Ortadoğu
ABD’nin tehcir planı: Gazze’de AI destekli ‘akıllı şehir’

Trump yönetiminin savaş sonrası planı, Gazze’yi en az 10 yıl boyunca ABD tarafından yönetilen bir vesayet bölgesine dönüştürürken, aynı zamanda bir turizm merkezi ve yüksek teknolojili üretim ve teknoloji merkezine dönüştürmeyi hedefliyor.
Elbette bu plan, Gazzelilerin tehcirini de içeriyor. Washington Post’un (WP) gördüğü 38 sayfalık tanıtım bülteni, Gazze’nin 2 milyondan fazla nüfusunun, ya “gönüllü” olarak başka bir ülkeye göç ettirilmesi ya da yeniden inşa süreci boyunca bölgedeki kısıtlı ve güvenli bölgelere yerleştirilmesi yoluyla en azından geçici olarak başka bir yere taşınmasını öngörüyor.
Arazi sahibi olanlara, mülklerini yeniden geliştirmek için hakları karşılığında tröst tarafından dijital bir jeton sunulacak ve bu jeton, başka bir yerde yeni bir hayat kurmak için kullanılacak veya sonunda Gazze’de inşa edilecek altı ila sekiz yeni “AI destekli akıllı şehir”den birinde bir daire karşılığında geri alınabilecek.
Ayrılmayı seçen her Filistinliye 5.000 dolar nakit ödeme ve başka bir yerde dört yıllık kirayı ve bir yıllık yiyecek masraflarını karşılamak için sübvansiyon verilecek.
Tehcir, ‘geliştirici’ şirket için daha kârlı
Plan, Gazze’den ayrılan her bireyin, kalıcı konut maliyeti ve kalanlar için güvenli bölgelerdeki “yaşam desteği” hizmetleri maliyetine kıyasla, vakfa 23.000 dolar tasarruf sağlayacağını tahmin ediyor.
Gazze Yeniden Yapılanma, Ekonomik Hızlanma ve Dönüşüm Vakfı veya GREAT Vakfı olarak adlandırılan öneri, şu anda bölgede gıda dağıtımı yapan ABD ve İsrail destekli Gazze İnsani Yardım Vakfını (GHF) kuran ve faaliyete geçiren bazı İsrailliler tarafından geliştirildi.
Finansal planlama ise o dönemde Boston Consulting Group (BCG) için çalışan bir ekip tarafından yapıldı.
Çarşamba günü Trump, iki yıla yaklaşan savaşı nasıl sona erdirebileceğine ve bundan sonra ne olacağına dair fikirleri tartışmak üzere Beyaz Saray’da bir toplantı düzenledi.
Toplantıya katılanlar arasında Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve özel başkanlık elçisi Steve Witkoff; Gazze’nin geleceği konusunda görüşleri yönetim tarafından talep edilen eski İngiltere başbakanı Tony Blair; ve Trump’ın damadı Jared Kushner vardı.
Toplantı veya politika kararları hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı, fakat Witkoff toplantıdan önceki gece yönetimin “çok kapsamlı bir planı” olduğunu söyledi.
Trump’ı hoşnut etmek: ABD’nin cebinden para çıkmayacak
Trump’ın aklındaki planın ayrıntılı ve kapsamlı GREAT Trust önerisi olup olmadığı belli değil. Fakat plana aşina iki kaynağa göre, planın ana unsurları, başkanın “Orta Doğu’nun Rivierası” vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için özel olarak tasarlandı.
WP’ye göre planın Trump açısından en çekici yanı, ABD hükümetinden herhangi bir finansman gerektirmemesi ve yatırımcılara önemli kârlar sağlaması.
Gazze’nin güneyindeki dört bölgede silahlı özel ABD güvenlik şirketlerini kullanarak gıda dağıtımı yapan GHF’nin aksine, prospektüste bu tröst planının “bağışlara dayanmadığı” ileri sürülüyor.
Bunun yerine, elektrikli araç fabrikaları ve veri merkezlerinden plaj tatil köyleri ve yüksek katlı apartmanlara kadar “mega projeler” olarak adlandırılan kamu ve özel sektör yatırımlarıyla finanse edilecek.
Plana dahil edilen hesaplamalar, 10 yıl sonra 100 milyar dolarlık bir yatırımın yaklaşık dört katı getiri sağlayacağını ve sürekli “kendi kendini üreten” gelir akışları olacağını öngörüyor.
Beyaz Saray’daki müzakereler hakkında bilgi sahibi bir kişi, “Savaş sona erdiğinde [Trump] cesur bir karar verecek. ABD hükümetinin, ne olacağına bağlı olarak… gidebileceği birçok farklı seçenek var,” dedi.
Biden’ın ‘bölgesel barış gücü’nden Trump’ın tehcir planına
Savaşın başlarında, İsrail’de, Filistinlilerin insani yardım alabileceği ve çatışma sona erdiğinde kademeli olarak kendilerini yönetebilecekleri, İsrail ordusunun koruması altındaki Hamas’tan arındırılmış bölgeler veya “baloncuklar” oluşturulması önerileri ortaya çıktı.
Ocak ayında, Trump’ın göreve başlamasından bir haftadan az bir süre önce, dönemin Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden yönetiminin savaş sonrası devlet kurma yol haritasını sunmuştu.
Bu yol haritası, Gazze için Birleşmiş Milletler’in denetiminde, güvenlik hizmetini güvenlik kontrolünden geçmiş Filistinliler ve belirtilmemiş “ortak ülkeler”in sağlayacağı ve sonunda “reformdan geçmiş” Filistin Yönetimine iktidarı devredecek bir “geçici yönetim” kurulmasını öngörüyordu.
Filistin Yönetimi, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri planlarını ortaya koydu. Mart ayında düzenlenen zirvede Arap liderler, Pers Körfezi ülkelerinin finansmanı ile Gazze’de teknokratlar ve Filistin Yönetimi yetkililerinden oluşan bir hükümetin kurulmasını öngören Mısır’ın önerisini onayladı.
Kahire’deki yetkililer, Arap barış güçlerinin bölgeye gönderilme olasılığının yanı sıra, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından güvenliği sağlamak üzere büyük ölçüde lağvedilen Gazze polis gücünün üyelerinin Mısır’da eğitildiğini söylediler.
Gazze’den Gazzelileri geçici olarak bile olsa başka bir yere yerleştirmekten açıkça bahseden yegane ülkeler İsrail ve ABD, Arap önerisini reddetti.
GHF için çalışan Amerikan güvenlik şirketleri de, Gazze’yi patlamamış mühimmat ve enkazdan temizleyecekleri ve yeniden inşa planının bir parçası olarak Filistinlilerin geçici olarak yaşayacağı bölgeleri güvenli hale getirecekleri bir plan üzerinde İsrail ve olası “insani yardım” ortaklarıyla görüşmeler yürütüyor.
İşgal, ilhak ve ‘gönüllü göç’ kıskacı
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Hamas’ın silahsızlandırılması ve tüm rehinelerin iade edilmesi gerektiğini söylemekten öteye, Gazze’nin geleceği konusunda hiçbir zaman net bir vizyon sunmadı.
İsrail’in bu bölgenin güvenlik kontrolünü elinde tutması gerektiğini söyleyen Netanyahu, Batı Şeria merkezli Filistin Yönetiminin bu bölgede gelecekte yönetim kurmasını ve Filistin devletinin kurulmasını reddetti.
Ordusunun şu anda bölgenin yüzde 75’ini kontrol ettiğini söyleyen İsrail, geri kalanını işgal etmek için yeni bir saldırı planını onayladı.
Netanyahu’nun koalisyon hükümetinin aşırı sağcı üyeleri, kalıcı işgali savunuyor. Gazze’nin ilhakı ve İsrail tarafından yeniden yerleşimini talep eden Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “İsrail, Gazze Şeridinin tamamını sonsuza kadar tamamen kontrol altında tutmalıdır. Güvenlik çemberini ilhak edeceğiz ve Gazze’nin kapılarını gönüllü göç için açacağız,” dedi.
Son haftalarda Netanyahu, Hamas’ın olmadığı bir Gazze’yi ele geçirme niyetinde olduğunu ama “onu ellerinde tutmak istemediklerini” söyledi.
Siyonistler on yıllardır tehcir peşinde
Filistinlileri Gazze’den “ikna, tazminat veya zor yoluyla” çıkarmak, Gazze’nin Mısır’ın kontrolünden ilk kez koparılıp 1967 savaşında İsrail tarafından işgal edilmesinden bu yana İsrail siyasetinde tartışma konusu.
Netanyahu, İsrail’in Gazze’den taşınanları kabul etmek için “birkaç ülkeyle görüşme” yaptığını söyledi. Libya, Etiyopya, Güney Sudan, Endonezya ve Somaliland potansiyel seçenekler olarak adı geçiyor.
Daha önce iş veya tıbbi tedavi arayan birkaç bin Filistinliyi geçici olarak kabul edeceğini açıklayan Endonezya hariç, bu ülkelerin tümü Afrika’da bulunuyor.
Libya, sık sık çatışan iki rakip hükümet tarafından yönetiliyor ve Etiyopya, komşuları ile ara sıra iç savaş ve çatışmalar yaşıyor. Gazze’ye insani yardımı kısıtlayan İsrail, bu ay Güney Sudan’a tıbbi yardım ve diğer malzemeler göndereceğini açıkladı.
Hiçbir ülke, 1991’de savaşın yıkıma uğrattığı Somali’den tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden eski Britanya sömürgesi Somaliland’ı tanımadı.
Liderleri, devlet olarak tanınması karşılığında Gazze’den gelen mültecilere yer vermeyi teklif ettikten sonra, Trump bu ayın başlarında gazetecilere “şu anda bu konuyu inceliyoruz” demişti.
Silikon Vadisi eskatolojisi – 3: Kudretli elimle sizi özgür kılacağım
Filistinliler ‘gönüllü’ sürgüne ne diyecek?
Arap dünyasının öfkesi ve zorla yerinden edilmenin uluslararası hukuku ihlal edeceği yönündeki yaygın suçlamaların ardından, Trump ve Netanyahu son zamanlarda Gazzelilerin savaş sonrası yer değiştirmesinin “gönüllü” olacağını ve Filistinlilerin “tercih etmesi” halinde geçici olacağını vurguladılar.
Bu arada İsrail, Gazze Şehrinde kuzey saldırısı için hazırlık yaparken, yaklaşık 2 milyonluk Gazze nüfusunu güneydeki dar bir sahil şeridine sıkıştırmaya başladı.
Birleşmiş Milletler, bölgedeki konutların yüzde 90’ının yıkıldığını tahmin ediyor. Gazze’yi yaşanabilir hale getirirken Gazze nüfusu ile ne yapılacağı ve gelecekte Gazze’yi kimin yöneteceği soruları, hangi plan benimsenirse benimsenilsin, merkezi öneme sahip.
Trump’ın şubat ayında Gazze’yi ele geçirme ve yeniden geliştirme sözü, İsrailli-Amerikalı girişimci Michael Eisenberg ve eski İsrail askeri istihbarat subayı Liran Tancman’ın liderliğindeki İsrailli işadamları grubuna hem yeşil ışık hem de bir yol haritası sundu.
Planlamaya aşina olan kişilere göre, bu grup GHF projesini uygulayıcılara devretmiş ve uluslararası finans ve insani yardım uzmanları, potansiyel hükümet ve özel yatırımcılar ve bazı Filistinlilerle istişare ederek savaş sonrası sorunlara geçmişti.
İlkbaharda, GHF gıda dağıtım programını kuran başlıca ABD’li yükleniciyle çalışmak üzere ayrı olarak işe alınan Washington merkezli BCG ekibi, GREAT Trust için ayrıntılı planlama ve finansal modelleme üzerinde çalışıyordu.
Planlamaya aşina olan bir kaynak, prospektüsün nisan ayında tamamlandığını ve o zamandan beri sadece minimum değişiklikler yapıldığını, fakat düzeltmeler için bolca alan olduğunu söyledi.
Bu kişi, “Bu bir kural değil, neyin mümkün olduğunu araştırıyor. Gazze halkı, başkanın da söylediği gibi, yeni bir şey inşa edebilmeli ve daha iyi bir yaşam sürmeli,” dedi.
Gazze’ye Almanya ve Japonya modeli
Washington ve İsrail’de bu girişime aşina olanlar, onu İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin Pasifik adaları üzerindeki vesayetine ve savaş sonrası Japonya’da General Douglas MacArthur ile Almanya’da Dışişleri Bakanı George C. Marshall’ın üstlendiği idari ve iktisadi rollere benzetti.
Pasifik’teki vesayet bölgeleri ABD tarafından yönetilirken, bu düzenleme Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmıştı, fakat BM üyelerinin Gazze ile benzer bir ilişkiyi kabul etmesi olası görünmüyor.
Öte yandan vesayet planlayıcıları, uluslararası teamül hukuku doktrini olan uti possidetis juris (Latince “yasa gereği sahip olduğun”) ve 1993 Oslo anlaşmalarına göre Filistin özerkliğinin sınırları kapsamında, İsrail’in işgal altındaki bölgeler üzerinde idari kontrolü ve bu kontrolü devretme yetkisi olduğunu savunuyor.
Vasiyet belgesinde belirtildiğine göre, İsrail Gazze’deki İdari Yetki ve Sorumlulukları, resmi bir vesayet sistemine dönüşecek olan ABD-İsrail ikili anlaşması kapsamında GREAT Trust’a devredecek.
Arap ülkeleri Gazze’deki Amerikan egemenliğini finanse edecek
Taslak, düzenlemeyi “çok taraflı bir kurum” haline getirecek “Arap ve diğer ülkeler” tarafından yapılacak nihai yatırımları öngörüyor.
İsrail, planın ilk yılında “güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak için genel haklarını” muhafaza ederken, iç güvenliğin neredeyse tamamı, belirtilmemiş “TCN” (üçüncü ülke vatandaşları) ve “Batı” özel askeri şirketleri tarafından sağlanacaktır. Eğitimli “yerel polis” devraldıkça, bu kişilerin rolü on yıl içinde kademeli olarak azalacak.
Vakıf, “reformdan geçmiş ve radikalleşmeden arındırılmış bir Filistin yönetimi görevi devralmaya hazır hale gelene kadar” 10 yıl sürecek bir dönem boyunca Gazze’yi yönetecek.
Belgede nihai Filistin devletine hiç atıfta bulunulmuyor. Tanımlanmamış Filistin yönetim birimi, Trump’ın ilk dönemindeki müzakereler sonucunda İsrail ile dört Arap devleti arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına yol açan İbrahim Anlaşmalarına katılacak.
Gazze, bölge ‘Amerikan yanlısı’ hale gelirken kritik bir kavşak olacak
Plan, Gazze’nin “pro-Amerikan” (Amerikan yanlısı) bir bölge haline gelecek olan bölgenin “kavşağı”nda yer aldığını, ABD’ye enerji kaynaklarına ve kritik minerallere erişim sağladığını ve Biden yönetimi sırasında ilk kez duyurulan ancak İsrail-Gazze savaşı nedeniyle raydan çıkan Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru için lojistik merkez işlevi gördüğünü belirtiyor.
Gazze’nin yeniden inşası, büyük miktarda enkaz ve patlamamış mühimmatın kaldırılmasıyla başlayacak ve kamu hizmetleri ile elektrik şebekesinin yeniden inşası ile devam edecek.
İlk maliyetler, planlamacıların halihazırda “kamu” mülkiyetinde olduğunu ve derhal tröste ait olacağını söyledikleri Gazze topraklarının yüzde 30’unu teminat olarak kullanarak finanse edilecek.
Yatırımcılar tarafından finanse edilen “mega projeler” arasında, Gazze çevresine bir çevre yolu ve tramvay hattı döşenmesi de bulunuyor. Planlamacılar, bu projeyi Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın adını taşıyan “MBS Otoyolu” olarak adlandırıyor. Prensin bu girişimi onaylaması, bölgenin kabulü için büyük önem taşıyor.
Gazze’nin merkezinden geçen modern bir kuzey-güney otoyoluna ise Birleşik Arap Emirlikleri lideri Muhammed bin Zayed el-Nahyan’ın adı veriliyor.
En güneyde, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail’e doğrudan kara bağlantısı olan yeni bir liman ve havaalanı inşa ediliyor.
GREAT Trust ayrıca, Gazze’ye su ve elektrik sağlayacak bir su arıtma tesisi ve güneş enerjisi santralinin Mısır’ın Sina Yarımadasında kurulmasını öngörüyor.
‘Akıllı’ sanayi bölgesi ve sahilde Trump Rivierası
Gazze’nin İsrail ile doğu sınırı, İsrail ve Basra Körfezi ülkelerine hizmet verecek Amerikan elektrikli araç şirketleri ve bölgesel veri merkezlerini içeren “akıllı” bir sanayi bölgesi olacak.
Gazze’nin batı sahili, BAE’nin Dubai kentinde inşa edilen palmiye şeklindeki yapay adalara benzer yapay adalarla “dünya standartlarında tatil köyleri”ne sahip “Gazze Trump Rivierası” için ayrılacak.
Enklavın merkezinde, sahil beldeleri ile endüstri bölgesi arasında (planın bir milyon iş yaratacağı öngörülüyor) altı ila sekiz “dinamik, modern ve yapay zeka destekli akıllı planlı şehir”de 20 kata kadar apartmanlar inşa edilecek.
Karma kullanım alanları, “konutlar, ticaret, hafif sanayi ve klinikler, hastaneler, okullar ve daha fazlasını içeren diğer tesisler” ile “tarım arazileri, parklar ve golf sahaları dahil yeşil alanlar” içerecek.
Kalan Gazzeli ailelere veya yerleşim alanları tamamlandıktan sonra toprak jetonlarını değiştirmek için ayrılan ve sonra geri dönen ailelere, planın her biri 75.000 dolar değerinde olan 1.800 metrekarelik yeni dairelerin mülkiyeti teklif edilecek.
Ortadoğu
Barrack, Golan Tepeleri açıklamasından çark etti

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, İsrail’in BM kararlarını ihlal ederek Golan Tepeleri’ni hâlâ işgal ettiği yönündeki açıklamalarından geri adım attı.
Barrack, Golan üzerindeki İsrail egemenliğini tanıyan ABD politikasının değişmediğini belirterek, yaptığı açıklamaların söz konusu bölgenin tarihsel durumunu yansıttığını ve BM’nin tutumunu desteklemek amacıyla yapılmadığını savundu
İsrail, 1967 Savaşı’nda Golan Tepeleri’ni Suriye’den ele geçirdi ve 1981’de burayı ilhak etti. Birleşmiş Milletler ve uluslararası toplumun büyük çoğunluğu, bu bölgeyi işgal altındaki Suriye toprağı olarak kabul ediyor ve İsrail’in ilhakını tanımıyor.
2019 yılında Trump, on yıllardır süren ABD politikasını tersine çevirerek, İsrail’in bu bölge üzerindeki egemenliğini tanımıştı.
Büyükelçi, cuma günü Lübnan asıllı Avustralyalı girişimci Mario Nawfal’a verdiği mülakatta, İsrail’in söz konusu bölgeyi “hâlâ” işgal ettiğini söylemişti.
Barrack daha sonra bunun, Golan konusunda “Birleşmiş Milletler’in tutumuna bir destek değil”, bölgenin tarihsel statüsüne ilişkin bir açıklama olduğunu söyledi.
Pazar günü Associated Press’e yaptığı açıklamada, “Golan’a ilişkin ABD politikası 2019 yılında Başkan Trump tarafından belirlenmiştir ve bu politika değişmemiştir,” dedi.
Barrack, son İsrail-Hizbullah savaşının ardından İsrail güçlerinin güneyin bazı bölgelerini işgal ettiği Lübnan’da neden ilhakın gerçekleşmeyeceğini öngördüğünü açıklamayı amaçladığını ve toprak haritaları yerine müzakere yoluyla varılan anlaşmaların daha kalıcı olduğunu savunmak istediğini belirtti.
Ayrıca Golan’ı, “zorla ele geçirilen toprakların nesiller boyu ihtilaf konusu olmaya devam ettiği”ne dair bir örnek olarak gösterdiğini de ekledi.
Cuma günkü röportajda Barrack, geçen hafta başında İsrail’in Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur hava üssüne düzenlediği saldırıları da eleştirmişti. İsrailli yetkililer, saldırıların Türkiye’nin üste varlık kurmasını engellemeyi amaçladığını belirtmişti.
Barrack’ın Golan ile ilgili açıklamaları Washington’da da tepkilere yol açtı.
Floridalı Cumhuriyetçi Senatör Rick Scott, X platformunda, büyükelçinin Trump’ın bu bölge üzerindeki İsrail egemenliğini tanıdığını “unutmuş” gibi göründüğünü yazdı.
Öte yandan Barrack, İsrail’in geri çekilmesi ve Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda İsrail ile Lübnan arasında devam eden müzakerelere ilişkin değerlendirmesine yöneltilen eleştirilere yanıt verdi.
Barrack, “(Müzakere) masasında iki kişinin –Hizbullah ve İran’ın– eksik olduğunu” söylemişti.
Bu sözler, Barrack’ın Tahran ve Hizbullah’ın ABD destekli müzakerelere katılması gerektiğini kastettiği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Pazar günü Barrack, ABD’nin Hizbullah ile müzakere etmediğini vurguladı fakat “söz konusu silahların İran tarafından tedarik edildiğini ve finanse edildiğini” belirttiğini, bunun da bu silahların akıbetine ilişkin müzakereleri zorlaştırdığını ifade etti.
Barrack, AP’ye verdiği demeçte şunları söyledi:
“Sorunun zorluğunu anlatıyordum, yeni bir müzakere masası önermiyordum. Hizbullah, yabancı terör örgütü olarak tanımlanmıştır. Biz onunla müzakere etmiyoruz ve söylediklerimin hiçbir kısmı aksini ima etmiyor.”
Ayrıca, Lübnan’ın güneyindeki Şii topluluklara Tahran’ın sağladığı mali desteğin yerini kimin alacağını sorgulayan açıklamalarını da savundu ve bu tür soruları gündeme getirmenin “kimseye bir hak tanımak anlamına gelmediğini” belirtti.
Ortadoğu
İran askeri doktrinini savunmadan taarruza kaydırdı

İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma odaklı yapıdan taarruz niteliğine kaydığını duyurdu. Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, yeni yaklaşım çerçevesinde Tahran’ın her türlü saldırgan eyleme derhal ve daha geniş çaplı yanıt vereceğini açıkladı.
İran ordusu, ülkenin askeri doktrininin savunma esaslı yaklaşımdan taarruz doktrinine doğru kaydığını bildirdi. İran Ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, Donya-e Eqtesad gazetesine konuştu.
Söz konusu değişimin ABD ve İsrail ile yaşanan son çatışmalar sırasında görünür hale geldiğini belirten Ekreminiya, İran’ın gelen saldırılara çok daha hızlı tepki vermeye ve daha kapsamlı karşı saldırılar düzenlemeye başladığını kaydetti.
Ekreminiya, “Ülkenin askeri doktrini savunmadan taarruza doğru ilerliyor” değerlendirmesini yaptı.
Taarruz odaklı yeni yaklaşımın mutlaka önleyici operasyonlar icra edileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Ekreminiya, buna karşılık son çatışma sırasında İran’ın, düşman kanadından gelecek saldırı henüz başlamadan önce Ürdün’deki bir ABD üssünü vurduğunu ifade etti.
Ordu sözcüsü, İran’ın benimsediği yeni yaklaşımın ülkeye yönelik her türlü saldırgan eyleme anında karşılık verilmesini öngördüğünü, verilecek yanıtın ise bizzat saldırının kendisinden çok daha kapsamlı olabileceğini dile getirdi.
ABD, İsrail ile birlikte şubat ayı sonunda İran’a yönelik savaş başlattı. Saldırılar 28 Şubat’ta başlarken, Tahran yönetimi de buna karşılık bölgedeki İsrail hedefleri ile ABD askeri tesislerine misilleme darbeleri indirdi.
Taraflar nisan ayında geçici bir ateşkes mutabakatına vardı. Ateşkesin ardından taraflar, diğer ülkelerin arabuluculuğunda müzakereleri sürdürdü.
Tahran ve Washington 18 Haziran’da bir mutabakat zaptı imzaladı ancak kısa süre sonra çatışmalar yeniden başladı. Ateşkesin bozulmasının ardından İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattığını duyurdu.
ABD Başkanı Donald Trump ise bu karara karşılık olarak boğazı Amerikan toprağı ilan etti ve Truth Social isimli sosyal medya platformundaki hesabından buna dair bir görsel paylaştı.
Donald Trump, 20 Ağustos’ta İran’a karşı eşi benzeri görülmemiş bir tecrit tehdidinde bulunarak en yıkıcı ekonomik operasyonun başlatıldığını açıkladı. Trump paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti’ne bir anlaşmaya varabilmesi için benden daha büyük bir fırsat sunan hiç kimse olmadı. Kendileri açısından bir trajedi olarak, bu fırsatı değerlendirmediler” ifadelerine yer verdi.
Ortadoğu
Mekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor

İran Parlamentosu resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, Tahran’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını açıkladı. Henüz üye ülkelerin dışişleri bakanlıklarınca resmi olarak doğrulanmayan teklifin Tahran yönetimi tarafından değerlendirildiği bildirildi.
İran Parlamentosunun resmi haber ajansının başkanı Mehdi Rahimi, 23 Ağustos’ta el-Meyadin’e verdiği mülakatta, Tahran’ın Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’na katılım daveti aldığını ve bu teklifi değerlendirdiğini açıkladı.
Rahimi, “Batı Asya ülkelerinin bölgesel bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabalarını” memnuniyetle karşıladıklarını belirterek İran’ın uzun süredir bu yönde bir girişimi savunduğunu ifade etti. İran’la yaşanan son savaşın, Washington’ın bölgedeki müttefiklerine güvenlik sağlama vaatlerini yerine getirmek yerine Batı Asya’yı istikrarsızlaştırdığını herkese gösterdiğini ekledi.
İran’ın ittifaka davet edildiği yönündeki açıklama, ülkenin Dışişleri Bakanlığı veya anlaşmanın tarafı olan üç üye ülke tarafından henüz resmi olarak doğrulanmadı.
Söz konusu ortak savunma anlaşması, 7 Ağustos’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından imzalandı. NATO Antlaşması’nın 5. maddesine benzer bir ortak savunma ilkesi getiren anlaşmaya göre, üç ülkeden herhangi birine yönelik saldırı tüm üyelere yapılmış kabul edilecek.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Tahran’ın ittifakın kurulmasından “endişe duyması için herhangi bir neden bulunmadığını” söylemişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Avsat gazetesinde 12 Ağustos’ta yayımlanan yazılı mülakatında, anlaşmanın yalnızca mevcut üyelerle sınırlı olmadığını ve Ankara’nın paktın bütün bölge ülkelerini kapsayacak biçimde genişlemesini istediğini belirtmişti.
Erdoğan mülakatta şu ifadeleri kullandı: “Vizyonumuz üç ülkeyle sınırlı değil. Anlaşmanın büyümesini, belki bir gün bölgedeki bütün ülkelerin bu şemsiye altında bir araya gelmesi için uygun koşulların oluşmasını arzuluyoruz. Bu, bölgede kalıcı istikrarın sağlanması yönünde atılabilecek en uygun adım olacaktır.”
Erdoğan ayrıca girişimin “günübirlik ortaya çıkmadığını”, teklifin üç imzacı ülke ile diğer bölge devletleri arasında daha önce de defalarca gündeme geldiğini vurguladı.
Anlaşmanın, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ile bunun zincirleme küresel etkilerine verilmiş bir tepki olarak görülmesinin yanlış olacağını kaydetti.
Ortak savunma anlaşmasına yönelik girişimler, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından hız kazandı. İran’ın misillemelerinin ABD üslerine ev sahipliği yapan Körfez ülkelerini ağır biçimde vurması, bu ülkelerde Washington’ın sağladığı güvenlik şemsiyesinin değeri konusunda kuşkular doğurdu.
Erdoğan’ın üçlü savunma anlaşmasının yeni katılımlara açık olduğunu duyurmasının ardından üç Suudi kaynak, Middle East Eye’a yaptıkları açıklamada Riyad’ın Mısır’ın pakta dahil edilmesine karşı çıktığını aktardı.
Kaynaklar, bu yaklaşımın gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi yönetiminin bölgesel tercihlerinden duyulan rahatsızlığı ve Kahire’nin geçmişte sahip olduğu stratejik ve askeri ağırlığı artık taşımadığı yönündeki değerlendirmeyi gösterdi.
Tahran Mekke paktına katılım için kurucu rol talep etti
Öte yandan İran’da Düzenin Maslahatını Teşhis Komitesi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızai, ülkesinin Mekke paktına ancak anlaşmanın prensiplerini belirleyen bir “kurucu ortak” olarak katılabileceğini söyledi.
Rızai, 22 Ağustos’ta devlet televizyonu IRINN’e yaptığı açıklamada İran ve Mısır’ın bu tür düzenlemelerin dışında bırakılamayacağını, iki ülkenin anlaşmanın temel prensiplerinin şekillendirilmesinde rol oynaması gerektiğini belirtti.
Rızai, “İran ve Mısır bu tür anlaşmalarda yer almamazlık edemez ancak kurucu olarak, orada imzalanan belgelerin fikirsel çerçevesini oluşturan taraflar olarak yer almalıdırlar” dedi.
Mekke paktına değinen Rızai, “bu dostların” kendi aralarında bir anlaşma yapıp ardından İran’dan bunu onaylamasını istemelerinin kabul edilemez olduğunu söyledi.
İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in kıdemli danışmanlarından Rızai, girişimin ABD’nin bölgedeki etkisinin zayıflaması ve Washington’ın rolünü azaltma kararı olarak tanımladığı gelişmelerden kaynaklandığını savundu.
Rızai, “Pakistan, Türkiye ve Suudi Arabistan’daki dostlarımız ve kardeşlerimiz bir anlaşma imzaladı. Neden? Çünkü Amerika onlara ‘Hoşça kalın, gidiyoruz’ dedi” ifadelerini kullandı.
Rızai, ülkelerin ABD’nin bölgedeki varlığının azalmasıyla oluşan boşluğu doldurmaya çalıştığını, bu boşluğun da İran’ın Washington ile yürüttüğü mücadele sonucunda ortaya çıktığını söyledi.
“Amerika’nın bölgedeki zayıflığı ve ortaya çıkan boşluk, İran milletinin savaş ganimetidir” diyen Rızai, diğer ülkelerin de ABD’nin geri çekilmesi olarak nitelediği gelişmelerden yararlanmaya çalıştığını belirtti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, 10 Ağustos’taki açıklamasında anlaşmaya ilişkin büyük ölçüde tarafsız bir tutum sergilemiş ve paktı bölgedeki güvenlik anlayışının değiştiğinin bir göstergesi olarak nitelendirmişti.
Bekayi, İran’ın üç kurucu ülkeyle temas halinde olduğunu ve girişim hakkında bilgilendirildiğini söylerken, Tahran’ın anlaşmaya katılma ihtimaline de açık kapı bırakmıştı.
Galibaf: ABD İsrail uğruna müttefiklerinin güvenliğini zayıflatıyor
Bölgesel güvenliğe ilişkin ayrı bir açıklama da İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’tan geldi.
Galibaf, 22 Ağustos’ta X platformundaki paylaşımında Tahran’ın yeni bölgesel güvenlik ve ekonomik düzenlemelerin oluşturulmasına ilişkin komşu ülkelerden mesajlar aldığını söyledi.
Bu temasların ABD’nin “İsrail uğruna” müttefiklerinin güvenliğini zayıflattığı bir dönemde gerçekleştiğini belirten Galibaf’ın açıklaması, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin sürdüğü bir döneme rastladı.
ABD Başkanı Donald Trump da 19 Ağustos’ta sosyal medya hesabından İran’a karşı “bir ülkeye karşı şimdiye kadar uygulanan en yıkıcı ekonomik operasyonu” başlatma sözü vermişti.
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını6 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Amerika3 gün önceSteve Jobs’ı iflastan kurtaran gizli CIA anlaşması gün yüzüne çıktı
Rusya1 hafta önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı










