Bizi Takip Edin

Diplomasi

AfD’nin iktidar yolu ABD’den mi geçiyor?

Yayınlanma

Özellikle Ukrayna savaşı bağlamında Almanya ve Avrupa’nın Amerikan çıkarlarına kurban gittiği savunan, bir zamanlar başkanlık düzeyinde Almanya’nın NATO üyeliğini sorgulayan Almanya için Alternatif (AfD), ABD’deki yeni Donald Trump iktidarı ile birlikte transatlantik cepheye dahil olmaya çalışıyor.

İlk işaret fişeği, AfD’nin seçim programında ateşlendi. Almanya’nın artık var olmayan trafik lambası koalisyonunun, Rusya ile bir savaş ihtimalini gerekçe göstererek, NATO kapsamında yalnızca savunma harcamalarının değil, ekonominin ve kültürün askerileştirilmesinin gazına bastığı iyi biliniyor.

Partinin güncel seçim bildirgesine göre Almanya’nın NATO üyeliği artık AfD için de “güvenlik stratejisinin temel unsurlarından” biri ve en azından “bağımsız ve etkili bir Avrupa ittifakı kurulana kadar” gerekli görülüyor.

Bunun için gerekli olan yeniden ve ciddi silahlanma, her zaman AfD’nin temel taleplerinden biri olageldi.

Elon Musk’ın AfD ve Almanya’ya ilgisi büyüyor

Almanya’nın silahlanması meselesinde NATO ile uyumluluk

AfD Eş Başkanı Alice Weidel kısa bir süre önce Alman askeri bütçesinin gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde beşine çıkarılmasını bile savundu. Bu oran, Trump’ın NATO ülkelerine yönelik asgari harcama limiti ile uyumlu.

AfD yıllardır Alman hükümetinin silahlanma önlemlerini yetersiz buluyor. AfD, güncel seçim bildirgesinde Bundeswehr için önemli ölçüde daha fazla para, daha fazla asker ve daha fazla silah, ulusal silah endüstrisinin genişletilmesi ve barış zamanında zorunlu askerlik hizmetinin getirilmesi çağrısında bulunuyor.

Partisi adına Federal Meclis Savunma Komisyonu üyeliği yapan Federal Meclis üyesi emekli Albay Rüdiger Lucassen, Alman silahlı kuvvetlerini (Bundeswehr) “Avrupa’nın en güçlü savaş ordusuna [dönüştürmek için] askerlerimizin askeri olarak savaşma yeteneği ve iradesi Alman savunma politikasının merkezinde yer almalıdır,” diyor.

Lucassen, “vatan sevgisi”nin Bundeswehr’in odağına taşınmasını talep ederken, AfD de seçim programında, Bundeswehr’in “bir kez daha güçlü bir birlik ruhunu, geleneklerini ve Alman değerlerini geliştirmesini” ve “Alman askeri tarihinin en iyi geleneklerini yaşatmasını”, açık bir şekilde “askerce tutumları ve erdemleri toplum içinde de göstermeyi” amaçlamasını istiyor.

AfD’nin temel programına göre de, güçlü bir Bundeswehr, diğer devletlerin “Almanya ile eşit şartlarda buluşması için ön koşul” olarak görülüyor.

AfD’nin seçim programına kısa bir bakış

‘Avrupa ayağı’ güçlenene kadar NATO’ya onay

AfD’nin NATO ile de karmaşık bir ilişkisi var. Bir yandan, parti içinde ABD’nin hakim olduğu askeri ittifaka karşı güçlü bir muhalefet var. Aralık ayında federal sözcü ve eş başkan Tino Chrupalla, Almanya’nın NATO üyeliğini açıkça sorgulamış, Weidel ise 9 Ocak’ta Elon Musk ile yaptığı sohbette Almanya’nın genel olarak ve NATO içindeki güvenlik çıkarlarının ABD’ninkilerden büyük ölçüde farklı olduğunu vurgulamıştı.

Öte yandan, 2020 tarihli bir askeri politika belgesine göre, NATO’nun yeniden silahlanma önlemleri, AfD’nin Almanya’nın askeri gücünü güçlendirmeye yönelik temel hedefiyle, özellikle de Rusya ile çatışma bağlamında örtüşüyor.

Örneğin, AfD yıllardır NATO’nun yüzde iki savunma harcaması hedefinin tutturulması ve hatta aşılması konusunda ısrar ediyor, çünkü bu Alman savunma bütçesinde önemli bir artış anlamına gelecek.

AfD daha önce de, Alman hükümetinin “NATO’daki Avrupa ayağının” güçlendirilmesi gerektiği yönündeki tutumunu benimsemişti.

AfD lideri Weidel: “Güçlü Almanya, zayıf Avrupa demektir” yaklaşımı terk edilmeli

Atlantik’in öte yakasında bulunan müttefik

Weidel, 11-12 Ocak tarihlerinde Riesa’da düzenlenen son AfD parti konferansında “ABD’ye bir kanal açmanın” kendisi için “son derece önemli” olduğunu açıklamıştı.

Partisinin rolünü “Doğu ile Batı arasında bir arabulucu” olarak gördüğünü kaydeden Weidel bunu yaparken, AfD içindeki güçlü bir kanadın talep ettiği gibi ABD’ye karşı Rusya ile safları sıklaştırmaktan uzaklaşarak “eşit mesafeye” doğru bir adım attı.

Bu politika değişikliğinin parti içindeki etno-milliyetçi (völkisch) kanadın örtülü desteği ile yapıldığı da anlaşılıyor. AfD’deki bu kanadın lideri konumundaki Björn Höcke de geçen sene nisan ayında WELT’e verdiği bir mülakatta benzer bir pozisyon alarak, Almanya’nın “Doğu ile Batı arasındaki köprü işlevini yerine getirmesi gerektiğini” ilan etti.

Elbette AfD, Ukrayna’daki savaşa diplomatik bir son verilmesi ve Rus doğalgazının satın alınmasına geri dönülmesi çağrısına ve ABD ile Almanya’nın dış ve askeri politika çıkarlarının temelde farklı olduğu değerlendirmesine şimdilik sadık kalıyor.

Alice Weidel, Musk ile yaptığı görüşmede Trump yönetiminin seçim vaadini tutacağına ve Ukrayna’daki savaşı sona erdireceğine dair “büyük bir umudu” olduğunu söylemişti.

Elon Musk, Alman gazetesine AfD’yi öven makale yazdı

Trump’lı dünyada Almanya’nın rolünün ‘rekalibrasyonu’

Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak ikinci kez seçilmesi ile birlikte Almanya’da “Avrupa’nın stratejik özerkliği” seslerinin daha fazla duyulacağı kesin ve AfD de bu sesin güçlü bir temsilcisi olmaya aday.

Transatlantik gerilimler göz önüne alındığında, Almanya’nın ABD ile “eşit düzeyde bağımsız bir süper güç” olarak karşılaşabilmek için AB içinde “kendi dış ve güvenlik politikası önceliklerini belirleme” yeteneğini oluşturması” gerektiği söyleniyor.

Özetle, AB transatlantik işbirliğine bağlı kalmalı, fakat aynı zamanda kendisini ABD’ye bağımlı olmaktan kurtarmak için ihtiyaç duyduğu askeri yetenekleri de yaratmalı; AfD şu anki seçim programında bu pozisyonu açıkça benimsiyor.

AfD, “Avrupa’nın stratejik özerkliğine ve değişen dünya düzeninde kendi güç merkezi haline gelmesine yönelik güvenlik politikası konseptini desteklediğini” söylüyor.

AfD ile Berlin’deki iktidar partileri ve CDU arasında, özellikle AfD’nin Ukrayna’daki savaşa müzakere yoluyla çözüm bulunması talebi ve partinin AB’den çıkışı (Dexit) savunması gibi ciddi farklılıklar bulunuyor.

Bununla birlikte, her iki taraf da, özellikle de Avrupa ile ABD arasındaki güç dengesini Avrupa lehine değiştirmek için, Almanya’nın askeri gücünü artırma arzusunda birleşiyor.

Almanya, AfD’li günlere hazırlanıyor

AfD seçmeni yeni Amerikan liderine ısınıyor

Elon Musk üzerinden ABD’nin yeni yönetimi ile kurulan ilişkiler, AfD seçmenleri tarafından da memnuniyetle karşılanmış görünüyor.

Aralık ayı başında yapılan bir anket, AfD destekçilerinin %54’ünün Alman hükümetinin Trump yönetimine şüpheyle yaklaşmak yerine ona yaklaşmasından yana olduğunu ortaya koydu.

Bunu isteyen AfD destekçilerinin oranı diğer tüm partilerin oranından (FDP: %37; CDU/CSU: %34; SPD: %24; Yeşiller: %23) önemli ölçüde yüksekti.

Yemin töreni: Ortak nokta ‘solcu woke harekete karşıtlık’

ABD’deki yemin törenine Musk ile X’te sohbet eden Alice Weidel çağrılmıştı ama törene Weidel yerine diğer eş başkan Chrupalla ve partinin Bundestag grup başkanvekili Beatrix von Storch katıldı.

Bu iki ismin yanı sıra Christina Baum, Jan Wenzel Schmidt ve Rheinland-Pfalz eyalet parlamentosu üyesi Damian Lohr da töreni izledi.

Öte yandan Bild’in aktardığına göre, AP üyesi ve Rusya bağı ile yolsuzluk yaptığından şüphelenilen (Münih savcılığı soruşturma yürütüyor) Petr Bystron, resmi olarak AfD temsilcisi sıfatıyla perşembe gününden beri sahadaydı.

Bystron Steve Bannon, Teksas Valisi Greg Abbott, İngiliz siyasetçi Nigel Farage ile birlikte poz verdi ve yine Bild’in iddiasına göre “Trump yönetiminin gelecekteki üst düzey bir üyesi” tarafından davet edildi.

Chrupalla, partinin “ABD’ye mesafeli” kanadına yer almasına ve Trump’ın politikalarına eleştirmesine rağmen Washington’a gitti. Fakat Chrupalla’nın “soğuk hava” nedeniyle törenin yapıldığı salonda değil, uzaktan ve bir ekrandan yemin törenini izlediği ortaya çıktı.

AfD, Trump ve Musk’ın desteğinin, bunun yanı sıra Atlantik ötesiyle kurulacak yeni ilişkilerin, Almanya’da ve Avrupa’da kendisine karşı uygulanan blokajı kaldırabileceğini düşünüyor.

AfD lideri Weidel’e göre “sosyalist AB” Almanya’yı yok ediyor

Chrupalla ziyaret sırasında Alman iş dünyası temsilcileri, Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve diplomatlarla bir araya geldiğini söyledi.

Eş başkan, “Gelecekteki Amerikan başkanına saygı göstermenin doğru olduğunu düşünüyorum,” dedi ve gezinin “AfD ve parlamento grubu için değerli olacağını” belirtti.

Bu arada von Storch, Donald Trump Jr ve Trump’ın eski kampanya stratejisti Steve Bannon da dahil olmak üzere Trump’ın yakın çevresinden önemli isimlerle bir araya geldiğini söyledi.

Von Storch Washington’a yapılan ziyareti “%100 değerli” olarak nitelendirdi ve Cumhuriyetçilerin AfD’nin Almanya’daki ortakları olduğunu bildiklerini sözlerine ekledi.

AfD’li siyasetçi, tüm çıkarların aynı hizada olmadığını kabul etmekle birlikte, bunun “büyük resimle” ilgili olduğunu vurguladı: AfD ve Cumhuriyetçileri birleştirdiğine inandığı bir hedef olan “solcu woke hareketini sona erdirmek.”

Öte yandan ABD’deki seçim günü, AfD’nin Federal Meclis adaylarından Phillipp-Anders Rau, Mar-a-Lago’da Donald Trump ile çektirdiği fotoğrafı paylaşmıştı.

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Honduras uyuşturucu çeteleriyle mücadele için Ukrayna’dan İHA alacak

Yayınlanma

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, organize suçla mücadele ve sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladıklarını açıkladı. Geçen hafta Kiev’i ziyaret eden Asfura, Ukrayna’nın yüksek teknolojik ekipmanlarıyla uyuşturucu kaçakçılığına karşı destek sağlayabileceğini belirtti.

Honduras Devlet Başkanı Nasry Asfura, AFP’ye verdiği mülakatta, ülkesinin sınırlarını korumak ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele etmek amacıyla Ukrayna’dan insansız hava araçları satın almayı planladığını duyurdu.

Asfura, yüksek teknolojik ekipmanlar aracılığıyla organize suçla daha etkin mücadele etmeyi hedeflediklerini belirterek, “Sınırlarımızı korumak, sınırlarımızda etkin güvenliği sağlamak ve yüksek teknolojik ekipmanlarla organize suçla mücadele etmek için insansız hava araçlarından bahsediyoruz” ifadesini kullandı.

Honduras lideri, Ukrayna’nın sınırların daha da güçlendirilmesi ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele süreçlerinde ülkesine yardımcı olabileceğini kaydetti.

Geçen hafta Ukrayna’nın başkenti Kiev’e resmi bir ziyarette bulunan Asfura ile bir araya gelen Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Honduraslı mevkidaşına Ukrayna’nın bu alandaki deneyimlerinden yararlanmayı teklif etti.

Ukrayna lideri Zelenskiy, haziran ayında Baltık ülkeleri üzerindeki insansız hava aracı sorununa çözüm olarak “drone anlaşması” önerisinde bulunmuş ve Ukrayna’nın İHA koruması konusundaki uzman ekiplerini her an bu bölgeye göndermeye hazır olduğunu ifade etmişti.

Rusya Güvenlik Konseyi Sekreter Yardımcısı Aleksey Şevtsov ise ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, Ukrayna’ya ait insansız hava araçlarının Polonya ve Baltık ülkelerinin hava sahasından engelsiz şekilde geçtiğini ifade etmişti.

Uyuşturucu kartelleri Ukrayna’yı drone okulu olarak kullanıyor

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English