Diplomasi
Alman şirketleri ABD seçimlerinde: Trump ve Harris’e bağış akıyor

5 Kasım’da yapılacak Amerikan başkanlık seçimlerinde kıyasıya yarış sürerken, Alman şirketleri de bağışlar aracılığıyla renklerini belli ediyorlar.
German Foreign Policy’de yer alan analize göre Alman şirketlerinin çoğunluğu ABD seçim kampanyasında Donald Trump ve Cumhuriyetçi adaylara bağış yapıyor.
DAX şirketleri Covestro ve Heidelberg Materials, kampanya bütçelerinin yüzde 80’inden fazlasını Cumhuriyetçi adaylara ayırarak en net duruşu sergiledi. Sadece Allianz ve SAP, Demokratları Cumhuriyetçilere tercih etti.
En fazla parayı ise T-Mobile harcadı. Şirket şu ana kadar siyasi lobi faaliyetleri için 800 bin doların üzerinde harcama yaptı. BASF 328 bin, Fresenius 204 bin, Siemens 203 bin ve Bayer 195 bin dolar yatırım yaptı.
Alman politikacılar aynı zamanda Cumhuriyetçilere de kur yapıyor; yani Trump’ın kazanması durumunda ilan edilen korumacı rotada “ılımlı bir etki” yaratabilecek olanlara.
Ekonomi Bakanlığı, ABD-Almanya tedarik zincirlerini gözden geçiriyor ve belirli ürünler için alternatif tedarik kaynakları ararken, şirketler de ABD’de daha fazla yerel üretim yapmak zorunda kalma olasılığına hazırlanıyor.
Lobi faaliyetleri için milyonlarca ABD doları
Alman şirketlerinin çoğunluğu ABD seçim kampanyasında Donald Trump’ı destekliyor. Bunların çoğu 2020’de Joe Biden’ı desteklemiş olsa da, 22 Eylül 2024 itibariyle yaklaşık 2,3 milyon dolar tutarındaki bağışları bu kez çoğunlukla Cumhuriyetçi politikacılara gitti.
Center for Responsive Politics tarafından analiz edilen Federal Seçim Komisyonu rakamlarına göre, poliüretan ve polikarbonat hammaddeleri üreten Covestro’nun kampanya bütçesinin yüzde 84,7’si Cumhuriyetçi adaylara gitti. Bu rakam 2020’de yüzde 78’di.
Şirket o dönemde, “Covestro’nun tesislerinin çoğu Cumhuriyetçiler tarafından temsil edilen eyaletlerde veya bölgelerde bulunuyor,” açıklamasını yapmıştı.
Heidelberg Materials yüzde 83,5 ile Covestro’nun hemen arkasında yer alıyor. Onu belli bir mesafeyle Bayer (yüzde 60,3), Fresenius (yüzde 60,2) ve BASF (yüzde 58,9) takip ediyor.
Sadece Allianz ve SAP sırasıyla yüzde 58 ve 54,6 ile Demokrat adayları destekledi.
Büyük yatırımcı T-Mobile
2020’deki son ABD başkanlık seçimlerinde olduğu gibi, en fazla yatırımı T-Mobile yaptı.
Telekomünikasyon şirketi Demokrat adaylara 14 Ekim itibariyle 379 bin dolar ve Cumhuriyetçi adaylara 422 bin dolar bağışta bulunurken, onu BASF takip etti.
Ludwigshafen merkezli şirket Demokratlara 135 bin dolar, Cumhuriyetçilere ise 193 bin dolar bağışta bulundu.
Onu Fresenius (81 bin dolar/123 bin dolar), Siemens (95 bin dolar/108 bin dolar) ve Bayer (73 bin dolar/122 bin dolar) takip etti.
Otomobil üreticileri BMW, Mercedes ve VW’nin yanı sıra Infineon, Munich Re ve Deutsche Bank ise sıfır ila 20 bin dolar arasında değişen miktarlarla itidalli davrandı.
Alman şirketleri bağış için Siyasi Eylem Komiteleri kuruyor
ABD’de şirketlerin partilere ve siyasetçilere doğrudan sponsor olmalarına izin verilmiyor; ülke bu uygulamaya yalnızca yerel veya bölgesel düzeyde izin veriyor.
Bu nedenle şirketler, yöneticilerinden ve müdürlerinden bağış toplamak için Siyasi Eylem Komiteleri (PAC) kuruyor.
Örneğin Bayer Grubu, “Bayer PAC, Bayer çalışanlarının bir araya gelerek çıkarlarımızı paylaşan adaylara bağışta bulunmalarının bir yoludur. Kampanya desteğinden yararlanabilmek için adayların ‘şirketi etkileyen konular hakkında bilgi sahibi olmaları’, komitelere başkanlık etmeleri veya diğer önemli pozisyonlarda bulunmaları ya da çok uluslu şirketin iştiraklerinin bulunduğu eyaletlerden gelmeleri gerekmektedir,” diyor.
Big Pharma Harris’e karşı
Bayer, Demokratların Amerikalılar için “hayat pahalılığını azaltma” planlarının bir parçası olan sağlık politikasından özellikle rahatsız.
Muhafazakâr Alman medyası, örneğin faz, yüksek gıda fiyatlarıyla mücadele önlemlerini de içeren bu politikayı “iktisadi popülizm” olarak eleştiriyor. Enflasyonu Düşürme Yasasının (IRA) bir parçası olarak Biden yönetimi, devlet sağlık kurumu Medicare’e ilaç şirketleriyle ilaç indirimleri konusunda pazarlık yapma yetkisi vermişti.
Ağustos ayı ortalarında Joe Biden ve Kamala Harris, son müzakere turunun bir sonucu olarak yaygın olarak kullanılan on ilaç için önemli fiyat indirimleri açıkladı. Örneğin Bayer, kan inceltici Xarelto’nun aylık istihkakı için 517 dolardan 197 dolara indirimi kabul etmek zorunda kaldı.
Biden Maryland’deki bir seçim etkinliğinde özetle, “Big Pharma’yı yendik,” demişti.
Glifosat mağdurlarına karşı, Trump ile birlikte
Buna ek olarak Bayer, daha fazla glifosat davasına karşı koruma sağlamaya yönelik yasama girişiminin, özellikle Trump yönetiminin göreve geldiği ilk dönemde şirket lehine bir tazminat davasına müdahil olması nedeniyle, hükümet değişikliği ile daha iyi bir şansa sahip olacağına inanıyor.
Şirket ayrıca çevre sektöründe ilan edilen deregülasyondan da faydalanmayı umuyor. Trump, 2017’de görevdeki ilk icraatlarından biri olarak ABD Çevre Koruma Ajansının (EPA) başkanını değiştirmişti.
Son olarak, BASF, Fresenius ve diğerleri gibi tekeller de kurumlar vergisi konusunda Cumhuriyetçileri destekliyor. Cumhuriyetçiler yüzde 21’den yüzde 15’e indirim yapılacağını açıkladılar. Demokratlar ise bu oranı yüzde 28’e çıkarmak istiyor.
Alman hükümetinin hedefe yönelik aday seçimi
Alman şirketlerinin Demokratlara yönelik destekleri Harris ile sınırlı değil. Aynı zamanda Demokrat Parti’nin Ilımlı Demokratlar ya da Mavi Köpek Koalisyonu gibi daha muhafazakâr gruplarını da güçlendirmeyi amaçlıyor.
BASF de benzer bir yaklaşım benimsiyor. Bununla birlikte şirket, Wyandotte’daki üretim tesisinden kaynaklanan yeraltı suyu kirliliğine karşı kampanya yürüten Demokrat Debbie Dingell’e 8 bin dolar ile en büyük bireysel bağışlarından birini yaptı.
Cumhuriyetçi adayların seçimi de keyfi değil. Covestro, iştiraklerinin bulunduğu eyaletlerdeki politikacılara özel olarak fon dağıtan tek şirket değil. Bu yaklaşım, Alman hükümetinin transatlantik işbirliği koordinatörü Michael Link’in tavsiyeleriyle de uyumlu.
FDP’li politikacı iki yıldır büyük Alman şirketlerinin bulunduğu eyaletleri temsil eden Cumhuriyetçi vali ve senatörlerle temaslarını sürdürüyor. Link, “Bu Cumhuriyetçi valilerin birçoğu Trump’ı destekliyor olabilir, ama nihayetinde öncelikle kendi eyaletleriyle ilgileniyorlar … ve hiçbiri Avrupa ile bir ticaret savaşı istemiyor,” diye açıklıyor.
Berlin, “ılımlı” Cumhuriyetçilerle temas halinde
Financial Times (FT), Alman hükümetinin Beyaz Saray’da Trump’ı etkileyebilecek ya da onun “izolasyonist” eğilimlerini yumuşatabilecek Cumhuriyetçilerle temas etmek için büyük çaba sarf ettiğini yazıyor.
FT’ye göre, Link’in yanı sıra Dışişleri Bakanlığı ve Washington’daki Alman büyükelçiliği çalışanlarının da yer aldığı bir tür gayrı resmi kriz grubu, ABD’de bir hükümet değişikliği durumunda yapılacak düzenlemeler üzerinde çalışıyor.
Alman Ekonomi Enstitüsü (IW) tarafından yapılan hesaplamalara göre, Çin için yüzde 60 ve diğer tüm ülkeler için yüzde 10 olarak planlanan ithalat tarifeleri, Almanya’yı 2028 yılına kadar gayri safi yurtiçi hasılada kademeli olarak yüzde 1’den daha fazla bir düşüşle tehdit ediyor. Üstelik Çin’in karşı önlemleri uygulanırsa, açık daha da artacak.
Ekonomi Bakanlığı tedarik zincirlerini analiz ediyor
Federal Ekonomi Bakanlığı, gümrük tarifelerinin sonuçlarını hafifletmek için transatlantik tedarik zincirlerini analiz ediyor ve hem temel malzemeler hem de ABD menşeli yüksek teknoloji ürünleri için alternatif tedarik kaynaklarını inceliyor.
Trump’ın planlarına karşılık olarak Alman makine mühendisliği şirketleri ve diğer sektörler üretim süreçlerini ABD’ye taşıma olasılığını da araştırıyor.
Alman Sanayi ve Ticaret Odası (DIHK) ve Alman Sanayi Federasyonunu (BDI) Washington’da temsil eden Christoph Schemionek, “Üretimin yerelleştirilmesine yönelik eğilim daha da güçlenecek,” öngörüsünde bulunuyor.
Öte yandan AB düzeyinde de hazırlıklar devam ediyor. AB çevreleri, “Anlaşma arayacağız, fakat iş buna gelirse kendimizi savunmaya hazırız,” diyor. IW ise “çok kısa vadeli fayda perspektifine sahip agresif ikili müzakereler” öngörüyor.
Kasım 2023’te kabul edilen ‘Birliğin ve üye devletlerin üçüncü ülkelerin ekonomik baskılarına karşı korunmasına ilişkin’ AB tüzüğü, Brüksel’in bu tür görüşmeler için kendisini silahlandırmasına izin veriyor.
AB, karşı tarife uygulanabilecek ABD ürünlerinin bir listesi şimdiden hazırlamaya başladı.
Diplomasi
Shell, Hindistan’daki enerji işini 1,8 milyar dolara satıyor

İngiltere merkezli çok uluslu petrol ve doğalgaz şirketi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi işini 1,8 milyar dolara satma kararı aldı. Şirket, ülkedeki iştiraki Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamını Aditya Birla Renewables firmasına devredecek. Financial Times gazetesinin haberine göre bu adım, Genel Müdür Wael Sawan liderliğinde kârlılığı yüksek doğalgaz ve petrol projelerine odaklanmayı hedefleyen strateji değişikliğinin bir parçası olarak gerçekleşiyor.
İngiltere merkezli petrol ve doğalgaz devi Shell, Hindistan’daki güneş ve rüzgar enerjisi faaliyetlerini 1,8 milyar dolar karşılığında satmak üzere anlaşmaya vardı.
Şirketin internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, söz konusu varlıkların yeni sahibi Hindistan merkezli Aditya Birla Renewables firması olacak.
Satış işlemi, Shell’in iştiraki Shell Overseas Investment B.V. üzerinden yürütülüyor. Anlaşma kapsamında, bünyesinde Sprng Energy şirketler grubunu barındıran Hindistan merkezli Solenergi Power Private Limited şirketinin hisselerinin tamamı devredilecek.
Sprng Energy, Hindistan genelinde güneş ve rüzgar enerjisi projeleri geliştiriyor. Şirket portföyünde halihazırda toplam 3,3 gigavat kapasiteye sahip faal enerji santralleri yer alıyor.
Bunun yanı sıra yapım aşamasında ve sözleşmeye bağlanmış olan 1,7 gigavatlık proje kapasitesi de bulunuyor.
Düşük kârlı projelerden çıkış
Shell yönetimi, satış kararıyla birlikte kârlılık oranı daha yüksek projelere odaklanma niyetinde olduklarını bildirdi. Şirket, bu doğrultuda yatırım bütçesini elektrik ticareti gibi daha yüksek getiri sağlayan alanlara kaydırmayı hedefliyor.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Hindistan’daki enerji faaliyetlerinin satışı Shell’in yeni küresel stratejisinin bir halkasını oluşturuyor.
Wael Sawan’ın 2023 yılında genel müdürlük koltuğuna oturmasının ardından şirket, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımları kısarak en başta petrol ve doğalgaz olmak üzere yüksek kârlılığa sahip alanlara odaklanmaya başladı. Gazete, Shell’in farklı ülkelerdeki deniz üstü rüzgar santrali projelerini de elden çıkarmaya hazırlandığını aktardı.
Sawan, geçen yıl yatırımcılarla gerçekleştirdiği toplantıda şirketin enerji işini geliştirmeyi sürdüreceğini ancak bundan böyle düşük kârlı büyük ölçekli güneş ve rüzgar santralleri inşa etmek yerine gaz yakıtlı enerji santrallerine, büyük batarya sistemlerine ve dijital teknolojilere yoğunlaşacaklarını ifade etmişti.
Hindistan’daki satış işleminin, düzenleyici kurumların onaylarının alınmasının ardından 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülüyor.
Stratejik yönelimde değişim
Shell, Solenergi Power Private Limited şirketini 2022 yılında 1,55 milyar dolar bedelle satın almıştı. Şirket o dönemde bu satın almayı yenilenebilir enerji işini büyütme yolundaki en kritik adımlardan biri olarak nitelendirmişti.
Bu hamleyle Shell, rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini yaklaşık üç katına çıkarmayı ve Hindistan pazarındaki konumunu güçlendirmeyi planlıyordu.
Buna karşın şirket, fosil yakıt üretimini uzun vadede artırma hedefi doğrultusunda satın alma bütçesini yeniden şekillendiriyor. Shell, bu yılın nisan ayında Kanada merkezli enerji üreticisi ARC Resources Ltd şirketini 13,6 milyar dolara satın almak üzere anlaşma sağladığını duyurmuştu.
CNBC televizyonunun aktardığı verilere göre bu satın alma, Londra Borsası’nda işlem gören Shell’in günlük üretim portföyünü yaklaşık 370 bin varil petrol eşdeğerine ulaştıracak.
Diplomasi
Ukrayna’da ordu ile savunma bakanı karşı karşıya

Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un, ordu içindeki tedarik krizinin ardından Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’yi görevden aldırmaya çalıştığı ancak Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ikna edemediği belirtildi. The Economist dergisinin Kiev kaynaklarına dayandırdığı habere göre, 35 yaşındaki teknoloji kökenli bakan ile geleneksel askeri liderlik arasındaki gerilim, füze ve mühimmat tedariki konusundaki anlaşmazlıklarla derinleşti.
Ukrayna Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov ile Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy arasındaki görüş ayrılıkları ve nüfuz mücadelesi derinleşiyor.
The Economist dergisinin Kiev’deki kaynaklarına dayandırdığı habere göre, Savunma Bakanı Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i görevden aldırmak için girişimlerde bulundu ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’den bu konuda onay almayı başaramadı.
Temmuz ayı başında yapılan savaş konseyi toplantısında taraflar arasındaki gerilim belirgin şekilde dışa vurdu. Askeri liderlerin orta ve uzun menzilli insansız hava aracı (İHA) operasyonlarındaki başarıları aktardığı toplantıda generaller, füze ve mühimmat tedariki konusundaki aksaklıkları gündeme getirerek Savunma Bakanı Fedorov’u hedef aldı.
Fedorov ise sene başında bütçeden maaşlar için ayrılan kaynakları acil İHA alımlarına aktarmamış olması halinde Kırım operasyonlarının yürütülemeyeceğini belirterek kendisini savundu.
Toplantıya tanıklık eden bir kaynak, tarafların ortak bir dil bulamadığını ve iki farklı koordinat sisteminin karşı karşıya geldiğini ifade etti.
“Sırskiy sistemi daha iyi biliyor”
Ocak ayında savunma bakanlığı görevine getirilen 35 yaşındaki Fedorov, teknoloji odaklı reformcu kimliğiyle biliniyor.
Dijital Dönüşüm Bakanlığı döneminde devlet hizmetlerini akıllı telefonlara taşıyan “Diia” uygulamasını hayata geçiren Fedorov, Rusya’nın 2022’deki askeri müdahalesinnin ardından Ukrayna’nın “İHA ordusu” projesine öncülük etti. Ancak askeri tecrübesinin olmaması, ordunun geleneksel kanadı tarafından eleştirilmesine yol açıyor.
Üst düzey bir istihbarat kaynağı, Fedorov’un askeri liderlerle doğrudan bir güç mücadelesinde şansının düşük olduğunu değerlendirerek “Sırskiy deneyimli, sistemi Misha’dan (Mihaylo Fedorov) çok daha iyi biliyor ve onu alt edecektir” dedi.
Göreve geldikten sonra Savunma Bakanlığı ve askeri tugaylarda geniş kapsamlı bir denetim başlatan Fedorov, 300 milyar grivna (yaklaşık 6,6 milyar dolar) tutarında usulsüz harcama saptandığını duyurmuştu.
Bakanlık yetkililerini yalan makinesi testine tabi tutan ve açık ihale sistemine geçerek 155 mm’lik topçu mermilerinin maliyetini yüzde 16 düşürdüğünü savunan Fedorov’un adımları, askeri hiyerarşide dirençle karşılaşıyor.
Haziran ayında yürürlüğe giren yeni reform paketiyle cephedeki piyadelerin aylık maaşlarının artırılması, yabancı asker istihdamının kolaylaştırılması ve firar eden askerlere cezasız dönüş hakkı tanınması gibi adımlar atıldı.
Fedorov’un teknoloji ve dijitalleşme alanındaki katkılarını kabul eden bazı üst düzey generaller ise bakanı askeri tecrübeden yoksun olmakla eleştiriyor. Bir general, Fedorov’u başkalarının fikirlerini sahiplenmekle suçlayarak eski ABD Savunma Bakanı Robert McNamara’ya benzetti.
Generaller, bakanın geliştirdiği “puanlama” sisteminin, lojistik ve gözlem gibi hayati ama arka planda kalan görevler yerine sadece cephedeki doğrudan imhaları teşvik ettiğini savunuyor.
Buna karşın Fedorov’un ordu içinde, özellikle teknoloji yoğunluklu birliklerde ve genç subaylar arasında destekçileri de yer alıyor.
Taarruz birliği komutanlarından Oleksandr Nastenko, Fedorov’un kaynakları askerlerin hayatını kurtaran teknolojilere yönlendirmesini olumlu karşıladıklarını belirterek “Gerçek şu ki, hantallaştık ve değişmek zorundayız” değerlendirmesini yaptı.
Silikon Vadisi’nin Ukrayna’daki ‘altın çocuğu’ savunma koltuğunda: Mihail Fedorov kimdir?
Siyasi geleceği Zelenskiy’nin kararına bağlı
Fedorov, haziran ayında Ukrayna televizyonu TSN’ye verdiği demeçte de Sırskiy ile bütçe ve kaynak dağılımı konusunda görüş ayrılıkları yaşadıklarını kabul etmiş, ancak aynı takımda çalıştıklarını vurgulamıştı.
Ukrayna ordusunun bağımsız tedarik ajansının eski başkanı Maryna Bezrukova, Fedorov’un pozisyonunu koruduğunu ancak Devlet Başkanı Zelenskiy’den tam bir siyasi destek alamadığını belirtti.
Diğer yandan ülkede geniş takipçi kitlesi bulunan bazı sosyal medya mecralarında, bakanın denetimindeki İHA ihalelerinde yolsuzluk yapıldığına dair iddialar içeren ve siyasi yıpratma kampanyası olarak yorumlanan paylaşımlar yapılmaya başlandı. Fedorov ise bu iddiaları kesin bir dille reddetti.
Devlet Başkanı Zelenskiy’nin seçim kampanyalarını da yöneten ve başkana yakınlığıyla bilinen Fedorov’un adı, yakın zamanda boşalan başbakanlık koltuğu için de geçiyor. Siyasi analistler bu adımı, bakanlık makamındaki reform projesinin sonlandırılması ve bir geri çekilme olarak okuyor.
Baskılara rağmen görevinde kalacağını belirten Fedorov, “Başkan bana vicdanıma göre hareket etmemi söyledi. Birçok insan bana saldırıyor, evet bu beni endişelendiriyor ama ne yapabilirim? Birilerine boyun eğerek bu görevden ayrılmak istemiyorum” diye konuştu.
Diplomasi
S-400’lerin devri yetmeyebilir

Türkiye’nin F-35 programına geri dönebilmek için Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemlerini Körfez ülkelerinden birine satma seçeneğini değerlendirmesi bölge istihbaratında güvenlik endişelerine yol açtı. Ankara’nın sistemleri Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne devretmeyi planladığı belirtilirken, Euractiv sitesine konuşan uzmanlar bu formülün de ABD askeri teknolojilerine dair veri sızıntısı riskini ortadan kaldırmayacağını savunuyor.
Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 hava savunma sistemlerini, ABD yapımı F-35 savaş uçağı programına yeniden katılabilmek amacıyla Körfez ülkelerinden birine satma olasılığı bölgesel istihbarat birimlerinde endişelere neden oluyor.
Euractiv internet sitesinin istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberine göre Ankara, S-400 sistemlerini Katar veya Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) satma seçeneğini değerlendiriyor.
Bölgedeki bir istihbarat servisinin temsilcisi, böyle bir anlaşmanın ABD askeri teknolojilerine ait hassas verilerin Rusya’ya sızması riskini tamamen ortadan kaldıracağına şüpheyle yaklaştığını ifade etti.
İstihbarat yetkilisi değerlendirmesinde, “Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, ABD askeri üslerine ev sahipliği yapıyor ve Amerikan silah sistemlerini kullanıyor. Bu durum, gizli bilgilerin Moskova’nın eline geçmesi riskini aynı şekilde taşımıyor mu?” sorusunu yöneltti.
Rus diplomatik kaynaklar da Euractiv’e yaptıkları açıklamada, S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılması ihtimalinin analiz edildiğini doğruladı ancak henüz çözülmemiş güvenlik sorunlarının yer aldığını kaydetti.
Rusya Dışişleri Bakanlığı ise konunun kendi yetki alanlarında yer almadığını belirterek nihai kararın Kremlin tarafından verileceğine işaret etti.
Bir diğer bölgesel kaynak, Moskova’nın bu satışa onay vermek karşılığında Ankara’dan tavizler talep edebileceğini aktardı.
Bu tavizler arasında, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar konusundaki mevcut tarafsız tutumunu korumasının da yer alabileceği belirtiliyor.
Euractiv’in haberinde ayrıca, Yunanistan ve İsrail’in, Türkiye’nin F-35 programına geri dönmesine karşı çıktığı da hatırlatıldı.
Kremlin Sözcüsü Dmitri yPeskov, Ankara’nın S-400 sistemlerini bir Körfez ülkesine satma olasılığına ilişkin daha önce yaptığı açıklamada konuyu “son derece hassas” olarak nitelendirmişti.
Peskov, Moskova’nın bu hususta Türk tarafıyla temas halinde olduğunu ve bu görüşmeleri sürdüreceklerini beyan etmişti.
Kremlin: Türkiye’nin S-400’leri satma konusu son derece hassas
ABD Başkanı Donald Trump, daha önce gerçekleştirilen NATO zirvesinde, S-400 alımı nedeniyle Türkiye’ye uygulanan yaptırımları kaldırmaya ve ülkeyi F-35 programına geri kabul etmeye hazır olduğunu ifade etmişti.
Türkiye, 2017 yılında Rusya ile yaklaşık 2,5 milyar dolar değerinde dört adet S-400 bataryası satın almak üzere anlaşma imzalamıştı.
ABD, bu alıma karşı çıkarak Türkiye’den Rus sistemleri yerine Amerikan Patriot sistemlerini tercih etmesini talep etmiş, Ankara’nın bunu reddetmesi üzerine Türkiye F-35 savaş uçağı ortak üretim ve teslimat programından ihraç edilmişti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, S-400 alımının Suriye kaynaklı tehditlere karşı ülkenin hava savunma ihtiyacını karşılamak amacıyla gerçekleştirildiğini açıklamıştı.
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik
Diplomasi2 hafta önceAB, Çin’e karşı gümrük vergileri koymaktan vazgeçti












