Avrupa
Orta ve Doğu Avrupa’nın Alman ekonomisi için önemi giderek artıyor

Almanya’nın Orta ve Doğu Avrupa ve Orta Asya ile dış ticareti, Alman ihracat ekonomisinin temel direklerinden biri olmaya devam ediyor.
2024 yılında, Almanya’nın Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi’nin 29 hedef ülkesine ihracatı, genel trendin aksine yüzde birin biraz altında artarak toplam 281 milyar avroya ulaştı.
Almanya’nın sadece Polonya’ya ihracatı 2024 yılında üç milyarın üzerinde bir artışla 93,8 milyar avroya (+ yüzde 3,5) ulaştı. Böylece doğudaki komşu ülke, Çin’i geride bırakarak Almanya’nın dünya çapındaki en önemli dördüncü satış pazarı haline geldi.
Almanya’nın Ukrayna’ya ihracatı da önemli bir gelişme göstererek 1,2 milyar artışla 8,2 milyar avroya (+ yüzde 17) ulaştı.
Buna karşılık Rusya ile ticaret daralmaya devam ediyor: Almanya’nın Rusya’ya ihracatı, özellikle ilaç ve kimyasal ürünler, 1,3 milyar azalarak 7,6 milyar avroya düştü (- yüzde 15). Rusya şu anda Almanya’nın ticaret ortakları arasında sadece 45. sırada yer alıyor.
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Başkanı Cathrina Claas-Mühlhäuser, birliğin dün Berlin’de düzenlenen yıllık açılış toplantısında, “Alman şirketlerinin Orta ve Doğu Avrupa’daki geniş varlığı uzun zamandır Alman ekonomisinin temel direklerinden biri olmuştur. Bu nedenle Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi, gelecekteki Alman hükümetine Orta ve Doğu Avrupa ve Orta Asya ile yakın ortaklığı daha da derinleştirmesi ve Ukrayna, Moldova ve Batı Balkan ülkelerinin Avrupa entegrasyonunu teşvik etmesi çağrısında bulunuyor,” dedi.
Öte yandan Almanya’nın bölgeden ithalatı 2024 yılında yüzde 1,8 azalarak 258 milyar avroya geriledi. Bu durum Rusya’dan yapılan ithalattaki düşüşü (- yüzde 50) ve Almanya’daki zayıf ekonomiyi yansıtıyor.
Anket: Yüzde 56 Doğu Avrupa’ya yatırım yapmayı planlıyor
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi ve denetim firması KPMG tarafından yapılan son anket, Orta ve Doğu Avrupa’nın Alman ekonomisi için öneminin gelecekte de artmaya devam edeceğini gösteriyor.
20 AB üye ülkesine ve katılım adaylarına odaklanan ankete katılan 133 şirketin yüzde 55’i bölgenin 2030 yılına kadar işleri için giderek daha önemli hale gelmesini beklerken, yüzde 56’sı buraya yatırım yapmayı planlıyor.
Claas-Mühlhäuser, “Orta ve Doğu Avrupa ile Orta Asya’da büyük tüketici ve yatırım talebi olan heyecan verici satış pazarları var. Bölge aynı zamanda tedarik zincirlerinin kısaltılması ve kritik hammadde ve enerji tedariki açısından da büyük önem taşıyor,” dedi.
Claas-Mühlhäuser, AB entegrasyonuna yönelik yeni fikirlerin ve Orta Asya’nın kaynak zengini bölgeleriyle ticaret ve ulaştırma ilişkilerinin hızla genişletilmesinin daha da fazla dinamizm yaratabileceğine dikkat çekti.
Yakın Alman-Polonya işbirliği
Doğu Avrupa ve Orta Asya’nın Alman ekonomisi için artan önemini göz önünde bulunduran Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Başkanı, gelecekteki Alman hükümetine sekiz temel talep sundu.
Claas-Mühlhäuser, “Berlin ile doğudaki en önemli ticaret ortağı olan Polonya arasındaki işbirliği yeni bir düzeye ulaşmalıdır. Varşova ile birlikte Avrupa’nın rekabetçiliğini güçlendirmek ve Ukrayna’nın yeniden inşasını koordine etmek önemlidir,” diye konuştu.
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Başkanı, Almanya-Polonya hükümetlerinin yıllık istişarelerine ekonomik görüşmelerin de eşlik etmesini ve örneğin enerji ve dijitalleşme alanlarında sınır ötesi projeleri içeren ortak bir gündem geliştirilmesini talep etti.
Ukrayna önem kazanmaya devam ediyor
Başkan, yeni Alman hükümetinin de Ukrayna’ya olan bağlılığından vazgeçmemesi gerektiğini söyledi.
Berlin’deki yeni hükümetin, Ukrayna’nın reform sürecini ve Avrupa’ya entegrasyonunu kararlılıkla desteklemesini isteyen Claas-Mühlhäuser, “Ukrayna için güvenlik aynı zamanda orada faaliyet gösteren Alman şirketleri için de güvenlik anlamına gelir, ama her şeyden önce tüm AB için güvenlik anlamına gelir,” dedi.
Claas-Mühlhäuser, yeniden yapılanma için mali yardımın, Alman ve Avrupalı şirketlerin katılımıyla daha yakından bağlantılı olması gerektiğini savundu.
Claas-Mühlhäuser, Almanya’nın Ukrayna’dan yaptığı ithalattaki önemli artışa işaret ederek, Ukrayna’nın AB tek pazarına entegrasyonunda gerçek bir ilerleme kaydedildiğini gösterdiğini öne sürdü.
Alman yatırımcıların da açıkça Ukrayna’ya odaklanmış durumda olduğunu kaydeden Başkan, “Savaşa rağmen, Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi ve KPMG tarafından yapılan ankete katılan şirketlerin neredeyse yarısı (yüzde 46) önümüzdeki on iki ay içinde Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünüyor,” dedi.
Balkanlar ve Doğu Avrupa’nın entegrasyonu Almanlar için kritik
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Başkanı, AB entegrasyonu ile Ukrayna’nın ekonomik olarak yeniden inşasının “ayrılmaz bir şekilde birbirine bağlı” olduğunu savundu.
Başkan, “Yatırımcılar için istikrarlı çerçeve koşulları ve yasal kesinlik, sürdürülebilir büyüme için vazgeçilmez ön koşullardır,” derken, AB standartlarının hızla benimsenmesinin bunun için çok önemli olduğuna dikkat çekti.
Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi Başkanı, gelecekteki Alman hükümetinin Brüksel’de Batı Balkan ülkeleri, Ukrayna ve Moldova ile AB katılım müzakerelerini hızlandırmak için çalışmasını ve nihai katılımdan önce bile AB kurumlarına kısmi üyeliği teşvik etmesini istedi.
Claas-Mühlhäuser, “2012’den bu yana süregelen katılım çıkmazını nihayet aşmak için yeni ve daha yaratıcı yaklaşımlara ihtiyacımız var. Amaç 2028 yılına kadar en az bir ülke ile katılım müzakerelerini tamamlamak olmalıdır. Bu, bölgeye güçlü bir sinyal gönderecektir,” dedi.
İç pazarı güçlendirmek ve açık tutmak
Claas-Mühlhäuser ayrıca yeni Alman hükümetini, Macaristan gibi tüm AB üye ülkelerinde iç pazar kurallarına uyumu sağlamak için tutarlı bir şekilde çalışmaya çağırdı.
Buna yeni engeller yaratmamanın da dahil olduğunu söyleyen Başkan, örnek olarak sınır kontrollerinin malların dolaşımını engellememesi gerektiğini söyledi.
Cathrina Claas-Mühlhäuser, “Orta ve Doğu Avrupa ile ticaretimizde kullandığımız yarım trilyon avrodan fazla değerdeki malların önemli bir kısmı, bazen tam zamanında teslimat şeklinde, Polonya ve Çek Cumhuriyeti ile olan sınırlarımızdan taşınıyor. Sınırlarda malların gümrüklenmesi durma noktasına gelirse bu durum çökecektir,” diye konuştu.
AB’nin 2026 yılı başında yürürlüğe girecek olan CO2 sınır uyum mekanizması, AB pazarına yönelen AB’nin doğu komşu ülkelerine büyük dönüşüm görevleri yükleyecek.
Ortak ülkelerin, entegrasyonlarının önünde yeni engeller çıkmaması için finansman programları ve projeler aracılığıyla buna hazırlanmaları gerektiğine işaret eden Başkan, bunun aynı zamanda Alman enerji ve iklim teknolojisi için bu ülkelerde fırsatlar yaratacağının altını çizdi.
Orta Asya ve Güney Kafkasya’yı birbirine bağlamak
Başkana göre yeni Alman hükümeti, aynı zamanda AB’nin “Global Gateway” programının Orta Asya ve Güney Kafkasya ülkeleriyle ticaret ve ulaşım bağlantılarının geliştirilmesine hızlı bir şekilde katkıda bulunmasını sağlamak için çalışmalıdır.
Kazakistan’dan yapılan ithalat bir önceki yıla göre yüzde 18’in üzerinde artış gösterirken, Özbekistan ihracatta öne geçti.
Başkana göre Alman hükümetinin “Z5+1” formatındaki yıllık Orta Asya zirveleri devam ettirilmeli, fakat daha sonuç odaklı bir şekilde organize edilmeli.
Claas-Mühlhäuser, Almanya ve diğer pek çok AB ülkesinde giderek artan vasıflı işgücü açığı göz önüne alındığında, Orta Asya ile işbirliğinin genişletilmesi çağrısında da bulundu.
Özbekistan ve Kırgızistan ile Almanya’da vasıflı işgücünün eğitimi ve istihdamı konusunda halihazırda anlaşmalar bulunuyor.
Başkan buna ek olarak, Federal Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Bakanlığı ile Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesi tarafından ortaklaşa desteklenen Alman sanayisinin Batı Balkan ülkelerine yönelik burs programının, Alman yatırımcılar için vasıflı işçilerin eğitimi ve ileri eğitimi için gelecekte de güvence altına alınması gerektiğini söyledi.
Avrupa
Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.
Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.
Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.
Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:
“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”
Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.
Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:
“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”
Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.
Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.
Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.
Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.
Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.
“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.
Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.
Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.
“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.
Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.
Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.
NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.
Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:
“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”
Avrupa
Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.
Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.
Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.
Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.
ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.
Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.
ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.
Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.
Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.
Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.
Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.
Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.
SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.
Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.
The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.
Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.
Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi
Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.
Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.
Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.
Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.
AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.
Avrupa
İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.
Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.
Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.
Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.
Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.
İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.
İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.
Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.
Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler
Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.
Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum
Rusya2 hafta önceRusya, Trump ile varılan mutabakatla dizel ihracatını kısmen serbest bıraktı
Avrupa2 hafta önceBerlin’de Sol Parti, SPD-Yeşiller koalisyonu için “İsrail’in var olma hakkı”nın altını çizdi








