Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya ile Çekya arasında “Südet Almanları” gerilimi

Yayınlanma

Çek Cumhuriyeti’nin Brno kentinde düzenlenecek olan Südet Almanları kongresi, savaş döneminden kalma yaraları yeniden deşiyor.

Yeniden canlanan Südet Almanları meselesi, Brüksel’de genellikle yakın müttefik olan Çek ve Alman sağ partiler arasında aleni bir çatışmaya yol açıyor.

Euractiv’in bildirdiğine göre 21-25 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek olan kongre, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çekoslovakya’dan sürülen etnik Almanların temsilcilerini, savaş sonrası uzlaşmaya odaklanan tartışmalar, anma etkinlikleri ve kültürel programlar için bir araya getirecek.

Çekya’da 2021 nüfus sayımında yaklaşık 25.000 kişi Alman etnik kökenini (çoklu kimlikler dahil) beyan ederken, sadece yaklaşık 9.000 kişi bunu tek etnik kökeni olarak söyledi.

Bu küçük Alman topluluğu (nüfusun yaklaşık %0,23’ü), İkinci Dünya Savaşı sonrası sürgünlerden sonra kalan az sayıdaki Südet Almanının torunlarını ve daha sonra geri dönen veya karma kökenli bazı kişileri temsil ediyor.

“Kongre, Nazizmin kurbanlarına yönelik tam bir hakaret”

Organizatörler, Çekya’da ilk kez düzenlenen bu toplantıyı Çek-Alman ilişkilerinde sembolik bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. 

Fakat etkinlik bunun yerine siyasi bir gerilim odağı haline geldi. Tomio Okamura liderliğindeki aşırı sağcı Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi (SPD), kongreye karşı protestolar başlattı ve parlamentonun perşembe günü organizatörleri kongreyi iptal etmeye çağıran bir karar alması için baskı yapıyor.

Okamura, “Çek topraklarında böyle bir kongrenin düzenlenmesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazizmin kurbanlarına yönelik tam bir hakarettir,” dedi.

Bununla birlikte, hükümetin etkinliği yasaklamak için yasal yetkisi olmadığını kabul etti.

Mevcut Çek hükümeti, Andrej Babiš’in ANO partisinin liderliğindeki, SPD ve sağcı popülist Motorcular ile ittifak halindeki bir çoğunluk koalisyonu.

Milliyetçi müttefikler arasında anlaşmazlık: AfD’den Kongre’ye destek

Bu anlaşmazlık, Avrupa’nın milliyetçi kampı içindeki nadir görülen gerilimleri ortaya çıkardı.

Anlaşmazlığın merkezinde, Beneš kararnamelerinin mirası yatıyor. Bu kararnameler, 1945’ten sonra Alman mülklerine el konulmasını ve yaklaşık üç milyon etnik Alman’ın Çekoslovakya’dan sınır dışı edilmesini onaylayan savaş sonrası yasalara verilen ad.

Çekya’da bu kararnameler siyasi açıdan dokunulmaz olmaya devam ediyor ve yaygın olarak savaş sonrası düzenlemenin temel taşı olarak görülüyor. 

Südet Almanları konusundaki anlaşmazlıklar, Çekya’nın 2004’te AB’ye katılmasıyla ana akım siyasetten büyük ölçüde silinmiş olsa da, konu hâlâ güçlü bir duygusal yankı uyandırıyor.

Almanya’nın sağcı Alternatif için Almanya (AfD) partisi, son yıllarda Beneš kararnamelerini defalarca sorguladı ve Çek milliyetçileri arasında tarihi mülk veya tazminat taleplerinin sonunda yeniden gündeme gelebileceği korkusunu körükledi.

Çek SPD ve AfD, Avrupa Parlamentosu’nda sağcı “Egemen Uluslar Avrupa’sı” grubunda yer alıyor ve genellikle göç, egemenlik ve AB’nin daha derin entegrasyonuna karşı olma konularında aynı çizgide.

Ne var ki AfD’li politikacılar, SPD’nin kongreye karşı yürüttüğü kampanyayı sert bir şekilde eleştirdi ve Çek popülistlerini “seçim amaçlı olarak tarihsel şikayetleri istismar etmekle” suçladı.

AfD’nin Bavyera şubesi üyeleri ve bağlı gençlik grupları, Brno’daki etkinliği kamuoyu önünde destekledi ve “milliyetçi provokasyon” olarak nitelendirdikleri şey yerine uzlaşma çağrısında bulundu.

Südet Almanları Derneği Başkanı ve deneyimli bir CSU politikacısı olan Bernd Posselt de etkinlik etrafında tırmanan retoriği eleştirdi.

Çek milliyetçilerini Alman karşıtı duyguları körüklemekle suçlarken, Almanya’nın aşırı sağındaki milliyetçi akımlara karşı da uyarıda bulundu.

CSU lideri Söder ve İçişleri Bakanı Dobrindt de Südet Almanları etkinliğine katılacak

Tartışma, CDU’nun kardeş partisi CSU’nun lideri ve Bavyera Başbakanı Markus Söder’in, Prag’daki giderek düşmanca hale gelen siyasi atmosfere rağmen etkinliğe katılacağını teyit etmesiyle daha da şiddetlendi.

Söder bu hafta, “Elbette Brno’daki Südet Almanları kongresine gideceğim,” dedi ve etkinliği “Südet Almanlarına destek ifadesi” olarak nitelendirdi.

Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in de katılımı bekleniyor.

Organizatörler, toplantının iptal edilmesi taleplerini reddetti ve Südet Almanları Derneği’ni şehre davet eden Meeting Brno festivali temsilcileri, kongrenin herhangi bir parlamento oylamasından bağımsız olarak devam edeceğini söyledi.

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English