Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da kriz kimya sektörüne sıçradı

Yayınlanma

Otomotiv ve çelik endüstrilerinin ardından, Alman ekonomisinden gelen kriz haberlerine kimya endüstrisi de eklendi.

Son raporlara göre, Alman kimya endüstrisindeki üretim 2025 yılının ikinci çeyreğinde yaklaşık yüzde 5 oranında daraldı. Gözlemciler, genel üretimin şu anda 1991 yılındaki kadar zayıf olduğunu belirtiyorlar.

Sektör, sadece Çin’den gelen ucuz ithalat nedeniyle değil, aynı zamanda AB’nin Trump yönetimi ile yaptığı mevcut gümrük anlaşması nedeniyle ABD’den yapılan ithalata uyguladığı gümrük vergilerini sıfıra indirmesi nedeniyle de özel bir baskı altında. Bu nedenle, ABD kimya ürünleri artık Alman mallarıyla başarılı bir şekilde rekabet edebiliyor.

Buna ek olarak, Alman kimya endüstrisinin artık düşük maliyetli Rus gazını almaması da etkisini sürdürüyor; bu nedenle, eskiden sahip olduğu, fakat şu anda azalan rekabet gücünün önemli bir temelini yitirmiş durumda.

Kriz haberleri diğer sektörlerden de geliyor: Genel olarak, Alman sanayi üretimi ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 5,6 düştü. 

Alman sanayisinde gerileme eğilimi sürüyor

Çarşamba günü, Federal İstatistik Ofisi’nden gelen yeni veriler Alman sanayisinin iç karartıcı durumunu doğruladı.

Bu verilere göre, imalat sektöründe üretim ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 4,3 düştü. Sadece sanayide –yani enerji üretimi ve inşaat hariç– düşüş yüzde 5,6’’ya ulaştı.

Gözlemciler, olağandışı sayıda otomotiv şirketinin yıllık kapanışını bu yıl ağustos ayına planladığını ve bunun üretimi yapay olarak kısıtladığını belirtiyor. 

Ne var ki, otomotiv sektörü hariç tutulsa bile, üretim yaklaşık yüzde 2,5 oranında düştü; önemli makine mühendisliği sektöründe ise yüzde 6,2’ye varan bir daralma yaşandı.

Ağustos ayında gelen siparişler de bir önceki aya göre yüzde 0,8 oranında azaldı; bu, bir önceki aya göre siparişlerin azaldığı dördüncü ay oldu.

Her türlü ihracatı kârsız hale getiren yeni ABD gümrük vergileri, bunun başlıca nedeni olarak görülüyor. Sektörün zayıflığı, Alman hükümetinin çarşamba günü 2025 yılı büyüme tahminini sadece yüzde 0,2’ye düşürme kararında önemli bir faktör oldu.

Federal Cumhuriyet’in iktisadi performansı 2023’te yüzde 0,3 ve 2024’te yüzde 0,2 oranında gerilemişti. Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche, “Diğer ekonomiler büyüyor,” yorumunda bulundu.

CDU-SPD hükümetinden toplantı üstüne toplantı

Alman hükümeti, üretimdeki düşüşe kriz toplantıları ile yanıt veriyor. Örneğin dün, Federal Şansölyelikte otomotiv endüstrisinin karşı karşıya olduğu dramatik duruma çözüm bulmak için bir “otomotiv zirvesi” düzenlendi.

Sektör, 2019’dan bu yana yaklaşık 112.000 iş kaybına uğradı, bunun yaklaşık 51.500’ü sadece geçen yıl gerçekleşti. Daha fazla işten çıkarma da kaçınılmaz: Volkswagen işgücünü 35.000 kişiye kadar, Daimler ise yaklaşık 5.000 kişiye kadar azaltacak.

Tedarikçiler de önemli kesintiler yapıyor: Bosch 13.000, ZF ise 7.600 kişiye kadar işten çıkarma planlıyor.

Bunun nedenlerinden biri, Alman otomotiv şirketlerinin yeterince organize edemediği ve Çinli rakiplerine göre çok geride kaldıkları elektrikli mobiliteye geçiş.

Federal Şansölyelik ayrıca ekim ayında çelik endüstrisi temsilcileriyle bir kriz toplantısı düzenleyeceğini duyurdu. Bu endüstri de yapısal sorunlardan muzdarip, ama aynı zamanda ABD’nin gümrük vergisi savaşından da özellikle etkileniyor: ABD’ye yapılan çelik ihracatı %15 yerine %50 gümrük vergisine tabi.

Çelik üreticileri son zamanlarda yılda yaklaşık 37 milyon ton ham çelik üreten ve diğer tüm AB ülkelerinden daha fazla üretim yapan Almanya, bu durumdan ciddi şekilde etkileniyor.

Gümrük vergileri uygulanmaya başlamadan önce Almanya, ABD’ye yaklaşık 1 milyon ton çelik tedarik ediyordu.

Kimya sektöründeki zayıflık 1991 yılına benziyor

Bu arada, Alman kimya endüstrisindeki durum da kötüleşmeye devam ediyor.

Endüstri, ucuz Rus boru hattı gazı alımını durdurma ve pahalı sıvılaştırılmış gaza geçme yönündeki siyasi motivasyonlu karardan özellikle zarar gördü. 

2022 yılına gelindiğinde, ilaç sektörü hariç kimyasal üretim, bir önceki yılın seviyesinin yaklaşık yüzde 10 altında kalmıştı. 2023 yılında ise yüzde 11 daha düştü.

Şu anda, otomotiv endüstrisi gibi krizden etkilenen diğer endüstrilerden gelen talebin önemli ölçüde azalması, siparişlerin düşmesine neden oluyor. 

Endüstri kaynaklarına göre, tesis kapasite kullanımı şu anda yüzde 71 seviyesinde. Kârlı üretim için ulaşılması gereken eşik, kapasite kullanımının yüzde 82’si.

Alman Kimya Endüstrisi Birliğine (VCI) göre, 2025 yılının ikinci çeyreğinde Alman kimya üretimi bir önceki yılın rakamının yüzde 5 altında kaldı.

Artık kimya fabrikalarının tamamı kapatılıyor: Alman medyasında yer alan haberlere göre, sektördeki altı şirket sadece bu yıl içinde fabrikalarının tamamını kapatma planlarını açıkladı.

Şu ana kadar 2.000’den fazla işin kesintiye uğradığı söyleniyor. Sektör, 1991’den bu yana en düşük seviyede üretim yapıyor.

Amerikan gümrük vergileri Alman ağır sanayisini vurdu

Daha fazla düşüşler de kapıda. Bir yandan, Çin’den yapılan ithalat önemli ölçüde artıyor: Raporlara göre, sadece yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 artış gösterdi. 

Alman kimya şirketlerinin Çin’deki iştirakleri de dahil olmak üzere Çinli şirketler, örneğin daha düşük enerji fiyatları sayesinde çok daha ucuza üretim yapabiliyor.

Buna ek olarak, yeni ABD gümrük vergileri Çin’in ABD’ye ihracatını zorlaştırıyor; bu nedenle Çinli şirketler yeni satış pazarları arıyor ve diğer yerlerin yanı sıra AB’ye daha da yoğun bir şekilde girmeye çalışıyor.

Bu, Alman kimya şirketlerinin AB’nin ABD ile yaptığı ticaret anlaşması nedeniyle ek baskı altında olduğu bir dönemde oluyor. Bunun nedeni, daha önce sektör için geçerli olan ABD’den yapılan ithalata uygulanan %6,5’lik gümrük vergilerinin yeni anlaşma kapsamında sıfıra indirilecek olmasıdır. 

Pazar araştırma grubu ICIS, daha önce gümrük vergilerinin Avrupa’nın kimya pazarını daha ucuz ABD ürünlerinden bir dereceye kadar koruduğunu fakat gümrük vergilerinin kaldırılmasının artık ticaret akışları üzerinde muazzam etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Raporlara göre, ABD’den AB’ye kimyasal ürün ithalatı 2025’in ilk yarısında zaten artmış ve daha da artması bekleniyor.

Çin’e karşı korumacılık talebi

Bu arada, küresel rekabette geriye düşen Alman kimya endüstrisi için AB’nin “hedefli korumacılık önlemleri” alması yönündeki çağrılar artıyor.

Örneğin, Avrupa sanayi birliği Cefic, Çin’den kimyasal ithalatının azaltılmasını talep ediyor.

Bu, Avrupa Komisyonu’nun salı günü AB çelik endüstrisini korumak için açıkladığı önlemlerle de uyumlu. Bu önlemlere göre, AB’ye gümrüksüz olarak ithal edilebilecek çelik miktarı neredeyse yarı yarıya azaltılarak 18 milyon tona düşürülecek.

Aynı zamanda, bu miktarın üzerinde ithal edilen çeliğe uygulanan gümrük vergisi yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılacak. Bunun nedeni, ABD’nin gümrük vergilerinin sadece AB’den değil, birçok başka ülkeden de çeliği dışlaması ve bu durumun örneğin Türkiye ve Çin’deki çelik üreticilerini yeni pazarlar aramaya itmesi ve bunun da AB üzerindeki ihracat baskısını artırması.

AB’ye göre, Avrupa savunma sanayisinin hammadde tedarikini güvence altına almak için AB’deki çelik üretimini istikrara kavuşturmak şart. Fakat AB diplomatlarına göre Brüksel, bunu yeterli görmüyor.

Plan, ABD ile “çelik ürünleri için ortak gümrüksüz bölge” müzakereleri yapmak ve daha sonra İngiltere’nin de bu bölgeye katılmasını sağlamak.

AB Komisyonu böylece transatlantik ticareti istikrara kavuştururken, aynı zamanda Çin’den gelen ithalatı da engellemeyi hedefliyor.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English