reformdan geçmiş ve radikalleşmeden arındırılmış bir Filistin yönetimi görevi devralmaya hazır hale gelene kadar” 10 yıl sürecek bir dönem boyunca Gazze’yi yönetecek.

Belgede nihai Filistin devletine hiç atıfta bulunulmuyor. Tanımlanmamış Filistin yönetim birimi, Trump’ın ilk dönemindeki müzakereler sonucunda İsrail ile dört Arap devleti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına yol açan İbrahim Anlaşmalarına katılacak.

Gazze, bölge ‘Amerikan yanlısı’ hale gelirken kritik bir kavşak olacak

Plan, Gazze’nin “pro-Amerikan” (Amerikan yanlısı) bir bölge haline gelecek olan bölgenin “kavşağı”nda yer aldığını, ABD’ye enerji kaynaklarına ve kritik minerallere erişim sağladığını ve Biden yönetimi sırasında ilk kez duyurulan ancak İsrail-Gazze savaşı nedeniyle raydan çıkan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru için lojistik merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.

Gazze’nin yeniden inşası, büyük miktarda enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılmasıyla başlayacak ve kamu hizmetleri ile elektrik şebekesinin yeniden inşası ile devam edecek.

İlk maliyetler, planlamacıların halihazırda “kamu” mülkiyetinde olduğunu ve derhal tröste ait olacağını söyledikleri Gazze topraklarının yüzde 30’unu teminat olarak kullanarak finanse edilecek.

Yatırımcılar tarafından finanse edilen “mega projeler” arasında, Gazze çevresine bir çevre yolu ve tramvay hattı döşenmesi de bulunuyor. Planlamacılar, bu projeyi Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın adını taşıyan “MBS Otoyolu” olarak adlandırıyor. Prensin bu girişimi onaylaması, bölgenin kabulü için büyük önem taşıyor.

Gazze’nin merkezinden geçen modern bir kuzey-güney otoyoluna ise Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın adı veriliyor.

En güneyde, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail’e doğrudan kara bağlantısı olan yeni bir liman ve havaalanı inşa ediliyor.

GREAT Trust ayrıca, Gazze’ye su ve elektrik sağlayacak bir su arıtma tesisi ve güneş enerjisi santralinin Mısır’ın Sina Yarımadasında kurulmasını öngörüyor.

‘Akıllı’ sanayi bölgesi ve sahilde Trump Rivierası

Gazze’nin İsrail ile doğu sınırı, İsrail ve Basra Körfezi ülkelerine hizmet verecek Amerikan elektrikli araç şirketleri ve bölgesel veri merkezlerini içeren “akıllı” bir sanayi bölgesi olacak.

Gazze’nin batı sahili, BAE’nin Dubai kentinde inşa edilen palmiye şeklindeki yapay adalara benzer yapay adalarla “dünya standartlarında tatil köyleri”ne sahip “Gazze Trump Rivierası” için ayrılacak.

Enklavın merkezinde, sahil beldeleri ile endüstri bölgesi arasında (planın bir milyon iş yaratacağı öngörülüyor) altı ila sekiz “dinamik, modern ve yapay zeka destekli akıllı planlı şehir”de 20 kata kadar apartmanlar inşa edilecek.

Karma kullanım alanları, “konutlar, ticaret, hafif sanayi ve klinikler, hastaneler, okullar ve daha fazlasını içeren diğer tesisler” ile “tarım arazileri, parklar ve golf sahaları dahil yeşil alanlar” içerecek.

Kalan Gazzeli ailelere veya yerleşim alanları tamamlandıktan sonra toprak jetonlarını değiştirmek için ayrılan ve sonra geri dönen ailelere, planın her biri 75.000 dolar değerinde olan 1.800 metrekarelik yeni dairelerin mülkiyeti teklif edilecek.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English