Bizi Takip Edin

Diplomasi

Almanya, Çin ile “kapsamlı stratejik ortaklığı” genişletiyor

Yayınlanma

Almanya, Çin ile “kapsamlı stratejik ortaklığını” derinleştirecek ve özellikle iktisadi ilişkilerini genişletecek.

Şansölye Merz, dün (25 Şubat) Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüştü.

Çin’e gitmeden sadece birkaç gün önce Merz, Çin Halk Cumhuriyeti hakkında oldukça sert açıklamalarda bulunmuştu.

Münih Güvenlik Konferansında yaptığı konuşmada, Pekin’in “diğerlerinin bağımlılıklarını sistematik olarak sömürdüğünü” ileri sürmüş ve bugün, “stratejik sabırla yıllar boyunca temellerini attığı” “küresel bir güç iddiasında” olduğunu söylemişti.

Geçen hafta ise bir CDU parti etkinliğinde, Çin’in “Çin tarihinin son 3.000 yılından farklı olarak” Güney Çin Denizinde “agresif bir şekilde üslerini genişlettiğini” ve ayrıca “Tayvan’ı kuşattığını ve gerekirse Çin’in yeniden birleşmesini sağlamak için askeri güç kullanmaya hazır olduğunu açıkça ilan ettiğini” ekledi.

Merz, bir hafta önceki sert tutumunu yumuşattı

Fakat Merz’in Pekin’de yaptığı görüşmeler, bir hafta önceki sert açıklamalarından açıkça farklı. 

Alman hükümeti, Merz’in görüşmede Çin’in nadir toprak elementleri üzerindeki ihracat kontrollerini ve Almanya’nın yüksek ticaret açığını ele aldığını açıkladı.

Çin tarafı ise Huawei gibi Çinli teknoloji şirketlerine getirilen kısıtlamalar ve AB’nin ihracat kısıtlamalarından şikayet etti. Örneğin, ABD’nin baskısı altında, Hollandalı ASML şirketi en gelişmiş çip üretim makinelerini Çin Halk Cumhuriyeti’ne ihraç edemiyor.

Ortak açıklamaya göre, “her iki taraf” da “samimi ve açık bir diyalog yoluyla” anlaşmazlıklarını çözmek istiyor.

Üst düzey iktisadi bir heyetin eşlik ettiği Şansölye Merz, mevcut “zorlukların” gelecekte “işbirliği ve diyalog yoluyla” çözülebileceğinden emin olduğunu ifade etti.

Çin 120 Airbus yolcu uçağı sipariş edecek

Merz, ilk adım olarak Pekin’in 120 adede kadar Airbus yolcu uçağı sipariş etmeyi kabul ettiğini duyurdu.Bu, Almanya’nın ticaret açığını azaltmaya yönelik ilk adım olacak. 

Buna ek olarak, Alman-Çin ilişkileri genel olarak yeniden yoğunlaştırılacak. Merz, bu yıl bitmeden diğer Alman federal bakanların “yoğun diyalog” kurmak amacıyla Çin’e seyahat edeceklerini açıkladı.

Ayrıca, Alman-Çin hükümeti istişareleri yeniden başlatılacak; bu istişareler en son 2023 yılında gerçekleştirilmiş, fakat artan gerginlikler nedeniyle yeniden planlanmamıştı.

Merz, sadece Almanya ile Çin arasında değil, aynı zamanda Çin ile AB arasında da iyi ilişkiler için çaba gösterdiğini söyledi. Çin tarafı daha önce bu konuda ısrarcı olmuştu.

Şansölye bunun yanı sıra, “karşılıklı saygı ve açık diyalog içinde” iki ülke arasındaki kapsamlı stratejik ortaklığı derinleştirme arzusunun yeniden teyit edildiğini bildirdi.

“Çin ve Almanya arasında onlarca yıldır iyi ikili ilişkilerimiz var,” diyen Alman şansölyesi, Xi’ye hitaben “bunu daha da geliştirmek” ve “başbakanınızla benim aramda, ayrıca sizinle benim aramda iyi bir kişisel ilişki kurmak” istediğini ekledi.

Xi’den Avrupa vurgusu

Xi Jinping, Çin ve Almanya’nın dünyanın ikinci ve üçüncü büyük ekonomileri olduğunu ve ikili ilişkilerin sadece iki ülkenin çıkarlarını etkilemekle kalmayıp, Avrupa ve dünya üzerinde de önemli bir etkiye sahip olduğunu belirtti.

Xi şöyle konuştu:

“Uluslararası ortam, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana en köklü dönüşümleri yaşıyor. Dünya ne kadar büyük değişiklikler ve çalkantılarla karşı karşıya kalırsa, iki ülkemizin stratejik iletişimi geliştirmesi, stratejik karşılıklı güveni güçlendirmesi ve Çin-Almanya kapsamlı stratejik ortaklığında yeni ilerlemeler kaydetmesi o kadar önemli hale geliyor.”

Almanya-Çin ilişkilerinin gelişmesi için üç önermede bulunan Çinli lider, bunları şöyle sıraladı:

  • İlk olarak, her iki ülke de birbirlerini destekleyen güvenilir ortaklar olmalı;
  • İkincisi, her iki ülke de açıklığı ve kazan-kazan sonuçlarını savunan yenilikçi ortaklar olmalı;
  • Üçüncüsü, her iki ülke de birbirini anlayan ve kültürel ve insani ilişkiler yoluyla yakın bağlar kuran ortaklar olmalı.

 Xi, “görülmemiş değişikliklerin daha hızlı bir şekilde gerçekleştiğini” vurgulayarak, ülkelerin zorlukları birlikte ele almaları ve ortak bir gelecek peşinde koşmaları gerektiğini belirtti.

Çin ve Almanya’nın bu kapsamda; BM’nin merkezi konumunu korumasını, lider rolünü yeniden teyit etmesini ve çok taraflılığı korumak, uluslararası hukukun üstünlüğünü uygulamak, serbest ticareti savunmak ve dayanışma ve koordinasyonu savunmak konusunda öncülük etmesini istedi.

Çin’in, “Avrupa’nın özerkliğini ve gücünü artırma çabalarını” desteklediğini ve Avrupa tarafının Çin ile aynı yönde çalışmasını, stratejik ortaklık konumunu sürdürmesini ve açıklık, kapsayıcılık ve kazan-kazan işbirliğini savunmasını umduğunu kaydeden Xi, “Böylelikle Çin-Avrupa ilişkilerinde daha büyük bir büyüme sağlanacak ve dünya barışına ve kalkınmasına daha büyük katkılar yapılacaktır,” dedi.

Almanya’nın Çin ile ticaretinde denge bozuldu

Çin, geçen yıl bir kez daha Almanya’nın en önemli ticaret ortağı oldu. Gelgelelim Almanya’nın Çin’e ihracatı yüzde 9,7 düşerken, Çin’den ithalat yüzde 8,8 arttı. Bu durum, 89,3 milyar avroluk rekor bir ticaret açığına yol açtı.

İhracatın düşüşü Alman ihracatçıların zararına olurken, ithalatın artışı Alman sanayisini iç pazarda giderek artan bir baskı altına sokuyor. Her ikisi de şu anda Alman ekonomisi üzerinde ağır bir yük oluşturuyor.

Buna ek olarak, Alman şirketleri artık üçüncü pazarlarda da Çinli rakiplerine pazar payı kaybediyor. Bu durum, Almanya’nın geleneksel etki alanı olan Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki duruma ilişkin son araştırmalarda örnekleniyor.

Viyana merkezli Orta ve Doğu Avrupa’nın önde gelen bankası Erste Group, “Çin, Almanya’nın bölgedeki varlığını geri püskürtmüştür,” diyor.

Alman şirketlerinin Doğu Avrupa ve Orta Asya’daki 29 ülkeyle ilişkilerini izleyen Alman Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesine göre, Almanya şu anda bu ülkelerin sadece 15’inde en büyük veya ikinci en büyük ticaret ortağıyken, Çin 18’inde en büyük veya ikinci en büyük ticaret ortağı.

Almanya Doğu Avrupa Ekonomik İlişkiler Komitesinin danışmanlık firması KPMG ile birlikte yayınladığı bir araştırmaya göre, Doğu Avrupa’da faaliyet gösteren Alman şirketlerinin altıda biri, Çin’in artan rekabetinden şikayetçi.

Öte yandan Erste Group, yalnızca 2019 ile 2023 yılları arasında Çin’in Doğu ve Güneydoğu Avrupa’daki birçok ülkede “pazar payının yüzde 10 ila 30’unu” kazandığını, Almanya’nın ise “pazar payının yüzde 20’sini kaybettiğini” belirtiyor.

ING Bank, Çin’in dayanıklı tüketim malları alanında da ilerleme kaydettiğini bildiriyor. Örneğin Polonya, 2022 ile 2025 yılları arasında Çin’den ithal ettiği otomobillerin değerini 2 milyar dolardan 11 milyar dolara çıkardı.

Merz, denge arayışında

Bu nedenle Şansölye Merz, Almanya’nın Çin ile ticaret açığının hızla artmasını gerekçe göstererek, Çin ile ticaret ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini istedi.

Merz, Çin lideri ile görüşmesinin ardından, “Yaklaşık iki yıldır ticaret dengesinde önemli bir dengesizlik olduğunu belirttim. Çin’deki kapasite fazlasından kaynaklanan bu dengesizlikleri azaltmak istiyoruz,” diye konuştu.

Almanya’nın Çin ile ticaret açığı 2025 yılında 90 milyar avroya ulaştı ve Alman iş dünyası liderleri, ülkelerinin imalat sektöründe yaşanan iş kaybının nedeni olarak Çin’in haksız rekabetini giderek daha fazla suçluyorlar. Şu anda bu sektörde ayda yaklaşık 10.000 kişi işini kaybediyor.

Merz’in gezisi öncesinde, bazı Alman iş dünyası liderleri şansölyeden, Çinli şirketlere fiyat avantajı sağlayan Çin’in sanayi politikalarına daha sert bir tavır sergilemesini istemişti.

Merz bu baskıya yanıt vermiş gibi görünüyor ve Çin’i eşit şartlar sağlamaya çağırıyor:

“Şirketler arasındaki rekabet adil olmalı. Şeffaflığa, güvenilirliğe ve ortaklaşa belirlenen kurallara uyuma ihtiyacımız var.”

Şansölye ayrıca, 2020’den bu yana dört katına çıkan ticaret açığını azaltmayı hedeflediğini söyledi ve “Bu dinamik sağlıklı değil. Bu nedenle bu sorunu ele alıyoruz ve bu ticaret açığını azaltmanın yollarını bulmak istiyoruz,” dedi.

Çin’in Almanya için bir ihracat pazarı olarak önemi son yıllarda nispeten azalmış olsa da, 2025 yılında Alman ihracatının altıncı büyük pazarı olmaya devam etti.

Pekin’den Rusya politikasını değiştirme talebi

Merz, Çinli liderlerden, Rusya’nın savaşta kullanabileceği çift kullanımlı malların ihracatını durdurmak da dahil olmak üzere, Ukrayna savaşını sona erdirmek için “etkilerini kullanmalarını” istediğini söyledi.

Merz, “Çin’den gelen sinyallerin Moskova’da çok ciddiye alındığını da biliyoruz. Bu, sözler için olduğu kadar eylemler için de geçerlidir,” dedi.

CCTV’ye göre Xi ve Merz, Ukrayna savaşı hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Çinli lider, “Çin’in tutumunun temel unsuru, diyalog yoluyla çözümler aramak ve sürdürülebilir bir barışın sağlanmasında tüm tarafların adil katılımını ve makul endişelerini güvence altına almaktır,” dedi.

BMW ile CATL arasında anlaşma

Merz, Berlin’in iktisadi bağları derinleştirme çabalarının bir parçası olarak, otomobil, kimya, ilaç, geri dönüşüm ve makine gibi sektörlerde faaliyet gösteren yaklaşık 30 önde gelen Alman firmasının üst düzey yöneticilerini içeren üst düzey bir iş heyetine liderlik ediyor.

BMW Group başkanı Oliver Zipse de heyetin bir parçasıydı. Elektrikli araç endüstrisi haber sitesi ChinaEVHome’a göre, BMW ve Çinli batarya devi Contemporary Amperex Technology (CATL), batarya tedarik zincirini karbonsuzlaştırmak ve veri alışverişini güçlendirmek için Pekin’de bir mutabakat zaptı imzaladı.

BMW, Çin’de dört büyük araştırma, geliştirme ve inovasyon merkezi ile üç yazılım şirketi işletiyor.

Merz, Yasak Şehir’i gezip Pekin’deki Mercedes-Benz tesislerini ziyaret ettikten sonra, doğudaki teknoloji merkezi Hangzhou’ya geçti ve burada robotik şirketi Unitree Robotics ile Alman teknoloji devi Siemens Energy’yi ziyaret etti.

Hükümet sözcüsü yardımcısı Sebastian Hille, Merz’in her iki tarafın üst düzey yetkilileri ve şirket liderlerini bir araya getiren bir platform olan Alman-Çin İş Danışma Komitesinin toplantısına da katılacağını söyledi.

Li Qiang’dan “çok taraflılık” ve “serbest ticaret” vurgusu

Başbakan Li, her iki tarafa da çok taraflılığı ve serbest ticareti korumaları çağrısında bulundu.

Li, “Çin ve Almanya … işbirliğine olan güvenimizi güçlendirmeli, çok taraflılığı ve serbest ticareti birlikte korumalıyız,” dedi.

AFP’ye göre, iki taraf iklim değişikliği ve gıda güvenliği konularında anlaşmalar da dahil olmak üzere bir dizi anlaşma imzaladı.

Başbakan Li, Almanya ile daha derin bir teknolojik işbirliği çağrısında bulundu ve Çin’in son beş yıllık planı kapsamında ortaya çıkan fırsatları vurguladı

Li, Friedrich Merz ve her iki taraftan 60’tan fazla patron temsilcisinin katıldığı bir sempozyumda, “Her iki ülkedeki işletmeler ve araştırma kurumları arasında ikili inovasyon kaynakları akışını destekliyoruz,” dedi.

Xinhua’ya göre, “Daha derin ortak teknoloji geliştirme, ortak araştırma platformları ve daha geniş sonuç paylaşımı yapabilirken, şirketleri üçüncü ülke pazarlarını birlikte keşfetmeye teşvik edebiliriz,” diye ekledi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English