Avrupa
Elon Musk, Alman gazetesine AfD’yi öven makale yazdı

ABD’li milyarder ve Trump destekçisi Elon Musk, Almanya’nın Welt am Sonntag gazetesinde 28 Aralık Cumartesi günü yayınlanan ve yorum editörünün protesto amacıyla istifa etmesine yol açan görüş yazısında Almanya için Alternatif’e (AfD) destek verdi.
Axel Springer medya grubunun amiral gemisi olan gazete tarafından Almanca olarak yayınlanan yorum yazısında Musk, geçen hafta sosyal medya platformu X’te yaptığı ve “Almanya’yı sadece AfD’nin kurtarabileceğini” iddia eden paylaşımındeki argümanlarını genişletti.
Musk yazısında, “AfD’nin aşırı sağcı olarak gösterilmesi, partinin lideri Alice Weidel’in Sri Lankalı eşcinsel bir partneri olduğu düşünüldüğünde, açıkça yanlıştır! Bu size Hitler gibi mi geliyor? Lütfen!” dedi.
Almanya’nın “iktisadi ve kültürel çöküşün eşiğinde” olduğunu ileri süren otomobil üreticisi Tesla ve sosyal medya platformu X’in sahibi, “AfD’nin Almanya’yı eski halinin bir gölgesi olmaktan kurtarabileceğini” yazdı.
Musk, Almanya’daki “önemli yatırımlarının” kendisine söz hakkı verdiğini savundu
Musk, Almanya’daki “önemli yatırımlarının” kendisine Avrupa’nın en büyük ekonomisi hakkında konuşma hakkı verdiğini savundu.
Musk, “Geleneksel partiler Almanya’da başarısız oldular. AfD, aşırı sağcı olarak tanımlansa da, endişelerinin müesses nizam tarafından görmezden gelindiğini düşünen birçok Almanda yankı bulan bir siyasi gerçekçiliği temsil ediyor,” dedi.
Bir zamanlar Avrupa’nın lokomotifi olan Alman ekonomisinin “artık bürokrasi ve boğucu düzenlemeler” içinde boğulduğunu savunan Musk, “AfD, ekonomik özgürlüğün sadece arzu edilen değil, aynı zamanda gerekli olduğunu anlamıştır,” diye yazdı.
Milyarder, Almanya’nın endüstriyel gücünü yeniden kazanmak istiyorsa, sadece büyümeden söz eden değil, aynı zamanda işletmelerin “ağır devlet müdahalesi olmadan gelişebileceği bir ortam yaratmak için siyasi eylemde bulunan bir partiye” ihtiyacı bulunduğunu öne sürdü.
Almanya’nın göçmen politikasının önemli kültürel ve sosyal gerilimlere yol açtığını düşünen Musk, AfD’nin entegrasyona ve Alman kültürünün ve güvenliğinin korunmasına öncelik veren kontrollü bir göç politikasından yana olduğunu söyleyerek, “Bu yabancı düşmanlığıyla ilgili değil, Almanya’nın küreselleşme uğruna kimliğini kaybetmemesini sağlamakla ilgilidir. Bir ulus, güçlü ve birlik içinde kalabilmek için temel değerlerini ve kültürel mirasını korumalıdır,” diye yazdı.
“Almanya’nın statükoyu sorgulamaktan korkmayan bir partiye ihtiyacı var”
Mevcut Alman hükümetinin izlediği enerji politikasının, sadece iktisadi açıdan maliyetli değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da naif olduğunu savunan Musk, AfD’nin enerji konusunda “pragmatik ve dengeli bir yaklaşım” benimsediğini ve elektrik tüketimindeki büyük dalgalanmaları hafifletmek için batarya depolama ile birlikte güvenli nükleer enerjinin yaygınlaştırılmasının “tek çözüm” olduğunu ileri sürdü.
Musk, “Şirketlerimi, inovasyonun gereksiz kısıtlamalardan kurtulmayı gerektirdiği ilkesi üzerine inşa ettim. AfD’nin vizyonu da bu anlayışla uyumludur. Endoktrinasyon yerine eleştirel düşünceyi teşvik eden eğitim reformlarını savunuyor ve küresel iktisadi liderliğin geleceğini temsil eden teknoloji endüstrilerini destekliyor,” dedi.
“AfD’ye yapıştırılan etikete aldanmama” çağrısı yapan Musk, “Almanya’nın statükoyu sorgulamaktan korkmayan, geçmişin politikalarına takılıp kalmayan bir partiye ihtiyacı var,” iddiasında bulundu.
Musk’ın AfD övgüsü editörün istifasına yol açtı
Yazının internette yayınlanmasından kısa bir süre sonra, görüş bölümünün editörü Eva Marie Kogel, X’te istifasını sunduğunu yazdı.
Gazetenin genel yayın yönetmeni Jan Philipp Burgard ve 1 Ocak’ta bu görevi devralacak olan Ulf Poschardt ise Reuters’a verdikleri demeçte, “Demokrasi ve gazetecilik ifade özgürlüğüyle gelişir. Bu, kutuplaştırıcı pozisyonlarla başa çıkmayı ve bunları gazetecilik açısından sınıflandırmayı da içerir,” dediler.
Yöneticiler, yayınlandıktan birkaç saat sonra yaklaşık 340 yorum alan Musk’ın yazısıyla ilgili tartışmaların “çok açıklayıcı” olduğuna da dikkat çektiler.
Gazete ayrıca Musk’ın yorumunun altında gazeteci Jan Philipp Burgard’ın bir yanıtını yayınladı.
Burgard, AfD’nin AB’den ayrılma, Rusya ile yakınlaşma ve Çin’i yatıştırma isteğine atıfta bulunarak, “Musk’ın teşhisi doğru, fakat Almanya’yı sadece AfD’nin kurtarabileceği şeklindeki tedavi edici yaklaşımı ölümcül derecede yanlış,” diye yazdı.
“Önemli yatırımları” nedeniyle Alman siyasetinde söz sahibi olma hakkını da savunan Musk’ın AfD’yi desteklemesi, Şansölye Olaf Scholz liderliğindeki koalisyon hükümetinin çökmesinin ardından Almanların 23 Şubat’ta sandık başına gitmeye hazırlandığı bir döneme denk geldi.
AfD kamuoyu yoklamalarında ikinci sırada yer alıyor ve merkez sağ ya da merkez sol bir çoğunluğu engelleyebilir fakat Almanya’nın ana akım, daha merkezci partileri ulusal düzeyde AfD’den herhangi bir destek almaktan kaçınacaklarını taahhüt ediyorlar.
Alman siyasetinden “içişlerine müdahale” tepkisi
Musk’ın “Alman siyasetine müdahale” olarak da görülen açıklamaları Alman siyasetini de karıştırdı.
Örneğin seçimlerden birinci parti çıkması beklenen Hıristiyan Demokratların (CDU) lideri Friedrich Merz bir sosyal medya paylaşımında Musk’ın yazısını “müdahaleci ve küstahça ” olarak nitelendirdi.
Merz, “Elon Musk yorumunu kaleme alırken bazı şeyleri gözden kaçırmış olmalı. AfD tarafından savunulan AB’den çıkış, Alman ekonomisine ve ülkemizdeki istihdam olanaklarına büyük zarar verecektir,” dedi.
Merz ayrıca Funke’ye verdiği bir demeçte, “Batı demokrasileri tarihinde dost bir ülkenin seçim kampanyasına benzer bir müdahale vakası hatırlamıyorum,” iddiasında bulundu.
Scholz’un Sosyal Demokrat Partisinin (SPD) eş lideri Saskia Esken, devlet aktörlerinin yanı sıra zengin ve nüfuzlu kişilerin Almanya’daki seçimleri etkileme girişimlerine karşı “sert direniş” sözü verdi.
Reuters’a konuşan Esken, “Elon Musk’ın dünyasında demokrasi ve işçi hakları daha fazla kârın önündeki engellerdir. Biz açıkça söylüyoruz: Demokrasimiz savunulabilir ve satın alınamaz,” dedi.
SPD genel sekreteri Matthias Miersch de Welt am Sonntag’ın sahibi medya holdingi Axel Springer’i eleştirerek şirketin Musk’a AfD için kampanya yürütmesi için bir platform sağlamasının “utanç verici ve tehlikeli” olduğunu söyledi.
Partinin seçim kampanyasını yöneten üst düzey Yeşil milletvekili Andreas Audretsch de Musk’ın makalesini eleştirdi. Audretsch, “Bay Musk, Çin devleti ya da Moskova’nın trol fabrikaları demokratik söylemimizi altüst ettiğinde demokrasimize zarar veriyor,” dedi.
Avrupa
AB, “Made in Europe” konseptini yeniden düzenleyecek

AB hükümetleri, Sanayi Hızlandırıcı Yasası’nın (IAA) siyasi açıdan en tartışmalı fikirlerinden biri olan “Made in Europe” konseptini yeniden düzenlemeye çalışıyor.
Bu kapsamda, Avrupa Komisyonu tarafından önerilen geniş kapsamlı “Made in Europe” konseptini, ticaret anlaşmalarına ve ürüne özgü pazar erişimine dayanan, hukuki açıdan daha kesin bir sistemle değiştirmeyi hedefliyorlar.
Geçen hafta İrlanda başkanlığı tarafından dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen en son AB Konseyi uzlaşısı, kamu alımları ve destek programlarında üçüncü ülkelerden gelen ürünlerin ne zaman AB ürünleriyle eşdeğer olarak değerlendirileceğini belirleyecek yeni bir “ortak menşe” kategorisi getiriyor.
Teklif, tüm serbest ticaret ortaklarının aynı statüye sahip olduğunu varsaymak yerine, Dünya Ticaret Örgütü Kamu İhale Anlaşması kapsamındaki ürünlerle, AB’nin müstakil serbest ticaret veya gümrük birliği anlaşmaları kapsamındaki ürünler arasında ayrım yapıyor.
Bir ürünün bu kategoriye girip girmeyeceği, sadece bir ticaret anlaşmasının varlığına değil, bloğun o ürünle ilgili fiili ihale taahhütlerine bağlı olacak.
Konsey uzlaşması, AB ile kamu alımları ve serbest ticaret anlaşmaları olan ülkelerin uygun olup olmayacağına karar verme konusunda Komisyon’a geniş bir takdir yetkisi veren Komisyon’un ikili yaklaşımını yeniden şekillendirmeyi amaçlıyor.
Bu geniş yorum, 80’e yakın ülkenin uygun hale gelebileceği anlamına gelecek ve Fransa gibi AB üye ülkelerinde bu kapsamın genişliği konusunda endişelere yol açacaktı.
Fakat Sanayi Komiseri Stéphane Séjourné, “Made in Europe” kulübünün sadece 20 ülkeyle sınırlı olabileceğini belirtmişti.
Konsey uzlaşısı, delege yasalar yerine uygulama yasalarının kullanılmasını öngörüyor. Bu sayede AB üyeleri, üçüncü ülkelerin AB ürünlerine karşılıklı muamele uygulayıp uygulamadıklarına veya bağımlılık ve tedarik güvenliği konusundaki endişelere dayanarak, bu ülkelerin programa dahil edilmesi veya çıkarılması konusunda resmi söz hakkına sahip olacak.
IAA’nın genel amacı, kamu kaynaklarından yararlanarak ve tek pazara erişim imkânını kullanarak enerji yoğun sanayileri, net sıfır teknolojilerini ve otomotiv endüstrisini “haksız dış rekabet”ten korumak.
Buna, yerel içerik gerekliliklerini karşılayan veya “Made in Europe” tercihinden yararlanmaya hak kazanan ürünleri desteklemek amacıyla kamu alımlarının kullanılması da dahil.
Sistemin pratikte işler hale gelmesi için, Komisyon’un Access2Markets portalı aracılığıyla “ortak menşe muamelesi”ne hak kazanan ülkeler için ürüne özgü listeler tutması gerekecek.
Konsey, kapsamı belirlemek için bu araca güvenen ihale makamlarının, kamuya açık veritabanında yanlış bilgiler bulunması nedeniyle tek başına AB hukukunu ihlal etmiş sayılmayacağını öneriyor.
AB menşeini tanımlayan IAA’nın son derece önemli III. Bölümü’ne yapılan bir başka değişiklikle, Konsey ayrıca çelik ürünlerinin menşeini belirlemede “eritme ve dökme” kavramını getiriyor.
Bu da önlemi, geçen ay yürürlüğe giren daha sıkı AB çelik ithalat kotaları da dahil olmak üzere mevcut kurallarla uyumlu hale getiriyor.
Tasarıya ekli II. Ek’te Konsey, çelik, çimento ve alüminyum için zorunlu Avrupa menşeli içerik eşiklerini korurken, ilgili yetki devri kararları ve teknik şartnamelerin altı ay öncesinden yürürlükte olmaması durumunda bu eşiklerin 2029’da yürürlüğe girmesinin ertelenmesine izin veriyor.
Bu, IAA’nın uygulanmasına ilişkin zaman çizelgelerinin kayabileceği anlamına gelirken, taslak yönetmeliğin diğer unsurları zorunlu olmaktan çıkıp isteğe bağlı hale geldi.
Bu durum, Avrupa Parlamentosu ile müzakereler öncesinde Konsey’in Komisyon’un orijinal teklifinden ne kadar uzaklaştığını gösteriyor.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, yönetmeliğin yıl sonuna kadar kabul edilmesini istiyor.
Fakat Komisyon’un önerisi, yeniden yazımlar ve gecikmelerin ardından ancak mart ayında ortaya çıkmışken, Konsey hâlâ önemli değişiklikler yapıyor ve Parlamento’nun da eylül ayına kadar tutumunu kesinleştirmesi beklenmediğinden, zaman çizelgesi oldukça sıkışık görünüyor.
Avrupa
The Economist: AB Ukrayna’ya kapalı kapılar ardında baskı uyguluyor

Avrupa Birliği’ne katılmak isteyen Ukrayna, üyelik için gerekli olan reformların uygulanmasını geciktiriyor. The Economist dergisinin haberine göre Avrupa Birliği yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken Kiev yönetimine yönelik baskısını kapalı kapılar ardında sürdürüyor. Haberde, AB’nin gösterdiği diplomatik nezaketin reform sürecinde gerçek bir ilerleme sağlanmasını engelleyebileceği vurgulanıyor.
Avrupa Birliği’ne (AB) katılmayı hedefleyen Ukrayna, üyelik süreci kapsamında hayata geçirmesi gereken reformları geciktiriyor.
The Economist dergisinin aktardığına göre, AB yönetimi kamusal alanda bu duruma göz yumarken diplomatik baskıyı kapalı kapılar ardında yürütüyor.
Ukrayna’nın AB’ye katılım yolculuğunda altı müzakere başlığından (klasöründen) ilki haziran ayında açılmıştı. Bu başlık özellikle hukukun üstünlüğü, yargı reformu, yolsuzlukla mücadele ve kamu yönetimi reformunu kapsıyor. Kiev yönetiminin ilgili kanun tasarılarını altı ay önce kabul etmiş olması gerekiyordu.
Ancak Ukrayna hükümeti parlamentoya sadece dört tasarı sundu ve Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) bunlardan yalnızca ikisini kabul etti.
Ukrayna merkezli Yevropeyska Pravda gazetesinin haberine göre, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, haziran ayında parlamentodan geçen ve yargıçların dürüstlük denetimi prosedürlerinde değişiklik öngören tartışmalı yasayı imzalayarak yürürlüğe soktu.
The Economist, yaz aylarında eski başkan Vsevolod Knyazev’in rüşvet davasında beş yıl hapis cezasına çarptırıldığı Yargıtay reformu ile Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı gibi kurumların yetkilerini kısıtlamaya çalışan Başsavcılık reformuna ilişkin tasarılar üzerinde neredeyse hiçbir ilerleme sağlanamadığını kaydetti.
Haberde, AB’nin bu sorunlara göz yumduğu ifade edildi.
Yargı reformunun mali yardımın devamı için temel şartlardan biri olması gerekmesine rağmen, hiçbir ilerleme kaydedilmemesine bakılmaksızın 8 Haziran’da 2,8 milyar euro tutarındaki yedinci kredi diliminin serbest bırakıldığı aktarıldı.
AB baskısını kamuoyuna yansıtmıyor
Dergi, Avrupa Birliği için Ukrayna’yı açıkça eleştirmenin kolay bir görev olmadığını vurguladı. Avrupa Komisyonu temsilcisinin aktardığına göre, Kiev yönetimine yönelik baskı kapalı kapılar ardında yürütülüyor.
Ancak The Economist, bu tür bir diplomatik çekingenliğin gerçek bir ilerlemenin sağlanamaması anlamına gelebileceğini yazdı.
Ukraynalı bir milletvekilinin değerlendirmesine göre, hükümet kanadında “kriterlerin yeniden gözden geçirilebileceği veya gündemden tamamen kaldırılabileceği izlenimi oluşuyor.”
Yargıçların dürüstlük ve akrabalık bağları beyanlarına ilişkin yasa tasarısının ardından AB’nin “Pandora’nın kutusunu açtığını” belirten milletvekili, hassas konuları ilgilendiren her yasa tasarısında artık bu durumun yaşanacağını ifade etti.
The Economist, parlamentodaki milletvekillerinin, siyasileşmekle eleştirilen Devlet Soruşturma Bürosu’nun reformuna ilişkin “içi boşaltılmış” bir yasayı da aynı kolaylıkla geçirebileceklerine karar verebileceklerini kaydetti.
Öte yandan Polonya makamları, Ukraynalı oligarkların AB’ye katılmak istemediğini öne sürdü.
AB, Ukrayna ile üyelik müzakerelerini 2024 yazında başlattı. Avrupa Birliği, ülkeye adaylık statüsünü ise 2022 yazında vermişti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, katılım sürecinin ülkelerin kendi liyakatine dayalı olacağını ve bu süreçte hiçbir “kestirme yol” bulunmadığını vurgulamıştı.
AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada, birliğin aday ülkelerle etkileşimine ilişkin teorik olarak üç senaryo bulunduğunu açıkladı:
- Ülkelerin tam üyelik sağlandıktan sonra AB entegrasyonuna dahil olduğu mevcut kurallar çerçevesindeki senaryo,
- Ülkenin gerekli şartları yerine getirmesinin ardından belirli bir alandaki AB politikalarına katıldığı, halen Norveç ve İsviçre için geçerli olan kısmi sektörel entegrasyon senaryosu,
- Ülkenin “avans olarak” AB’ye alındığı tersine üyelik senaryosu.
Kos, tersine üyelik fikrinin reddedildiğini ve AB ile Ukrayna’nın ikinci senaryo üzerinde çalıştığını belirtti.
Avrupa
Danimarka, Grönland’a ilk kez zorunlu asker konuşlandırıyor

Danimarka, Kuzey Kutbu’nda olası güvenlik tehditleri ve Ukrayna’daki savaş gerekçesiyle uyguladığı yeni zorunlu askerlik sistemi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni erin 11 aylık hizmet süresini başlattı. Yeni askerlik döneminde erlerin ilk kez Grönland’a sevk edilerek profesyonel ordudan operasyonel görevleri devralması planlanıyor.
Danimarka, Kuzey Kutbu bölgesinde ABD ve Rusya kaynaklı güvenlik riskleri ile Ukrayna’daki savaşın yarattığı ortam gerekçesiyle askeri kapasitesini artırma adımlarını hızlandırdı.
Reuters’ın aktardığına göre ülke, yeni zorunlu askerlik düzenlemesi kapsamında yaklaşık 1,600 yeni eri 11 aylık hizmet süresi için silah altına aldı.
Yeni hizmet dönemi, Danimarka tarihinde ilk kez zorunlu askerlik kapsamındaki erlerin Grönland’a gönderilmesi hazırlıklarıyla eş zamanlı yürütülüyor.
Planlama çerçevesinde 100’den fazla erin Grönland’daki profesyonel askerlerden operasyonel görevleri devralacağı belirtildi.
Yeni silah altına alınan askerler, beş aylık temel eğitimin ardından altı ay boyunca operasyonel hizmet verecek.
Danimarka’da zorunlu askerlik prosedürü, 18 yaşına gelmiş ve sağlık şartlarını taşıyan tüm genç erkekler arasında çekilen kura yöntemiyle yürütülüyor.
Ancak Danimarka ordusunun insan kaynağı büyük oranda gönüllülerden oluşuyor.
Danimarka yönetimi 2024 yılında aldığı kararla dört ay olan askerlik süresini 11 aya çıkardı ve zorunlu askerlik uygulamasını ilk kez kadınları da kapsayacak şekilde genişletti.
Reuters’ın aktardığına göre Kopenhag, 2033 yılına kadar yıllık asker sayısını 5 bin seviyesinden 7 bin 500’e yükseltmeyi hedefliyor.
Zorunlu askerlik uygulaması Danimarka’nın yanı sıra bölge ülkeleri İsveç, Finlandiya ve Norveç ile Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya’da da yürürlükte bulunuyor.
Grönland’a yönelik askeri planlama, ABD Başkanı Donald Trump’ın adaya ilişkin açıklamalarının ardından şekillendi. Trump’ın adayı ilhak etme yönündeki ifadeleri Kopenhag ve Nuuk yönetimleri tarafından reddedilmişti.
Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, Ankara’da düzenlenen NATO zirvesinde ülkesinin “kendi toprakları dahil” ittifakın her karışını savunmaya hazır olduğunu bildirdi.
Trump’ın Grönland’a yönelik söylemleri bu yılın kış aylarında yeniden yoğunlaştı.
Danimarka’nın Danimarka Krallığı bünyesinde özerk bir bölge olan Grönland’ın güvenliğini sağlayamadığını savunan Trump, adanın ABD’nin ulusal savunması için gerekli olduğunu ileri sürdü.
Trump ayrıca adanın Rus ve Çin gemileriyle çevrili olduğunu iddia etti.
ABD’nin Kopenhag Büyükelçisi Kenneth Howery Mayıs ayında yaptığı açıklamada ABD Başkanı’nın adayı askeri güç kullanarak ele geçirme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.
Fakat Trump Temmuz ayında adaya yönelik talebini yineleyerek Washington’ın Grönland’a ihtiyacı olduğunu ifade etti.
Trump daha sonra Grönland’ın ikinci başkanlık döneminin sonu olan Ocak 2029’a kadar ABD kontrolüne geçebileceğini iddia etti.
Öte yandan Danimarka’nın Grönland’daki Birleşik Arktik Kuvvetleri Komutanı Søren Andersen Ocak ayında yaptığı açıklamada, adadaki Danimarka askeri varlığının ABD’den gelebilecek bir askeri tehdide karşı değil, Rusya’nın olası faaliyetlerine karşı odaklandığını belirtti.
Andersen, Avrupalı NATO müttefiklerinin Grönland’daki misyonunun uzun vadeli amacının “Rusya’yı uzak tutmak” olduğunu ekledi.
Andersen’in işaret ettiği “Arctic Sentinel” (Arktik Muhafızı) adlı NATO misyonu, ittifakın Kuzey Kutup bölgesindeki askeri varlığını güçlendirmeyi, deniz devriyelerini genişletmeyi ve Rusya ile Çin’in bölgedeki faaliyetlerine karşı koymayı amaçlıyor. Daimi nitelikteki operasyonun başlatıldığı 11 Şubat 2026 tarihinde resmen duyurulmuştu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












