Avrupa
Avrupa Komisyonu, Almanya’ya karşı dava açmaları için STK’lara gizlice para ödemiş

Alman medyasında yer alan haberlere göre, Avrupa Komisyonu çevreci sivil toplum kuruluşlarını (STK), Almanya’nın sanayisini ve enerji politikasını hedef alan davalar açmaları için gizlice finanse etti. Welt am Sonntag gazetesinin ulaştığı belgeler, Brüksel’in ‘yeşil gündemi’ bağımsız aktivizm görünümü altında ilerletmek için STK’lara milyonlarca avro aktardığını ortaya koydu. Komisyon iddiaları reddederken, belgelerin daha önce ortaya atılan şüpheleri doğruladığı belirtiliyor.
Alman Welt am Sonntag gazetesinin ulaştığı Avrupa Komisyonu iç belgeleri, Brüksel’in yeşil gündemi bağımsız aktivizm adı altında ilerletmek için çevreci sivil toplum kuruluşlarını (STK) gizlice finanse ettiğini ortaya koydu.
2022 yılında imzalanan bir dizi gizli sözleşmeyle, AB bütçesinden milyonlarca avro, özellikle Almanya’daki kömürle çalışan termik santrallere, kimya endüstrisine ve Berlin’in desteklediği bazı dış ekonomik girişimlere karşı dava açılması ve kampanya yürütülmesi için STK’lere yönlendirildi.
Komisyon iddiaları reddetse de, belgelerin daha önce 2024 yılı sonlarında ortaya çıkan şüpheleri doğrular nitelikte olduğu belirtildi.
Brüksel’den STK’lara özel talimatlar
Gazetenin haberine göre, Avrupa Komisyonu ve aktivistler arasındaki çalışma sadece bir anlaşmadan ibaret değildi; Brüksel’deki yetkililer ve STK çalışanları eylemleri yakın bir şekilde koordine ediyordu.
Sözleşmelerde, kimlere kaç lobi mektubu gönderileceği, sosyal medyada hangi gönderilerin paylaşılacağı ve hangi Avrupa Parlamentosu üyeleriyle görüşmeler yapılması gerektiği gibi ayrıntılara bile yer verildiği iddia edildi.
Aktivistlerin görevleri arasında, belirli projelerin yanı sıra Avrupa Parlamentosu içinde lobi faaliyetleri yürütmek de bulunuyordu.
Gazete, AB topraklarında pestisit ve kimyasal madde kullanımının düzenlenmesine ilişkin oylamayı örnek gösterdi. STK’lerin proje başına 700 bin avroya kadar ödenek alabildiği kaydedildi.
Hedefteki Alman sanayisi
Almanya’da Avrupa fonlarından doğrudan yararlananlar arasında, ülkenin sanayi ve enerji politikalarını agresif bir şekilde eleştirmeleriyle bilinen kuruluşlar yer aldı.
Örneğin, 2018’den beri çok sayıda dava yoluyla Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattı projesini durdurmaya çalışan hukuk grubu ClientEarth, 2023 yılında Alman kömür santrallerine karşı dava hazırlaması için Brüksel’den 350 bin avro aldı. Belirtilen amaç, işletmeciler üzerindeki “mali ve hukuki baskıyı” artırmaktı.
Bir diğer örnek ise, Avrupa Komisyonu’nun talebi üzerine AB ile MERCOSUR ülkeleri arasında yapılacak serbest ticaret anlaşmasına karşı aktif bir kampanya başlatması istenen Friends of the Earth örgütü oldu.
Almanya bu anlaşmanın en büyük destekçilerinden biriyken, Fransa karşı çıkıyordu. Bu durum, bir Avrupa Komisyonu yapısının bir anlaşmayı engellemeye çalışırken, diğerinin Latin Amerika ülkeleriyle müzakerelerde ilerlemek için her türlü çabayı göstermesi gibi paradoksal bir tablo ortaya çıkardı.
Komisyon suçlamaları reddediyor
Haberin yayınlanmasının ardından Avrupa Komisyonu, suçlamaları reddetmekte gecikmedi. Cumartesi günü Welt am Sonntag‘ın haberine yanıt olarak yapılan açıklamada, STK’lerle herhangi bir “gizli sözleşme” olmadığı belirtildi.
Bir Komisyon sözcüsü Euronews‘e yaptığı açıklamada, “Medyadaki iddiaların aksine, Avrupa Komisyonu ile sivil toplum kuruluşları arasında gizli sözleşmeler bulunmamaktadır. Komisyon, STK’lerin finansmanı söz konusu olduğunda yüksek düzeyde şeffaflık göstermektedir,” dedi.
STK’ler de siyasi güdümlü müdahale suçlamalarından uzak durmaya çalışıyor. ClientEarth’ün Almanya ofisi başkanı Christiane Gerstetter, tahsis edilen fonların “Almanya ofisindeki personel ve işletme giderlerinin kısmen finansmanı” için kullanıldığını ve “LIFE programı hibesinden tek bir avronun bile dış mahkeme masraflarını karşılamak için kullanılmadığını” belirtti.
2024 yılında kuruluş, Alman hükümetine karşı hava kirliliği kontrol politikalarına uymadığı gerekçesiyle açtığı bir davayı ilk kez kazanmıştı.
Milyarlarca avroluk LIFE programı mercek altında
Çevreci STK’lerin finansmanı, 2021-2027 dönemi için 5,4 milyar avro bütçe ayrılan LIFE programı aracılığıyla gerçekleştiriliyordu.
Bu paranın, sürdürülebilir kalkınma alanındaki projeleri hayata geçirmeleri için STK’lere ve çevre enstitülerine rekabetçi bir temelde hibe olarak dağıtılması gerekiyordu.
Ancak bu sistemin etkinliği ve şeffaflığına dair şüpheler ilk olarak 2024’ün sonlarında ortaya çıktı. O dönemde Avrupa Parlamentosu’ndaki en büyük gruba sahip olan Avrupa Halk Partisi (EVP), Brüksel’in LIFE programını kendi gündemini, özellikle de çevre yasalarını ilerletmek için kullandığından şüphelenmişti.
AB bütçesinin yıllık parlamento denetimi çerçevesinde grup milletvekilleri, 2022 ve 2023 yıllarına ait bazı STK sözleşmelerini inceleyerek, hangi Avrupa Parlamentosu milletvekilleriyle ne konuşulması gerektiğine dair doğrudan talimatlar içerdiğini tespit etti.
Patlak veren skandal sonucunda Avrupa Komisyonu, fon tahsis etme yaklaşımını yeniden gözden geçirmek zorunda kaldı.
Politico‘nun haberine göre, Kasım 2024’te bir dizi STK’ye e-posta yoluyla artık Avrupa paralarını propaganda ve lobi faaliyetleri için harcayamayacakları bildirildi.
Bu yılın ocak ayında ise Avrupa Komisyonu’nun Bütçeden Sorumlu Üyesi Petr Sefarin, LIFE fonlarının bir kısmının amacına uygun harcanmadığını kabul etti.
Nisan ayında Avrupa Sayıştayı, yürüttüğü soruşturma sonucunda Avrupa Birliği değerlerinin ihlal edilmediğini ancak STK’lere sağlanan finansmanın şeffaf olmadığını kabul etti.
Şubat ayında Avrupa Parlamentosu’ndaki birkaç grup, LIFE programı finansmanının 2025 yılı için bir kısmını dondurmaya çalıştı.
Bu girişim, lobi faaliyeti yürüten 30 çevreci STK’ye ayrılan toplam tutarın yaklaşık yüzde 70’ine denk gelen 15,6 milyon avroluk ödemenin askıya alınmasını içeriyordu.
Programın 776 milyon avroluk genel bütçesi düşünüldüğünde bu hamle, programın tamamına yönelik bir tehditten çok siyasi bir sinyal niteliğindeydi.
Fakat bu durum, LIFE programına olan desteğin Avrupa Parlamentosu içinde bile ne kadar kırılgan hale geldiğini gösterdi. İlgili komitede dondurma teklifi 40’a karşı 41 oyla reddedilirken, genel kurul oylamasında da çoğunluk sağlanamadı.
Ortaya çıkan yeni belgelerin bu konuyu yeniden gündeme getirebileceği ve LIFE programı için daha kötü beklentilere yol açabileceği düşünülüyor.
Avrupa
Varşova-Kiev gerilimi iş anlaşmalarını zorlaştırabilir

Bloomberg’e göre, Polonya ile Ukrayna arasında Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Nazi işbirlikçisi Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adının verilmesi nedeniyle yaşanan anlaşmazlık, Gdansk’ta düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki işbirliğini olumsuz etkileyebilir. Tartışma, özellikle Ukrayna’nın savaş sonrası yeniden inşası kapsamında planlanan ticari anlaşmalar açısından belirsizlik yaratıyor.
Bloomberg’in haberine göre, Ukrayna yönetiminin Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe Ukrayna İsyan Ordusu’nun (UPA) adını vermesi nedeniyle Varşova ile Kiev arasında yaşanan anlaşmazlık, Polonya’nın Gdansk kentinde düzenlenecek Ukrayna konferansını ve iki ülke arasındaki ticari işbirliğini olumsuz etkileyebilir.
25 Haziran Perşembe günü başlaması planlanan iki günlük konferans, başlangıçta Polonyalı şirketlerin Rusya ile savaşın ardından Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik sözleşmeler elde etmesine yardımcı olmayı amaçlıyordu.
Ancak Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki’nin, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi ülkenin en yüksek devlet nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakma kararının ardından Zelenski’nin konferansa katılımı belirsizliğini koruyor.
Daha önce İsviçre, Birleşik Krallık, Almanya ve İtalya’nın ev sahipliği yaptığı konferansın, siyasi anlaşmazlıklara rağmen liderlerin işbirliğini sürdürme kapasitesi açısından bir sınav niteliği taşıdığı belirtildi.
Polonya Doğu Araştırmaları Merkezi’nin verilerine göre Polonya, Ukrayna’daki en büyük onuncu yabancı yatırımcı konumunda bulunuyor.
Ukrayna ile İşbirliği Konseyi Başkanı Pawel Kowal, anlaşmazlık büyümeden önce yaptığı açıklamada, konferans sırasında enerjiden savunmaya kadar çeşitli sektörlerde onlarca sözleşmenin imzalanabileceğini söylemişti.
Bloomberg, Polonya inşaat sektörünün özellikle Ukrayna’daki altyapı projelerine yönelik sözleşmeler beklediğini aktardı. İnşaat şirketleri Budimex, Polimex-Mostostal ve AMW Sinevia işbirliği anlaşmaları yaparken, LPP, Pepco, Allegro ve PZU da Ukrayna’daki faaliyetlerini genişletiyor.
Bununla birlikte siyasi atmosferin iki ülke arasındaki ticari ilişkileri zorlaştırabileceği değerlendiriliyor. Polonya İnşaat İşverenleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Damian Kazmierczak, “Her iki tarafta da artan siyasi ihtiyat, anlaşmaların sonuçlandırılmasını daha da zorlaştıracak. Ukraynalılar bizi açık kollarla karşılamıyor” dedi.
Nawrocki geçen hafta, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ndeki bir birliğe “UPA Kahramanları” unvanı verilmesi nedeniyle Zelenski’nin nişanını geri aldı.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, “Aşılmaması gereken sınırlar vardır” açıklamasını yaptı. Polonya Dışişleri Bakanlığı da Ukrayna’nın Varşova Büyükelçisi Vasıl Bodnar’ı bakanlığa çağırdı.
Zelenski ise nişanı posta yoluyla Polonya’ya geri göndererek Ukrayna’nın Polonya halkına destek ve işbirliği için minnettar olduğunu söyledi.
Buna karşılık Polonya Cumhurbaşkanlığı Ofisi Bakanı Agnieszka Endziak, “UPA Kahramanları adının Ukrayna askeri birliğine verilmesiyle bağlantılı hakarete, ödülü kurye ile geri göndererek bir yenisini ekliyor” ifadelerini kullandı.
UPA, Rusya’da aşırılık yanlısı olarak tanınan ve yasaklanan Ukrayna Milliyetçileri Örgütü’nün (OUN) silahlı kanadı olarak faaliyet gösterdi.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Alman ordusuyla işbirliği yapan örgüt, ağırlıklı olarak Batı Ukrayna’da Sovyet yönetimine karşı mücadele yürüttü.
1942 ve 1943 yıllarında OUN-UPA birlikleri Volın bölgesindeki etnik Polonyalılara yönelik kitlesel katliamlar gerçekleştirdi. Polonyalı tarihçiler, Volın Katliamı’nda hayatını kaybedenlerin sayısını 50 bin ila 100 bin arasında tahmin ediyor.
Polonya Parlamentosu 2016 yılında bu olayları soykırım olarak tanıdı ve 11 Temmuz’u kurbanları anma günü ilan etti.
Avrupa
Avrupa sağı Trump’tan uzaklaşıyor

İtalya, Fransa ve Polonya’da da dahil olmak üzere 2027’de yaklaşan önemli seçimler nedeniyle, Avrupa sağı Donald Trump ile ilişkilerini yeniden değerlendiriyor.
Cluster17 tarafından ocak ayında yedi AB ülkesinde gerçekleştirilen bir anket, sağcı seçmenlerin genel nüfusa kıyasla Trump’a daha olumlu baktıklarını fakat bunların sadece azınlığının onu “Avrupa’nın dostu” olarak gördüğünü ortaya koydu.
Oranlar; Fransa’daki Ulusal Birlik (RN) seçmenleri arasında yüzde 18, İtalya’daki İtalya’nın Kardeşleri (FdI) seçmenleri arasında yüzde 23 ve Almanya için Alternatif (AfD) partisinin destekçileri arasında yüzde 25.
Public First tarafından haziran ayında yapılan bir POLITICO anketinde ise, AfD seçmenlerinin yalnızca yüzde 31’i ve Ulusal Birlik seçmenlerinin yüzde 36’sı ABD’nin “güvenilir bir müttefik” olduğu görüşüne katıldığını belirtti.
Birleşik Krallık’ta Trump, Nigel Farage’ın Reform UK partisi için, özellikle kararsız seçmenler arasında bir yük haline geldi.
Bu durum Fransa için de geçerli: Bu ülkede ABD Başkanı, RN’nin kazanmaya çalıştığı merkez sağ seçmenler arasında popüler değil.
POLITICO’ya göre bu tepkiyi Washington için özellikle utanç verici kılan şey, Trump’tan uzaklaşan politikacıların tam da onun yönetiminin kazanmaya çalıştığı kişiler olması.
Geçen yıl yayınlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde Beyaz Saray, “vatansever Avrupa partilerinin artan etkisini” takdir etmişti.
Takip eden aylarda yönetim, bu söylemi, şu anda Trump’ın kendilerine oy kaybettirebileceğini düşünen hareketlere yönelik yüksek profilli kamuoyu destekleri ve perde arkası temaslar ile pekiştirdi.
En dikkat çeken örneklerden birinde, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, eski Başbakan Viktor Orbán’ın yeniden seçilme çabasını desteklemek üzere Macaristan’a gitti ve bunun “yapılması gereken doğru şey” olduğunu söyledi.
Fakat Macar liderin 16 yıllık iktidarı ezici bir yenilgiyle sona erdikten sonra, gelecek yılki en önemli siyasi görevleri hedefleyen çoğu aşırı sağcı lider, Trump’a yönelik tutumlarını ya yeniden gözden geçiriyor ya da tamamen tersine çeviriyor.
Bu değişim, aşırı sağın tarihsel olarak ABD başkanına karşı her zaman çok sıcak davrandığı İtalya ve Almanya’da özellikle dikkat çekici.
Başbakan Meloni, Trump’ı 2024’teki yeniden seçilmesinden dolayı tebrik eden ilk Avrupalı liderlerden biriydi.
Trump, transatlantik bir ticaret savaşını başlattığında ise Meloni kendisini, Avrupa ile Başkan arasında potansiyel bir köprü olarak konumlandırmıştı.
İkili arasındaki ilişki başlangıçta oldukça canlıydı. Geçen nisan ayında Beyaz Saray’da düzenlenen bir toplantıda Trump, Meloni’yi “çok özel bir kişi” olarak nitelendirmiş ve Roma’ya yönelik daveti kabul etmişti.
Günümüze geldiğimizde ise, Meloni’nin İran savaşına katılan ABD savaş uçaklarının İtalya’daki askeri üslerini kullanmasına izin vermemesi üzerine ikili artık kamuoyu önünde birbirlerine sert sözler sarf ediyor.
Bu arada Almanya’da İran savaşı, çatışma öncesinde zaten tırmanmakta olan Trump ile aşırı sağ arasındaki güven krizini daha da şiddetlendirdi.
Bu bahar, AfD liderleri, önemli bölgesel seçimler öncesinde parti yetkililerine ABD’ye yapılacak gezileri azaltmaları çağrısında bulundu.
Yine de Avrupa’daki tüm sağcı liderler bu ilişkiyi kamuoyu önünde yeniden değerlendiriyor değil. Örneğin Polonya’nın milli-muhafazakâr Hukuk ve Adalet (PiS) partisi, Trump ile ilişkilerini hâlâ geliştiriyor.
Gelecek yıl parlamento seçimlerine gidecek olan Varşova, ABD’nin yakın bir siyasi ve askeri müttefiki ve hızla büyüyen silahlı kuvvetleri için Avrupa’nın en büyük Amerikan silah alıcılarından biri.
PiS’in desteklediği Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, ülkenin en güçlü makamını elinde bulunduran Başbakan Donald Tusk ile mücadele ederken Trump ile olan bağlantılarını kullanmaya çalışıyor.
Cuma günü Varşova’da düzenlenen bir basın toplantısında, PiS lideri Jarosław Kaczyński, Nawrocki’nin “ABD başkanıyla olan mükemmel ilişkilerini” övdü ve Polonya’nın kalıcı bir ABD askeri üssü kurma girişiminin iddia edilen “başarısını” takdir etti.
Szacki, “Polonyalıların çoğunluğu hâlâ, bizi güvende tutan şeyin Polonya’daki Amerikan askerlerinin varlığı olduğunu düşünüyor,” dedi.
Cluster17 anketinde, Polonyalı katılımcıların yüzde 17’si Trump’ın “Avrupa’nın dostu” olduğunu belirtti ki bu, ankete katılan yedi AB ülkesi arasında en yüksek oran.
Avrupa
Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.
Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.
Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.
Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.
Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.
Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.
Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.
Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.
Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.
Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.
Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.
Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.
Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.
Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.
Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya7 gün önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4











