Diplomasi
Alman düşünce kuruluşu SWP’den, Suriye’de Türkiye ile işbirliği çağrısı

Berlin merkezli etkili Alman düşünce kuruluşu Uluslararası Politika ve Güvenlik Politikaları Enstitüsü (SWP), Suriye’nin “yeniden inşasında” Alman devletinin başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleriyle işbirliği yapması gerektiğini yazıyor.
Son günlerde Berlin ve Brüksel Suriye’de nüfuz sahibi olmak için faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier bu hafta Suriye’deki durumu ve beklentileri görüşmek üzere Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye’yi ziyaret ederken, Şansölye Olaf Scholz da salı günü Katar Emiri ile yaptığı telefon görüşmesinde tüm bu konuları ele aldı.
AB dışişleri bakanları da pazartesi günü Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları (örneğin ulaştırma ve finans sektörleri ile enerji altyapısına ilişkin olanları) bir yıllık bir süre için askıya almaya karar verdi.
Bununla birlikte AB, yaptırımların derhal eski haline getirilmesini sağlayacak bir mekanizma da oluşturacak.
AB ayrıca Suriye’deki HTŞ yönetiminin, Rusya’nın Tartus deniz üssünü ve Hmeymim hava üssünü bölgeden çıkarması için de kampanya yürütüyor.
Çarşamba günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ebu Muhammed el-Colani (Ahmed eş-Şara) ile telefon görüşmesi yaparak kendisini önümüzdeki haftalarda Paris’e davet etmesi ise, Paris’in Suriye’deki nüfuz arayışında Berlin’e karşı bir avantaj elde ettiği yorumlarına neden oluyor.
İdlib’e yönelik yıllara yayılan Alman yardımları yeterli değil
Bu nedenle Almanya’daki hükümet danışmanları Berlin’i Şam’da nüfuz sahibi olma çabalarında Ankara, Riyad ve Doha ile yakın çalışmaya çağırıyor.
Almanya Kalkınma Bakanı Svenja Schulze’nin aralık ayında bildirdiği üzere Berlin, “terör örgütü” kabul edilen HTŞ egemenliğindeki İdlib’deki yardım projelerine fon sağlayarak yıllar boyunca bu bölgeyle iyi ilişkiler kurdu.
Ne var ki, Şam’daki geçici hükümet büyük ölçüde İdlib’deki iktidar çevrelerinden devşirilmiş olsa da, bunun istenen etkiyi yaratmak için yeterli olmadığı açık.
Bu nedenle Berlin merkezli Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) “Suriye’nin yeniden düzenlenmesi ve yeniden inşası” için Türkiye ile işbirliği çağrısında bulunuyor.
Ankara ve Berlin’e “jeopolitik ortaklık” önerisi
SWP’de Yaşar Aydın imzasıyla çıkan değerlendirmeye göre ilk işbirliği alanı, geri dönen mültecilerin yeniden entegrasyonu için ortak insani yardım ve yeniden inşa projeleri olabilir.
Aydın’a göre bir diğer alan ise Suriye silahlı kuvvetleri için yeniden yapılanma yardımı, milislerin silahsızlandırılması ve kimyasal silahların güvence altına alınıp imha edilmesi.
AB Dışişleri Bakanları toplantısında Almanya’nın, AB yaptırımlarının hafifletilmesini savunduğuna ve geçiş hükümetini güçlendirmek ve “iç savaştan kaçan” Suriyeli mültecileri kabul etmesini teşvik etmek amacıyla yaptırımların tamamen kaldırılması için çalışabileceğini açıkladığına işaret eden SWP yazarı, “Berlin ve Ankara bölgede jeopolitik olarak da birlikte hareket etmelidir. Her iki devlet de İran’ın özellikle Suriye’deki hegemonik çabalarını geri püskürtmek ve son zamanlarda İran ile Suudi Arabistan arasındaki arabuluculuk çabalarıyla etkisini arttıran Çin’e karşı dengeli bir pozisyon sağlamakla ilgileniyor,” diye yazıyor.
İsrail operasyonlarını durdurmada Alman-Türk ortaklığı mı?
İsrail konusunda da ayrılıklara rağmen işbirliğinin mümkün olduğunu ileri süren Aydın, Suriye’de uzun süreli bir İsrail işgalinin “halkı yabancılaştıracağını” ve HTŞ’yi “İsrail karşıtı bir gündeme doğru iteceğini” savunuyor.
Aydın, Alman Dışişleri Bakanlığının İsrail’e Suriye topraklarında herhangi bir yerleşim yeri kurmaması çağrısında bulunduğunu ve Golan Tepelerinin uluslararası hukuka göre Suriye’ye ait olduğu yönündeki tutumunu bir kez daha teyit ettiğini hatırlatarak, Ankara ile Berlin’in İsrail’in askeri operasyonlarının azaltılması konusunda ortak bir çıkara sahip olabileceğine işaret ediyor.
Suriye’de Kürt özerkliği ve YPG meselesi konusunda iki ülke arasında bir anlaşmazlık çıkabileceğini kabul eden Aydın, bununla birlikte Berlin’in Ankara ile YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri arasında arabuluculuk yapmasıyla bu anlaşmazlığın aşılabileceğini savunuyor ve “Berlin halihazırda Ankara ile koordinasyon halinde YPG ile görüşmeler yürütüyor,” diye yazıyor.
Ankara ve Berlin’in Suriye açıklamaları “şaşırtıcı bir senkronizasyon” gösteriyor
“Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında merkezi bir rol oynuyor,” diyen Aydın, Almanya ve Türkiye’nin “hem jeopolitik hem de insani nedenlerle” Suriye ve bölgenin istikrara kavuşmasında ortak bir çıkara sahip olduğunu ileri sürüyor.
Berlin ve Ankara’dan gelen Suriye açıklamalarının içerik açısından “şaşırtıcı bir senkronizasyon” gösterdiğini savunan Aydın, iki ülkenin farklılıklarına rağmen birlikte çalışması gerektiğine inanıyor.
Aydın değerlendirmesini şöyle bitiriyor:
“Ankara ile Suriye’deki YPG arasındaki çıkarların uzlaştırılması yoluyla Suriye’nin siyasi istikrara kavuşması, Türkiye’nin PKK ile olan silahlı çatışmasının çözümü için de fırsatlar yaratacaktır. Bunun Türkiye’ye sağlayacağı avantajlar çok açık: Suriye ile iktisadi bağların yenilenmesi, her iki ülkede de dinamik bir büyüme ve daha derin bir bölgesel iktisadi entegrasyon ihtimali. Almanya içinse kalkınma odaklı bir geri dönüş politikası ve Arap-Müslüman dünyasında daha iyi bir imaj için fırsatlar doğacaktır.”
Suriye için AB-Körfez işbirliği
Ayrıca Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), AB’nin yakın gelecekte Suriye’de “en önemli oyuncu olmayacağını” fakat Suriye’nin geleceğinin şekillendirilmesinde Körfez Arap ülkeleriyle ortak bir pozisyon alabileceğini yazıyor.
Mevcut Avrupa-Körfez ilişkileri Suriye’ye “hak ettiği istikrarı getirme” konusunda büyük bir potansiyel sunduğunu savunan ECFR, HTŞ’nin geçmişine rağmen “ılımlılaşma” ve “pragmatizm” işaretleri verdiğini ve Körfez ülkelerinin de bu nedenle “Yeni Suriye’nin çalışması” için ortak bir çıkara sahip olduklarını ileri sürüyor.
Avrupalıların, Suriye’nin geleceği konusunda Körfez ile ortak bir tutum belirleme fırsatını değerlendirmesi gerektiğine işaret eden ECFR, “bölgesel istikrara katkıda bulunan istikrarlı bir Suriye”nin teşvik edilmesi, bu ülkenin “aşırıcılık için bir üs haline gelmesinin önlenmesi” ve mültecilerin gönüllü geri dönüşlerinin sağlanması açısından Körfez Arap ülkeleriyle önemli çıkarları paylaştıklarını öne sürüyor.
Öte yandan ECFR, hem AB’nin hem de Körfez’in, “Türkiye ve İsrail’e, geçişi baltalama riski taşıyan istikrarsızlaştırıcı askeri müdahalelere son vermeleri için baskı yapması gerektiğini” yazıyor.
Diplomasi
Alman Sanayi Federasyonu’nun ‘Çin Şoku 2.0’ uyarısına Çin’de yanıt: Kendi sorunlarınızı dışsallaştırmayın

Alman Sanayi Federasyonu (BDI), Çin’le ilişkilerde giderek büyüyen sorunların Alman sanayisini tüm sektörlerde ağır biçimde etkilediğini ve ülkenin bir “Çin Şoku 2.0” yaşadığını bildirildi. Çinli bir uzman ise Almanya’nın kendi sorunlarıyla yüzleşmesi ve rekabet gücünü artırması gerektiğini belirterek, iç yapısal sorunları dışsallaştırmanın gerçek bir çözüm sağlamayacağını ve Çin ile Almanya arasında kazan-kazan esasına dayalı işbirliğini de geliştirmeyeceğini söyledi.
Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) gazetesi pazartesi günü yayımladığı haberde, BDI İcra Kurulu Başkanı Tanja Gönner’in Alman Basın Ajansı’na yaptığı açıklamada, federasyonun rakip olarak Çin’le ilgili giderek artan sorunlar gördüğünü söylediğini aktardı.
Gönner, Çin’in “kritik ham maddelerde bağımlılık, önemli ölçüde düşük değerlenmiş para birimi ve devlet kaynaklı kapasite fazlası” gibi unsurlar üzerinden sanayi üzerinde büyük bir etki yarattığını ileri sürdü. Gönner’e göre bunlara, Çin’in kilit teknolojilerde küresel pazar lideri olma hedefi de ekleniyor.
Fudan Üniversitesi Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü bünyesindeki Çin-Avrupa İlişkileri Merkezi Direktörü Jian Junbo, pazartesi günü Global Times’a yaptığı açıklamada, “Geçtiğimiz 20 yıl boyunca Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinin otomotiv ve makine gibi sektörlerdeki şirketleri, Çin’in açık pazarından, eksiksiz tedarik zincirlerinden ve nispeten düşük maliyetlerinden yararlanarak kâr elde etti,” dedi.
Jian, Çin’in sanayisini geliştirmesi ve elektrikli araçlar ile fotovoltaik gibi alanlarda rekabet gücü kazanmasının ardından Almanya dahil Avrupa ülkelerinin normal piyasa rekabetini “şok” ve “tehdit” olarak tanımlamaya başladığını kaydetti.
Çin Uluslararası Ticaret ve Ekonomik İşbirliği Akademisi araştırmacısı Zhou Mi ise pazartesi günü Global Times’a verdiği demeçte, “Çin, kritik ham maddeler alanında kesintisiz yatırım ve araştırma-geliştirme faaliyetlerini sürdürdü. Çin’in teknolojik avantajları ve kurallara uygun ihracat kontrolleri birer engel teşkil etmiyor. Bu konuyu abartarak Çin’e kendi yönetim sistemlerinden vazgeçmesi için baskı yapmak makul değildir,” ifadelerini kullandı.
Zhou, döviz kurlarının esas olarak piyasa ve ekonomik temeller tarafından belirlendiğine işaret ederek, “para biriminin düşük değerlendiği” iddiasının daha da dayanaksız olduğunu savundu.
Zhou’ya göre Çin, “kapasite fazlası” meselesine ilişkin birçok kez açıklama yaptı ve konuyu sistematik biçimde izah eden bir beyaz kitap yayımladı: “Sözde kapasite fazlası hükümet tarafından yaratılmış değil. Belirli dönemlerde ve özel piyasa koşullarında arz ile talep arasında geçici bir dengesizlik ortaya çıkabilir. Ancak bu tür dengesizliklerle ticari engeller oluşturarak veya tehditlere başvurarak değil, bilgi paylaşımını güçlendirerek ve şeffaflığı artırarak birlikte mücadele edilmesi gerekiyor.”
BDI, 2019’un başında yayımladığı bir politika belgesinde Almanya’nın Çin politikasının yeniden yönlendirilmesi çağrısında bulunmuştu. Belgede, piyasa ekonomisinin “daha dayanıklı” hale getirilmesi gerektiği belirtilmişti. Çin bir ortak olarak tanımlanmakla birlikte, giderek daha fazla sistemik bir rakip olarak da görülmeye başlanmıştı. FAZ’ın aktardığına göre Alman hükümetinin 2023 tarihli Çin Stratejisi’nde Çin, ortak, rakip ve sistemik hasım olarak tanımlandı.
Jian, Almanya’nın önde gelen sektörlerinde giderek artan bir baskıyla karşı karşıya olduğunu söyledi. Ancak uzmana göre Alman sanayisinin rekabet gücündeki göreli gerilemenin temel nedeni; yüksek enerji maliyetleri, aşırı düzenlemeler ve inovasyonu pratik sonuçlara dönüştürmedeki düşük verimlilik gibi iç yapısal sorunlarda yatıyor.
Jian, “Bu iç yapısal sorunları dışsallaştırmak, sorunların gerçek anlamda çözülmesine yardımcı olmaz,” dedi.
FAZ’ın haberinde Gönner, Avrupa’nın Çin karşısında daha iddialı olması gerektiğini, ancak kendisini Çin’den tamamen soyutlamaması gerektiğini söyledi.
Gönner, “Kendimizi nasıl savunabileceğimizi değerlendirirken aynı zamanda birçok alanda kurallara dayalı düzeni korumaya çalışmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Bloomberg geçen hafta, Almanya’nın Çin’in tedarik zincirindeki kırılganlıkları tespit etmeye çalıştığını ve olası bir Almanya-Çin ticaret savaşında bu bilgileri baskı aracı olarak kullanmayı planladığını bildirmişti.
Jian, Almanya’nın çok taraflılığı ve Dünya Ticaret Örgütü kurallarını savunduğunu iddia ederken tek taraflı ticaret araçlarına başvurmaya çalıştığını söyledi. Uzman, bunun uzun vadede yalnızca Alman sanayisinin içinin boşalmasını hızlandıracağını belirtti. Çünkü gerçekten rekabetçi şirketler, kaynakların dünya genelinde en uygun şekilde dağıtılabileceği yerleri aramaya devam edecek.
Çin’deki Alman Ticaret Odasının inovasyon raporuna göre, otomotiv sektöründeki şirketlerin yüzde 81’i, araştırma-geliştirme çalışmalarını Çin’de yerelleştirmelerinin son iki yıldaki gelişim hızlarını artırdığını belirtti. Şirketlerin yüzde 79’u Çin’de yerelleştirilen araştırma-geliştirme faaliyetlerinin Almanya’ya kıyasla maliyetlerini azalttığını söylerken, yüzde 70’i Çin’deki inovasyon ortaklıklarının ek maliyet tasarrufu sağladığını ifade etti.
Jian, Çin-Almanya ilişkilerinin uzun süredir kapsamlı stratejik ortaklık çerçevesinde karşılıklı fayda ve kazan-kazan esasına dayalı işbirliği üzerine kurulduğunu, iki ülke arasındaki rekabetin ise piyasa ekonomisinin olağan bir unsuru olduğunu belirtti.
Jian’a göre kilit nokta, ikili rekabeti bir tehdit olarak görmek ve sorunları daha da karmaşık hale getirecek tek taraflı, hedefe yönelik tedbirlere başvurmak yerine, rekabete akılcı ve nesnel bir tutumla yaklaşmak.
Diplomasi
Ukrayna, 2022’den bu yana en zorlu kışına hazırlanıyor

CNBC kanalına konuşan Ukraynalı yetkililer, hava savunma sistemlerindeki eksiklikler ve enerji altyapısına yönelik artan tehditler nedeniyle ülkenin 2022’den bu yana en zorlu kış sezonuna hazırlandığını bildirdi. Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında enerji tesislerine yönelik saldırılarını artırmasını beklerken füze mühimmatı temininde ve yerli savunma teknolojilerinde ciddi güçlüklerle karşılaşıyor.
Ukraynalı yetkililer, insansız hava aracı üreticileri ve güvenlik uzmanları, yaklaşan kış mevsiminin çatışmaların başladığı 2022 yılından bu yana ülke için en ağır dönem olabileceği değerlendirmesinde bulunuyor.
CNBC’nin haberine göre Kiev yönetimi, Rusya’nın kış aylarında Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını artırmasını bekliyor.
Ülkede hava savunma araçlarının, özellikle de ABD yapımı Patriot sistemleri için kullanılan önleme füzelerinin yetersizliği endişe yaratıyor.
Ukraynalı insansız hava aracı üreticisi Fire Point şirketinin başkanı Irina Tereh, CNBC’ye yaptığı açıklamada Ukrayna’nın tehdidin boyutunu gerçekçi biçimde değerlendirmesi gerektiğini belirtti.
Tereh, Ukraynalı şirketlerin kendi füze savunma teknolojilerini geliştirmek için çalışmaları hızlandırdığını, ancak bu tür sistemlerin oluşturulmasının genellikle onlarca yıl aldığını ifade etti.
Tereh, bu nedenle söz konusu görevin ısıtma sezonu başlamadan tamamlanmasının imkansız olduğunu vurguladı.
ABD Başkanı Donald Trump, 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, ABD’ye karşı kullanılma endişesi gerekçesiyle Kiev’e Patriot lisansı verme fikrinden vazgeçtiğini bildirdi.
ABD Temsilciler Meclisi’nin Cumhuriyetçi üyesi Mike Turner ise ABD ile Ukrayna’nın şu anda Kiev’e teknoloji transferi konusunda görüşmeler yürüttüğünü kaydetti.
CNBC’nin aktardığına göre Ukraynalı yetkililer bir yandan enerji tesislerinin korumasını artırırken, diğer yandan yakıt ile ekipman stoku oluşturuyor.
Kiev yönetimi aynı zamanda Avrupa Birliği’nin (AB) 90 milyar euroluk finansal destek programından aktarılacak kaynaklar da dahil olmak üzere Avrupalı ortaklarından ek finansman temin etmeyi hesaplıyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, temmuz ayı sonunda vatandaşlara “çok zorlu bir kışa” hazırlanma çağrısında bulunarak, sürecin sonucunun hem Kiev’in adımlarına hem de Batılı müttefiklerin desteğine bağlı olacağını vurguladı.
Zelenski, Serhiy Koretskiy’nin başbakan olarak atanmasını, yeni hükümet başkanının enerji konularına hakim olması ve ülkenin soğuk hava şartlarına hazırlanmasını sağlaması gerekliliğiyle açıkladı.
Gelecek kışın öncekilerden daha ağır geçebileceği yönündeki değerlendirmeler daha önce Başbakan Koretskiy, Enerji Bakanı Denıs Şmıhal ve Çernihiv Bölgesel Yönetimi Başkanı Vyaçeslav Çaus tarafından da dile getirildi.
Yetkililerin açıklamalarına göre Ukrayna’nın 10 gigavattan fazla üretim kapasitesini restore etmesi, yaklaşık 3 gigavatlık yeni merkezsiz üretim tesisi kurması, enerji altyapısının korunmasını güçlendirmesi ve yeraltı depolarındaki gaz stokunu yaklaşık 14,6 milyar metreküpe çıkarması gerekiyor.
Geçen kış Ukrayna’da elektrik ve ısıtma sunumunda kesintiler yaşandı. Bazı bölgelerde elektrik kesintileri günde 12 ila 16 saat sürerken, bazı yerleşim yerleri günlerce ısıtmasız kaldı.
Zelenski, ocak ayında yaptığı açıklamada Ukrayna enerji sisteminin ülkenin ihtiyaçlarının yalnızca yüzde 60 kadarlık bölümünü karşılayabildiğini, gerekli olan 18 gigavatlık üretim kapasitesine karşılık sistemin yaklaşık 11 gigavat üretebildiğini bildirmişti.
Diplomasi
Bloomberg uyardı: Dünyayı yeni gıda krizi dalgası vurabilir

Dünya, küresel çatışmalar ve aşırı hava koşullarının kıskacında yeni bir gıda fiyatı artışı dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Karadeniz’deki savaş ve İran gerilimi tedarik zincirini vururken, Avrupa’dan Avustralya’ya kadar uzanan aşırı sıcaklar rekolteyi tehdit ediyor. Asya’da ise El Nino iklim olayı ve eksik muson yağmurları pirinç üretimini krizin eşiğine getirdi.
Dünya küresel boyutta yeni bir gıda fiyatı artışı dalgası tehdidiyle karşı karşıya. Bloomberg’in haberine göre, silahlı çatışmalar ve zorlu hava koşulları dünyanın en kritik tarım bölgelerini kıskaca almış durumda.
Savaşın sürdüğü Karadeniz bölgesinde Ukrayna’dan yapılan sevkiyatlar büyük aksamalarla karşılaşıyor.
Dünya buğday pazarının dörte birinden fazlasını, ayçiçeği yağı ihracatının yaklaşık üçte ikisini ve mısır tedarikinin onda birini tek başına Rusya ve Ukrayna karşılıyor. Buğday fiyatları temmuz ayında yüzde 10’dan fazla artış gösterdi.
Bu da 2024 yılından bu yana görülen en büyük aylık sıçrama olarak kayıtlara geçebilir.
Odessa limanlarında sevkiyat kilitlendi
The Economist dergisi bu hafta yayımladığı haberde, Rusya’nın Odessa bölgesindeki liman altyapısına düzenlediği saldırılar nedeniyle Ukrayna’nın tarım ihracatının felç olabileceğini yazdı.
Ukrayna’nın tahıl ve yağlı tohum ihracatının yüzde 90’ı bu bölgeden geçiyor. Ülke bu yıl 81 milyon tonluk rekor bir tahıl ve yağlı tohum rekoltesi bekliyor. Aksamalar nedeniyle Danimarkalı denizcilik şirketi Maersk, gemilerinin tahliye noktasını Çornomorsk’tan Romanya’nın Köstence Limanı’na kaydırdığını duyurdu.
Odessa merkezli Trident Maritime şirketinin direktörü Oleksiy Smolyar ise dev denizcilik şirketlerinin Ukrayna limanlarına uğramayı durdurduğunu açıkladı.
Ukrayna Tahıl Konfederasyonu (UAK) temmuz ayında yaptığı açıklamada sevk rakamlarını paylaştı. Kremlin’in 2023 yazında Türkiye ve BM arabuluculuğunda kurulan tahıl koridoru anlaşmasından Rusya ile ilgili şartların yerine getirilmediği gerekçesiyle çekilmesinin ardından kapasitenin düştüğü kaydedildi.
Anlaşma yürürlükteyken Odessa, Çornomorsk ve Pivdennıy limanlarından ayda 6 milyon tona kadar ürün gönderilebilirken, günümüzde aylık sevkiyat ortalama 4 milyon metrik tona geriledi.
Financial Times’ın haberine göre Ukraynalı tüccarlar, Odessa limanlarındaki kesintiler nedeniyle tahıl ihracatının bir kısmını Tuna Nehri ve Romanya üzerinden alternatif rotalara kaydırmayı planlıyor.
Rusya Savunma Bakanlığı ise Ukrayna limanlarındaki hedeflere yönelik saldırılar düzenlediğini defalarca rapor etti.
Bakanlık son olarak 1 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Odessa Limanı’nda Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için hazırlanan yakıt ve yağ depolarının vurulduğunu, Mıkolayiv’de ise insansız deniz araçları kullanmak üzere dönüştürülen bir römorkörün hedef alındığını bildirdi.
Aşırı sıcaklar rekolteyi vuruyor
Tahıl üreten diğer ana bölgeler de aşırı hava koşullarıyla boğuşuyor. Çiftçiler, İran etrafındaki gerilim sebebiyle fırlayan akaryakıt ve gübre fiyatlarının baskısı altında üretim yapmaya çalışıyor.
Aşırı sıcaklar, kuraklık ve orman yangınlarıyla boğuşan Avrupa, son on yılların en büyük tahıl rekoltesi düşüşüne hazırlanıyor. Kurak havanın Avustralya’daki buğday rekoltesini de düşürmesi bekleniyor.
Pirinç üretimi yapılan Vietnam’dan Filipinler’e kadar uzanan coğrafyada da Pasifik Okyanusu’ndaki su sıcaklıklarını artıran El Nino iklim olayı nedeniyle kriz derinleşiyor.
Dünyanın en büyük pirinç üreticisi ve ihracatçısı konumundaki Hindistan ise mevsimlik muson yağmurlarının yetersiz kalması sebebiyle kuraklık tehlikesi yaşıyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’








