Diplomasi
Alman düşünce kuruluşu SWP’den, Suriye’de Türkiye ile işbirliği çağrısı

Berlin merkezli etkili Alman düşünce kuruluşu Uluslararası Politika ve Güvenlik Politikaları Enstitüsü (SWP), Suriye’nin “yeniden inşasında” Alman devletinin başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleriyle işbirliği yapması gerektiğini yazıyor.
Son günlerde Berlin ve Brüksel Suriye’de nüfuz sahibi olmak için faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Alman Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier bu hafta Suriye’deki durumu ve beklentileri görüşmek üzere Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye’yi ziyaret ederken, Şansölye Olaf Scholz da salı günü Katar Emiri ile yaptığı telefon görüşmesinde tüm bu konuları ele aldı.
AB dışişleri bakanları da pazartesi günü Suriye’ye yönelik bazı yaptırımları (örneğin ulaştırma ve finans sektörleri ile enerji altyapısına ilişkin olanları) bir yıllık bir süre için askıya almaya karar verdi.
Bununla birlikte AB, yaptırımların derhal eski haline getirilmesini sağlayacak bir mekanizma da oluşturacak.
AB ayrıca Suriye’deki HTŞ yönetiminin, Rusya’nın Tartus deniz üssünü ve Hmeymim hava üssünü bölgeden çıkarması için de kampanya yürütüyor.
Çarşamba günü Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Ebu Muhammed el-Colani (Ahmed eş-Şara) ile telefon görüşmesi yaparak kendisini önümüzdeki haftalarda Paris’e davet etmesi ise, Paris’in Suriye’deki nüfuz arayışında Berlin’e karşı bir avantaj elde ettiği yorumlarına neden oluyor.
İdlib’e yönelik yıllara yayılan Alman yardımları yeterli değil
Bu nedenle Almanya’daki hükümet danışmanları Berlin’i Şam’da nüfuz sahibi olma çabalarında Ankara, Riyad ve Doha ile yakın çalışmaya çağırıyor.
Almanya Kalkınma Bakanı Svenja Schulze’nin aralık ayında bildirdiği üzere Berlin, “terör örgütü” kabul edilen HTŞ egemenliğindeki İdlib’deki yardım projelerine fon sağlayarak yıllar boyunca bu bölgeyle iyi ilişkiler kurdu.
Ne var ki, Şam’daki geçici hükümet büyük ölçüde İdlib’deki iktidar çevrelerinden devşirilmiş olsa da, bunun istenen etkiyi yaratmak için yeterli olmadığı açık.
Bu nedenle Berlin merkezli Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü (SWP) “Suriye’nin yeniden düzenlenmesi ve yeniden inşası” için Türkiye ile işbirliği çağrısında bulunuyor.
Ankara ve Berlin’e “jeopolitik ortaklık” önerisi
SWP’de Yaşar Aydın imzasıyla çıkan değerlendirmeye göre ilk işbirliği alanı, geri dönen mültecilerin yeniden entegrasyonu için ortak insani yardım ve yeniden inşa projeleri olabilir.
Aydın’a göre bir diğer alan ise Suriye silahlı kuvvetleri için yeniden yapılanma yardımı, milislerin silahsızlandırılması ve kimyasal silahların güvence altına alınıp imha edilmesi.
AB Dışişleri Bakanları toplantısında Almanya’nın, AB yaptırımlarının hafifletilmesini savunduğuna ve geçiş hükümetini güçlendirmek ve “iç savaştan kaçan” Suriyeli mültecileri kabul etmesini teşvik etmek amacıyla yaptırımların tamamen kaldırılması için çalışabileceğini açıkladığına işaret eden SWP yazarı, “Berlin ve Ankara bölgede jeopolitik olarak da birlikte hareket etmelidir. Her iki devlet de İran’ın özellikle Suriye’deki hegemonik çabalarını geri püskürtmek ve son zamanlarda İran ile Suudi Arabistan arasındaki arabuluculuk çabalarıyla etkisini arttıran Çin’e karşı dengeli bir pozisyon sağlamakla ilgileniyor,” diye yazıyor.
İsrail operasyonlarını durdurmada Alman-Türk ortaklığı mı?
İsrail konusunda da ayrılıklara rağmen işbirliğinin mümkün olduğunu ileri süren Aydın, Suriye’de uzun süreli bir İsrail işgalinin “halkı yabancılaştıracağını” ve HTŞ’yi “İsrail karşıtı bir gündeme doğru iteceğini” savunuyor.
Aydın, Alman Dışişleri Bakanlığının İsrail’e Suriye topraklarında herhangi bir yerleşim yeri kurmaması çağrısında bulunduğunu ve Golan Tepelerinin uluslararası hukuka göre Suriye’ye ait olduğu yönündeki tutumunu bir kez daha teyit ettiğini hatırlatarak, Ankara ile Berlin’in İsrail’in askeri operasyonlarının azaltılması konusunda ortak bir çıkara sahip olabileceğine işaret ediyor.
Suriye’de Kürt özerkliği ve YPG meselesi konusunda iki ülke arasında bir anlaşmazlık çıkabileceğini kabul eden Aydın, bununla birlikte Berlin’in Ankara ile YPG liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri arasında arabuluculuk yapmasıyla bu anlaşmazlığın aşılabileceğini savunuyor ve “Berlin halihazırda Ankara ile koordinasyon halinde YPG ile görüşmeler yürütüyor,” diye yazıyor.
Ankara ve Berlin’in Suriye açıklamaları “şaşırtıcı bir senkronizasyon” gösteriyor
“Türkiye, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin yeniden yapılandırılmasında merkezi bir rol oynuyor,” diyen Aydın, Almanya ve Türkiye’nin “hem jeopolitik hem de insani nedenlerle” Suriye ve bölgenin istikrara kavuşmasında ortak bir çıkara sahip olduğunu ileri sürüyor.
Berlin ve Ankara’dan gelen Suriye açıklamalarının içerik açısından “şaşırtıcı bir senkronizasyon” gösterdiğini savunan Aydın, iki ülkenin farklılıklarına rağmen birlikte çalışması gerektiğine inanıyor.
Aydın değerlendirmesini şöyle bitiriyor:
“Ankara ile Suriye’deki YPG arasındaki çıkarların uzlaştırılması yoluyla Suriye’nin siyasi istikrara kavuşması, Türkiye’nin PKK ile olan silahlı çatışmasının çözümü için de fırsatlar yaratacaktır. Bunun Türkiye’ye sağlayacağı avantajlar çok açık: Suriye ile iktisadi bağların yenilenmesi, her iki ülkede de dinamik bir büyüme ve daha derin bir bölgesel iktisadi entegrasyon ihtimali. Almanya içinse kalkınma odaklı bir geri dönüş politikası ve Arap-Müslüman dünyasında daha iyi bir imaj için fırsatlar doğacaktır.”
Suriye için AB-Körfez işbirliği
Ayrıca Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), AB’nin yakın gelecekte Suriye’de “en önemli oyuncu olmayacağını” fakat Suriye’nin geleceğinin şekillendirilmesinde Körfez Arap ülkeleriyle ortak bir pozisyon alabileceğini yazıyor.
Mevcut Avrupa-Körfez ilişkileri Suriye’ye “hak ettiği istikrarı getirme” konusunda büyük bir potansiyel sunduğunu savunan ECFR, HTŞ’nin geçmişine rağmen “ılımlılaşma” ve “pragmatizm” işaretleri verdiğini ve Körfez ülkelerinin de bu nedenle “Yeni Suriye’nin çalışması” için ortak bir çıkara sahip olduklarını ileri sürüyor.
Avrupalıların, Suriye’nin geleceği konusunda Körfez ile ortak bir tutum belirleme fırsatını değerlendirmesi gerektiğine işaret eden ECFR, “bölgesel istikrara katkıda bulunan istikrarlı bir Suriye”nin teşvik edilmesi, bu ülkenin “aşırıcılık için bir üs haline gelmesinin önlenmesi” ve mültecilerin gönüllü geri dönüşlerinin sağlanması açısından Körfez Arap ülkeleriyle önemli çıkarları paylaştıklarını öne sürüyor.
Öte yandan ECFR, hem AB’nin hem de Körfez’in, “Türkiye ve İsrail’e, geçişi baltalama riski taşıyan istikrarsızlaştırıcı askeri müdahalelere son vermeleri için baskı yapması gerektiğini” yazıyor.
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını4 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya5 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı








