Bizi Takip Edin

DİPLOMASİ

Ankara, Şam’dan gelen sert açıklamaları ‘tolere’ ediyor

Yayınlanma

Ankara-Şam normalleşme süreci kapsamında ocak sonu şubat başında bir araya gelmesi beklenen iki ülkenin dışişleri bakanlarının görüşmesi öncesi Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yarın ABD’ye gidiyor. Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Şam’ın “işgalci” suçlamasıyla ilgili, “Birtakım aşırı cümleler kurulur, maksadını aşan cümleler de kurulur ama diplomasi hattını sağlam tutmak lazım, iş birliği hattını sağlam tutmak lazım” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın bir araya gelmelerinin önünü açması beklenen diplomasi trafiği devam ediyor. Ankara’nın talebi ve Moskova’nın arabuluculuğunda başlayan ve iki ülkenin savunma bakanlarının görüşmesiyle hızlanan normalleşme sürecinde Çavuşoğlu, Suriye’deki diğer iki aktör ABD ve İran’ın dışişleri bakanlarıyla da görüş alışverişinde bulunacak. İran, Ankara’nın Şam ile normalleşmesine destek verirken ABD, sürece karşı olduğunu açıklamıştı.

Geçen hafta cuma günü Şam’da Esad’ın kabul ettiği İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan bugün Çavuşoğlu ile bir araya gelecek. İranlı bakan Esad ile görüşmesinde “Suriye ile Türkiye arasındaki herhangi bir diyaloğu, şayet ciddiyse, iki ülke ve bölgenin çıkarları için olumlu bir adım olarak gördüğünü” belirtmişti. Görüşmede Esad ise “Suriye devletinin tüm tutumlarının temelinde her zaman Suriye halkının çıkarlarını korumak olduğunu ve amacı işgali bitirmek ve terör örgütlerine desteği durdurmak olmadığı sürece şu anda yapılan diyaloglarda ileriye doğru bir adım atmayacağını” ifade etmişti. Esad, ülkesinin bu tutumunu Şam’ı ziyaret eden Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev’e de iletmiş, Suriye-Türkiye görüşmelerinin ‘verimli olabilmesi için’, ‘işgalin’ yani Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki askeri varlığının sonlandırılmasına dayanması gerektiğini söylemişti.

‘Tehdit Türkiye değil terör örgütleri’

Şam’ın tutumu ve iki ülke dışişleri bakanlarının beklenen toplantısı dün akşam Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik’e soruldu. Belli birtakım çalışmaların tamamlanmak üzere olduğunu dile getiren Çelik, şöyle konuştu: “Onlar tamamlandığı zaman Dışişleri Bakanları da bir araya gelecekler. Suriye’deki muhataplarımıza söylemek istediğim şudur; onlar için esas tehdit terör örgütleridir. Türkiye Cumhuriyeti, onlar için bir tehdit değildir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü en güçlü şekilde savunuyoruz. Arzu ettiğimiz şey, Suriye’nin içerisinde bir çatışma olmaması, kan dökülmemesi, terör örgütlerinin orada fiili devletçikler kurmaması, Suriye halkının anayasal süreçleri işleterek siyasi çözümlerle kendi geleceğini görmesidir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü tehdit eden Türkiye değildir, terör örgütleridir. Türkiye, o terör örgütleri Suriye içerisinde yerleşip Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliğini tehdit etmeye başladığı zaman bu müdahaleyi gerçekleştirmiştir. Yaptığımız bütün müdahaleler hukuka uygundur. Bugün yapılması gereken şey şudur; hem bu siyasi müzakereleri ilerletmek hem de Suriye topraklarının terör örgütlerinden temizlenmesi için Suriye ile ortak mekanizmaları hayata geçirmek. Bütün bu süreçte bizim deneyimimiz var. Birtakım aşırı cümleler kurulur, maksadını aşan cümleler de kurulur ama diplomasi hattını sağlam tutmak lazım, işbirliği hattını sağlam tutmak lazım. İrademiz o yöndedir. Türkiye orada işgalci değildir.”

‘Şam YPG’yi ezecek araçlara sahip değil’

Şam’ın tutumunun sorulduğu Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise bir grup yabancı medya temsilcine yaptığı açıklamada, Suriye’ye operasyonun masada bir seçenek olmaya devam ettiğini söylemişti. PKK/YPG’nin ana omurgasını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Kobani de Türkiye’nin “tehditlerini” ciddiye alıklarını açıkladı. Al-monitor’den Amberin Zaman’a konuşan Kobani, şubat ayında Ayn el Arap’a (Kobani) operasyon beklediklerini söyledi: “Kobani kasabası, dünyadaki Kürtler için sembolik anlamı nedeniyle olası bir hedef. Türkiye seçimlere gidiyor ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milliyetçi desteği toplamak istediğinin farkındayız ve Rojava’ya tekrar saldırmanın bu amaca hizmet edebileceğine inanıyor gibi görünüyor.”

Kobani, ABD’nin Türkiye’nin operasyonuna karşı olduğunu ancak ABD’nin çabalarının yetersiz kaldığını belirterek, “Bu nedenle daha fazlasını yapmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı. Rusya’nın Türkiye ve Suriye’yi aynı masaya oturtarak Suriye’deki mevcut sorunları çözmeye çalıştığına işaret eden Kobani’ye göre bu girişimlerin başarılı olma şansı yok. Çünkü, Suriye, Türk askerinin Suriye’den çekilmesi ve Türkiye’nin Sünni muhalif gruplara desteğini kesmesi gibi taleplerinden geri atım atmayacak. Öte yandan Kobani, Şam’ın Ankara’nın ısrar ettiği PKK/YPG’yi “ezme” taleplerine de boyun eğeceği inancında. Çünkü, Şam bu yapacak araçlara sahip olmadığı gibi koşullar da buna uygun değil.

DİPLOMASİ

AB ve ABD’den İran’a yeni yaptırım hazırlığı

Yayınlanma

Geçen cumartesi gecesi İran’ın İsrail’e yaptığı misillemenin ardından batılı ülkeler Tahran’a karşı yeni yaptırımlar için hazırlık yapıyor.

ABD Temsilciler Meclisi dün (15 Nisan), İran’ın İsrail’e yönelik misillemesine tepki olarak gündeme getirilen yasa tasarısı paketinin bir parçası olarak, Çin’in İran’dan ham petrol alımına karşı koymayı amaçlayan yasayı ezici bir çoğunlukla kabul etti.

Yasa 383’e karşı 11 oyla onaylandı ve başkanlık vetosunu aşmak için gereken sayıyı aştı. Tasarı şimdi Senato’da oylanacak.

‘H.R. 5923’ adlı yasa tasarısının özetine göre, 2023 İran-Çin Enerji Yaptırımları Yasası, İran’a yönelik ikincil yaptırımları, Çin finans kurumları ile yaptırım uygulanan İran bankaları arasında petrol ve petrol ürünleri alımında kullanılan tüm işlemleri kapsayacak şekilde genişletiyor. Yasa ayrıca ABD’nin her yıl Çinli finans kuruluşlarının yaptırım uygulanabilir davranışlarda bulunup bulunmadığına dair bir tespit yapmasını gerektiriyor.

Özete göre İran’ın günde yaklaşık 1,5 milyon varil petrol ihracatının %80’ Çin’de ‘çaydanlık’ olarak bilinen bağımsız rafinerilere gönderiliyor. New York Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Mike Lawler tarafından sunulan tasarı, Çinli bir finans kuruluşunun İran’dan petrol satın almak için yaptığı herhangi bir işlemin, yaptırım amaçları doğrultusunda ‘önemli bir finansal işlem’ olarak nitelendirileceğini açıklığa kavuşturuyor.

Kasım ayında Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi tarafından oybirliğiyle onaylanan tasarı, genellikle iki partinin desteğini alan yasaları geçirmek için kullanılan hızlandırılmış bir prosedür kapsamında pazartesi günü ele alınması planlanan İran’la ilgili birkaç tasarıdan biri.

Danışmanlık firması ClearView Energy Partners pazartesi günü müşterilerine gönderdiği bir notta, yaptırımların yasalaşması ve uygulanması halinde benzin fiyatlarında galon başına 20 sente varan bir artışa neden olabileceğini söyledi.

Öte yandan Bloomberg’in haberine göre Avrupa Birliği de, İsrail’e yönelik saldırılarının ardından İran’a uygulanan yaptırımların nasıl genişletilebileceğini araştırıyor.

Haberde konunun önümüzdeki hafta AB dışişleri bakanlarının oturumunda ele alınacağı belirtildi.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Reuters: Ukrayna, Karadeniz’de seyrüsefer konusunda Rusya ve Türkiye ile yaptığı müzakereden çekildi

Yayınlanma

Rusya, Ukrayna ve Türkiye iki aydır Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğine ilişkin bir anlaşmayı müzakere ediyordu ve metin üzerinde uzlaşmaya yakınlaşılmıştı.

Reuters‘ın dört kaynağa dayandırdığı haberine göre Kiev yönetimi, son anda anlaşmadan vazgeçti.

Haberde, tarafların taslak metin üzerinde geçen ay mutabakata vardığını bildirdi.

Habere göre Ukrayna belgeyi imzalamadı, ancak Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart’ta anlaşmayı kamuoyuna duyurmasına da karşı çıkmadı.

Kaynaklardan biri “Ukrayna, son anda beklenmedik bir şekilde anlaşmadan çekildi ve anlaşma rafa kaldırıldı,” dedi.

Anlaşma, ticaret gemilerinin Karadeniz’de serbest ve güvenli seyrüseferini garanti altına almayı amaçlıyordu.

Rusya ve Ukrayna, askeri olmayan mallar taşıyan gemileri hedef almayacaklarına dair teminat vermek zorundaydı. Türkiye ise arabulucu konumundaydı.

Şubat ayında BM Genel Sekreteri António Guterres, Rusya ve Ukrayna liderleri Vladimir Putin ve Valdimir Zelenskiy ile Erdoğan’a birer mektup göndererek ticaret ve gıda tedarikinin devam edebilmesi için Karadeniz’de seyrüsefer güvenliğinin sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Güvenlik garantileri, Rusya’nın tahıl anlaşmasından çekildiği Temmuz 2023’te geçerliliğini yitirmişti.

Okumaya Devam Et

DİPLOMASİ

Politico: Scholz ve Nehammer, Borrell’in Gazze tutumuna çıkıştı

Yayınlanma

Politico’nun iddiasına göre, mart ayında AB liderlerinin bir araya geldiği bir toplantıda Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ve Avusturyalı mevkidaşı Karl Nehammer, AB diplomasi şefi Josep Borrell’i Gazze’de ölü sayısı artarken İsrail’e yönelik aylardır sürdürdüğü açık eleştirileri nedeniyle eleştirdi.

Yine de aynı zirvede grup, 27 AB hükümet başkanı arasında nadir görülen bir oybirliği ile Gazze’de ateşkes çağrısında bulundu.

Borrell’in görevi dış politika ve güvenlik konularında Avrupa Birliği’ni temsil etmek olduğundan, bloğun en üst düzey diplomatının liderler tarafından azarlanması oldukça sıra dışı bir durum. Yetkililerden biri ifadelerin ‘açık’ olduğunu ve diğer Avrupalı liderlerin önünde gerçekleştiğini söyledi. Scholz ve Borrell’in Avrupa Parlamentosu’nda (AP) aynı ‘Sosyalist’ aileye mensup olmaları durumu daha da garip hale getirdi.

Politico’ya konuşan diğer iki AB diplomatı, Berlin ve Borrell arasındaki ilişkilerin, 2021 yılında Moskova’daki bir basın toplantısında, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Rus muhalefet lideri Aleksey Navalnıy’ın askeri düzeyde bir sinir gazı ile zehirlendiğine dair şüphe duyduğu açıklamalarına AB dış politika şefinin tepki vermemesinden bu yana kötüleştiğini söyledi.

Savaşın başlamasından bu yana Avusturya, AB karar alma süreçlerinde, örneğin İsrailli yerleşimcilere yönelik yaptırımlar konusunda Almanya’ya kıyasla daha İsrail yanlısı bir tutum sergiledi.

Ekim saldırısından sonraki aylar boyunca 27 AB lideri savaş konusunda bölünmüş durumdaydı. Avusturya ve Almanya’nın yanı sıra Macaristan ve Çek Cumhuriyeti İsrail yanlısı seslerin yükseldiği ülkeler oldu. Borrell’in ülkesi İspanya, İrlanda ve Belçika ise Avrupa’daki tartışmalarda İsrail’e karşı daha eleştirel bir tutum sergiledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English