Bizi Takip Edin

Avrupa

Avrupa çapında grev dalgası

Yayınlanma

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile İngiltere’de, yüksek enflasyon uzun süredir görülmedik bir grev ve protesto dalgasını tetikledi. Pandemi yıllarının yarattığı tedarik zincirleri sorununun üzerine Ukrayna-Rusya savaşı ve Rusya’ya yönelik yaptırımlar gelince başta enerji ve gıda olmak üzere halkların temel ihtiyaç mallarına erişimi bir hayli kısıtlandı. Birçok Avrupa ülkesi, yüksek enflasyonla mücadelede faiz artırımına ve parasal sıkılaşmaya giderek ekonomiyi sekteye uğratmayı tercih etti.

Avrupa halklarının sokağa hayat pahalılığı ve enflasyon nedeniyle çıktığı ve şimdilik belirgin bir siyasi hedef belirlemedikleri görülüyor. Ama özellikle Almanya’da, şimdilik küçük de olsa sanayi işçilerinin bir bölümü, artan hayat pahalılığından Rusya-Ukrayna savaşını sorumlu tutuyor ve savaşın hemen bitirilmesi talebini dile getiriyor.

Avrupa çapındaki grev ve protesto dalgasının vurduğu belli başlı ülkeler şunlar:

Almanya

Rusya karşıtı yaptırımlardan belki de en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alan Almanya’da sanayi işçileri eylemlere başladı. IG Metall sendikası geçen hafta işçileri greve çağırmıştı. Pazar günü ise ücret pazarlığındaki anlaşmazlık nedeniyle greve devam edileceğini duyurdu. Bunların “uyarı grevleri” olacağını söyleyen sendika, hedef kentlerinin Hesse, Thüringen ve Renanya-Palatina olacağını söyledi. Metal ve elektrik işçilerinin üye olduğu sendika, yüzde 8’lik bir ücret artışı talep ediyor. Eisenhüttenstadt, Brandenburg’daki 900 metal işçisi, kısa süreli çalışmaya mahkum edildiği için greve çıktı. Grevci işçilerin taleplerinde kritik bir siyasi talep de öne çıkıyor: Ukrayna’daki savaşa son verilmesi çağrısı.

Lufthansa’da ise grev, UFO sendikasının 19 bin kabin görevlisinin ücret artışını kabul etmesiyle birlikte şimdilik engellendi. Audi ise, çalışanlarına ücret artışı yerine tek seferlik vergisiz bir ödeme teklif etti. Geçen hafta Airbus işçileri, Bremen’deki bir fabrikada grev başlatarak ücretlerine yüzde 8 zam istediler. Airbus, Mercedes-Benz ve Volkswagen’i temsil eden yöneticilerse, ücret zammını garanti altına alabilecek bir kârlılığın bulunmadığını savunuyorlar.

Almanya’da endüstriyel gerilimin artması muhtemel, zira Alman sanayi patronları, Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı jeopolitik gerilimi işçi çıkarmakla yumuşatmaya çalışıyor. Ifo Institute tarafından 1060 şirketle yapılan ankete göre, şirketlerin yüzde 25’i işçi çıkarmayı planlıyor. Bu oran Nisan ayında yüzde 14’tü. Örneğin dünyaca ünlü gıda devi Dr. Oetker, bu yıl 250 milyon avro tasarruf etmek istediğini ve bu nedenle işçi çıkarmalara başlayacağını açıkladı. Bosch, Arnstad’daki fabrikasını kapattı ve 100 işçiyi işten çıkardı. Siemens, dünya çapındaki işgücünün yüzde 10’una tekabül eden 2 bin 900 işçiyi işten çıkaracağını açıkladı.

Britanya

Son 41 yılın en yüksek enflasyon oranıyla sarsılan Ada’da 70.000’in üzerinde üniversite çalışanı 24, 25 ve 30 Kasım tarihlerinde greve çıkacak. Bu sektörde tarihte görülmedik bir kitlesellikte gerçekleşmesi beklenen grevde ücretler, çalışma koşulları ve emekli aylıkları gündeme getirilecek. Grevi, Üniversite ve Kolej Birliği (UCU) örgütlüyor. 150 üniversiteyi kapsayacak grevin yaklaşık 2,5 milyon öğrenciyi etkilemesi bekleniyor. Greve Ulusal Öğrenci Birliği (NUS) de destek veriyor.

Dünyaca ünlü ambalaj şirketi DS Smith’te işçilerle yönetim arasındaki ücret pazarlığı anlaşmazlıkla sonuçlanınca, tüm Birleşik Krallık çapında 450 binin üzerinde üyesi bulunan GMB sendikası grev kararı aldı. Bu grevin uluslararası sonuçları da olacak; zira DS Smith’in müşterileri arasında dünyanın en büyük şirketlerinden Amazon da yer alıyor ve grevin başarılı olması durumunda Amazon kargo kutusu kıtlığı yaşayabilir ve “Black Friday” satışlarında sorunlar yaşanabilir.

Hemşireler de Ada çapında greve hazırlanıyor. Grevi örgütleyen Royal College of Nursing (RCN), son on yılda ücretlerde reel olarak kesinti yaşandığını açıkladı ve grevin aynı zamanda hasta sağlığından duyulan kaygı nedeniyle de gerçekleştirileceğini belirtti. Hemşirelerin grevi, örgütün 106 yıllık tarihinde bir ilk olacak. RCN’nin yaklaşık 300 bin üyesi bulunuyor. İngiliz Ulusal Sağlık Sisteminden (NHS) geçen yıl 25 bin hemşirenin çıktığı görülüyor, üstelik buna NHS’nin 47 bin hemşirelik açığı dahil değil. Görünen o ki, İngiliz sağlık sistemi de düşük ücretler ve yoğun çalışma saatleri nedeniyle üyelerini başka ülkelere kaptırıyor.

Ulusal Demiryolu, Denizcilik ve Ulaştırma İşçileri Sendikasının (RMT) yapmayı planladığı ve on binlerce işçinin katılmasının beklendiği demiryolu grevi, Kasım başındaki “yoğun müzakereler” nedeniyle askıya alınmıştı. Grevin nedeni, ücretler ve çalışma koşullarıydı. Fakat 16 Kasım’da, RMT’ye üye işçiler arasında yapılan yeni oylama, greve devam edilmesine karar verdi. Sendikanın açıkladığına göre, üye işçilerin yüzde 70,2’si oylamaya katıldı ve katılanların da yüzde 91,6’sı greve evet dedi. İşveren temsilcileri ise, grevci işçilerle halkı karşı karşıya getirme imasında bulunarak “Yolcular bu sonuç karşısında hayal kırıklığına uğrayacak,” dedi. İngiliz iş yasalarına göre yapılan grev oylamasından 6 ay sonra sendikalar üyelerine tekrar oy verdirmek zorunda. Bu durumda, yeni kararla birlikte grevlerin önümüzdeki 6 ay boyunca sürebileceği düşünülüyor. Öte yandan ayrı bir kararla, 10 Kasım’da da Londra Metrosu çalışanları greve gitti.

Londra Heathrow Havaalanında çalışan işçiler de 18 Kasım’dan itibaren üç günlük greve çıkıyor. Unite (Birleş) sendikası, 20 Kasım’da Katar’da başlayacak Dünya Kupasına uçuşları da etkilemeyi planlıyor. 700 işçinin katılacağı grevin nedeni ücret anlaşmazlığı.

İletişim İşçileri Sendikası (CWU), 24-25 Kasım ile 30 Kasım-1 Aralık’ta, Kraliyet Posta şirketinde iki günlük greve gideceğini açıkladı. 115 bin üyeye sahip CWU, ücret anlaşmazlığı ve şirketin şefi Simon Thompson’a olan güvensizlik nedeniyle bu kararı aldıklarını açıkladı.

Fransa

Geçtiğimiz hafta, ülke çapında sendikalar, öğrenci birlikleri ve siyasi partiler yükselen yaşam maliyetini protesto için sokağa çıktı. İşçi grevlerinin ortasında yapılan gösteriye katılan Ulusal Öğrenci Birliği Başkanı Victor Mendez, kendilerinin de işçi olduğunu söyleyerek grevlere destek kararı aldıklarını söyledi. Mendez, birçok öğrencinin geçimini sağlayabilmek için okul haricinde çalıştığını sözlerine ekledi: “Ailelerin çoğu evine bir kutu yumurta, ekmek, hatta et bile almakta zorlanıyor.” Perşembe günkü gösteriye Fransız polisi 30 bin civarında Fransızın katıldığını iddia ederken, ulusal sendika CGT’ye göre bu rakam 100 binin üzerinde.

Esas mesele ise Total’in Feyzin rafinerisinde çalışan petrol işçilerinin greve çıkmasıyla başlamıştı. Petrol eksikliği yaşanınca hükümet olaya müdahale etmiş ve grevci işçileri çalışmaya zorlamıştı. 2 Kasım’da, Fransa’nın ulusal petrol kapasitesinin yüzde 45’i devre dışı kalmıştı.

Hemşireler, pilotlar, postacılar, demiryolcular da ücretlerinin enflasyon karşısında erimesi nedeniyle Kasım ayı boyunca grev yapıyorlar.

İspanya

İspanya’da enflasyonun yarattığı krizin ardından ilk kitlesel protesto 3 Kasım’da Madrid’de düzenlendi. Sendikaların önayak olduğu protestoda yüksek enflasyona karşı işçi ücretlerinde artış talep edildi.

Ryanair’e hizmet sağlayan yer hizmetleri şirketi Azul Handling’de örgütlü USO sendikası, 28 Ekim ile 8 Ocak arasında 24 saatlik grevler yapılacağını duyurmuştu fakat bu karar daha sonra iptal edildi.

İspanya’nın gayriresmi kamyoncu örgütü Nakliyeyi Savunma Platformu, kara nakil mevzuatının değiştirilmesi talebiyle ve artan yaşam maliyetlerini protesto ederek 14 Kasım’da greve başladı. Kamyoncular Nisan ayında da greve gidip hayatı durdurmuş ve kazanım elde etmişlerdi. Fakat şoförler, benzin artışları için aldıkları para iadesinin aylar içerisinde artan maliyetler nedeniyle buharlaştığını savunuyorlar.

İtalya

İtalya’da yeni Meloni hükümetinin Ukrayna’ya silah göndermeye devam edeceklerini açıklamasının ardından protestoların yeni bir yöne girdiği görülüyor. 5 Kasım’da Roma ve Milano’da düzenlenen yürüyüşe on binlerce kişi katıldı ve İtalyan hükümetinden Ukrayna’ya desteği kesmesini talep etti. Savaş nedeniyle yükselen yaşam maliyetlerinin yöneticiler katında da etkisi görülmeye başlandı ve eski Başbakan Giuseppe Conte, İtalya’nın Ukrayna ile Rusya arasında müzakereler için öne çıkması gerektiğini açıkladı.

22 Ekim’de New York Times’ta yayımlanan bir makalede, savaşın Avrupa ekonomilerini zora soktuğu belirtilirken, 69 yaşındaki bir Romalı kadının sözlerine yer veriliyordu: “Onların [Kiev’in] istediği silah, silah, silah. Bundan sıkıldım ve yoruldum.” İtalyan kadın, müzakere ve barış istediğini de sözlerine ekliyordu.

Milano ve Roma’daki toplu taşıma işçileri, CGIL, CSIL, UIL, UGL ve USB Private sendikalarının çağrısıyla 11 Kasım’da ücret artışı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle greve çıktı. Calabria’da da 7-8 Kasım’da demiryolu işçileri grev yaptı.

Portekiz

Volkswagen’in Autoeuropa otomobil fabrikasında çalışan işçiler, 17 ve 18 Kasım’da, her dört vardiyanın ilk iki saatinde grev yapacak. Talepleri, hızla yükselen enflasyon karşısında acil ücret artışı. Sendikalar, taleplerinin karşılanmaması durumunda grevi genişletecekleri uyarısında bulundu. Şirket, işçilere yalnızca Kasım ayı için tek seferlik 400 avro bir ödeme öneriyor.

Yunanistan

Yunanistan’da da artan hayat pahalılığı işçi sendikalarını 9 Kasım’da 24 saatlik bir genel grev yapmaya itti. Yunan İşçileri Genel Konfederasyonunun (GSEE) çağrısıyla toplanan işçilerin temel talebi ücret artışı ve işten çıkarmalara son verilmesiydi. Atina’daki greve bilişim emekçileri, taksi şoförleri ve inşaat işçileri de katıldı. Parlamento binası önünde polisle göstericiler arasında küçük bir çatışma da yaşandı. Yunanistan Komünist Partisi (KKE) ile bağlantılı Tüm İşçilerin Militan Cephesinin (PAME) açıkladığı verilere göre Atina dışında başta Selanik olmak üzere 60’un üzerinde kent ve kasabada greve katılım sağlandı.

Belçika

Tıpkı Yunanistan gibi, 9 Kasım’da Belçika’da da genel grev vardı. İşçilerin temel talebi, yüzde 12,27’ye varan enflasyon nedeniyle eriyen ücretlere zam yapılması ve devletin fiyatlara, ama özellikle de enerji fiyatlarına müdahale etmesi. Greve toplu taşıma, sağlık, havaalanı gibi sektörlerde çalışan işçiler katıldı. Ülkenin ana limanlarının bulunduğu Zeebrugge, Antwerp ve Ghent’te de işçilerin kitlesel bir şekilde iş bıraktığı ve nakliyeyi felç ettiği bildirildi. Brüksel’de de kitlesel gösteriler yapılırken, enerji tedarik şirketi Engie’nin merkezi önünde de protesto vardı.

 

Avrupa

İspanya ve İtalya sınır kontrollerini bitirecek

Yayınlanma

İspanya ve İtalya, geçen Temmuz ayında göç krizinin ardından başlayan sınır kontrollerini askıya alma konusunda anlaşmaya vardı.

Yaz aylarında Fas’tan Ceuta’ya gerçekleşen kitlesel göçmen geçişinin tetiklediği, aylar süren Schengen anlaşmazlığı şimdilik sona eriyor.

Bu karar, geçen hafta düzenlenen AB zirvesinde İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni arasında yapılan toplantının ardından ayarlanan, İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi ile İspanya İçişleri Bakanı Fernando Grande-Marlaska arasındaki telefon görüşmesinin ardından alındı.

Her iki ülke de ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarda, bu kararın “durumun dikkatli bir şekilde analiz edilmesinin ardından” alındığını ve “Schengen bölgesinin tam güvenliğini sağlamak için bilgi paylaşımının güçlendirilmesiyle destekleneceğini” belirtti.

Kara sınırı paylaşmayan İspanya ve İtalya arasında yaşanan eşi görülmemiş gerginlik, hava ve deniz yoluyla gelen yolcular için rastgele pasaport kontrollerinin uygulanmasına yol açmış ve bu karar aylar boyunca sistematik olarak yenilenmişti.

İlk olarak 1 Ağustos’ta bir ay süreyle uygulamaya konulan bu önlemler, başlangıçta 48 saatlik bir süre içinde 80.000 göçmenin Fas’tan Kuzey Afrika’daki İspanyol eksklavı Ceuta’ya ani ve kitlesel geçişi nedeniyle tetiklenmişti.

İspanya İçişleri Bakanlığı’na göre, sonraki günlerde 72.000’den fazla göçmen Fas’a geri döndü.

Ardından AB liderleri Sánchez’e karşı birleşerek, onun göç yanlısı politikalarının bir çekim faktörü yarattığını iddia ettiler.

Finlandiya ve İtalya gibi ülkeler, İspanya ile Schengen bölgesinin kapatılmasını hızla talep ettiler

Bu göç akını, İspanya’yı eşi görülmemiş bir acil duruma sürükledi. Bu durum, geçiş girişiminde 141’den fazla kişinin hayatını kaybetmesi ve binlerce kişinin hâlâ bu küçük şehirde mahsur kalmasıyla devam eden siyasi ve insani bir krize dönüştü.

Yerel yetkililer, çoğu çocuk olan yaklaşık 15.000 göçmenin Ceuta’da kaldığını iddia ediyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Saharov Ödülü’nü UCM kazandı

Yayınlanma

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve yetkilileri, 2026 Saharov Düşünce Özgürlüğü Ödülü’nü kazandı.

Bu ödül, insan hakları alanındaki çalışmalar için AB’nin verdiği en yüksek onur ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, perşembe günü kazananı açıkladı.

Metsola, Avrupa Parlamentosu üyelerinin ayakta alkışladığı konuşmasında, “AB, çok taraflılığa ve uluslararası kurumlara saygı üzerine kurulmuştur ve bu ödül, uluslararası hukuku ve adaleti korumadaki mahkemelerin önemli çalışmalarını takdir etmektedir,” dedi.

Savaş suçları, soykırım ve insanlığa karşı suçları yargılayan Lahey merkezli mahkeme, faaliyetlerini felce uğratma tehdidi oluşturan ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya.

Washington, en son önlemleri Ekim ayı başında, Nobel Barış Ödülü’nün, İsrail’in Gazze’de soykırım gerçekleştirdiği sonucuna varan bir BM raporunu denetleyen mahkemenin eski yargıçlarından Navi Pillay’e verilmesinden birkaç saat sonra duyurdu.

Sosyalistler ve Demokratlar, ödülün mahkemeye siyasi destek sağlamasını umarak UCM’yi aday göstermişti.

Adaylık sürecini başlatan Fransız sosyalist Chloé Ridel, bu zaferi “tarihi” olarak nitelendirdi.

Ridel, Rapporteur’e verdiği demeçte, “Bu, Donald Trump’a gönderilen bir umut ve direniş mesajıdır. Ne kadar sürerse sürsün UCM’nin yanında olacağız,” dedi.

Perşembe sabahı Parlamento’daki siyasi grup liderleri, kazananı belirlemek üzere kapalı kapılar ardında bir araya geldiklerinde, UCM’nin kazanma ihtimalinin düşük olduğu düşünülüyordu.

Sonuçsuz geçen ilk turda, üç sağcı grup –Avrupa Halk Partisi (EPP), Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve Egemen Ulusların Avrupası (ESN)– Tanzanyalı muhalefet lideri Tundu Lissu’yu destekledi.

S&D, Renew, Yeşiller ve Sol’dan oluşan sol koalisyon ise UCM’yi destekledi. Avrupa için Vatanseverler (PfE) ise kendi adayları olan İranlı Taraneh ve Romina Rahimi kardeşlerin arkasında durdu.

PfE’nin adayı daha sonra yarıştan elendi ve ikinci turda Tundu Lissu ile UCM arasında bir yarışma yaşandı.

Ardından istişareler için kısa bir ara verildi. Bir yetkiliye göre bu sırada EPP’den Manfred Weber, ECR’den PfE’yi Tanzanyalı adayı desteklemeye ikna etmesini istedi.

Ne var ki PfE, Tanzanyalı aktivisti desteklemek yerine nihai oylamada çekimser kaldı ve böylece UCM’yi destekleyenlere dar bir çoğunluk sağladı.

Bu zafer, UCM’ye Brüksel’de bir miktar siyasi destek sağladı. Fakat Hollandalı EPP milletvekili Dirk Gotink, ödülün mahkemeyi “kurtaramayacağını” söyledi.

Yine de Gotink, Rapporteur’e verdiği demeçte, bu zaferin “Parlamento’nun bu kurumu ve uluslararası hukukun önemini desteklediğine dair net bir sinyal” olduğunu belirtti:

“Bunun… UCM’nin Amerikan yönetiminin bu eşi görülmemiş saldırısı altında faaliyetlerine devam etmesini sağlayacağını tüm kalbimle umuyorum.”

ICC ve yetkilileri, 16 Aralık’ta Strazburg’da 50.000 avroluk ödülü alacaklar.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Avrupa, ABD’deki ara seçimlerin “Ukrayna’yı kurtarmasını” beklemiyor

Yayınlanma

Avrupalı yetkililer, Demokrat Parti’nin 2026 ara seçimlerini kazanmasının Ukrayna’yı Trump yönetiminin Rusya lehine politikasından kurtaramayacağını değerlendiriyor. Politico’ya konuşan müzakereciler, Kongre zaferinin kapsamlı askeri yardımlar yerine sadece uydu erişimi ve hava savunma füzelerinde sınırlı kazanımlar getirmesini bekliyor.

Avrupalı yetkililer, ABD’de kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinde Demokrat Parti’nin kazanmasının Ukrayna politikasını kökten değiştirmeyeceğini düşünüyor.

Politico‘ya konuşan ve Ukrayna müzakerelerinde yer alan beş Avrupalı yetkili, seçim zaferinin Kiev’i Başkan Donald Trump yönetiminin Rusya lehine yönelen çizgisinden kurtarmaya yetmeyeceği görüşünde birleşiyor.

Demokratlar seçimleri kazanmaları halinde Trump’ın son adımlarını soruşturma ve cephedeki Ukrayna birliklerini güçlendirecek yasa tasarılarını geçirme sözü veriyor.

Görüşlerine yer verilen Avrupalı yetkililer ise yalnızca Kiev’in uydu hizmetlerine erişiminin yeniden sağlanması ve hava savunma füzelerinin teslimatının hızlandırılması gibi sınırlı kazanımlar bekliyor.

Avrupalı kaynaklar, Kongre içindeki en kararlı Ukrayna destekçilerinin dahi askeri desteği keskin biçimde artıracak büyük çaplı bir yardım paketini geçiremeyeceğini vurguluyor.

Yetkililerden biri, genel ruh halini şu sözlerle aktarıyor:

“Seçim zaferi bir rahatlama yaratır ancak ABD hükümetinin nasıl işleyeceği sorusu açık kalır. Sanki her şeyi zaten gördük.”

Habere göre Demokratlar, Kongre’yi kazansalar bile yürütme organı üzerindeki denetim yetkilerini Temsilciler Meclisi ve Senato’nun yeni yasama dönemine başlayacağı 2027 yılının başında kullanabilecek.

Demokratların Kiev’e destek verebilmesi için dikkat bekleyen çok sayıda iç meseleye rağmen Ukrayna’yı öncelikli gündem maddesi yapması gerekiyor.

Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Adam Smith de CNN kanalına verdiği mülakatta bu sınırlara işaret ederek “Seçimi kazanmak iyi bir ilk adım olur ancak yeterli gelmez” değerlendirmesini yapıyor.

Avrupa kendi seçim takvimine odaklanıyor

Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesinde Avrupa tarafında da güçlükler yaşanıyor. Gelecek yıl kıtanın önde gelen bazı büyük ülkelerinde sandık başına gidilecek olması kararları doğrudan etkiliyor.

Politico‘ya konuşan yetkililerden biri, “Avrupalılar Demokratların zaferinin Ukrayna’ya desteği artıracağına bel bağlamıyor. Şu anda aralarında Fransa’nın da yer aldığı ülkelerdeki büyük seçimler öncesinde doğru adımları atmaya çok daha fazla odaklanmış durumdalar” diyor.

ABD’de Kongre ara seçimleri 3 Kasım 2026 tarihinde düzenlenecek. Oylamada Temsilciler Meclisi’nin 435 üyesinin tamamı ile 100 sandalyeli Senato’nun yaklaşık üçte biri belirlenecek.

Politico, Avrupalı diplomat ve yetkililerin Donald Trump’ın Vladimir Putin’e, Volodimir Zelenskiy’den daha fazla sempati beslemesinden çekindiğini daha önce aktarmıştı.

Bazı Avrupalı yetkililer Ukrayna’ya dönük mesafeli tutumu ABD Başkanı’nın kişisel tercihleriyle ilişkilendiriyor.

Eski bir üst düzey ABD istihbarat yetkilisine dayanan The Washington Post da Trump’ın Putin’in pozisyonunu desteklemeye yakın durduğunu yazmıştı. İstihbarat kaynağı, Trump’ın bu tavrını Ukrayna’nın askeri bir zafer kazanamayacağına inanmasına dayandırıyor.

Trump ise Zelenskiy’nin bir anlaşmaya varmak istememesi halinde bunun “çok kötü sonuçlar” doğuracağı uyarısını yapıyor. Rusya’yı “durmaksızın ilerleyen büyük bir makineye” benzeten Trump, Ukrayna liderinin uzun zaman önce barış yapabileceğini ve kendisini dinlemiş olsaydı “çok daha iyi bir anlaşma elde edebileceğini” öne sürüyor.

Trump, ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini, karşılığında ise “acı, ölüm ve devasa mali kayıplardan” başka hiçbir şey almadığını savunuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English