Avrupa
Alman otomotiv krizi Vişegrad ülkelerine sıçrıyor

Alman otomotiv endüstrisindeki kriz sadece Almanya’daki otomobil fabrikalarını değil, aynı zamanda Alman endüstrisinin Macaristan da dahil olmak üzere Vişegrad ülkelerindeki (Çekya, Macaristan, Polonya ve Slovakya) başlıca üretim tesislerini de etkiliyor.
Satışlardaki mevcut düşüşten özellikle e-araba sektörü etkileniyor. Bu durum hem Volkswagen başta olmak üzere otomobil üreticilerinin kendileri hem de tedarikçiler için geçerli.
German Foreign Policy’nin aktardığına göre, örneğin otomotiv tedarikçisi ZF, 2028 yılı sonuna kadar Almanya’da 14.000 kişiyi işten çıkarmayı planladığını açıkladı. Continental ise muhtemelen tedarikçi işletmesini tamamen kapatmayı ve borsaya açmayı planlıyor.
Federal Motorlu Taşımacılık Kurumuna göre, bu yılın ağustos ayında bir önceki yılın ağustos ayına kıyasla neredeyse yüzde 69 daha az yeni elektrikli otomobil tescil edildi. Dizel motorlarda bu düşüş yüzde 24.4, benzinli araçlarda ise yüzde 7,4.
Bu düşüşler ve aynı zamanda otomotiv sektörünün dönüşümü, ekonomileri büyük ölçüde Alman sanayisine bağlı olan ve büyümeleri büyük ölçüde Alman işlerinin bir sonucu olan Vişegrad ülkeleri için büyük zorluklar yaratıyor. Örneğin Macaristan’da sanayi üretimi şimdiden çökmüş durumda.
Vişegrad: Alman otomotiv sektörünün arka bahçesi
Vişegrad ülkeleri Alman sanayisi için dünyanın en önemli üretim merkezlerinden biri haline geldi.
Sadece 2016 yılı itibariyle Alman şirketleri bu dört ülkeye (V4) yaklaşık 84 milyar avro yatırım yapmış durumdaydı ki bu rakam, o tarihte Çin’e yapılan yatırımdan daha fazlaydı.
Almanya’nın bakış açısına göre V4 ülkeleri bir dizi yatırım avantajı sunuyor: Batı Avrupa’ya coğrafi yakınlık, gelişmiş bir sanayi altyapısı, büyük bir kalifiye işgücü ve düşük ücret seviyeleri.
Kimya ve elektronik sektörlerindeki Alman şirketleri güçlü bir şekilde temsil edilmekle birlikte, özellikle Alman ekonomisinin amiral gemileri olan makine mühendisliği ve özellikle otomotiv endüstrisi bir hayli etkili.
V4’teki otomobil üretimi 1991 ile 2019 yılları arasında 670.000’den 4,4 milyon araca çıkarak 6,6 kat arttı. Bu rakam 2019 yılında AB’de üretilen tüm araçların yüzde 24,9’una tekabül ediyordu.
2020 yılında pandemi nedeniyle üretim 3,6 milyon araca düşmüştü; fakat yüzde olarak bakıldığında, V4’ün AB otomobil üretimindeki payı yüzde 26,2’ye yükseldi.
Vişegrad’ın Almanya’ya bağımlılığı
V4’ün Alman sanayisine ve özellikle de Alman otomobil üretimine aşırı bağımlılığı dört ülke için sorunlu başlıklardan biri.
Planlamanın, geliştirmenin ve kârın önemli kısmı Almanya’ya gidiyor. Öte yandan Almanya’daki ekonomik gelişmenin V4 üzerinde doğrudan etkisi var. Örneğin küresel ekonomik krizin sonucu olarak 2009 yılında küresel otomobil satışları çöktüğünde Çekya, Slovakya ve Macaristan ekonomileri durgunluğa girmişti.
Alman otomobil üreticilerinin satışlarındaki mevcut düşüş de V4’teki üretimi etkiliyor. Örneğin Macaristan’da sanayi üretimi çöküş eğiliminde. Bloomberg bunu otomobil ve batarya üretimindeki zayıflamaya bağlıyor.
Buna bir de AB ile şu anda Macaristan’ın en önemli yatırımcısı olan Çin arasında baş gösteren ticaret savaşı ekleniyor. 2024’ün ikinci çeyreğinde Macaristan ekonomisi yüzde 0,2 oranında küçüldü.
Elektrikli araç dönüşümünün Vişegrad eksenine etkileri
Elektrikli araçlara geçiş üretimde büyük değişikliklere yol açarken bazı tedarikçiler yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Polonya ve Macaristan, diğer Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla içten yanmalı motorlar, motor parçaları ve şanzıman ihracatına daha bağımlı. Çekya ve Slovakya’da ise motor ve vites kutusu üretimi çoğunlukla büyük, yerel otomobil montajı için kullanılırken, ihracat için daha az kullanılıyor.
Altı motor fabrikası bulunan Polonya en büyük motor üreticisi konumunda ve 2020 yılında 2,8 milyar avro değerinde motor ihraç etti. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan aynı zamanda Doğu Avrupa’dan en büyük motor parçası ihracatçıları.
V4 hükümetleri de dönüşümle farklı şekillerde ilgileniyor. Polonya, Macaristan ve Slovakya, batarya fabrikaları ve elektrikli şanzıman bileşenlerinin üretimi için yatırımcıları çekmek için çalışıyor. Polonya ve Macaristan, Çin ve Güney Kore fabrikalarını çekme konusunda çok başarılı oldu. Çek Cumhuriyeti bu konuda oldukça geri kalmış durumda.
Karma üretim Doğu Avrupa’nın işine yaramayabilir
German Foreign Policy’ye göre Batı Avrupa’da Zwickau ve Emden’deki VW fabrikaları, Berlin yakınlarındaki Tesla fabrikası gibi tamamen e-araçların seri üretimine yönelik fabrikalar açılmış ya da VW’nin Wolfsburg yakınlarındaki Trinity fabrikası gibi bu tür fabrikalar planlanıyor olsa da, Doğu Avrupa ülkelerinin çoğu için durum böyle değil.
Buradaki mevcut strateji, elektrikli araçların içten yanmalı motorlarla birlikte aynı fabrikalarda üretileceği karma üretime yönelik. Karma üretimi orta vadede kârlı hale getirmek için Doğu Avrupa’daki birçok fabrika düşük üretim maliyetleri ve yüksek işgücü esnekliği ile daha düşük üretimi telafi etmeyi planlıyor.
Fakat uzun vadede, bu karma üretim stratejisinin tamamen e-mobiliteye yönelik fabrikalarla rekabet etmesi zor. Bu durumun uzun vadede Doğu Avrupa’da büyük iktisadi sorunlara yol açabileceği düşünülüyor.
Almanya ile Asya’nın kesişim noktası: Macaristan
Macaristan, “Doğu periferisindeki” konumunu güçlendirmek için Doğu Asya’nın batarya üretimine yaptığı doğrudan yatırımı Alman otomobil üreticilerinin elektrikli araç üretimine yaptığı yatırımla birleştiriyor.
Bu, Alman yatırımcılar için devlet teşvikleri, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimine (KYG) katılım ve Rusya ile enerji anlaşmaları ve altyapı projelerinin bir karışımını içeriyor.
Doğu Asyalı yatırımcılar sayesinde Macaristan, Avrupa’nın önde gelen elektrikli otomobil bataryası üreticilerinden biri haline geldi. Örneğin şu anda Szeged’de ilk Macar otomobil fabrikasını inşa eden Çinli BYD şirketi, Budapeşte’nin kuzeyinde bir batarya montaj tesisine de yatırım yapıyor.
Çinli şirketler 2016’dan bu yana Komárom’da Londra ve başka yerlerde kullanılan elektrikli otobüsler üretiyor. İki Çinli batarya üreticisi, Eve Energy ve dünyanın en büyük endüstri grubu CATL, Macaristan’da faaliyet gösteriyor.
CATL, Erfurt’taki ilk tesisinin ardından Debrecen’de ikinci Avrupa tesisini inşa ediyor. Güney Koreli grup SK Innovation Macaristan’daki üçüncü tesisini Budapeşte yakınlarındaki Iváncsa’da inşa ediyor.
Alman sanayisini Rusya üzerinden Asya’ya bağlamak
German Foreign Policy’deki habere göre Macaristan’daki yeni sanayi tesisleri, enerji ve altyapı projeleri birbiriyle bağlantılı olduğundan, Alman otomobil üreticilerinin e-araba üretimine ayak uydurabilmek için Macaristan’a olan ilgisini artırıyor.
Örneğin Çinli batarya üreticisi CATL, BMW ile aynı bölgede bir fabrika inşa ediyor. Bu fabrikaların yakınında ilave gaz yakıtlı enerji santralleri ile yeni bir enerji altyapısı inşa ediliyor.
Dolayısıyla Kuzeydoğu Macaristan, “kayda değer bir jeostratejik yolla” Alman sanayisini Doğu Asya yatırımlarına bağlayan ve Rus enerji kaynaklarını neredeyse eksiksiz bir batarya üretim zincirine entegre eden bir merkeze dönüşüyor.
Avrupa
Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.
Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.
Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.
Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:
“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”
Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.
Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:
“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”
Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.
Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.
Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.
“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.
Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.
“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.
Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.
NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.
Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:
“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”
Avrupa
Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.
Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.
Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.
Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.
ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.
Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.
ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.
Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.
Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.
Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.
Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.
Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.
The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.
Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi
Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.
Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.
Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.
AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi









