Ortadoğu
‘Amerikan uçak gemisinin Doğu Akdeniz’deki varlığı, İsrail’in kırılganlığını gösteriyor’

Harici’ye konuşan Lübnan Üniversitesi Hukuki ve Siyasal Çalışmalar Merkezi Müdürü ve Hizbullah Politbüro üyesi Prof. Dr. Ahmad Malli, Amerikan uçak gemisinin Doğu Akdeniz kıyılarındaki varlığının, İsrail’in kırılganlığının ve kendini koruma kabiliyetinin azaldığının açık bir göstergesi olduğunu vurguladı ve Washington’ın Ukrayna’da savaş devam ederken ikinci bir cephe açmayı göze alamayacağını belirtti.
İsrail ile Hamas arasındaki çatışma 13. gününe girerken, İsrail’in Gazze’deki El-Ehli Baptist Hastanesine 17 Ekim akşamında düzenlediği saldırı sonucu en az 500 kişinin hayatını kaybetmesi uluslararası kamuoyunda rüzgarı değiştirmeye başladı.
Özellikle Küresel Güney’den liderler saldırıyı kınayan açıklamalar yaparken, Amerika, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde halk sokağa çıktı İsrail’i ve ABD’yi protesto etti, İsrail elçiliklerinin önüne yürüdü ve Filistin halkına destek verdi. Gösterilerde İsrail’in saldırıları durdurması istendi.
ABD Başkanı Biden’ın hastane saldırısının hemen üzerine İsrail’i ziyaret ederek askeri de dahil olmak üzere tam desteğini açıklaması ise gerilimi yükseltti.
Saldırıyı, “trajedi, korkunç bir olay ve felaket” olarak nitelendiren Rusya Devlet Başkanı Putin, Doğu Akdeniz’e USS Gerald Ford ve USS Dwight D. Eisenhower adlı iki uçak gemisi gönderen ABD’ye karşılık olarak, hipersonik Kinzhal füzelerini taşıyabilen MiG-31 savaş uçaklarına Karadeniz’de karakol görevi vererek devriye gezmeleri emri verdi.
Putin, “Karadeniz’den fırlatılan Rus hipersonik füzeleri Akdeniz’deki ABD uçak gemilerine ulaşabilir. Bu bir tehdit değil, sadece gerçek” dedi.
Şimdi gözler İran ve Hizbullah’ta. İsrail’in uluslararası kamuoyunun baskısıyla ateşkese ikna edilip edilemeyeceği, Lübnan Hizbullahının çatışmaya tam anlamıyla dahil olma ihtimali ve İsrail’in daha da ileri gittiği takdirde İran’ın işin içine girmesiyle çatışmanın bölgesel ve hatta küresel bir savaşa evrilme olasılığı tartışılıyor.
Gazze savaşı ile ilgili gelişmeleri ve merak edilenleri Lübnan Üniversitesi Hukuki ve Siyasal Çalışmalar Merkezi Müdürü ve Hizbullah Politbüro üyesi Prof. Dr. Ahmad Malli ile konuştuk.
‘İki devletli çözüm zor’
Hamas’ın operasyonunu ve olası siyasi sonuçlarını değerlendiren Ahmad Malli şunları söyledi:
“Irak’ta kritik zamanlar için kullanılan bir sözcüğü ödünç alacağım bu durumu tanımlamak için: Wathba / sıçrama.
Hamas’ın bu sıçrayışı şüphesiz Siyonist düşmanı ürküten beklenmedik bir sürpriz oldu.
Bu noktada, Hamas’ın bu tarihi başarıyı siyasi alana nasıl taşıyacağı sorusu ortaya çıkıyor. İki devletli çözüm meselesi gündeme geldi. İsrail’deki manzara aşırı sağa kayışla birlikte önemli ölçüde değişti. Bence Hamas işe yaramayacak şeylerle vakit kaybetmeyecektir. Dolayısıyla iki devletli çözümün siyasi bir tartışma konusu olarak sürdürüleceğinden şüpheliyim, bence bu tartışma geçmişte kaldı.
Bu çatışmanın sonucu ne olursa olsun, muhtemelen Siyonist oluşumdan tersine bir göçe tanık olacağız.”
‘Lübnan direnişinin dahlinin zamanlaması ve şekli savaş alanındaki gelişmelere bağlı’
Lübnan direnişi ile bir koordinasyon var mı? Lübnan direnişi çatışmaya ne kadar dahil olacak?
Hangi açıdan bakarsanız bakın, Hamas ve Filistinli direniş gruplarının bu savaşta yalnız kalmaması elzemdir. Coğrafi yakınlıkları ve ortak inanç ve akrabalık bağları nedeniyle Lübnan direnişi bu mücadeleye özellikle önem vermektedir.
Lübnan’daki İslami direniş, Gazze’de Hamas ile devam eden savaştan bağımsız olarak, İsraillilerin ve onların Amerikalı destekçilerinin hedefi olduğunun farkındadır. Bu savaşın benzersizliği Mescid-i Aksa meselesiyle olan güçlü bağlantısında yatmaktadır. Mantıken, direniş ekseninin tarafları arasında tam bir koordinasyon mevcuttur ve müdahalelerinin şekli ve zamanlaması savaş alanındaki gelişmelere bağlıdır.
‘Washington İran’la çatışmaya girmeyi göze alamaz’
Çatışmasının bölgesel ya da uluslararası bir savaşa evrilme ihtimali ile ilgili ise Malli şu değerlendirmeyi yaptı:
“Amerikan uçak gemisinin Doğu Akdeniz kıyılarındaki varlığı, İsrail’in kırılganlığının ve kendini koruma kabiliyetinin azaldığının açık bir göstergesidir.
Ukrayna’da devam eden savaş göz önünde bulundurulduğunda, Washington’un İran’la bir çatışmaya girerek ikinci bir cephe açmakta herhangi bir çıkarı olması mümkün görünmüyor, çünkü böyle bir savaş muhtemelen İran’ın sınırlarının ötesine uzanacaktır.
Ukrayna’daki savaşın Rusya ve Çin arasındaki ittifakı güçlendirdiği ortada ve yakınlığı göz önüne alındığında, Rusya Arap-İsrail çatışmasındaki gelişmelere kayıtsız kalamaz. Rusya’nın İsrail ile olumlu ilişkileri varken, Ukrayna çatışması nedeniyle bu ilişkiler zarar gördü. Bu bağlamda Moskova ve Washington arasındaki gergin ilişkiler ve özellikle de İsrail’in ABD ile yakın ilişkisi göz önüne alındığında, Rusya-İsrail ilişkileri daha da farklılaştı. Rusya Devlet Başkanı Putin, ABD’nin Orta Doğu politikasını eleştirmek için fırsat yakaladı ve bunu “feci bir başarısızlık” olarak nitelendirerek İsrail’in Gazze ablukası ile Nazilerin Leningrad kuşatması arasında paralellikler kurdu. Bloomberg, Rusya ve Çin’in bu savaştan kazananlar olarak çıkacağını öne sürdü.
Ne Ruslar ne de Çinliler Amerikalıların yaptığı gibi uçak gemileri gönderecek gibi görünmüyor. Ancak çeşitli nedenlerle oyun alanını Batılı güçlere bırakmayacaklardır. Bu noktada, İran ile Rusya ve İran ile Çin arasındaki yakın bağları hatırlamak önemli. Ayrıca, Rusya ve İran’ın Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ı desteklemek için Batılı ülkeler, bölgesel güçler ve bir dizi aşırılık yanlısı grubu içeren geniş bir koalisyona karşı geliştirdiği işbirliği iyi bilinmektedir.”
‘İran ve Türkiye’nin bölgesel politikalarında önemli farklar var’
Türkiye’nin tutumunu ve ateşkes çabalarını değerlendiren Prof. Dr. Ahmad Malli şu ifadeleri kullandı:
“Erdoğan’ın Doğu Akdeniz’deki Amerikan askeri varlığına ve bunun onun manevra alanı üzerindeki etkisine, özellikle de Ruslarla ilişkilerine etkisine bakışı karmaşık bir konu.
İran ile ilişkilerine gelince, iki ülke arasındaki kapsamlı ekonomik işbirliğine rağmen, bölgesel politikalarında önemli farklılıklar var.
Şu anki savaş alanı olan Filistin arenasında, Ankara ve Tahran’ın farklı yaklaşımları olduğu kesin. Erdoğan Hamas ile yakın ilişkilerine rağmen, Tahran’ın Filistin sahasında ilerleme kaydettiğini ve nüfuz kazandığını düşünüyor.
Erdoğan’ın Gazze’de sahip olduğu yumuşak güç ile İran yönetiminin Hamas ve diğer Filistinli gruplara sağladığı kapsamlı askeri destek arasında bir fark var.”
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum












