Diplomasi
Almanya, Çin ile “kapsamlı stratejik ortaklığı” genişletiyor

Almanya, Çin ile “kapsamlı stratejik ortaklığını” derinleştirecek ve özellikle iktisadi ilişkilerini genişletecek.
Şansölye Merz, dün (25 Şubat) Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüştü.
Çin’e gitmeden sadece birkaç gün önce Merz, Çin Halk Cumhuriyeti hakkında oldukça sert açıklamalarda bulunmuştu.
Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada, Pekin’in “diğerlerinin bağımlılıklarını sistematik olarak sömürdüğünü” ileri sürmüş ve bugün, “stratejik sabırla yıllar boyunca temellerini attığı” “küresel bir güç iddiasında” olduğunu söylemişti.
Geçen hafta ise bir CDU parti etkinliğinde, Çin’in “Çin tarihinin son 3.000 yılından farklı olarak” Güney Çin Denizinde “agresif bir şekilde üslerini genişlettiğini” ve ayrıca “Tayvan’ı kuşattığını ve gerekirse Çin’in yeniden birleşmesini sağlamak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu açıkça ilan ettiğini” ekledi.
Merz, bir hafta önceki sert tutumunu yumuşattı
Fakat Merz’in Pekin’de yaptığı görüşmeler, bir hafta önceki sert açıklamalarından açıkça farklı.
Alman hükümeti, Merz’in görüşmede Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki ihracat kontrollerini ve Almanya’nın yüksek ticaret açığını ele aldığını açıkladı.
Çin tarafı ise Huawei gibi Çinli teknoloji şirketlerine getirilen kısıtlamalar ve AB’nin ihracat kısıtlamalarından şikayet etti. Örneğin, ABD’nin baskısı altında, Hollandalı ASML şirketi en gelişmiş çip üretim makinelerini Çin Halk Cumhuriyeti’ne ihraç edemiyor.
Ortak açıklamaya göre, “her iki taraf” da “samimi ve açık bir diyalog yoluyla” anlaşmazlıklarını çözmek istiyor.
Üst düzey iktisadi bir heyetin eşlik ettiği Şansölye Merz, mevcut “zorlukların” gelecekte “işbirliği ve diyalog yoluyla” çözülebileceğinden emin olduğunu ifade etti.
Çin 120 Airbus yolcu uçağı sipariş edecek
Merz, ilk adım olarak Pekin’in 120 adede kadar Airbus yolcu uçağı sipariş etmeyi kabul ettiğini duyurdu.Bu, Almanya’nın ticaret açığını azaltmaya yönelik ilk adım olacak.
Buna ek olarak, Alman-Çin ilişkileri genel olarak yeniden yoğunlaştırılacak. Merz, bu yıl bitmeden diğer Alman federal bakanların “yoğun diyalog” kurmak amacıyla Çin’e seyahat edeceklerini açıkladı.
Ayrıca, Alman-Çin hükümeti istişareleri yeniden başlatılacak; bu istişareler en son 2023 yılında gerçekleştirilmiş, fakat artan gerginlikler nedeniyle yeniden planlanmamıştı.
Merz, sadece Almanya ile Çin arasında değil, aynı zamanda Çin ile AB arasında da iyi ilişkiler için çaba gösterdiğini söyledi. Çin tarafı daha önce bu konuda ısrarcı olmuştu.
Şansölye bunun yanı sıra, “karşılıklı saygı ve açık diyalog içinde” iki ülke arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığı derinleştirme arzusunun yeniden teyit edildiğini bildirdi.
“Çin ve Almanya arasında onlarca yıldır iyi ikili ilişkilerimiz var,” diyen Alman şansölyesi, Xi’ye hitaben “bunu daha da geliştirmek” ve “başbakanınızla benim aramda, ayrıca sizinle benim aramda iyi bir kişisel ilişki kurmak” istediğini ekledi.
Xi’den Avrupa vurgusu
Xi Jinping, Çin ve Almanya’nın dünyanın ikinci ve üçüncü büyük ekonomileri olduğunu ve ikili ilişkilerin sadece iki ülkenin çıkarlarını etkilemekle kalmayıp, Avrupa ve dünya üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğunu belirtti.
Xi şöyle konuştu:
“Uluslararası ortam, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana en köklü dönüşümleri yaşıyor. Dünya ne kadar büyük değişiklikler ve çalkantılarla karşı karşıya kalırsa, iki ülkemizin stratejik iletişimi geliştirmesi, stratejik karşılıklı güveni güçlendirmesi ve Çin-Almanya kapsamlı stratejik ortaklığında yeni ilerlemeler kaydetmesi o kadar önemli hale geliyor.”
Almanya-Çin ilişkilerinin gelişmesi için üç önermede bulunan Çinli lider, bunları şöyle sıraladı:
- İlk olarak, her iki ülke de birbirlerini destekleyen güvenilir ortaklar olmalı;
- İkincisi, her iki ülke de açıklığı ve kazan-kazan sonuçlarını savunan yenilikçi ortaklar olmalı;
- Üçüncüsü, her iki ülke de birbirini anlayan ve kültürel ve insani ilişkiler yoluyla yakın bağlar kuran ortaklar olmalı.
Xi, “görülmemiş değişikliklerin daha hızlı bir şekilde gerçekleştiğini” vurgulayarak, ülkelerin zorlukları birlikte ele almaları ve ortak bir gelecek peşinde koşmaları gerektiğini belirtti.
Çin ve Almanya’nın bu kapsamda; BM’nin merkezi konumunu korumasını, lider rolünü yeniden teyit etmesini ve çok taraflılığı korumak, uluslararası hukukun üstünlüğünü uygulamak, serbest ticareti savunmak ve dayanışma ve koordinasyonu savunmak konusunda öncülük etmesini istedi.
Çin’in, “Avrupa’nın özerkliğini ve gücünü artırma çabalarını” desteklediğini ve Avrupa tarafının Çin ile aynı yönde çalışmasını, stratejik ortaklık konumunu sürdürmesini ve açıklık, kapsayıcılık ve kazan-kazan işbirliğini savunmasını umduğunu kaydeden Xi, “Böylelikle Çin-Avrupa ilişkilerinde daha büyük bir büyüme sağlanacak ve dünya barışına ve kalkınmasına daha büyük katkılar yapılacaktır,” dedi.
Almanya’nın Çin ile ticaretinde denge bozuldu
Çin, geçen yıl bir kez daha Almanya’nın en önemli ticaret ortağı oldu. Gelgelelim Almanya’nın Çin’e ihracatı yüzde 9,7 düşerken, Çin’den ithalat yüzde 8,8 arttı. Bu durum, 89,3 milyar avroluk rekor bir ticaret açığına yol açtı.
İhracatın düşüşü Alman ihracatçıların zararına olurken, ithalatın artışı Alman sanayisini iç pazarda giderek artan bir baskı altına sokuyor. Her ikisi de şu anda Alman ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturuyor.
Buna ek olarak, Alman şirketleri artık üçüncü pazarlarda da Çinli rakiplerine pazar payı kaybediyor. Bu durum, Almanya’nın geleneksel etki alanı olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki duruma ilişkin son araştırmalarda örnekleniyor.
Viyana merkezli Orta ve Doğu Avrupa’nın önde gelen bankası Erste Group, “Çin, Almanya’nın bölgedeki varlığını geri püskürtmüştür,” diyor.
Alman şirketlerinin Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki 29 ülkeyle ilişkilerini izleyen Alman Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesine göre, Almanya şu anda bu ülkelerin sadece 15’inde en büyük veya ikinci en büyük ticaret ortağıyken, Çin 18’inde en büyük veya ikinci en büyük ticaret ortağı.
Almanya Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesinin danışmanlık firması KPMG ile birlikte yayınladığı bir araştırmaya göre, Doğu Avrupa’da faaliyet gösteren Alman şirketlerinin altıda biri, Çin’in artan rekabetinden şikayetçi.
Öte yandan Erste Group, yalnızca 2019 ile 2023 yılları arasında Çin’in Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki birçok ülkede “pazar payının yüzde 10 ila 30’unu” kazandığını, Almanya’nın ise “pazar payının yüzde 20’sini kaybettiğini” belirtiyor.
ING Bank, Çin’in dayanıklı tüketim malları alanında da ilerleme kaydettiğini bildiriyor. Örneğin Polonya, 2022 ile 2025 yılları arasında Çin’den ithal ettiği otomobillerin değerini 2 milyar dolardan 11 milyar dolara çıkardı.
Merz, denge arayışında
Bu nedenle Şansölye Merz, Almanya’nın Çin ile ticaret açığının hızla artmasını gerekçe göstererek, Çin ile ticaret ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini istedi.
Merz, Çin lideri ile görüşmesinin ardından, “Yaklaşık iki yıldır ticaret dengesinde önemli bir dengesizlik olduğunu belirttim. Çin’deki kapasite fazlasından kaynaklanan bu dengesizlikleri azaltmak istiyoruz,” diye konuştu.
Almanya’nın Çin ile ticaret açığı 2025 yılında 90 milyar avroya ulaştı ve Alman iş dünyası liderleri, ülkelerinin imalat sektöründe yaşanan iş kaybının nedeni olarak Çin’in haksız rekabetini giderek daha fazla suçluyorlar. Şu anda bu sektörde ayda yaklaşık 10.000 kişi işini kaybediyor.
Merz’in gezisi öncesinde, bazı Alman iş dünyası liderleri şansölyeden, Çinli şirketlere fiyat avantajı sağlayan Çin’in sanayi politikalarına daha sert bir tavır sergilemesini istemişti.
Merz bu baskıya yanıt vermiş gibi görünüyor ve Çin’i eşit şartlar sağlamaya çağırıyor:
“Şirketler arasındaki rekabet adil olmalı. Şeffaflığa, güvenilirliğe ve ortaklaşa belirlenen kurallara uyuma ihtiyacımız var.”
Şansölye ayrıca, 2020’den bu yana dört katına çıkan ticaret açığını azaltmayı hedeflediğini söyledi ve “Bu dinamik sağlıklı değil. Bu nedenle bu sorunu ele alıyoruz ve bu ticaret açığını azaltmanın yollarını bulmak istiyoruz,” dedi.
Çin’in Almanya için bir ihracat pazarı olarak önemi son yıllarda nispeten azalmış olsa da, 2025 yılında Alman ihracatının altıncı büyük pazarı olmaya devam etti.
Pekin’den Rusya politikasını değiştirme talebi
Merz, Çinli liderlerden, Rusya’nın savaşta kullanabileceği çift kullanımlı malların ihracatını durdurmak da dahil olmak üzere, Ukrayna savaşını sona erdirmek için “etkilerini kullanmalarını” istediğini söyledi.
Merz, “Çin’den gelen sinyallerin Moskova’da çok ciddiye alındığını da biliyoruz. Bu, sözler için olduğu kadar eylemler için de geçerlidir,” dedi.
CCTV’ye göre Xi ve Merz, Ukrayna savaşı hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Çinli lider, “Çin’in tutumunun temel unsuru, diyalog yoluyla çözümler aramak ve sürdürülebilir bir barışın sağlanmasında tüm tarafların adil katılımını ve makul endişelerini güvence altına almaktır,” dedi.
BMW ile CATL arasında anlaşma
Merz, Berlin’in iktisadi bağları derinleştirme çabalarının bir parçası olarak, otomobil, kimya, ilaç, geri dönüşüm ve makine gibi sektörlerde faaliyet gösteren yaklaşık 30 önde gelen Alman firmasının üst düzey yöneticilerini içeren üst düzey bir iş heyetine liderlik ediyor.
BMW Group başkanı Oliver Zipse de heyetin bir parçasıydı. Elektrikli araç endüstrisi haber sitesi ChinaEVHome’a göre, BMW ve Çinli batarya devi Contemporary Amperex Technology (CATL), batarya tedarik zincirini karbonsuzlaştırmak ve veri alışverişini güçlendirmek için Pekin’de bir mutabakat zaptı imzaladı.
BMW, Çin’de dört büyük araştırma, geliştirme ve inovasyon merkezi ile üç yazılım şirketi işletiyor.
Merz, Yasak Şehir’i gezip Pekin’deki Mercedes-Benz tesislerini ziyaret ettikten sonra, doğudaki teknoloji merkezi Hangzhou’ya geçti ve burada robotik şirketi Unitree Robotics ile Alman teknoloji devi Siemens Energy’yi ziyaret etti.
Hükümet sözcüsü yardımcısı Sebastian Hille, Merz’in her iki tarafın üst düzey yetkilileri ve şirket liderlerini bir araya getiren bir platform olan Alman-Çin İş Danışma Komitesinin toplantısına da katılacağını söyledi.
Li Qiang’dan “çok taraflılık” ve “serbest ticaret” vurgusu
Başbakan Li, her iki tarafa da çok taraflılığı ve serbest ticareti korumaları çağrısında bulundu.
Li, “Çin ve Almanya … işbirliğine olan güvenimizi güçlendirmeli, çok taraflılığı ve serbest ticareti birlikte korumalıyız,” dedi.
AFP’ye göre, iki taraf iklim değişikliği ve gıda güvenliği konularında anlaşmalar da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma imzaladı.
Başbakan Li, Almanya ile daha derin bir teknolojik işbirliği çağrısında bulundu ve Çin’in son beş yıllık planı kapsamında ortaya çıkan fırsatları vurguladı.
Li, Friedrich Merz ve her iki taraftan 60’tan fazla patron temsilcisinin katıldığı bir sempozyumda, “Her iki ülkedeki işletmeler ve araştırma kurumları arasında ikili inovasyon kaynakları akışını destekliyoruz,” dedi.
Xinhua’ya göre, “Daha derin ortak teknoloji geliştirme, ortak araştırma platformları ve daha geniş sonuç paylaşımı yapabilirken, şirketleri üçüncü ülke pazarlarını birlikte keşfetmeye teşvik edebiliriz,” diye ekledi.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum








