Bizi Takip Edin

Avrupa

Almanya’da kriz kimya sektörüne sıçradı

Yayınlanma

Otomotiv ve çelik endüstrilerinin ardından, Alman ekonomisinden gelen kriz haberlerine kimya endüstrisi de eklendi.

Son raporlara göre, Alman kimya endüstrisindeki üretim 2025 yılının ikinci çeyreğinde yaklaşık yüzde 5 oranında daraldı. Gözlemciler, genel üretimin şu anda 1991 yılındaki kadar zayıf olduğunu belirtiyorlar.

Sektör, sadece Çin’den gelen ucuz ithalat nedeniyle değil, aynı zamanda AB’nin Trump yönetimi ile yaptığı mevcut gümrük anlaşması nedeniyle ABD’den yapılan ithalata uyguladığı gümrük vergilerini sıfıra indirmesi nedeniyle de özel bir baskı altında. Bu nedenle, ABD kimya ürünleri artık Alman mallarıyla başarılı bir şekilde rekabet edebiliyor.

Buna ek olarak, Alman kimya endüstrisinin artık düşük maliyetli Rus gazını almaması da etkisini sürdürüyor; bu nedenle, eskiden sahip olduğu, fakat şu anda azalan rekabet gücünün önemli bir temelini yitirmiş durumda.

Kriz haberleri diğer sektörlerden de geliyor: Genel olarak, Alman sanayi üretimi ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 5,6 düştü. 

Alman sanayisinde gerileme eğilimi sürüyor

Çarşamba günü, Federal İstatistik Ofisi’nden gelen yeni veriler Alman sanayisinin iç karartıcı durumunu doğruladı.

Bu verilere göre, imalat sektöründe üretim ağustos ayında bir önceki aya göre yüzde 4,3 düştü. Sadece sanayide –yani enerji üretimi ve inşaat hariç– düşüş yüzde 5,6’’ya ulaştı.

Gözlemciler, olağandışı sayıda otomotiv şirketinin yıllık kapanışını bu yıl ağustos ayına planladığını ve bunun üretimi yapay olarak kısıtladığını belirtiyor. 

Ne var ki, otomotiv sektörü hariç tutulsa bile, üretim yaklaşık yüzde 2,5 oranında düştü; önemli makine mühendisliği sektöründe ise yüzde 6,2’ye varan bir daralma yaşandı.

Ağustos ayında gelen siparişler de bir önceki aya göre yüzde 0,8 oranında azaldı; bu, bir önceki aya göre siparişlerin azaldığı dördüncü ay oldu.

Her türlü ihracatı kârsız hale getiren yeni ABD gümrük vergileri, bunun başlıca nedeni olarak görülüyor. Sektörün zayıflığı, Alman hükümetinin çarşamba günü 2025 yılı büyüme tahminini sadece yüzde 0,2’ye düşürme kararında önemli bir faktör oldu.

Federal Cumhuriyet’in iktisadi performansı 2023’te yüzde 0,3 ve 2024’te yüzde 0,2 oranında gerilemişti. Federal Ekonomi Bakanı Katherina Reiche, “Diğer ekonomiler büyüyor,” yorumunda bulundu.

CDU-SPD hükümetinden toplantı üstüne toplantı

Alman hükümeti, üretimdeki düşüşe kriz toplantıları ile yanıt veriyor. Örneğin dün, Federal Şansölyelikte otomotiv endüstrisinin karşı karşıya olduğu dramatik duruma çözüm bulmak için bir “otomotiv zirvesi” düzenlendi.

Sektör, 2019’dan bu yana yaklaşık 112.000 iş kaybına uğradı, bunun yaklaşık 51.500’ü sadece geçen yıl gerçekleşti. Daha fazla işten çıkarma da kaçınılmaz: Volkswagen işgücünü 35.000 kişiye kadar, Daimler ise yaklaşık 5.000 kişiye kadar azaltacak.

Tedarikçiler de önemli kesintiler yapıyor: Bosch 13.000, ZF ise 7.600 kişiye kadar işten çıkarma planlıyor.

Bunun nedenlerinden biri, Alman otomotiv şirketlerinin yeterince organize edemediği ve Çinli rakiplerine göre çok geride kaldıkları elektrikli mobiliteye geçiş.

Federal Şansölyelik ayrıca ekim ayında çelik endüstrisi temsilcileriyle bir kriz toplantısı düzenleyeceğini duyurdu. Bu endüstri de yapısal sorunlardan muzdarip, ama aynı zamanda ABD’nin gümrük vergisi savaşından da özellikle etkileniyor: ABD’ye yapılan çelik ihracatı %15 yerine %50 gümrük vergisine tabi.

Çelik üreticileri son zamanlarda yılda yaklaşık 37 milyon ton ham çelik üreten ve diğer tüm AB ülkelerinden daha fazla üretim yapan Almanya, bu durumdan ciddi şekilde etkileniyor.

Gümrük vergileri uygulanmaya başlamadan önce Almanya, ABD’ye yaklaşık 1 milyon ton çelik tedarik ediyordu.

Kimya sektöründeki zayıflık 1991 yılına benziyor

Bu arada, Alman kimya endüstrisindeki durum da kötüleşmeye devam ediyor.

Endüstri, ucuz Rus boru hattı gazı alımını durdurma ve pahalı sıvılaştırılmış gaza geçme yönündeki siyasi motivasyonlu karardan özellikle zarar gördü. 

2022 yılına gelindiğinde, ilaç sektörü hariç kimyasal üretim, bir önceki yılın seviyesinin yaklaşık yüzde 10 altında kalmıştı. 2023 yılında ise yüzde 11 daha düştü.

Şu anda, otomotiv endüstrisi gibi krizden etkilenen diğer endüstrilerden gelen talebin önemli ölçüde azalması, siparişlerin düşmesine neden oluyor. 

Endüstri kaynaklarına göre, tesis kapasite kullanımı şu anda yüzde 71 seviyesinde. Kârlı üretim için ulaşılması gereken eşik, kapasite kullanımının yüzde 82’si.

Alman Kimya Endüstrisi Birliğine (VCI) göre, 2025 yılının ikinci çeyreğinde Alman kimya üretimi bir önceki yılın rakamının yüzde 5 altında kaldı.

Artık kimya fabrikalarının tamamı kapatılıyor: Alman medyasında yer alan haberlere göre, sektördeki altı şirket sadece bu yıl içinde fabrikalarının tamamını kapatma planlarını açıkladı.

Şu ana kadar 2.000’den fazla işin kesintiye uğradığı söyleniyor. Sektör, 1991’den bu yana en düşük seviyede üretim yapıyor.

Amerikan gümrük vergileri Alman ağır sanayisini vurdu

Daha fazla düşüşler de kapıda. Bir yandan, Çin’den yapılan ithalat önemli ölçüde artıyor: Raporlara göre, sadece yılın ilk yarısında geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 40 artış gösterdi. 

Alman kimya şirketlerinin Çin’deki iştirakleri de dahil olmak üzere Çinli şirketler, örneğin daha düşük enerji fiyatları sayesinde çok daha ucuza üretim yapabiliyor.

Buna ek olarak, yeni ABD gümrük vergileri Çin’in ABD’ye ihracatını zorlaştırıyor; bu nedenle Çinli şirketler yeni satış pazarları arıyor ve diğer yerlerin yanı sıra AB’ye daha da yoğun bir şekilde girmeye çalışıyor.

Bu, Alman kimya şirketlerinin AB’nin ABD ile yaptığı ticaret anlaşması nedeniyle ek baskı altında olduğu bir dönemde oluyor. Bunun nedeni, daha önce sektör için geçerli olan ABD’den yapılan ithalata uygulanan %6,5’lik gümrük vergilerinin yeni anlaşma kapsamında sıfıra indirilecek olmasıdır. 

Pazar araştırma grubu ICIS, daha önce gümrük vergilerinin Avrupa’nın kimya pazarını daha ucuz ABD ürünlerinden bir dereceye kadar koruduğunu fakat gümrük vergilerinin kaldırılmasının artık ticaret akışları üzerinde muazzam etkileri olabileceği uyarısında bulunuyor.

Raporlara göre, ABD’den AB’ye kimyasal ürün ithalatı 2025’in ilk yarısında zaten artmış ve daha da artması bekleniyor.

Çin’e karşı korumacılık talebi

Bu arada, küresel rekabette geriye düşen Alman kimya endüstrisi için AB’nin “hedefli korumacılık önlemleri” alması yönündeki çağrılar artıyor.

Örneğin, Avrupa sanayi birliği Cefic, Çin’den kimyasal ithalatının azaltılmasını talep ediyor.

Bu, Avrupa Komisyonu’nun salı günü AB çelik endüstrisini korumak için açıkladığı önlemlerle de uyumlu. Bu önlemlere göre, AB’ye gümrüksüz olarak ithal edilebilecek çelik miktarı neredeyse yarı yarıya azaltılarak 18 milyon tona düşürülecek.

Aynı zamanda, bu miktarın üzerinde ithal edilen çeliğe uygulanan gümrük vergisi yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarılacak. Bunun nedeni, ABD’nin gümrük vergilerinin sadece AB’den değil, birçok başka ülkeden de çeliği dışlaması ve bu durumun örneğin Türkiye ve Çin’deki çelik üreticilerini yeni pazarlar aramaya itmesi ve bunun da AB üzerindeki ihracat baskısını artırması.

AB’ye göre, Avrupa savunma sanayisinin hammadde tedarikini güvence altına almak için AB’deki çelik üretimini istikrara kavuşturmak şart. Fakat AB diplomatlarına göre Brüksel, bunu yeterli görmüyor.

Plan, ABD ile “çelik ürünleri için ortak gümrüksüz bölge” müzakereleri yapmak ve daha sonra İngiltere’nin de bu bölgeye katılmasını sağlamak.

AB Komisyonu böylece transatlantik ticareti istikrara kavuştururken, aynı zamanda Çin’den gelen ithalatı da engellemeyi hedefliyor.

Avrupa

Macaristan’da Fidesz döneminin izlerini silen reform

Yayınlanma

Macaristan Parlamentosu, eski Başbakan Viktor Orbán tarafından atanan Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ile Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasını öngören kapsamlı anayasa değişikliğini kabul etti. Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin hazırladığı tasarı, iktidardan düşen Fidesz ve müttefiki KDNP’nin boykot ettiği oylamada 139 oya karşı 6 oyla yasalaştı.

Macaristan Parlamentosu pazartesi günü, Cumhurbaşkanı Tamás Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Péter Polt’un görevden alınmasının önünü açan kapsamlı bir anayasa değişikliğini kabul etti.

Anayasa değişikliği için gereken üçte iki çoğunluğu rahatlıkla geride bırakan 17. anayasa değişikliği paketi, 6 oya karşı 139 oyla meclisten geçti.

Eski Başbakan Viktor Orbán’ın partisi Fidesz ile müttefiki Hristiyan Demokrat Halk Partisi (KDNP) ise pazartesi günü yapılan oylamayı boykot etti.

Kabul edilen yasa, Başbakan Péter Magyar liderliğindeki Tisza partisinin, on yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Fidesz partisinin bürokrasideki ağırlığını azaltma girişimlerinin bir parçası olarak nitelendiriliyor.

Magyar, Cumhurbaşkanı Sulyok ve Anayasa Mahkemesi Başkanı Polt’un Fidesz’e sadık isimler olduğunu savunuyor.

Pazartesi günü parlamentoda bir konuşma yapan Başbakan Magyar, “Tamás Sulyok, anayasal ilkeler ile Fidesz’in çıkarları arasında seçim yapmak zorunda kaldığı her seferinde, defalarca Fidesz’in çıkarlarını tercih etti ve bugün de bunu yapmaya devam ediyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Sulyok’un anayasa değişikliğini imzalayarak yasalaştırması için beş günlük süresi var. Magyar, Sulyok’un yasayı imzalamaması halinde cumhurbaşkanını parlamentoda azil süreciyle görevden alacağını açıkladı.

Macaristan anayasasındaki 17. değişiklik, Magyar’ın seçim kampanyasındaki en önemli vaatlerinden birini yerine getirmeyi amaçlıyor.

Başbakan, bu adımla selefi Viktor Orbán’ın 16 yıllık iktidarı boyunca oluşturduğu ve “mafya” olarak adlandırdığı yapıyı tasfiye etmek istiyor.

Görevde kalacağını savunan Cumhurbaşkanı Sulyok ise Politico’ya verdiği mülakatta bağımsız olduğunu belirterek, zorla görevden alınmasının bir “anayasa krizi” yaratacağını öne sürdü.

Kabul edilen reform paketi, cumhurbaşkanının görevden alınmasının yanı sıra milletvekilleri için 12 yıllık görev süresi sınırı getiriyor ve yolsuzluk davalarını takip etmek üzere bir Ulusal Varlık Geri Kazanım ve Koruma Ofisi kurulmasını öngörüyor.

Sınırlı hukuki denetim imkanı

Yasa, imzalanması için Sándor Sarayı’na, yani cumhurbaşkanlığı makamına gönderilecek. Sulyok’un yasayı imzalamak dışındaki diğer seçeneği ise değişikliği Anayasa Mahkemesine taşımak.

Sivil toplum kuruluşu Macar Helsinki Komitesi, Orbán’ın 16 yıllık yönetimi sırasında bu mahkemeyi kendi yandaşlarıyla doldurduğunu iddia ediyor.

Ancak bu yolun cumhurbaşkanına sağlayacağı denetim alanı oldukça dar; çünkü mahkeme yasanın esasına girip anayasaya aykırılık kararı veremiyor, yalnızca usul yönünden bir inceleme yapabiliyor.

Macaristan Yüksek Mahkemesi daha önce bu konuya müdahale etme fırsatını bir kez geri çevirmişti. Haziran ayında Sulyok, kendisinin görevden alınmasıyla sonuçlanabilecek “kişiye özel yasaların” yasallığını mahkemenin önceden değerlendirmesini talep etmişti.

Ancak yedi anayasa mahkemesi üyesi, “konuyla kişisel ve doğrudan ilişkileri olduğunu” gerekçe göstererek davadan çekildi ve mahkemenin başvuruyu karara bağlamasını imkansız hale getirdi.

Yeni anayasa değişikliği ayrıca tüm Anayasa Mahkemesi yargıçları için 70 yaş zorunlu emeklilik sınırını geri getiriyor.

Bu düzenleme, aralarında mahkeme başkanı Polt’un da yer aldığı mevcut dört yargıcın görevine son verilmesi anlamına geliyor.

Cumhurbaşkanı Sulyok, haziran ayında kendisini görevden alan bir anayasa değişikliğini imzalayıp imzalamayacağı sorulduğunda Politico’ya, “Bir yasayı imzalayıp imzalamayacağımı önceden asla kesin olarak söyleyemem” yanıtını vermişti.

Pazartesi sabahı ise Başbakan Magyar, Orbán’ın partisi Fidesz’i, Sulyok’un değişikliği imzalamasını önceden engellemekle suçladı.

Magyar, “Fidesz, Sándor Sarayı’nda doğrudan kontrolü ele geçirdi” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Sulyok pazartesi günü yaptığı açıklamada Magyar’ın bu iddialarını yalanlayarak, Başbakan’ın “kamuoyunu manipüle etmeye ve cumhurbaşkanının özerk kararı üzerinde baskı kurmaya çalıştığını” dile getirdi.

Daha önce Orbán döneminde Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak görev yapan Sulyok, eski başbakan tarafından 2024 yılında cumhurbaşkanlığına aday gösterilerek göreve getirilmişti.

Sulyok, Orbán ile olan yakın ilişkisi nedeniyle ülkede Soğuk Savaş sonrası dönemin en düşük destek oranına sahip cumhurbaşkanlarından biri olarak kabul ediliyor.

Gelişmeleri değerlendiren Başbakan Magyar parlamentodaki konuşmasını, “Birkaç hafta içinde, Sayın Cumhurbaşkanı, Macaristan’ın yeni bir Cumhurbaşkanı olacak” sözleriyle tamamladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Yayınlanma

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.

Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.

Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.

Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.

Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.

Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor

Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.

Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.

Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.

Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.

Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.

Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.

Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.

Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.

Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.

İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi

Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.

Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.

Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.

LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.

Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor

St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.

Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.

Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.

Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.

Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.

Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Yayınlanma

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.

Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.

Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.

Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.

Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.

Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.

Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.

“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”

Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.

Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.

Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.

Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.

Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.

Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.

İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar

İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.

Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.

Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.

Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.

Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.

88 milyon avroluk ganimetten düşen taç

Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.

Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.

Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.

Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.

Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.

Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.

Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.

Tarihi eserler otoparkta teslim edildi

Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.

Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.

Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.

Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.

Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.

Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.

Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.

Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English