Diplomasi
BRICS tarım ittifakı kurmaya hazırlanıyor

BRICS ülkeleri, Rusya’nın öncülüğünde tarım alanında işbirliğini artırmak amacıyla bir ittifak kurmaya hazırlanıyor. İttifakın amacı, üye ülkelerin gıda güvenliğini sağlamak ve Batı’ya alternatif bir işbirliği modeli oluşturmak olarak açıklandı.
Haziran ayında düzenlenecek kongrede, Rusya’nın girişimiyle BRICS Tarım İttifakı’nın kurulması planlanıyor. Bu bilgiyi, Ulusal Koruyucu Tarım Hareketi Başkanı Lyudmila Orlova, İzvestiya gazetesine yaptığı açıklamada duyurdu.
2025’te birliğin başkanlığını üstlenecek olan Brezilya’ya, eş düzenleyici olarak katılma teklifi resmen iletildi.
Avrasya Ekonomi Birliği (AEB) ülkeleri ve gözlemcileri, örneğin Kazakistan ve Özbekistan da yeni birliğe ilgi gösterdi. BRICS kongresi haziran ayında yapılacak ve birliğin Tarım İttifakı’nın kurulması burada onaylanacak.
Orlova, gazeteye verdiği demeçte, “Aralık ayında bir yuvarlak masa toplantısı yaptık ve şimdi bir kongre düzenlenmesi ve böyle bir ittifakın kurulması konusunda anlaştık. 10’dan fazla ülke yanıt verdi. Şu anda belgeleri, mekanizmaları tamamlıyor ve bir program oluşturuyoruz. Birliğin başkanı olduğu için Brezilya’yı eş düzenleyici olarak görüyoruz. Şu anda yanıt bekliyoruz. Tüm belgeler onaylandı ve üzerinde anlaşmaya varıldı,” dedi.
Yeni ittifakın, Batı işbirliği modellerine bir alternatif sunarak, devletlerin tarım ve ekoloji alanındaki teknolojilerdeki çabalarını birleştirmesi amaçlanıyor.
Orlova, her birinin ayrı bir yöneticisi olacak çeşitli programlar geliştirildiğini ve bu yöneticilerin sadece Rus tarafından olmayacağını belirtti. BRICS Tarım İttifakı’nın dönüşümlü başkanlık esasına göre çalışacağı tahmin edilebilir.
İttifakın hedeflerinden biri, tarım sektöründe karbon ayak izini azaltmaya yönelik programlar geliştirmek olabilir.
Bu genellikle hassas tarım teknolojilerinin uygulanmasını, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasını ve emisyon izleme sistemlerini içeriyor.
Son zamanlarda, karbon kredilerine özel bir önem veriliyor. Bu, ülkelerin veya şirketlerin CO₂ emisyonunu azaltmaları karşılığında mali tazminat aldıkları bir mekanizma.
Teorik olarak, BRICS, Avrupa Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) gibi Batılı benzerleriyle rekabet ederek, bu tür kredilerin ticareti için kendi platformunu oluşturabilir.
Orlova, ittifakta sadece BRICS üyelerinin veya ortaklarının beklenmediğini belirtti. AEB üyesi ve gözlemci ülkeler, Kazakistan ve Özbekistan da projeye ilgi gösteriyor.
Söz konusu devletler, önemli tarım kaynaklarına sahip olduklarından, gelecekteki ittifakın potansiyelini katlayarak artırabilirler.
Orlova, “Mevcut zor durum nedeniyle, bu konuda henüz Batılı ülkelerle temasa geçmedik. Ancak genel olarak bizimle oldukça rahat iletişim kuruyorlar. Geçen yıl konferansımızda bile konuştular. Bilimsel konularda, tarım konularında bilgi alışverişi konusunda ABD, Kanada ve Avrupa ülkeleriyle işbirliği yapıyoruz. İlişkilerdeki soğukluk geçiyor,” değerlendirmesini yaptı.
Geçtiğimiz haziran ayında, Mısır, Brezilya, Hindistan ve Çin’den iş dünyası liderleri ve büyük sektör kuruluşları da dahil olmak üzere 200’den fazla Rus ve 100 yabancı delege, BRICS ülkelerinin tarım sanayi kompleksi üzerine bir konferansa katıldı.
Bununla beraber 2024 yazında BRICS üyesi ülkeler için tek bir tarım tahıl borsası oluşturulması yönündeki girişimler tartışıldı.
Daha önce, 20 Nisan’da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, hükümete Merkez Bankası ile birlikte ilgili teklifleri sunma talimatı vermişti. Uzmanlar, böyle bir borsanın oluşturulmasının birkaç yıl alacağını düşünüyor.
BRICS uzman konseyi başkanı Viktoriya Panova, İzvestiya‘ya yaptığı açıklamada, “Daha önce hem BRICS hem de G20 hattında, tarımsal etkileşim alanında bilgi alışverişi platformları oluşturulduğunu hatırlıyoruz. Her BRICS ülkesi belirli bir yönden sorumluydu. Ve bu, özellikle bu birlik içinde çok daha iyi organize edilmişti,” ifadesini kullandı.
BRICS Tarım İttifakı’nın 2025’te kurulması sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik nedenlere de dayanıyor.
Küresel güç merkezleri arasındaki artan rekabetin ortasında, birliğe üye ülkeler gıda güvenliğini güçlendirmeye ve Batılı kurumlara olan bağımlılığı azaltmaya çalışıyor.
Önemli bir faktör de Washington ve Brüksel’in Rusya üzerindeki sert yaptırım baskısı ve bu durum bumerang gibi kendilerine ve genel olarak küresel gıda tedarik zincirlerine yansıyor. En büyük zararı Afrika ve Asya’daki gelişmekte olan ülkeler görüyor.
MGIMO Dünya Siyasi Süreçleri Bölümü Doçenti Denis Kuznetsov, İzvestiya‘ya verdiği demeçte şunları söyledi:
“Bu, dünyadaki gıda krizinin şiddetlenmesi ve ana tedarikçi ülkeler için tarım ürünleri ticaretinin zayıf düzenlenmesi zemininde gerçekleşiyor. Tarım ittifakı, kontrollü ticaretin organize edilmesini, kârlı ticaret sözleşmelerinin yapılmasını ve küresel tarım pazarındaki fiyatları kontrol etmek için ulusal para birimlerinde ödeme kurallarının oluşturulmasını sağlayacak. Bu fikrin gelişmekte olan dünyanın liderleri tarafından desteklenmesinde, Batılı ülkelerin katılımı olmadan sektördeki küresel düzenlemeyi etkileme girişimi görülebilir.”
Batılı ülkeler, BRICS’in potansiyelini fark ederek kendi girişimlerini desteklemeye başlayabilirler.
Özellikle, BRICS Tarım İttifakı’nın benzerlerinin Almanya tarafından geliştirilebileceği ve Almanya’nın tarım, ekoloji ve sürdürülebilir kalkınma alanlarında işbirliği için Küresel Güney ülkelerini de çekebileceği yönünde bilgiler var.
BRICS konsolide olmayı başaramazsa, Batı, gelişmekte olan ülkelere siyasi tavizler karşılığında mali ve teknolojik avantajlar sunarak inisiyatifi ele geçirebilir.
Aciliyetin bir diğer faktörü de ABD’den gelen artan ekonomik baskı riski. ABD Başkanı Donald Trump, dolardan vazgeçilmesi durumunda BRICS ülkelerinin mallarına yüzde 100 gümrük vergisi uygulamaya hazır olduğunu açıkladı.
Bu tehdit, birliğin ulusal ve dijital para birimlerinde ödemeler de dahil olmak üzere alternatif ödeme mekanizmaları geliştirme planları nedeniyle geldi.
BRICS’in mali sistemine entegre edilmiş bir tarım ittifakı, dolarlık bölge dışında gıda tedarikinin istikrarını sağlayarak bu tür yaptırımlara karşı bir koruma aracı olabilir.
BRICS, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 42’sini ve kara alanının yüzde 30’undan fazlasını kapsıyor ve bu da onu tarımsal işbirliği için ideal bir platform haline getiriyor.
Birlik, Rusya ve Kazakistan kara toprakları, Brezilya tropikal toprakları, Hindistan’ın işgücü ve Çin teknolojileri olmak üzere fazlaca bir kaynak kombinasyonuna sahip.
Diğer yandan ortak ülkelerin katılımı ittifakın coğrafyasını genişletecek ve dünya pazarlarındaki etkisini artıracak. Denis Kuznetsov’a göre, Rusya için bu proje, BRICS’in itici gücü, birliğin gelişimi için proje ve fikir üreten bir ülke olduğunun kanıtı.
BRICS raporu: Üye ülkeler, ekonomik ve sosyal göstergelerde güçleniyor
Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı












