Bizi Takip Edin

Avrupa

AfD, Venezuela işgaline destek vererek iç siyasette “normalleşiyor”

Yayınlanma

Almanya için Alternatif’in (AfD) önde gelen dış politika figürleri, ABD’nin Venezuela’yı işgaline ve Nicolas Maduro’yu kaçırmasına destek vererek Alman iç siyasetindeki yerini sağlamlaştırmayı hedefliyor.

German Foreign Policy’deki analize göre bu noktada AfD, Şansölye Friedrich Merz dahil olmak üzere önde gelen CDU politikacılarıyla aynı fikirde ve olası bir gelecekteki koalisyon için ortak zemini genişletiyorlar.

Parti daha önce, Almanya’da hükümete katılmak için vazgeçilmez olarak kabul edilen Trump yönetimi ve MAGA hareketinin temsilcilerine yaptıkları çeşitli ziyaretlerle transatlantik işbirliğine yönelik açık bir istek göstermişlerdi.

Trump yönetimi, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde (NSS) Avrupa’daki hükümet koalisyonlarına aşırı sağ partilerin dahil edilmesini açıkça destekliyor. AfD, ABD’nin Venezuela’ya karşı uyguladığı güç politikasını kabul ederek, Alman Dış İlişkiler Konseyi (DGAP) uzmanına göre “Almanya ve Avrupa’yı yeni bir düzene uyumlu hale getiren” bir parti olarak yerini alabilir.

Beyaz Saray’ın yeni gediklisi olarak Alman sağı

Geçen sonbahardan bu yana, AfD ile Cumhuriyetçilerin bazı kesimleri ve MAGA hareketi arasındaki ilişkiler belirgin şekilde yoğunlaştı.

Eylül ayında, AfD’nin Bundestag’daki (Federal Meclis) parlamento grubunun başkan yardımcısı Beatrix von Storch, Beyaz Saray’da görüşmeler için kabul edildi. Kendi ifadesine göre, Başkan Yardımcısı JD Vance’in ekibiyle de görüştü.

Eylül sonunda, AfD parlamento grubunun dış politika sözcüsü Markus Frohmaier ve parlamento grubunun dışişleri çalışma grubu üyesi Jan Wenzel Schmidt, Washington’a giderek, diğerlerinin yanı sıra, Dışişleri Bakanlığı’nın etkili bir yetkilisi olan Darren Beattie ile görüşmeler yaptılar.

Buna karşılık, ekim ayı sonunda, ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medya kampanya stratejistlerinden Alex Bruesewitz, AfD parlamento grubuna çevrimiçi kampanya için denenmiş ve test edilmiş PR tekniklerini öğretmek üzere Berlin’i ziyaret etti.

Bruesewitz, AfD milletvekillerinin alkışları eşliğinde, “Marksistler” ve “küreselciler”e karşı “manevi bir savaş” içinde olduklarını açıkladı.

AfD, ABD ile ilişkilerini güçlendiriyor

AfD’liler Genç Cumhuriyetçiler Kulübü tarafından onurlandırıldı

Aralık ortasında, yaklaşık 20 AfD politikacı tekrar ABD’ye gitti; bu kez New York’a, New York Genç Cumhuriyetçiler Kulübü’nün yıllık gala etkinliğine katılmak için.

Üyeleri 18 ila 40 yaşları arasındaki Cumhuriyetçi Parti üyelerinden oluşan bu örgüt, partinin sağ kanadının bir parçası olarak kabul ediliyor ve MAGA hareketinin önde gelen çevreleriyle iyi ilişkilere sahip.

AfD politikacılarının katılımının nedeni, Frohnmaier’e Allen Welsh Dulles Ödülü’nün verilmesi idi. 1953-1961 yılları arasında CIA direktörlüğü yapan kişinin adını taşıyan bu ödül, New York Genç Cumhuriyetçiler Kulübü’nün görüşüne göre, Dulles’ın “agresif anti-Marx ruhunu” özellikle somutlaştıran kişilere veriliyor.

Frohnmaier’e verilen ödülle ilgili olarak, onun “Almanya’nın özellikle baskıcı ve düşmanca siyasi ortamında cesur çalışmaları” sayesinde bu onuru kazandığı söylendi.

Frohnmaier kısa bir süre önce, aralık ayı başında yayınlanan bir videoda Avrupa’da siyasi sansür iddialarından şikayet eden ABD Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Sarah Rogers ile görüşmüştü. Video, aşırı sağa karşı alınan önlemlerle ilgiliydi.

Yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi AfD’ye yarıyor

Frohnmaier daha sonra, özellikle Rogers ile yeni ABD Ulusal Güvenlik Stratejisini (NSS) tartıştığını açıkladı. 

Strateji, Latin Amerika ve Karayiplerin ABD’nin tam hakimiyetine boyun eğdirilmesine odaklanmakla kalmıyor, aynı zamanda AfD ve Avrupa için Vatanseverler (PfE) ittifakına üye diğer partiler gibi, “Avrupa’da vatansever partilerin artan etkisi”ni övüyor ve bugüne kadar Avrupa’yı domine eden güçlerin mevcut gidişatına karşı, örneğin mültecilerin kabulüne karşı “direnişlerini besleme” niyetini açıklıyor.

AfD ile MAGA hareketi arasındaki bu tür benzerlikler temelinde, işbirliği daha da yoğunlaştırılacak gibi görünüyor.

Frohnmaier, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerini ve Kongre üyelerini Münih Güvenlik Konferansı ile aynı zamanda Almanya’da düzenlenecek bir etkinliğe davet ettiğini duyurdu.

AfD ve yeni iktidar stratejisi: Amerikan tarzı ‘sağ-sol’ ayrımı hedefleniyor

AfD-CDU ittifakının zemini: Transatlantik yeniden düzenleme

AfD’nin MAGA hareketi ve Trump yönetimi ile yoğunlaşan yakınlaşması, koalisyon kabiliyeti kazanma yolunda önemli bir adım.

AfD, temel pozisyonlarından vazgeçmek zorunda kalmadan, potansiyel koalisyon ortakları CDU ve CSU için vazgeçilmez olan transatlantik işbirliğine girme isteğini gösteriyor; aynı zamanda, dış politikasında yalnızca Rusya’ya odaklandığı yönündeki eleştirileri savuşturuyor.

ABD’nin Venezuela’yı işgali, AfD’ye CDU/CSU’ya yakınlığını gösterme fırsatı sunuyor. Şansölye Friedrich Merz ve Dışişleri Bakanı Johann Wadephul gibi Frohnmaier de tepkilerinde ABD’nin işgal politikasını eleştirmedi.

Venezuela halkının Maduro için gözyaşı dökmediğini ve şu anda ABD’ye karşı çıkanların “aşırı ahlaki” bir tavır sergilediğini iddia eden Frohnmaier, “Büyük güçler, büyük güçlerin her zaman yaptığı şeyi yapar,” dedi ve şimdi yapılacak işin, “bununla daha iyi başa çıkmayı öğrenmek ve buna yanıt vermek” olduğunu savundu.

AfD dış politika uzmanı Matthias Moosdorf da belirleyici faktörün “büyük güçlerin fiili eylemleri” olduğunu söyledi.

Alman Dış İlişkiler Konseyi’nden (DGAP) uzman Jacob Ross ise, AfD’nin “saf büyük güç” siyasetine atıfta bulunarak, kendisini “ülkeyi ve kıtayı yeni bir düzene uyumlu hale getiren” parti olarak profilleyen bir parti olarak tanımladı.

AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

AP’de aşırı sağ karşıtı “güvenlik duvarı” çökmüştü

CDU/CSU’nun ABD’nin güç politikasına yönelik her türlü eleştiriden kaçınma isteği, AfD ile ortak bir başka nokta daha ekliyor.

Kasım ayında, CDU/CSU ve AfD dahil olmak üzere Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) muhafazakâr ve aşırı sağ partiler, Sosyal Demokratlar ve Yeşiller ile birlikte kabul ettiremedikleri tedarik zinciri direktifinin büyük ölçüde sulandırılması için birlikte oy kullandılar.

Böylece, siyasi açıdan önemli bir kararla ilk kez “cordon sanitaire” (“güvenlik duvarı”) delindi.

Aynı zamanda, Alman ekonomisindeki küçük ve orta ölçekli işletmeler, AfD ile diyalog kurmaya istekli olduklarını kamuoyuna açıkça gösterdiler.

Federal seçimlerden önce bile, mevcut Şansölye Merz, AfD’nin desteği sayesinde mümkün olan, Bundestag’da çoğunlukla mültecileri engellemek için bir önergeyi kabul ettirmişti. Bu önergeyle oluşturduğu olası koalisyonun temeli, o günden bu yana istikrarlı bir şekilde genişliyor.

Avrupa

Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

Yayınlanma

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.

Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.

Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.

Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.

Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.

Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.

POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.

Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.

Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.

En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.

Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.

Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.

Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.

Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.

İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.

Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.

Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.

Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.

Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın  milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.

Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.

PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.

Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.

Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.

Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English