Bizi Takip Edin

Diplomasi

Afrika’da AB-Çin rekabeti yoğunlaşıyor

Yayınlanma

Güney Afrika’da, stratejik hammaddelere erişim konusunda Çin, ABD ve AB arasındaki rekabet giderek şiddetleniyor.

German Foreign Policy’deki analize göre Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki bakır kuşağından Angola’nın Atlantik kıyısındaki Lobito limanına uzanan demiryolu bağlantısı olan “Lobito Koridoru”, bu bağlamda şu anda kilit bir rol oynuyor.

Bu altyapı projesi, Avrupa Küresel Geçit Stratejisi’nin (Global Gateway) en önemli girişimlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Brüksel’in yanı sıra bu bölgeye yatırım yapan Washington tarafından da Çin’e olan bağımlılığı azaltmak için bir araç olarak görülüyor. 

Gelecekte bataryaların, elektrikli araçların, dijital teknolojilerin ve askeri teçhizatın üretimi için gerekli olan bakır, kobalt, lityum ve diğer hammaddeler bu güzergâh üzerinden batıya taşınacak. 

Bu girişim, Afrika’daki hammaddelerin ihracata açılması amacıyla sömürge döneminde inşa edilen altyapıyı temel alıyor.

Eleştirmenler ise Lobito Koridoru’nun genişletilmesinin, mevcut hammadde çıkarma şekillerini yeni koşullar altında sürdürdüğünü savunuyor.

Kuaş ve Yol’a karşı Küresel Geçit

Avrupa Komisyonu, Eylül 2021’de “Global Gateway” programını onayladı.

Bu program kapsamında 2027 yılına kadar Afrika, Asya, Okyanusya, Güneydoğu Avrupa ile Güney ve Orta Amerika’daki ülkelerdeki altyapı projelerine yaklaşık 300 milyar avro yatırım yapılması planlanıyor.

Program, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne karşı bir girişim olarak görülüyor.

Bu bağlamda temel hedeflerden biri, Avrupa’ya yapılan kritik hammadde ithalatının çeşitlendirilmesi. Özellikle amaç, Çin’den gelen hammaddelere olan bağımlılığı azaltmak.

Mayıs 2026’nın sonlarında Çin’e yaptığı ziyaret sırasında Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche (CDU), kritik hammaddelere ve nadir toprak elementlerine güvenilir erişimin önemini vurguladı. Almanya’nın Çin’e en fazla bağımlı olduğu alan tam da bu.

Afrika rekabetinin gözdesi: Lobito Koridoru

Sömürge dönemi altyapısı aynen korunuyor

Bunun en iyi örneği, Zambiya-Güney Kongo bakır kuşağının kenarından Angola’daki Lobito limanına uzanan 1.300 kilometre uzunluğundaki “Lobito Koridoru.”

Bu ticaret koridorunun temel altyapısı, Avrupa sömürgeciliğinin doruk noktasında, 1902 gibi erken bir tarihte, liman kenti Lobito’dan doğuya doğru, bugünkü Angola topraklarından geçen ve Güney Kongo ile Zambiya’nın bakır zengini bölgelerine ulaşımı sağlamak amacıyla inşa edilen Benguela Demiryolu ile kuruldu.

1931 yılında, ilk demiryolu hattının tamamlanmasının ardından, İngiliz madencilik ve demiryolu şirketi Tanganyika Concessions, 99 yıllık imtiyaz hakkını Portekiz’in Angola kolonisine devretti. 

İmtiyaz süresi 2001 yılında sona erdi; bunun ardından o zamana kadar Portekizli yetkililer tarafından kontrol edilen altyapı, Angola hükümetine devredildi.

2030 yılına kadar bu güzergâh üzerinden yıllık bir milyon metrik ton bakırın taşınması bekleniyor.

Hem AB hem de ABD, Afrika hammadde sektöründe Çin’in güçlü konumuna karşı koymak için özellikle Lobito Koridoru’na güveniyor.

Tahminlere göre, küresel kobalt üretiminin yaklaşık üçte ikisi, Çinli şirketlerin madencilik alanında özellikle aktif olduğu Kongo’dan geliyor.

Çin ayrıca küresel kobalt işleme hacminin yaklaşık yüzde 75’ini oluşturuyor.

Lobito’ya uzanan sömürge döneminden kalma demiryolu hattı, şimdiye kadar esas olarak Tanzanya üzerinden doğuya ihraç edilen bakır, kobalt ve diğer hammaddelerin bunun yerine batıya taşınmasını ve Çin yerine Avrupa veya Kuzey Amerika’da işlenmesini sağlamayı amaçlıyor.

Çin’in Afrika hegemonyasını kırmak için Batı Bloku’ndan hamle: Lobito Koridoru

Avrupa elektrikli dönüşüm için Çin’den kurtulmak istiyor

Bölge, bakır ve kobaltın yanı sıra, sahip olduğu büyük lityum, koltan, nikel ve nadir toprak elementleri yatakları nedeniyle de önemli bir iktisadi öneme sahip.

Bunlar, elektrikli araç aküleri, sabit akü depolama sistemleri ve savaş uçakları için gerekli alaşımların üretiminde kullanılan hammaddeler.

AB, bugüne kadar bu hammaddelerin çoğunu Çin’den temin etmişti. Lobito Koridoru üzerinde yer alan Angola’nın Luau kentindeki yeni lojistik merkezine yapılan stratejik yatırım, bu bağımlılığı azaltmayı amaçlıyor.

Lobito Koridoru’ndaki demiryolu hattı halihazırda bir Avrupa konsorsiyumu tarafından işletiliyor.

Konsorsiyumda İsviçreli emtia tüccarı Trafigura, Portekizli inşaat grubu Mota-Engil ve Belçikalı demiryolu şirketi Vecturis yer alıyor.

Fakat madenlerin çoğunluğu hâlâ Çin’in kontrolü altında: Kongo’da 33 kobalt ihracatçısı şirketten 24’ü Çin güdümünde.

“Lobito Koridoru” AB-ABD ortaklığında inşa ediliyor

AB’nin Lobito Koridoru üzerindeki kontrolü ele geçirme çabaları, ABD’nin benzer çabalarıyla paralel ilerliyor.

ABD, 2022 yılının başlarında AB ve diğer G7 üye devletleriyle, G7’nin Küresel Altyapı ve Yatırım Ortaklığı (PGII) girişiminin bir parçası olarak, önümüzdeki beş yıl içinde dünya çapındaki altyapı projeleri için 600 milyar dolardan fazla kaynak seferber etmek üzere bir mutabakat zaptı imzalamıştı.

Lobito Koridoru, ulaşım verimliliğini artırmak amacıyla tasarlanmış Güney Afrika’daki beş temel ticaret, transit ve kalkınma güzergâhından biri.

ABD Başkanı Joe Biden yönetimi esnasında, G7’nin PGII projesi çatısı altında Lobito Koridoru’na yönelik finansman, Global Gateway ile işbirliği içinde bir amiral gemisi proje olarak başlatılmıştı.

AB de Lobito Koridoru’nun genişletilmesini kritik projelerden biri olarak görüyor. Brüksel, bu amaçla iki milyar avrodan fazla yatırım sağlıyor.

Bu finansman daha da artırılabilir: 2028’de başlayacak bir sonraki AB bütçesi, kalkınma ve dış yardım için mevcut bütçenin neredeyse iki katı büyüklüğünde bir bütçe öngörüyor; 108 milyar avro yerine 200 milyar avro ayrılması planlanıyor.

AB yetkilileri, hedeflerden biri, AB’nin altyapı finansmanını artırarak Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nden “daha bütüncül” bir yaklaşım sunmak olarak lanse ediyor.

Merz: Afrika’yı başkalarına bırakmak istemiyoruz

Afrika’da “Önce Amerika”

ABD ise Lobito Koridoru’nun genişletilmesi için yüz milyonlarca ABD doları taahhüt etmişti.

Yalnızca 2025’in son çeyreğinde, koridorun genişletilmesi için 553 milyon ABD doları tutarında kredi sağlamıştı.

Güney Afrika Kalkınma Bankası’ndan da 200 milyon ABD doları ek destek geldi.

Hâlâ sık sık bu projeyi “kalkınma yardımı” olarak nitelendiren Biden yönetiminden farklı olarak, ikinci Trump yönetimi artık bu altyapı projesini, Çin’in etkisini zayıflatmayı, kritik hammaddeler üzerindeki ABD kontrolünü güçlendirmeyi ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeyi amaçlayan bir girişim olarak açıkça tanımlıyor.

Örneğin, mayıs ayı sonunda Afrika İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Yardımcısı olarak atanan eski deniz subayı Frank Garcia, Afrika kıtasındaki devam eden faaliyetleri nedeniyle Trump yönetimini övdü.

Bu bağlamda özellikle Lobito Koridoru’na dikkat çeken Garcia, projenin kıtadaki temel ABD çıkarlarını “Önce Amerika” yaklaşımıyla uyumlu hale getirdiğini belirtti.

Almanya “enerji dönüşümü” için Afrika’da

Geçen sonbaharda, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Lobito Koridoru’ndaki yeni restore edilmiş demiryolu hattında birkaç kilometre yol kat etmiş ve “muazzam iktisadi öneme sahip stratejik bir altyapı projesi”nden bahsetmişti.

Alman siyasetçi, “Bu, elbette, bu altyapı bağlantısı boyunca Avrupalı ve Alman şirketler için de yatırım fırsatları yaratıyor,” demişti.

Portekizli inşaat şirketi MCA, halihazırda 1,29 milyar avronun biraz altında bir maliyetle Angola’nın 60 belediyesinde bir güneş enerjisi parkı inşa ediyor.

Projenin müşterisi Angola Enerji Bakanlığı ve Alman hükümeti, projeyi ihracat kredi garantileriyle destekliyor.

Angola ödeme yükümlülüklerini yerine getiremezse Almanya devreye girecek; toplam tutarın yüzde 95’i Federal Almanya Cumhuriyeti tarafından garanti altına alınmış durumda.

Karşılığında Angola, Alman şirketlerinin projeye katılmalarına izin vermeyi kabul etti. Örneğin, batarya depolama sistemi Kassel yakınlarındaki Niestetal’da bulunan SMA Solar Technology tarafından tedarik ediliyor.

AB ve İtalya, Afrika için 1,2 milyar avroluk yatırım açıkladı

Alman güneş enerjisi teknolojisi sağlayıcısı Gantner Instruments Environment Solutions ise dijital kontrol sistemini sağlıyor.

Lobito Koridoru’nun genişletilmesini eleştirenler, projenin öncelikle AB ve ABD’ye fayda sağlayacağı konusunda uyarıyorlar.

Onlara göre proje, Afrika içi ticareti güçlendirmek yerine, esas olarak Afrika hammaddelerinin ihracatını teşvik ediyor.

Özellikle AB bu önlemlerini Afrika’nın çıkarlarına uygun bir kalkınma projesi olarak sunsa da, eleştirmenler bunun nihayetinde Batı’nın Afrika kaynaklarını sömürmesinin bir devamı olduğunu savunuyorlar.

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Aliyev’den Avrupa Konseyi’nden ayrılma uyarısı

Yayınlanma

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde ülke delegasyonunun oy hakkı iade edilmediği takdirde konseyden tamamen çıkma seçeneğini masada tutacaklarını açıkladı. Aliyev, bu kararın iptal edilmesini istedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) bünyesindeki ülke delegasyonunun oy hakkının iade edilmemesi durumunda, Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi’nden tamamen çıkma konusunu gündemde tutabileceğini açıkladı.

Plat.az sitesinin aktardığına göre Aliyev, bu değerlendirmeyi Şuşa’da düzenlenen IV. Küresel Medya Forumu’ndaki konuşması esnasında paylaştı.

AKPM, Ocak 2024 döneminde Azerbaycan delegasyonunun oy hakkını elinden almıştı. Bu kararın hemen ardından Azerbaycan’ın meclis çalışmalarına katılımını askıya aldığını vurgulayan Aliyev, “Hükümetimiz, Avrupa Konseyi’nden tamamen çıkma konusunu ciddi şekilde değerlendiriyor” dedi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Alain Berset’nin kendisinden böyle bir adım atmamalarını rica ettiğini ve mevcut durumu iyileştirecek bir karara varılmasını ümit ettiğini ilettiğini de sözlerine ekledi.

Cumhurbaşkanı Aliyev, ulusal delegasyonun oy hakkı tamamen iade edilene kadar Azerbaycan’ın AKPM çalışmalarına geri dönmeyeceğini kesin bir dille ifade etti.

AKPM tarafından alınan kararı adaletsiz olarak nitelendiren ve iptal edilmesini talep eden Aliyev, “Hatalarını kabul etmek zorundalar” şeklinde konuştu.

Azerbaycan’ın 2001 yılında kendi hür iradesiyle Avrupa Konseyi’ne katıldığını hatırlatan Aliyev, o dönemde kuruluştan Karabağ meselesinin çözümüne yönelik bir destek beklediklerini dile getirdi.

AKPM’nin kısıtlama kararının ardından Azerbaycan delegasyonu, kurumla olan tüm işbirliğini ve buradaki varlığını sonlandırdığını duyurmuştu.

Bakü delegasyonu tarafından yayımlanan ayrılık bildirisinde de 2001 yılındaki üyelik sürecinde AKPM’nin Karabağ ihtilafının çözümüne katkı sunacağı beklentisinin taşındığı vurgulanmıştı.

Ancak Azerbaycan tarafına göre AKPM, 2001 ile 2020 yılları arasında Ermenistan’ı, “Avrupa Konseyi’nin temel değer ve ilkelerine aykırı olan” eylemlerinden ötürü sorumlu tutmayı başaramadı.

Azerbaycanlı diplomatlar ayrıca ilgili uluslararası kuruluşu Azerbaycan’a yönelik saldırgan bir tutum sergilemek, uluslararası hukuku yanlı ve seçici şekilde yorumlamak, ülkelerin toprak bütünlüğü ile egemenliğiyle ilgili meselelerde ise çifte standart uygulamakla itham ediyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

FT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir

Yayınlanma

Çalışma, ABD ve AB’nin stratejik tedarik zincirlerinde Çin’e bağımlılığı azaltmaya çalışırken karşı karşıya olduğu güçlüğü ortaya koyuyor.

Bir ekonomik analize göre Avrupa ve ABD’nin, imalat ve teknoloji gibi kritik sektörlerde Çin’e bağımlılıklarını sona erdirebilmeleri için önümüzdeki 25 yıl boyunca ilave 23,6 trilyon dolar yatırım yapmaları gerekecek.

Danışmanlık şirketi EY-Parthenon, hâlihazırda Çin’e bağımlı olan altyapı, araştırma, yazılım, imalat ve tedarik zincirlerinin yeniden oluşturulmasının 2050’ye kadar ABD’ye 13,7 trilyon dolar, Avro Bölgesi’ne 9,1 trilyon dolar ve Birleşik Krallık’a 800 milyar dolara mal olacağını hesapladı.

ABD hükümeti ile Amerikan şirketlerinin Çin’den ayrışmak için yıllık 550 milyar dolar yatırım yapması gerekecek. Bu tutar, büyük ABD teknoloji şirketlerinin 2025 yılında veri merkezlerine yaptığı 600 milyar dolarlık yatırıma yaklaşık olarak eşit. EY-Parthenon’a göre AB açısından gerekli harcama, birliğin yıllık bütçesinin neredeyse iki katına çıkarılması anlamına gelecek.

Gelişmiş ekonomilerin hâlihazırda bağımlı olduğu Çin kaynak ve malzemelerini ikame etmek için gereken devasa yatırım, Batılı hükümetlerin stratejik tedarik zincirlerindeki Çin hâkimiyetini azaltmaya çalışırken karşı karşıya bulunduğu güçlüğün boyutunu ortaya koyuyor.

Eski bir Başbakanlık danışmanı olan ve şu anda EY-Parthenon’da çalışan Mats Persson, “Vergi mükellefleri ve tüketiciler üzerinde katlanılamaz maliyetler yaratmadan tedarik zincirlerini yerelleştirmek, önümüzdeki yıllarda hem şirketlerin hem de hükümetlerin karşılaşacağı en zorlu meselelerden biri olacak” dedi.

EY-Parthenon analistleri, 25 yıl boyunca yıllık ortalama 940 milyar dolarlık ilave ortak yatırımın teoride “aşılamaz olmadığını” yazdı. Ancak bu yatırımın enerji, teknoloji, savunma ve altyapı alanlarındaki mevcut yatırımlara ek olarak yapılması gerekecek. Persson, başlangıçtaki yıllık harcamaların daha düşük olacağını, ancak süreç genişledikçe maliyetlerin artacağını belirtti.

Avrupa ve ABD ekonomilerinin Çin’in baskı araçlarına karşı ne ölçüde kırılgan olduğu, Pekin’in geçen yıl ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’den yapılan ithalata yüzde 145 gümrük vergisi uygulama tehdidine karşılık kritik nadir toprak metalleri üzerinde ihracat kontrolleri getirmesiyle ortaya çıktı.

Pekin ile Washington arasında ateşkes sağlanmadan önce her iki ekonomideki otomotiv üretim hatları neredeyse durma noktasına geldi. Bu gelişme, nadir toprak elementlerinin stoklanmasına yönelik bir AB planı da dahil olmak üzere ABD ve Avrupa’nın Çin’le ilişkilerde risk azaltma çabalarına hız kazandırdı.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın değerlendirmesine göre Çin’in, daha temiz enerji kaynaklarına geçiş açısından hayati öneme sahip rafine lityum ve kobaltın dünya arzının yüzde 60’ından fazlasını, batarya kalitesindeki grafit ile nadir toprak elementlerinin ise yaklaşık yüzde 80’ini 2035 yılına kadar sağlaması bekleniyor.

Natixis yatırım bankasının Asya-Pasifik başekonomisti Alicia García-Herrero, Pekin’in birçok kritik sanayi malzemesi üzerindeki sıkı hâkimiyeti nedeniyle Batı’nın devasa yatırımlar yapılsa bile kısa vadede Çin’den ayrışamayacağını söyledi.

García-Herrero, “Mesele yalnızca bunun ne kadara mal olacağı değil. Çin’in, nadir toprak elementlerinin işlenmesinden etkin farmasötik bileşenlere kadar her alandaki mevcut tedarik kontrolü sayesinde böyle bir ayrışmayı engellemek için müdahale edebilme kapasitesi de önemli” dedi.

EY-Parthenon analizine göre Çin yapımı ürünler, Batılı rakiplerine kıyasla fabrika çıkış fiyatlarında genellikle yüzde 20 ila yüzde 100 arasında avantaj sağlıyor. Bu nedenle Çin imalatına bağımlılığın azaltılması fiyatları yükseltecek ve enflasyonu artıracak.

EY-Parthenon raporunda, Avrupa’nın Çin’e bağımlılığını kesmesinin kritik sektörlerde fiyatları yüzde 1 ila yüzde 2,5 oranında yükseltebileceği ve Avrupa Merkez Bankası ile İngiltere Merkez Bankası’nın enflasyon oranlarının kalıcı olarak yüzde 2’lik hedeflerinin üzerinde kalmasına yol açabileceği belirtildi. Raporda bu değerlendirme için Avrupa Merkez Bankası’nın bir analizine atıfta bulunuldu.

Rapora göre Çin’e bağımlılığı anlamlı ölçüde azaltmak isteyen Batılı ekonomilerin fabrika ve fiziksel altyapı yatırımlarının yanı sıra iş gücünün eğitilmesine ve üretim süreçlerinin otomasyonuna da yoğun biçimde yatırım yapması gerekecek.

Persson, karşılaşılan güçlüklerin boyutu dikkate alındığında Çin’den “kısmi ayrışmanın” daha muhtemel olduğunu söyledi. Buna göre şirketlerin, Çin’in oluşturabileceği olası darboğazlara karşı direnç geliştirmek için kaynaklarını hangi alanlara yönlendirecekleri konusunda seçici davranmaları gerekecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English