Diplomasi
AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

Özellikle Ukrayna savaşı bağlamında Almanya ve Avrupa’nın Amerikan çıkarlarına kurban gittiği savunan, bir zamanlar başkanlık düzeyinde Almanya’nın NATO üyeliğini sorgulayan Almanya için Alternatif (AfD), ABD’deki yeni Donald Trump iktidarı ile birlikte transatlantik cepheye dahil olmaya çalışıyor.
İlk işaret fişeği, AfD’nin seçim programında ateşlendi. Almanya’nın artık var olmayan trafik lambası koalisyonunun, Rusya ile bir savaş ihtimalini gerekçe göstererek, NATO kapsamında yalnızca savunma harcamalarının değil, ekonominin ve kültürün askerileştirilmesinin gazına bastığı iyi biliniyor.
Partinin güncel seçim bildirgesine göre Almanya’nın NATO üyeliği artık AfD için de “güvenlik stratejisinin temel unsurlarından” biri ve en azından “bağımsız ve etkili bir Avrupa ittifakı kurulana kadar” gerekli görülüyor.
Bunun için gerekli olan yeniden ve ciddi silahlanma, her zaman AfD’nin temel taleplerinden biri olageldi.
Almanya’nın silahlanması meselesinde NATO ile uyumluluk
AfD Eş Başkanı Alice Weidel kısa bir süre önce Alman askeri bütçesinin gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde beşine çıkarılmasını bile savundu. Bu oran, Trump’ın NATO ülkelerine yönelik asgari harcama limiti ile uyumlu.
AfD yıllardır Alman hükümetinin silahlanma önlemlerini yetersiz buluyor. AfD, güncel seçim bildirgesinde Bundeswehr için önemli ölçüde daha fazla para, daha fazla asker ve daha fazla silah, ulusal silah endüstrisinin genişletilmesi ve barış zamanında zorunlu askerlik hizmetinin getirilmesi çağrısında bulunuyor.
Partisi adına Federal Meclis Savunma Komisyonu üyeliği yapan Federal Meclis üyesi emekli Albay Rüdiger Lucassen, Alman silahlı kuvvetlerini (Bundeswehr) “Avrupa’nın en güçlü savaş ordusuna [dönüştürmek için] askerlerimizin askeri olarak savaşma yeteneği ve iradesi Alman savunma politikasının merkezinde yer almalıdır,” diyor.
Lucassen, “vatan sevgisi”nin Bundeswehr’in odağına taşınmasını talep ederken, AfD de seçim programında, Bundeswehr’in “bir kez daha güçlü bir birlik ruhunu, geleneklerini ve Alman değerlerini geliştirmesini” ve “Alman askeri tarihinin en iyi geleneklerini yaşatmasını”, açık bir şekilde “askerce tutumları ve erdemleri toplum içinde de göstermeyi” amaçlamasını istiyor.
AfD’nin temel programına göre de, güçlü bir Bundeswehr, diğer devletlerin “Almanya ile eşit şartlarda buluşması için ön koşul” olarak görülüyor.
‘Avrupa ayağı’ güçlenene kadar NATO’ya onay
AfD’nin NATO ile de karmaşık bir ilişkisi var. Bir yandan, parti içinde ABD’nin hakim olduğu askeri ittifaka karşı güçlü bir muhalefet var. Aralık ayında federal sözcü ve eş başkan Tino Chrupalla, Almanya’nın NATO üyeliğini açıkça sorgulamış, Weidel ise 9 Ocak’ta Elon Musk ile yaptığı sohbette Almanya’nın genel olarak ve NATO içindeki güvenlik çıkarlarının ABD’ninkilerden büyük ölçüde farklı olduğunu vurgulamıştı.
Öte yandan, 2020 tarihli bir askeri politika belgesine göre, NATO’nun yeniden silahlanma önlemleri, AfD’nin Almanya’nın askeri gücünü güçlendirmeye yönelik temel hedefiyle, özellikle de Rusya ile çatışma bağlamında örtüşüyor.
Örneğin, AfD yıllardır NATO’nun yüzde iki savunma harcaması hedefinin tutturulması ve hatta aşılması konusunda ısrar ediyor, çünkü bu Alman savunma bütçesinde önemli bir artış anlamına gelecek.
AfD daha önce de, Alman hükümetinin “NATO’daki Avrupa ayağının” güçlendirilmesi gerektiği yönündeki tutumunu benimsemişti.
AfD lideri Weidel: “Güçlü Almanya, zayıf Avrupa demektir” yaklaşımı terk edilmeli
Atlantik’in öte yakasında bulunan müttefik
Weidel, 11-12 Ocak tarihlerinde Riesa’da düzenlenen son AfD parti konferansında “ABD’ye bir kanal açmanın” kendisi için “son derece önemli” olduğunu açıklamıştı.
Partisinin rolünü “Doğu ile Batı arasında bir arabulucu” olarak gördüğünü kaydeden Weidel bunu yaparken, AfD içindeki güçlü bir kanadın talep ettiği gibi ABD’ye karşı Rusya ile safları sıklaştırmaktan uzaklaşarak “eşit mesafeye” doğru bir adım attı.
Bu politika değişikliğinin parti içindeki etno-milliyetçi (völkisch) kanadın örtülü desteği ile yapıldığı da anlaşılıyor. AfD’deki bu kanadın lideri konumundaki Björn Höcke de geçen sene nisan ayında WELT’e verdiği bir mülakatta benzer bir pozisyon alarak, Almanya’nın “Doğu ile Batı arasındaki köprü işlevini yerine getirmesi gerektiğini” ilan etti.
Elbette AfD, Ukrayna’daki savaşa diplomatik bir son verilmesi ve Rus doğalgazının satın alınmasına geri dönülmesi çağrısına ve ABD ile Almanya’nın dış ve askeri politika çıkarlarının temelde farklı olduğu değerlendirmesine şimdilik sadık kalıyor.
Alice Weidel, Musk ile yaptığı görüşmede Trump yönetiminin seçim vaadini tutacağına ve Ukrayna’daki savaşı sona erdireceğine dair “büyük bir umudu” olduğunu söylemişti.
Trump’lı dünyada Almanya’nın rolünün ‘rekalibrasyonu’
Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak ikinci kez seçilmesi ile birlikte Almanya’da “Avrupa’nın stratejik özerkliği” seslerinin daha fazla duyulacağı kesin ve AfD de bu sesin güçlü bir temsilcisi olmaya aday.
Transatlantik gerilimler göz önüne alındığında, Almanya’nın ABD ile “eşit düzeyde bağımsız bir süper güç” olarak karşılaşabilmek için AB içinde “kendi dış ve güvenlik politikası önceliklerini belirleme” yeteneğini oluşturması” gerektiği söyleniyor.
Özetle, AB transatlantik işbirliğine bağlı kalmalı, fakat aynı zamanda kendisini ABD’ye bağımlı olmaktan kurtarmak için ihtiyaç duyduğu askeri yetenekleri de yaratmalı; AfD şu anki seçim programında bu pozisyonu açıkça benimsiyor.
AfD, “Avrupa’nın stratejik özerkliğine ve değişen dünya düzeninde kendi güç merkezi haline gelmesine yönelik güvenlik politikası konseptini desteklediğini” söylüyor.
AfD ile Berlin’deki iktidar partileri ve CDU arasında, özellikle AfD’nin Ukrayna’daki savaşa müzakere yoluyla çözüm bulunması talebi ve partinin AB’den çıkışı (Dexit) savunması gibi ciddi farklılıklar bulunuyor.
Bununla birlikte, her iki taraf da, özellikle de Avrupa ile ABD arasındaki güç dengesini Avrupa lehine değiştirmek için, Almanya’nın askeri gücünü artırma arzusunda birleşiyor.
AfD seçmeni yeni Amerikan liderine ısınıyor
Elon Musk üzerinden ABD’nin yeni yönetimi ile kurulan ilişkiler, AfD seçmenleri tarafından da memnuniyetle karşılanmış görünüyor.
Aralık ayı başında yapılan bir anket, AfD destekçilerinin %54’ünün Alman hükümetinin Trump yönetimine şüpheyle yaklaşmak yerine ona yaklaşmasından yana olduğunu ortaya koydu.
Bunu isteyen AfD destekçilerinin oranı diğer tüm partilerin oranından (FDP: %37; CDU/CSU: %34; SPD: %24; Yeşiller: %23) önemli ölçüde yüksekti.
Yemin töreni: Ortak nokta ‘solcu woke harekete karşıtlık’
ABD’deki yemin törenine Musk ile X’te sohbet eden Alice Weidel çağrılmıştı ama törene Weidel yerine diğer eş başkan Chrupalla ve partinin Bundestag grup başkanvekili Beatrix von Storch katıldı.
Bu iki ismin yanı sıra Christina Baum, Jan Wenzel Schmidt ve Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu üyesi Damian Lohr da töreni izledi.
Öte yandan Bild’in aktardığına göre, AP üyesi ve Rusya bağı ile yolsuzluk yaptığından şüphelenilen (Münih savcılığı soruşturma yürütüyor) Petr Bystron, resmi olarak AfD temsilcisi sıfatıyla perşembe gününden beri sahadaydı.
Bystron Steve Bannon, Teksas Valisi Greg Abbott, İngiliz siyasetçi Nigel Farage ile birlikte poz verdi ve yine Bild’in iddiasına göre “Trump yönetiminin gelecekteki üst düzey bir üyesi” tarafından davet edildi.
Chrupalla, partinin “ABD’ye mesafeli” kanadına yer almasına ve Trump’ın politikalarına eleştirmesine rağmen Washington’a gitti. Fakat Chrupalla’nın “soğuk hava” nedeniyle törenin yapıldığı salonda değil, uzaktan ve bir ekrandan yemin törenini izlediği ortaya çıktı.
AfD, Trump ve Musk’ın desteğinin, bunun yanı sıra Atlantik ötesiyle kurulacak yeni ilişkilerin, Almanya’da ve Avrupa’da kendisine karşı uygulanan blokajı kaldırabileceğini düşünüyor.
AfD lideri Weidel’e göre “sosyalist AB” Almanya’yı yok ediyor
Chrupalla ziyaret sırasında Alman iş dünyası temsilcileri, Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve diplomatlarla bir araya geldiğini söyledi.
Eş başkan, “Gelecekteki Amerikan başkanına saygı göstermenin doğru olduğunu düşünüyorum,” dedi ve gezinin “AfD ve parlamento grubu için değerli olacağını” belirtti.
Bu arada von Storch, Donald Trump Jr ve Trump’ın eski kampanya stratejisti Steve Bannon da dahil olmak üzere Trump’ın yakın çevresinden önemli isimlerle bir araya geldiğini söyledi.
Von Storch Washington’a yapılan ziyareti “%100 değerli” olarak nitelendirdi ve Cumhuriyetçilerin AfD’nin Almanya’daki ortakları olduğunu bildiklerini sözlerine ekledi.
AfD’li siyasetçi, tüm çıkarların aynı hizada olmadığını kabul etmekle birlikte, bunun “büyük resimle” ilgili olduğunu vurguladı: AfD ve Cumhuriyetçileri birleştirdiğine inandığı bir hedef olan “solcu woke hareketini sona erdirmek.”
Öte yandan ABD’deki seçim günü, AfD’nin Federal Meclis adaylarından Phillipp-Anders Rau, Mar-a-Lago’da Donald Trump ile çektirdiği fotoğrafı paylaşmıştı.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Diplomasi
Avrupa ülkeleri, ABD’ye “kararlı” petrol yanıtı verecek

Beş Avrupa ülkesi, ABD hükümetinin petrol stoklarını serbest bırakma yönündeki artan baskısına “tek ses” olarak yanıt verme konusunda anlaşmaya vardı.
Üç Avrupalı yetkili POLITICO’ya verdikleri bilgide, Fransa, Almanya, İngiltere, İtalya, İrlanda ve Avrupa Komisyonu’nun, petrol stoklarını azaltmaları ya da ABD’den dizel ihracatının yasaklanmasıyla karşı karşıya kalmaları yönündeki Washington’dan gelen baskıya nasıl yanıt verileceğine karar vermek üzere görüşmelere katıldığını söyledi.
Bu kaynaklardan ikisi, tüm bu ülkelerin ABD tarafından petrol stoklarını azaltmaları ya da ABD’den dizel ihracatının yasaklanmasıyla karşı karşıya kalmaları yönünde gizli bir baskı altında tutulduğunu belirtti.
Kaynaklara göre, bu ülkeler AB’nin yürütme organıyla birlikte üç konuda mutabık kaldı: Baskıya “koordineli bir sesle” yanıt vermek, “stokların serbest bırakılmasına ilişkin her kararın IEA [Uluslararası Enerji Ajansı] düzeyine taşınmasını” sağlamak ve “ABD ile görüşmelerde gerginliği azaltmaya” çalışmak.
Paris merkezli IEA, zengin ülkeler arasında enerji politikasını koordine ediyor ve bu yılın başlarında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından petrol stoklarının serbest bırakılmasını denetlemişti.
Kaynaklardan biri, buradaki amacın “gerginliği azaltmak” olduğunu söyledi:
“İletişimde bir nevi kararlı ama olumlu olmak… Aç bir aslanla karşı karşıya olduğunuzda, onunla mutlaka kirli oyunlar oynamak zorunda değilsiniz.”
Bu kaynak, bazıları Trump yönetiminin baskısıyla karşı karşıya kalan daha geniş bir ülke grubunun cuma günü yapılacak toplantıda nasıl tepki verileceğini tartışacağını da ekledi.
POLITICO daha önce, ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın, AB’nin büyük ölçüde bağımlı olduğu ihracata yasak uygulamasına alternatif olarak petrol stoklarının piyasaya sürülmesini talep ettiğini bildirmişti.
Ukrayna ve İran’daki savaşların bir sonucu olarak ABD’de dizel fiyatları hızla yükseliyor ve bu durum, kritik ara seçimler öncesinde fiyatları düşürmesi için ABD Başkanı Donald Trump üzerinde büyük bir baskı yaratıyor.
Başkan, ABD petrol sektörünün şiddetli muhalefetine rağmen ihracat yasağını göz ardı etmiyor.
Trump, Oval Ofis’te düzenlenen bir etkinlikte ihracat yasağıyla ilgili olarak “Bunu düşünüyorum. Bu konuyu [Enerji Bakanı] Chris [Wright] ve [İçişleri Bakanı] Doug [Burgum] ile sık sık konuşuyorum. Onlar bunun dizel fiyatlarına yardımcı olacağını düşünüyorlar ama diğer ürünlerin fiyatlarını da yükseltebilir,” dedi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor









