Diplomasi
Alman sermayesinin gözü Orta Koridor’da

Ukrayna savaşı ve buna bağlı olarak Rusya üzerinden transit geçişlere uygulanan yaptırımlar, Çin ile AB arasında alternatif bir ticaret yolu olarak Orta Koridor’u yeniden gündeme getirdi.
Hamburg Ticaret Odası’nın Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi ile birlikte Hamburg’da düzenlediği uluslararası bir konferans, ilgili ülkelerin yeni lojistik rotayı optimize etme ve yoğun bir şekilde birlikte çalışma konusunda çok ciddi olduklarını gösteriyor.
“Yeni Rotalar, Yeni Pazarlar. Küresel Geçit ve ‘Orta Koridor’ boyunca potansiyel pazarlar” başlıklı konferans 20 Şubat’ta Hamburg Ticaret Odası’nda 150’den fazla katılımcıyı bir araya getirdi.
Katılımcılar, Çin’den Orta Asya ve Hazar Denizi üzerinden Güney Kafkasya’ya ve Avrupa’ya uzanan Orta Koridor boyunca Alman şirketleri için planlanan genişleme projeleri ve yatırım fırsatları hakkında çok sayıda uluslararası uzmandan ilk elden bilgi alma şansına sahip oldular.
Almanya ve AB’den panelistlerin yanı sıra, güzergah üzerindeki transit ülkelerin çoğu (Azerbaycan ve Ermenistan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan) Hamburg’da temsil edildi.
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi’nin aktardığına göre etkinliğin mesajı “Orta Koridor ya birlikte çalışır ya da hiç çalışmaz” şeklinde özetlendi.
İddiaya göre karayolu ve demiryolundan konteyner gemilerine ve tersi yönde aktarma süreçlerinde kalan altyapı darboğazları ortadan kaldırılabilir ve katılımcı ülkeler arasındaki sınır işlemleri optimize edilebilirse, Çin ve Avrupa arasındaki yük hacmini şu anda yaklaşık 3,7 milyon tondan 2030 yılında 11,4 milyon tona çıkarma hedefine kesinlikle ulaşılabilir.
İlgili tüm ülkelerin ortak hedefi, Çin ve AB arasındaki yük transit sürelerini yarıya indirerek 15-20 gün civarına çekmek. Bu başarılabilirse, konteyner gemilerinin Süveyş Kanalı üzerinden 30 ila 55 günlük mevcut transit sürelerine kıyasla somut maliyet avantajları olacak.
Orta ve Doğu Avrupa’nın Alman ekonomisi için önemi giderek artıyor
Azerbaycan ve Orta Koridor: Çin ile stratejik ortaklık
Azerbaycan’ın Almanya Büyükelçisi Nesimi Ağayev açılış konuşmasında “Orta Koridor bizim için stratejik bir bağlantıdır,” dedi. Bu, lojistik güzergâhın başarısı için ticaret ortağı olarak büyük önem taşıyan Çin ile stratejik bir ortaklığı da içeriyor.
Azerbaycan, küresel büyümeye katkıda bulunmanın yanı sıra, özellikle komşu ülkelerle yerel ticareti güçlendirmeyi de umuyor. Ağayev ayrıca Azerbaycan ve Ermenistan arasında devam eden barış sürecinin önemini de vurguladı.
Bu umutlar kısa bir süre sonra Hamburg’a gelen Ermenistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vahan Kostanyan tarafından da teyit edildi ve Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye arasında bir transit koridorunun açılmasına ilişkin devam eden görüşmeler hakkında bilgi verdi.
Kostanyan Ermenistan’ın “Barış için Kavşak” konseptini de sundu. Bakan yardımcısı, “Ermenistan yeni transit rotalarının bir parçası olmaya büyük ilgi duyuyor. Komşularımızla bağlantılılık Kafkasya’da istikrarı artırır,” dedi.
Azerbaycan, Orta Koridor’u “yeşil koridor”a dönüştürmek istiyor
“Darboğazlar” konferansta en sık dile getirilen anahtar kelimelerden biriydi. Orta Koridor boyunca gerek altyapı açısından gerekse farklı düzenlemeler ve siyasi gereklilikler nedeniyle hâlâ çok sayıda “darboğaz” bulunuyor.
Konferansta her iki alanda da çok şey yapılmakta olduğu ve milyarlarca dolarlık yatırımların başlatılmış olduğu gerçeği vurgulandı. Azerbaycan özellikle Hazar Denizi’nde Bakü yakınlarındaki yeni limanı Alat’a odaklanıyor ve serbest ticaret bölgesi yatırımcılara özellikle cazip koşullar sunuyor.
Bakü Limanı CEO’su Taleh Ziyadov, uluslararası şirketlerin Orta Koridor’un büyük kalkınma fırsatlarından yararlanmak için istedikleri ve sunulması gereken “beş yıldızlı koşullardan” bahsetti.
Buna ek olarak, “sürdürülebilir ve çevre dostu” çözümlere özel bir önem verilecek ve AB’nin iklim koruma gerekliliklerini yerine getirmek amacıyla Orta Koridor bir “yeşil koridor” haline getirilecek.
Hazar kıyısına transit geçişi kolaylaştıracak havalimanı projesi
Bakü limanında geliştirilmekte olan projelerden biri de, nakliye firmalarına gemi, tren ve karayolu arasındaki aktarma süreçlerinin yanı sıra kargo uçaklarından ve kargo uçaklarına uygun maliyetli aktarma seçenekleri sunmak amacıyla 2026 yılı sonuna kadar Alat’ta inşa edilmesi planlanan yepyeni bir kargo havalimanı.
Halihazırda yapım aşamasında olan havalimanı, Alman CEO’su Wolfgang Meier’in Hamburg’da projeyi tanıttığı ve bölgedeki tüm ülkelerin Orta Koridor’u başarıya ulaştırmak için gösterdikleri büyük iradeyi övdüğü özel Silk Way West Havayolları tarafından geliştiriliyor.
Hamburg merkezli köklü şirket Jebsen & Jessen Industrial Solutions için Avrupa’dan Orta Asya’ya karmaşık taşımacılık görevlerinde çalışan Stephanie Meier-Sydow da benzer övgülerde bulundu.
Orta Asya’da yeni işbirlikleri: Koridor’un alt kolları
Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan da Orta Koridor’un “alt kolları” üzerinde yoğun bir şekilde çalışıyor.
Bu konu, Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Genel Müdürü Michael Harms’ın moderatörlüğünde düzenlenen bakanlar panelinin konusuydu. Kazakistan Ulaştırma Bakan Yardımcısı Satzhan Ablaliev, Hamburg’da Hazar Denizi’nin doğu kıyısındaki Aktau limanının genişletilmesi ve Çin ile geliştirilmesi devam eden yeni demiryolu ve karayolu bağlantıları hakkında bilgi verdi.
Kırgızistan Ulaştırma ve İletişim Bakanı Absattar Syrgabaev, Çin’den Kırgızistan üzerinden Özbekistan’a yeni bir tren bağlantısı projesini sundu.
Özbek Ulaştırma Bakanlığı Direktörü Bekzod Kholmatov, Kazakistan ile sınır geçişlerini daha da iyileştirme hedefini sürdürüyor.
Dijitalleşme ve kuralların standardizasyonu, gümrük işlemlerinin hızını arttırmak için tüm ülkelerin genel olarak gündemlerine aldıkları anahtar kelimeler.
Alman şirketleri Orta Koridor için finansman arayışında
Konferansta ele alınan bir diğer konu da Orta Koridor boyunca büyük projelere katılmak isteyen Alman şirketleri için finansman seçenekleriydi.
Euler Hermes’ten Thomas Baum ve KfW IPEX Bank’tan Ekaterina Galitsyna bu konuda bilgi verdi.
Dünya Bankası Avrupa ve Orta Asya Kıdemli Ulaştırma Mühendisi Murad Gürmeriç, diğer konuların yanı sıra, Orta Koridor boyunca darboğazları ortadan kaldırmak için yoğun çalışmaların yapıldığı kendi ülkesi Türkiye’deki projeleri anlattı.
Zirvenin en önemli parçalarından biri de, Dünya Bankası tarafından finanse edilen, Asya ve Avrupa arasında Boğaz’dan geçecek bir demiryolu bağlantısı.
AB-Orta Asya zirvesi nisan ayında
Uluslararası Ortaklıklar Genel Müdürlüğü Orta Doğu, Asya ve Pasifik Direktörü Peteris Ustubs da, AB’yi temsil etmek üzere Hamburg’daydı.
Ustubs sözlerine AB düzeyinde “Orta Koridor” yerine “Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru” teriminin kullanıldığını açıklayarak başladı. Bu koridor AB için de stratejik öneme sahip, bu nedenle AB tarafından 2021 yılında başlatılan ve Avrupa’ya bağlantıları iyileştirmek için 300 milyar avro ile desteklendiği iddia edilen “Küresel Geçit (Global Gateway) Girişimi” de bu bölgedeki projeleri hedefliyor.
Ustubs daha sonra AB’nin Kazakistan ve Özbekistan’da teşvik etmek istediği altyapı projelerine odaklandı, fakat hangi projelerin halihazırda uygulanmakta olduğu belirsizliğini koruyordu. Ustubs, pek çok şeyin hâlâ tartışmalar ve fizibilite çalışmaları düzeyinde olduğunu kabul etti.
Bununla birlikte, özellikle KOBİ’lere projeler ve finansman fırsatları hakkında merkezi bir bilgi kaynağı sağlayacak bir web sitesi üzerinde çalışmalar devam ediyor.
Trans-Hazar Ulaştırma Koridoru Koordinasyon Platformu da 2024 ortalarında taşımacılığı hızlandırmak amacıyla teknik koordinasyon için kuruldu.
Ustubs, beş Orta Asya ülkesiyle ilk AB zirvesinin Nisan 2025’te yapılacağını da sözlerine ekledi.
Diplomasi
Polonya, Venezuela’dan kripto parayla petrol alırken 424 milyon dolar kaybetti

Polonya devlet enerji grubu Orlen, Venezuela’dan kripto para aracılığıyla petrol ithal etme girişimi sırasında en az 424 milyon dolar kayba uğradı. İsviçre ve Dubai üzerinden yürütülen operasyonda 230 milyon dolarlık avans aracı şirketlere teslim edilmesine rağmen sevkiyat gerçekleşmedi.
Polonya devlet enerji grubu Orlen, kripto para birimiyle yaklaşık 6 milyon varil Venezuela petrolü satın alma girişimi neticesinde en az 424 milyon dolar kaybetti.
İngiliz ekonomi gazetesi Financial Times’ın yürüttüğü araştırmaya dayandırdığı haberine göre, aracılar üzerinden aktarılarak USDT cinsine çevrilen fonların ardından petrol sevkiyatı gerçekleşmedi.
Gazetenin ulaştığı verilere göre, Orlen’in İsviçre merkezli ticaret kolu Orlen Trading Switzerland (OTS), Kasım 2023’te Dubai merkezli Hannon International şirketiyle 345 milyon dolarlık Merey 16 tipi ham petrol alımı için sözleşme imzaladı.
İşlemden 25 ila 30 milyon dolar kar sağlamayı hedefleyen OTS, Dubai merkezli aracı kuruluşa 230 milyon dolar avans aktardı.
Venezuela tarafı ödemeyi sadece kripto para birimi USDT ile kabul edeceğini bildirdi. Hannon, para birimini dönüştürmek amacıyla Dubai’deki diğer aracı kuruluşlara transferler gerçekleştirdi.
Bu kuruluşlardan biri 135 milyon dolar tahsil etmesine karşın, Hannon’un verilerine göre satıcıya yalnızca 85 milyon USDT iletti. Farklı bir şirkete gönderilen 30 milyon dolar ise Venezuela’ya hiç ulaşmadı.
Hannon temsilcileri Ocak 2024’te bizzat Venezuela’ya giderek aracılara on milyonlarca USDT erişimi barındıran USB bellekler teslim etti. Bir komisyoncuya önce 60 milyon USDT, ardından 50 milyon USDT daha verildi; ancak petrol yine teslim edilmedi.
Aynı dönemde Orlen’in kiraladığı üç süpertanker, Aralık 2023’te Jose terminaline vardı ve haftalarca yükleme yapılmadan bekledi. Teslimat süresi 19 Aralık’ta dolarken, Orlen gemilerin rıhtımdaki bekleme süresi nedeniyle ilave maliyetlerle karşılaştı.
OTS, Ocak ayında Hannon ile 1 milyon varillik ham petrol için yeni bir mutabakata varmayı denedi ancak ham maddedeki kirlilik sebebiyle anlaşmadan çekildi.
Taraflar daha sonra 1 milyon varil akaryakıt sevkiyatı üzerinde anlaştı. Mart ayında Orlen’in bir gemisi, kararlaştırılan miktarın yarısını oluşturan yaklaşık 500 bin varillik yükü alabildi.
OTS, 28 Mart’ta ilk sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Şirket içi hesaplamalara göre Hannon ile yürütülen operasyonların lojistik maliyeti 72 milyon dolara ulaştı.
Financial Times, Orlen’in Hannon’a devrettiği 230 milyon doları tahsil etmek amacıyla tahkim sürecini sürdürdüğünü aktarıyor.
Hannon, OTS’nin doğrudan işlem yapamaması nedeniyle aracı rolü üstlenerek USDT üzerinden petrol temin etmeye çalıştığını savunuyor.
Orlen ise üçüncü tarafların sürece dahil olup olmamasından bağımsız olarak, Hannon’un yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olduğunu belirtiyor.
Varşova Savcılığı, OTS operasyonlarının finanse edildiği 600 milyon dolarlık nakit havuzunun denetiminde ihmal olup olmadığını tespit etmek üzere Orlen’in eski yöneticileri hakkında soruşturma yürütüyor.
OTS’nin eski yöneticisi Samer Awad ve diğer eski idareciler, yöneltilen kötü yönetim suçlamalarını reddediyor.
Sözleşmenin iptalinden sonra, Orlen’in daha önce kiraladığı gemilerden biri yüksek yoğunluklu ağır Venezuela petrolünü yüklemeyi başardı.
Polonya hükümetinin tespitlerine göre Orlen’in toplam zararı en az 1,6 milyar zlotiyi (424 milyon dolar) buluyor.
Hükümet, bu meblağın nakliye, hukuk ve kötü yönetimden kaynaklanan diğer tüm harcama kalemlerini içerdiğini vurguluyor. Olay, Polonya tarihindeki en büyük şirket krizleri arasında yer alıyor.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump Ağustos sonunda Venezuela ile bir anlaşma sağlandığını, söz konusu mutabakatın bu ülkenin 65 milyar varili aşkın petrol rezervinin ABD denetimine geçmesini öngördüğünü duyurmuştu.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise mutabakatın Washington yönetimine istikrarlı hammadde arzı ile uygun fiyatlı petrole erişim sağlayacağını; Venezuela tarafına yaklaşık 100 milyar dolarlık özel yatırım çekeceğini, binlerce yüksek ücretli istihdam yaratacağını ve ülke ekonomisinin yeniden toparlanmasını destekleyeceğini kaydetti.
Diplomasi
Pentagon raporu: İran savaşında ABD üsleri vuruldu, mühimmat stoğu eridi

ABD Savaş Bakanlığı denetim raporu, İran savaşının ilk dört ayında Amerikan ordusunun cephane darboğazı yaşadığını ve onlarca hava aracını kaybettiğini ortaya koydu. Bölgedeki diplomatik ve askeri üslerde ağır yıkım meydana gelirken, onarım harici operasyonel maliyet 33,4 milyar dolara ulaştı.
ABD Savaş Bakanlığı Genel Müfettişliği, İran ile yürütülen çatışmalara dair ilk özel denetim raporunu yayımladı. Belgede, ABD ordusuna ait mühimmat stoklarındaki erime, üslerde meydana gelen yıkım ve hava aracı kayıpları resmi verilerle kayıt altına alındı.
Savaşın başladığı 28 Şubat ile 30 Haziran arasındaki dönemi inceleyen çalışma; ABD ve İsrail öncülüğündeki askeri harekatın maliyetini, kapsamını ve operasyonel neticelerini ortaya koyuyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) yetkilileriyle yapılan görüşmelere dayanan raporda, İran’ın Kuveyt, Bahreyn, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Irak, Umman ve Ürdün’deki Amerikan üslerini hedef aldığı; yüzlerce bina ve yapıyı yıktığı veya ağır hasara uğrattığı kaydedildi.
Amerikan televizyonları NBC News ve CNN‘in aktardığı raporda, çatışmalar ilerledikçe kritik mühimmat stoklarının azaldığı ve tedarik zincirinde tıkanıklıklar yaşandığı kabul edildi.
Savaş Bakanlığının bu açığı kapatmak amacıyla tedarik ve üretim takvimlerini öne çekmeye, stratejik parça ve cephaneyi önceden depolamaya çalıştığı ifade edildi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth, daha önce stokların kritik seviyeye indiği yönündeki iddiaları reddetmişti. ABD Başkanı Donald Trump ise pazartesi günü yaptığı açıklamada, ülkesinin “tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar çok, üstün nitelikli silah ürettiğini” savundu ve sevkiyatın sürdüğünü dile getirdi.
Trump iki hafta önce de benzer haberlere tepki göstererek mühimmatın “neredeyse sınırsız” olduğunu öne sürmüştü.
Denetim raporuna göre çatışmaların ilk dört ayı ABD bütçesine yaklaşık 33,4 milyar dolarlık doğrudan yük getirdi. Yıkılan askeri altyapının imar masraflarını içermeyen bu faturanın 22,3 milyar dolarını harcanan mühimmat, 3,7 milyar dolarını teçhizat kaybı, 7,4 milyar dolarını ise diğer giderler oluşturdu.
NBC News temmuz ayında, iç hesaplamalara hakim yetkililere dayanarak asıl maliyetin 80 ila 100 milyar doları bulabileceğini aktarmıştı. Pentagon ise aynı dönemde harcamayı 37,5 milyar dolar olarak duyurmuş, ancak bu toplama hava araçlarının ikamesi, üslerin tamiri ve azalan cephanenin yenilenmesi dahil edilmemişti.
Resmi kayıtlarda askeri hava filosunun gördüğü zarar da detaylandırıldı. Dört adet F-15E taarruz uçağı ile bir F-35A savaş uçağının kullanılamaz hale geldiği veya ağır darbe aldığı aktarıldı.
Bir A-10 Warthog, 12 adet KC-135 yakıt ikmal uçağı ve dokuz farklı hava aracı tamamen kaybedildi. Kongre Araştırma Servisi verilerine göre haziran sonuna kadar 30’u aşkın MQ-9 insansız hava aracı da düşürüldü.
İran ve bölgedeki müttefik unsurların saldırıları, CENTCOM’un operasyon merkezlerini, personelini ve ikmal depolarını tahliye etmesine yol açtı.
CNN’in geçtiği ayrıntılara göre ordu, tıbbi tahliye helikopterlerini Irak ve Kuveyt’ten çekmek zorunda kaldı. Hava unsurlarının güvenli hatlara kaydırılmasıyla yaralı nakilleri karayoluna ve bölgedeki yerel ambulanslara devredildi.
Çatışmaların başında 20 bini aşkın askeri ve diplomatik personelin görev yeri değiştirildi; Avrupa üslerinden operasyonları desteklemek için 5 bine yakın uçuş icra edildi.
Tahribat deniz gücünü de etkiledi. İran’ın Bahreyn’deki ana ABD donanma lojistik üssünü insansız hava araçları ve balistik füzelerle vurduğu doğrulandı.
ABD Deniz Kuvvetleri Bakan Vekili Hung Cao merkezin “yerle bir edildiğini” kaydederken, ikmal operasyonları Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’na taşındı. Bu durum deniz birliklerinin lojistik döngüsünü 14 ila 18 güne çıkardı, posta dahil temel hizmetlerde aksamalar yarattı. CNN’in haberine göre istihbarat ve ordu çevreleri, personelin bölgede kalıcı olarak azaltılması seçeneğini değerlendiriyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) müfettişlerinin katkı sunduğu veriler, diplomatik misyonlardaki fiziki hasarın 184 milyon dolar olduğunu gösterdi.
Durma noktasına gelen inşaat projelerinin yarattığı 25 milyon dolarlık fatura ile hariciyedeki zarar 208 milyon doları aştı.
Riyad Büyükelçiliği mart başında iki insansız hava aracıyla vurulurken, yerleşkede CIA operasyonlarına ayrılan birim hasar gördü.
Dubai Konsolosluğu darbe aldı; faaliyetlerini askıya alan Kuveyt Büyükelçiliği ise acil durum seviyesinde ancak haziran sonunda açılabildi.
Irak’taki tesislere 600’den fazla saldırı gerçekleştiği ve 157 milyon dolarlık hasarla en büyük faturanın bu ülkede çıktığı aktarıldı. Bölgedeki 3 bin 500 diplomatik çalışan ve ailesi zorunlu tahliye protokolüyle tahliye edildi.
Hazırlanan denetim belgesinde, harekatın ilk aşamasında İran’da bir ilkokulun hedef alınmasına değinilmedi.
Ordunun bu bombalamaya ilişkin yürüttüğü iç soruşturma henüz tamamlanmadı.
Askerlerin yıpranma payına yer vermeyen raporda, uzun süreli görevin ardından San Diego’ya dönmek üzere yola çıkan USS Abraham Lincoln uçak gemisindeki koşullar da kapsam dışında kaldı.
Diplomasi
Avustralya, AB ile ilişkilerde Kanada’yı takip edecek

Avustralya, ABD ile giderek tırmanan bir ticaret anlaşmazlığıyla karşı karşıya kalması nedeniyle Kanada’nın AB ile daha yakın ilişkiler kurma çabalarına destek veriyor.
Wall Street Journal’ın, Kanada’nın AB’de “ortak üye” statüsünü değerlendirdiğini bildirmesinin ardından, Başbakan Mark Carney ülkesinin tam üyelikten ziyade blokla “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedeflediğini açıklamıştı.
Avustralya Ticaret Bakanı Don Farrell da salı günü Sydney Morning Herald gazetesine verdiği demeçte, “Aynı görüşteyiz. Carney’in atacağı adımları büyük bir ilgiyle takip edeceğiz,” dedi.
Farrell, Avustralya’nın AB ile daha derin bir ilişki kurmak için aktif olarak çaba gösterip göstermediği veya bunun ne şekilde gerçekleşebileceği konusunda ayrıntılı bilgi vermedi.
Avustralya, Washington ile uzun süredir devam eden güvenlik anlaşmasına ve serbest ticaret anlaşmasına rağmen, ABD’nin ihracat ürünlerine uyguladığı gümrük vergileriyle karşı karşıya kalmasının ardından ticaretini çeşitlendirmeye çalışıyor.
WSJ’ye göre Kanada ve AB, yapay zeka, enerji, savunma ve kritik mineraller gibi kilit sektörlerdeki Kanadalı mal, hizmet ve işçilerin serbest dolaşımına izin vermeyi görüşüyor ve bu da fiilen AB sınırını kaydırmak anlamına geliyor.
Kanada, AB’ye üyeliği değil, “benzersiz bir ittifak” kurmayı hedefliyor
Görüşmeler, denizaltı kabloları, veri merkezleri, bulut depolama, uydu ağları ve enerji nakil tesisleri gibi ortak altyapı projelerini de kapsıyor.
Gazete, ismi açıklanmayan iki yetkiliye atıfta bulunarak, Carney’in Kanadalıların AB’de vizesiz olarak yaşamasına ve çalışmasına izin verilmesi konusunda AB liderleriyle, özellikle de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile düzenli olarak görüşmeler yaptığını bildirdi.
Farrell, mesafeler göz önüne alındığında fiber optik kablolar hariç olmak üzere, AB ile gelecekteki düzenlemelerde tüm seçeneklere açık olduğunu belirtti:
“Dünya, korumacılar ve serbest ticaret yanlıları olarak ikiye ayrılıyor. Son 50 yıldır Avustralya’nın refahının tamamen dünyayla olan ilişkilerimize bağlı olduğu tartışılmaz bir gerçek.”
Avustralya ve AB, sekiz yıllık müzakerelerin ardından Mart ayında bir serbest ticaret anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma, neredeyse tüm mallardaki gümrük vergilerini kaldırdı ve AB’nin Avustralya’nın kritik minerallerine erişimini potansiyel olarak kolaylaştırdı.
Avrupa1 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa1 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa1 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya1 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Ortadoğu6 gün önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Dünya Basını2 hafta önceÇin-Mısır ortak tatbikatı, Pekin’in askeri erişiminin göstergesi
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 3: Kapitalizmin (önlenemeyen) ölümleri












