Bizi Takip Edin

AVRUPA

Britanya, AB’ye karşı işbirliğini artırıyor

Yayınlanma

7 Kasım günü, Politico’da ilginç bir haber yayımlandı. Haber başlığı da manidardı: ‘Aptal yerine konduk’: Milletvekilleri, Birleşik Krallık’ın veri koruma reddine köpürdü. Haberde görüşlerine yer verilen bir Avrupa Parlamentosu milletvekili, Fransız Gwendoline Delbos-Corfield, veri koruma reform planları nedeniyle İngiliz hükümet yetkilileriyle yaptıkları görüşmeyi ‘korkunç’ olarak nitelendirdi.

Fransız yetkilinin anlattığına göre durum gerçekten vahimdi: Birleşik Krallık’ın Dijitalden Sorumlu Bakanı Julia Lopez, görüşmenin orta yerinde çekip gitmişti, İçişleri Bakanlığı kendileriyle görüşmeye tenezzül etmemişti, Britanya’nın veri düzenleyici kurumunun (ICO) müdürü yerine vekiliyle görüşmüşlerdi. Bu da yetmezmiş gibi, görüşebildikleri ICO yetkilileri veri koruma konusunda hiçbir şey bilmiyor gibi görünüyorlar, tüm sorulara tek cümlelik cevaplar veriyorlardı. Britanya, AB’den miras kalan veri koruma yasasını reforme ederken, yalnızca büyüme ve inovasyonu göz önüne alıyordu, ‘insan hakları’nın ise esamisi bile okunmuyordu: “Veri korumanın temel bir hak olduğunu onlardan hiç duymadım. Macaristan bile bunu söylüyor,” diyordu Gwendoline Delbos-Corfield.

AB’ye karşı Britanya-İsviçre işbirliği

Brüksel ile Londra arasındaki gerilim yalnızca veri koruma ile sınırlı değil. Avrupa Birliğinin devasa bütçeli (2027’ye kadar 95,5 milyar avro) bilimsel fon programı Horizon’a [Ufuk] Birleşik Krallık’ın katılımı nedeniyle çıkan kriz önemli bir ittifaka yol açtı.

Britanya’nın AB’den çıkışından (“Brexit”) sonra imzalanan anlaşmalardan Ticaret ve İşbirliği Anlaşmasına göre, Brileşik Krallık Horizon’a kısmi üye olabilecekti. Fakat Avrupa Komisyonu, kısmi üyelik için bağlayıcı bir tarih sınırı belirlemeye yanaşmayınca ihtilaf patlak verdi. Bunun nedenleri arasında Kuzey İrlanda Protokolünde yaşanan pürüzün de olduğu söyleniyor. Horizon şemasına göre, üçüncü taraf ülkelerin araştırmacıları Horizon programlarına katılabiliyor ama genel olarak projeleri yönetemiyor ya da fonlara erişemiyor.

Bunun üzerine İngiltere ‘B Planı’nı uygulamaya başladı. AB mekanizması dışında kendi ikili anlaşmaların imzalama yoluna giden Londra, AB üyesi olmayan bir Avrupa ülkesiyle sürpriz bir ikili ortaklık kurmayı başardı.

AB ile çok sayıda anlaşmaya taraf olan İsviçre, Horizon’a da katılmak istiyordu ama bilimsel işbirliği anlaşmasını ‘fazla kapsayıcı’ olduğu gerekçesiyle reddetmesi nedeniyle programa katılması bloke edildi. İsviçre, Horizon’a katılmanın hâlâ ‘öncelikleri’ arasında olduğunu belirtiyor ama ok yaydan çıkmış görünüyor.

Okun yaydan çıktığına ilişkin bir başka işaret, İngiliz Bilim Bakanı George Freeman’ın, İsviçre ile yapılan anlaşmanın Horizon’ın yerine geçemeyeceğine yönelik eleştirilere cevabında saklı: “Anglo-İsviçre anlaşması, müzakere ettiğim çok sayıda anlaşmadan yalnızca biri. Yakın zamanda İsrail’deydim, ki o da bir sonraki [anlaşma] olacak.” Freeman ayrıca İsviçre gibi öncü ar-ge ekonomileriyle kurulan ilişkilerin bilimsel bir süper güç olmakta kritik önem teşkil ettiğini söyledi.

Öte yandan Anglo-İsviçre ortaklığına ne kadar fon ayrılacağı henüz bilinmiyor. BBC’nin yer verdiği bir iddiaya göre, bilim camiası Hazine Bakanlığının Horizon için ayırdığı 15 milyar sterlinlik (17,2 milyar avro) fonun kesileceği dedikodusuyla çalkalanıyor.

Kuzey İrlanda gerilimi sürüyor

Kuzey İrlanda Protokolü, Brexit müzakereleri sırasında Brüksel ile Londra arasında imzalanmıştı. Protokole göre, malların İrlanda kara sınırından geçişi sırasında denetlemeye gerek olmayacaktı. Bilindiği gibi, Kuzey İrlanda Birleşik Krallık’a bağlıyken, İrlanda Cumhuriyeti bağımsız bir ülke ve İrlanda Cumhuriyeti hâlâ AB üyesi.

Brexit’te önce, malların ticaretinde bir sorun olmuyordu çünkü her iki İrlanda da AB yasalarına tabiydi. Britanya’nın AB’den ayrılmasından sonra ise aralarında kara sınırı bulunan İrlandalar için özel ticaret anlaşmaları gereksinimi doğdu. AB, birliğe üye olmayan ülkelerden gelen belirli mallara karşı sıkı denetim mekanizmalarına sahip.

Protokol, AB denetimlerinin İrlandalar arasındaki kara sınırında değil, Birleşik Krallık’ın diğer ülkeleri (İngiltere, Galler ve İskoçya) ile Kuzey İrlanda arasında yapılmasını öngörüyor. Bu denetimler Kuzey İrlanda limanlarında yapılacak ve Kuzey İrlanda üretim standartlarında AB normlarını takip etmeye devam edecek.

İşte Britanya hükümeti, bu protokolde bir değişiklik yapmak istiyor. Londra’nın yeni planına göre, İngiltere, Galler ve İskoçya’dan Kuzey İrlanda’ya giden mallar iki sektöre ayrılacak. İlk sektör (“Yeşil Yol”), yalnızca Kuzey İrlanda’ya giden malları kapsayacak ve burada denetim olmayacak. Bu yolu ‘güvenilir tacirler’ kullanacak. İkinci sektör (“Kırmızı Yol”), İngiltere, Galler ve İskoçya’dan İrlanda Cumhuriyeti ve AB’ye gidecek malları kapsayacak ve burada denetim olacak.

Bu durumda vergilendirmenin de değişmesi gerekecek. Kuzey İrlanda devlet yardımları ve KDV konusunda hâlâ AB kurallarına tabi olmayı sürdürüyor ve bu kurallar belirli sınırlamalar içeriyor. Britanya, bu sınırlamalardan da kurtulmak istiyor. Londra ayrıca, protokol üzerinde yaşanan anlaşmazlıkların çözümünde Avrupa Adalet Divanının değil, bağımsız bir başka organın sorumlu olmasını istiyor. Birleşik Krallık hükümeti, Brüksel’le anlaşma sağlanamazsa bile protokolde değişiklik yapma tehdidini savuruyor. Ada ülkesi, Kuzey İrlanda’daki barışı bozabileceği endişesini gerekçe göstererek uluslararası bir protokolde değişiklik yapabileceğini savunuyor.

Avupa Komisyonu ise Haziran ayında Birleşik Krallık’a karşı hukuki yaptırım yoluna gitti. Komisyon, protokolü yeniden müzakere etmeye hazır olmadıklarını söyledi fakat kuralların uygulanışı üzerinde çalışmayı teklif etti. Bunlar arasında, mallar üzerindeki gümrük vergisinin ve denetimlerin azaltılması, evrak işinin azaltılması ve dondurulmuş etlerin İrlanda Denizinde dolaşımını rahatlatacak düzenlemeler yer alıyor.

Geçen Ekim ayından bu yana da Protokol üzerine teknik tartışmalar taraflar arasında yürütülüyor. Londra, meseleyi müzakerelerle çözmek istediğini, fakat anlaşmaya varamazlarsa tek taraflı adım atma seçeneğini de değerlendirdiklerini söylüyor.

ABD’den ise konuya ilişkin tehdit gibi bir açıklama geldi. The Telegraph’ın iddiasına göre, Washington, Brüksel’e anlaşmayı Hayırlı Cuma Anlaşmasının 25. yıldönümünde tamamlaması için baskı yapıyor. Bir AB diplomatına göre ABD, AB üzerindeki baskıyı artırdı ama aynı zamanda Londra’yı da ‘teşvik ediyor.’ Bununla birlikte The Telegraph, Amerikan baskısındaki aslan payının Britanya’ya gittiğini yazdı. Gazeteye göre, Joe Biden, İrlanda’daki barışı bozacağı gerekçesiyle Britanya’nın protokolü tadil etmesine kızmış durumda.

G-20 Zirvesi sırasında Joe Biden, Olaf Scholz, Pedro Sánchez, Emmanuel Macron ve Rishi Sunak’ın (sırtı dönük oturan) sohbet ederken çekilen bu fotoğrafı dikkat çekti.

Britanya-AB ilişkileri limoni: Bize WhatsApp diplomasisi gerek

Ama işler burada da bitmiyor. Britanya Göç Bakanı Robert Jenrick, bundan böyle İrlandalı olmayan AB vatandaşlarının, Kuzey İrlanda dahil tüm Birleşik Krallık’a girişlerinde biyometrik veri sunması gerektiğini söyledi.

Önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek yasayla birlikte, Elektronik Seyahat İznine (ETA) AB üyesi ülkelerin vatandaşları (İrlandalılar hariç), parmak izi ve yüz biyometrik verilerini paylaşmak zorunda.

Öte yandan Londra’nın, Berlin’e diş bilerken Paris’le buzları erittiği de görülüyor. Manş Denizindeki kaçak göçmen trafiğine dair imzalanan anlaşma ile birlikte ilişkilerde ivmelenme görülüyor. Bunda, finans dünyasının altın çocuklarının iki ülkenin başında bulunmasının da etkisi olduğu söyleniyor; zira Rishi Sunak Goldman Sachs’ın, Emmanuel Macron da Rothschild’ın eski yöneticisi. Financial Times’a konuşan Fransız bir yetkilinin dediğine göre iki ülke şu anda hayli pozitif bir dinamik yakalamış durumda. Britanya’nın eski Paris Büyükelçisi Lord Peter Ricketts da yaz aylarından bu yana ilişkilerin kademeli olarak iyileştiğini söyledi.

Brüksel açısındansa durum pek parlak değil. Bir başka Financial Times konuğu da AB’nin Londra Büyükelçisi João Vale de Almeida idi. Almeida’nın yakınması komik olduğu kadar, İngiltere ile ilişkilerin ne seviyeye gerilediğinin de göstergesi: “Birleşik Krallık’la yaptığımızdan daha çok Çin’le zirve yapıyoruz. Hiç [zirve] olmuyor. Bu normal değil. Bu insanların birbirleriyle WhatsApp numaralarını paylaşmaları gerek.”

AVRUPA

Avrupa, ‘Çin’e bağımlılığa’ karşı magnezyum madenciliğini yeniden başlatıyor

Yayınlanma

AB, kritik hammaddelerde Çin’den ithalata olan bağımlılığını azaltmaya çalışırken, on yıldan uzun bir süredir ilk kez magnezyum madenciliğini yeniden başlatacak.

AB üyesi Romanya cuma günü, ABD’li özel sermaye yatırımcısı Amerocap tarafından desteklenen Bükreş merkezli Verde Magnesium şirketine bir madencilik imtiyazı verdi.

Verde, Oradea şehri yakınlarındaki kullanılmayan bir magnezyum madenine 1 milyar dolar yatırım yapmayı ve yenilenebilir enerji kullanacak ve aynı zamanda alüminyumu geri dönüştürecek işleme tesisleri kurmayı planlıyor.

Otomobillerde ve ambalajlarda kullanılan hafif alüminyum alaşımlarının yapımında hayati önem taşıyan magnezyumun yüzde 90’ından fazlası Çin’den ithal ediliyor.

Avrupa’nın alüminyum endüstrisi 2022 yılında Çin’deki üretimin yüksek enerji fiyatları nedeniyle geçici olarak durmasıyla ciddi bir sekteye uğradı ve bu durum birlikte tesislerin kapatılması uyarılarını tetikledi.

Verde Magnesium’un başkanı ve Audi’nin eski yöneticisi Bernd Martens Financial Times’a yaptığı açıklamada Romanya’daki maden ve tesisin Brüksel’in yeşil dönüşüm için gerekli hayati metaller konusunda daha fazla bağımsızlık hedefini gerçekleştirmesine yardımcı olacağını söyledi. 

Martens, “Avrupa sanayi sektörü, özellikle Avrupa’nın karbon nötr bir ekonomiye geçişini destekleyebilecek mevcut ithalattan daha düşük karbon ayak izine sahip olanlar olmak üzere, kritik ve stratejik metallerin güvenilir bir şekilde tedarik edilmesine şiddetle ihtiyaç duymaktadır,” dedi.

Verde, 2014 yılında kapatılan ve o dönemde Avrupa’da faaliyet gösteren son magnezyum madeninin sahasını kullanacak. Şirket, 2027 yılı sonunda üretime başlamayı ve yılda 90.000 tona ulaşarak AB arzının yarısına ve küresel üretimin yüzde 9’una ulaşmayı hedefliyor.

Şirketin, Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen bir endüstri ağı olan Avrupa Hammaddeler Birliği tarafından kilit yatırım olarak adlandırılmasının ardından AB finansman mekanizmalarına başvurması muhtemel.

Küresel magnezyum arzının yaklaşık yüzde 87’si ve Avrupa tüketiminin yüzde 95’i, fiyatlar yükseldikçe enerji tasarrufu sağlamak için üretimi büyük ölçüde azaltan Çin’den geliyor.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Avrupa sağı Brüksel’de bir araya geliyor

Yayınlanma

Avrupa çapındaki sağ ve muhafazakâr güçler, haziran ayındaki Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri yaklaşırken vites yükseltiyor.

‘Milli Muhafazakârlık Konferansı 2024’ (NatCon24), aralarında bazı antifaşist örgütler ve Brüksel Belediye Başkanının da bulunduğu aktivist ve siyasetçilerin durdurulması yönündeki baskılarına rağmen salı ve çarşamba günleri (16-17 Nisan) Brüksel’de düzenlenecek. 

Brüksel’deki Claridge’de gerçekleştirilecek olan NatCon24’ün ilk mekanının son anda reddedilmesinin ardından ikinci mekanın da polis tarafından boşaltıldığı bildirildi. 

Washington merkezli Edmund Burke Vakfı tarafından düzenlenen konferansın konusu olan ‘Avrupa’da Ulus-Devletin Korunması’, ‘AB şüphecisi liderlerin vizyonlarını ortaya koyacakları bir platform olacak.

Eski Polonya Başbakanı Mateusz Morawiekci (Hukuk ve Adalet – PiS) ve Fransa Cumhurbaşkanı adayı Eric Zemmour (Reconquête!) ana katılımcılar arasında yer alırken, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán (Fidesz) da etkinliğin en önemli isimleri arasında yer alacak.

“Brüksel Avrupa halklarını terk etti. Brüksel siyaseti ile sıradan Avrupalıların çıkarları ve iradeleri arasındaki mesafe daha önce hiç bu kadar büyük olmamıştı. İşte bu nedenle Brüksel’de değişime ihtiyaç var. Ancak bu değişim kendiliğinden gerçekleşmeyecek, var olmaya zorlanmalı,” diyen Orbán, şubat ayında yaptığı yıllık konuşmasında ABD ve AB’deki seçimlerin aynı sürecin parçası olduğunu vurgulamıştı.

Orbán, Zemmour ve Farage bir arada

“Avrupa’yı yeniden büyük yapalım’ diyerek Donald Trump’ın meşhur sloganına da gönderme yapan Orbán, Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün Ukrayna’ya barış getireceğini iddia etmişti.

Bu arada Zemmour da, ‘İslamlaşma’, ‘Avrupa bürokrasisi’ ve Avrupa kültürünü, kimliğini ve tarihini ‘yok etmeyi’ amaçladığını söylediği ‘duyarcı [woke] ideolojiye’ karşı müttefik olarak gördüğü Trump’a duyduğu hayranlığı gizlemiyor. Parti kaynaklarına göre Zemmour’un salı günü yapacağı konuşmada yukarıda sayılan üç kilit konuyu gündeme getirmesi bekleniyor.

Zemmour Şubat 2022’de, “Ortak bir noktamız var: Trump ABD’nin ABD olarak kalmasını istiyor, ben de Fransa’nın Fransa olarak kalmasını istiyorum,” demişti.

NatCon, Brexit’i güçlü bir şekilde savunan ve kampanya yürüten eski milletvekili ve UKIP ve Reform UK eski lideri Nigel Farage’ı da ağırlayacak.

Trumpizm’in Avrupa ayağı Budapeşte’de

Brüksel’deki NatCon24’ün ardından Budapeşte, 25-26 Nisan tarihlerinde ABD’li ve yabancı muhafazakâr aktivist ve siyasetçileri bir araya getiren Amerikan CPAC’in (Muhafazakâr Siyasi Eylem Konferansı) Avrupa versiyonuna ev sahipliği yapacak.

Orbán’ın ev sahipliğinde Budapeşte’de düzenlenecek olan etkinlik, ABD Cumhuriyetçi Parti temsilcileri ile konferansın web sitesinde ‘wokebusters’ olarak nitelendirilen Hollandalı PVV’den Geert Wilders, İspanyol Vox’tan Santiago Abascal ve Belçikalı Vlaams Belang Başkanı Tom van Grieken gibi sağ liderleri bir araya getirecek.

Aralarında The Guardian’ın da bulunduğu çok sayıda medya kuruluşunun etkinliğe akreditasyonunun, etkinliğin ‘duyarcılara yasak bölge’ olduğu gerekçesiyle reddedildiği belirtiliyor.

Toplantının sloganı, Trump’ın Washington’daki siyasi rakiplerini ve Avrupa söz konusu olduğunda Brüksel’deki AB yanlısı güçleri devirmek için sıkça kullandığı bir ifade olan “Bataklığı kurutalım.”

Rumen AUR’dan ‘Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap’ konferansı

Bu ayın sonunda ise, bu sefer Balkanlardaki Karadeniz kıyıları muhafazakârlara ev sahipliği yapacak.

Romanya’nın yükselen sağ partisi AUR, 27-28 Nisan tarihlerinde Bükreş’te Zemmour’un partisi Reconquete, Polonya’dan PiS, Belçika’dan Vlaams Belang (ID) ve Danimarka Halk Partisi’nden temsilcilerin katılacağı kendi ‘Avrupa’yı Yeniden Büyük Yap’ konferansını düzenliyor.

Konferansta, “Avrupa Ulusları – Doğu emperyalizmi ile Batı federalizmi arasında” ve “Birleşirsek ayakta kalırız, bölünürsek düşeriz – AB Kurumlarındaki düzeni tersine çevirme olasılıkları” gibi konular tartışılacak.

Okumaya Devam Et

AVRUPA

Gürcistan parlamentosunda ‘yabancı ajan’ yasası yüzünden kavga çıktı

Yayınlanma

ABD ve Rusya’daki ‘yabancı ajan’ yasasının bir benzeri olan ‘Yabancı Nüfuzun Şeffaflığı’ tasarısının görüşüldüğü Gürcistan parlamentosu oturumunda kavga çıktı.

Tartışmalı yasa tasarısı, dün Gürcistan parlamentosunda düzenlenen oturumda görüşüldü.

Parlamento çoğunluk lideri Mamuka Mdinaradze, konuşması sırasında muhalefetteki Yurttaşlar Partisi lideri Aleko Elisaşvili’nin saldırısına uğradı ve ardından diğer milletvekilleri de arbedeye katıldı.

Olay, parlamentodan yapılan canlı yayının iptal edilmesine yol açtı.

AFP ajansına göre, kesintiye uğrayan oturumda, fonlarının en az yüzde 20’sini yurt dışından alan kuruluşların yetkililere kayıt yaptırmasını zorunlu kılan tasarı görüşülüyordu.

Yasanın orijinal versiyonu bu tür kuruluşları ‘yabancı ajan’ olarak sınıflandırırken, mevcut taslakta ‘yabancı bir gücün çıkarlarını temsil eden kuruluşlar’ ifadesi yer alıyor.

Nisan ayı başında iktidardaki Gürcü Rüyası partisi, bir yıl önce başkent Tiflis’te on binlerce kişinin katıldığı kitlesel protestoların ardından geri çekilen tasarının değiştirilmiş bir versiyonunu yeniden oylamaya sunma niyetinde olduğunu bildirmişti.

Almanya: Gürcistan, AB üyeliği şansını kaybetme riskiyle karşı karşıya

Öte yandan Alman hükümeti, Gürcistan’da ve yurt dışında kamuoyunun açık bir şekilde olumsuz tepkisine rağmen Gürcü Rüyası’nın girişimini parlamentoda yeniden gündeme getirmesini ‘esefle karşıladığını’ duyurdu.

Başbakan Olaf Scholz’un sözcüsü Christiane Hoffmann, Deutsche Welle kalaına verdiği demeçte, ‘Gürcistan hükümetinin söz konusu tasarıyı geçen yıl koşulsuz olarak gündemden çekme sözü verdiğini’ hatırlattı.

Hofmann, “Her şeyden önce Gürcistan’ın Avrupa Birliği üyeliğine doğru reform yolunda ilerlediğini ve böylece Avrupa değerlerine bağlılığını ilan ettiğini biliyoruz,” dedi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Sebastian Fischer ise geçen yılın sonlarında aday üye statüsü kazanan ve böylece AB üyeliği için ‘tarihi bir şans’ elde eden Gürcistan’ın ‘yabancı ajanlar’ yasasını kabul etmesi halinde bunu kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu tehdidinde bulundu.

7 Mart’ta Gürcistan polisi, Tiflis’teki parlamento binası önünde durumu protesto eden göstericilere karşı göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullanmıştı.

O günkü protesto mitinginde binlerce muhalif toplanmıştı. Protestocular polise karşı molotof kokteylleri kullanmıştı.

Gürcistan İçişleri Bakanlığı, protestocuların parlamento girişlerinden birini kapatmaya çalıştığını ve bakanlık çalışanlarına karşı şiddete başvurduğunu belirtmişti.

Gürcistan’da ‘renkli’ savaş: İkinci raund başlıyor mu?

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English