Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Azizi: Müzakere her zaman güç mevziisinden yapılmalıdır

Yayınlanma

İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin müzakere, baskı ve savaş üçlemesi üzerine kurulu olduğunu belirterek, Washington’ın müzakere masasını bizzat savaş alanına çevirdiğini ifade etti. Azizi, Tahran’ın askeri kapasitesinin ve Direniş Cephesi’nin bölgesel gücünün ABD’nin tüm hesaplarını altüst ettiğini vurguladı.

İran İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Dr. İbrahim Azizi, SNN televizyonuna verdiği mülakatta, İran’ın ulusal güç unsurlarını, ABD ile yürütülen müzakere süreçlerini ve bölgede yaşanan askeri gerilimlerin perde arkasını detaylandırdı.

Gazeteci Şayan Donyadideh’in sorularını yanıtlayan Azizi, İran’ın stratejik doktrininin temel taşlarını açıklarken, özellikle son yıllarda Washington yönetimi ile yaşanan krizlerin kronolojik bir dökümünü yaptı.

Azizi, mülakatın başında İran’ın güç bileşenlerini analiz ederek, “Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana inanç, irade, vahdet, liderlik, halk, silahlı kuvvetler, jeopolitik konum, bölgesel etkinlik ve nükleer kapasite bizim temel güç kaynaklarımızdır” dedi.

İnancın en büyük güç olduğunu ifade eden Azizi, “Halkın inancı üzerine kurulu bir güç, en sarsılmaz kuvvettir. Biz bu iradenin tecellisini devrimde, sekiz yıllık kutsal savunmada ve son askeri karşılaşmalarda gördük” değerlendirmesinde bulundu.

“Halkın iradesi askeri zaferlerin en büyük dayanağıdır”

İran’ın ulusal güç inşasında halkın ve ordunun oynadığı role dikkat çeken Dr. İbrahim Azizi, “Silahlı kuvvetlerimiz sadece bugün değil, devrimin ilk günlerinden beri azamet üretmektedir. Sekiz yıllık savaşın gölgesinde biz bugünkü füze gücümüze ulaştık. Dolayısıyla ordu ve kahraman Besic yapılanması, güç mimarimizin ana sütunlarıdır” ifadelerini kullandı.

İran’ın jeopolitik konumunun da stratejik bir üstünlük sağladığını belirten Komisyon Başkanı, “Dünyadaki on dört kritik stratejik noktadan biri İran’dadır. Büyük Tunb, Küçük Tunb, Ebu Musa adaları ve Hürmüz Boğazı belirleyici noktalardır. Bu coğrafi konum başlı başına bir güç üreticisidir” dedi.

Direniş Cephesi olarak adlandırılan bölgesel müttefik ağının İran’ın savunma hattının bir parçası olduğunu söyleyen Azizi, bu grupların İran’ın vekil güçleri olduğu yönündeki suçlamaları reddetti.

Azizi, “Biz hiçbir zaman bu grupların vekil güç olduğu tanımını kabul etmedik. Onlar, İslam Devrimi’nin düşüncelerinden ilham alan özgürlükçü akımlardır. Hatta Lübnan gibi yerlerdeki bazı unsurlar, Siyonist rejimle mücadelede bizden bile daha ileri bir noktada hareket etmektedirler” açıklamasında bulundu.

“Trump müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalını devreye soktu”

ABD’nin İran’a yönelik stratejisinin başkanlardan bağımsız olarak aynı hedefi güttüğünü savunan Azizi, Barack Obama, Joe Biden ve Donald Trump dönemlerini kıyasladı.

Azizi, “Demokratlar ve Cumhuriyetçiler aynı makasın iki ağzı gibidir. Obama nükleer sanayinin vidalarını bile sökmek istediğini söylüyordu. Trump ise daha aşırılıkçı ve farklı bir üslupla geldi” dedi.

20 Ocak 2025’te başlayan ikinci Trump döneminin İran’a yönelik üç aşamalı bir strateji sunduğunu belirten Azizi, “Trump; müzakere, anlaşma, baskı ve savaş sarmalıyla İran işini bitirmek istedi” ifadesini kullandı.

Trump’ın görev süresinin başında Tahran’a bir mektup gönderdiğini hatırlatan İranlı yetkili, mektubun içeriğini şu sözlerle aktardı:

“Trump mektubunda, ‘Kendi belirlediğim yerde ve kendi belirlediğim yöntemle; füze programı, nükleer faaliyetler ve bölgesel nüfuz konularında ön koşulsuz müzakereye gelin, aksi takdirde savaşa hazır olun’ diyordu. Bu açık bir tehdit mektubuydu.”

İran’ın bu tehdide karşı “şehit lider” olarak tanımladığı Ayetullah Ali Hamaney’in tedbirleriyle akılcı bir yanıt verdiğini belirten Azizi, “Dışişleri Bakanlığımız üzerinden verdiğimiz yanıtta, füze programı ve bölgesel konuların asla müzakere edilmeyeceğini bildirdik. Ancak nükleer konuda, herhangi bir korkumuz olmadığını kanıtlamak ve dünyaya söyleyecek sözümüz olduğunu göstermek için masaya oturabileceğimizi söyledik. Tek bir şartla: Mekanı, zamanı ve şartları biz belirleyecektik” dedi.

“Müzakereler ABD’nin istediği Birleşik Arap Emirlikleri yerine Umman’da yapıldı”

Washington’ın müzakereler için Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) adres gösterdiğini ancak Tahran’ın bunu reddettiğini belirleyen Azizi, “ABD’nin şartlarını kabul etmedik. Görüşmelerin Umman’ın başkenti Maskat’ta yapılmasını dayattık. Ayrıca uranyum zenginleştirme hakkının tanınması, nükleer sanayinin bir gerçeklik olarak kabul edilmesi ve görüşmelerin bir garantiye sahip olması ön şartlarını masaya koyduk. Amerikalılar bu şartlarımızı kabul ederek masaya gelmek zorunda kaldılar” dedi.

Nisan ve Haziran ayları arasında beş tur görüşme yapıldığını kaydeden Azizi, ABD’nin kendi talep ettiği müzakerelere rağmen yine “ahde vefasızlık” yaptığını savundu.

Azizi, “Amerikalılar müzakere masasına füze vurdular. Beş tur süren görüşmelerin ardından diplomasiyi kurban ederek savaş yolunu seçtiler” değerlendirmesinde bulundu.

“Tetik mekanizması ekonomik baskı aracı olarak kullanıldı”

On iki gün süren savaşın ardından ABD’nin strateji değiştirdiğini söyleyen Azizi, Washington’ın “Tetik Mekanizması”nı (Snapback) devreye sokarak azami baskı politikasına yöneldiğini belirtti.

Azizi, “Tetik mekanizması aslında nükleer ve silahlanma ile ilgili altı Birleşmiş Milletler kararının geri dönmesidir, ekonomik konularla doğrudan bir ilgisi yoktur. Ancak Amerikalılar ve Avrupalılar bunu İran içinde ekonomik huzursuzluk ve kargaşa yaratmak için bir kaldıraç olarak kullandılar” dedi.

Haziran ve Ocak ayları arasında İran’ın ciddi bir ekonomik baskı altına alındığını ifade eden Azizi, 12 Ocak’ta halkın sokaklara çıkarak devlete destek vermesiyle bu planın da boşa çıktığını savundu.

Azizi, “Denklemi halkın iradesi bozdu. Baskı projesi sonuç vermeyince aracılar üzerinden yeniden ‘masaya dönelim, hata yaptık’ mesajları göndermeye başladılar” şeklinde konuştu.

“Müzakerelere gitmeseydik savaş çıkmazdı diyen kimse kalmadı”

İç siyasetteki tartışmalara da değinen Dr. İbrahim Azizi, ABD ile yürütülen temasların İran içindeki birliği pekiştirdiğini söyledi.

Bazı kesimlerin “neden müzakere etmiyorsunuz?” eleştirilerinin önünün kesildiğini belirten Azizi, “Bugün İran içinde hiç kimse çıkıp da ‘Eğer müzakereye gitseydiniz savaş çıkmazdı’ diyemez. Biz müzakere masasına giderek bu bahaneyi herkesin elinden aldık. Ancak şunu her zaman söyledim: Müzakere her zaman güç mevziisinden yapılmalıdır” dedi.

Görüşmelerde ABD’nin uranyum zenginleştirme kapasitesini sıfıra indirmeyi ve İran’ın elindeki 440 kilogramlık zenginleştirilmiş uranyumu yurt dışına çıkarmayı talep ettiğini açıklayan Azizi, nükleer sanayinin İran için sadece bir enerji meselesi değil, “yaşam sanayisi” olduğunu vurguladı.

Azizi, “Nükleer teknoloji tarımda zararlılarla mücadeleden tıbba ve çevre korumaya kadar hayatın her alanında gereklidir. Bu bizim kırmızı çizgimizdir” dedi.

“Liderimiz sığınağa girmeyi reddetti ve halkıyla kalmayı seçti”

Savaşın başlamasından önce askeri komuta kademesinin tüm senaryolara hazırlandığını belirten Azizi, mülakatın en çarpıcı kısımlarından birinde Ayetullah Hamaney’in şehadetiyle sonuçlanan saldırı öncesindeki atmosferi anlattı.

Azizi, “Savaşın başlamasından bir ay önce Devrim Muhafızları Ordusu Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı General Musevi, Deniz Kuvvetleri Komutanı Tuğamiral Tengsiri, Kara Kuvvetleri Komutanı General Pakpur ve Genelkurmay Başkanı ile defalarca bir araya geldik. Tüm hazırlıklar tamamlanmıştı” ifadelerini kullandı.

General Pakpur’un, “şehit lider” olarak andığı Hamaney ile yaptığı son görüşmeyi aktaran Azizi, “General Pakpur, liderimize güvenlik gerekçesiyle sığınağa girmesi gerektiğini söylediğinde, Hamaney şu yanıtı vermiş: ‘Tüm halkın sığınağı var mı? Eğer herkesin varsa ben de giderim. Sakın beni halkımdan ayırmaya çalışmayın. Ben sığınaklarda veya yerin altında yaşayacak biri değilim.’ Bu duruş, liderimizin halkıyla nasıl bir gönül bağı kurduğunun kanıtıdır” dedi. Azizi, liderin çalışma ofisinde şehit düşmesinin, dünya siyasi tarihindeki diğer liderlerin “korkakça sığınaklara saklanmasıyla” taban tabana zıt olduğunu savundu.

“ABD bölgedeki üslerinde vuracak hedef bırakmadığımızı gördü”

28 Şubat’ta başlayan ve “Ramazan Savaşı” olarak adlandırılan kırk günlük çatışma sürecinde İran ordusunun asimetrik bir savaş yürüttüğünü belirten Azizi, ABD’nin İran’ı bölme ve rejim değiştirme planlarının bir saat içinde verilen yanıtla çöktüğünü söyledi.

Azizi, “Komuta kadememiz şehit edilmiş olmasına rağmen hiyerarşi bozulmadı. Hava-uzay ve deniz kuvvetlerimiz ne yapacağını biliyordu. Savaş başladıktan sonraki ilk bir-iki saat içinde en sert yanıtı verdik” dedi.

ABD’nin bölgedeki varlığının ağır darbe aldığını kaydeden Azizi, “Amerikalılar kendi üslerinin bu kadar ağır vurulacağını hayal bile edemiyorlardı. Bölgedeki yaklaşık 14 ABD üssü hedef alındı. Artık hedef alacak yer kalmamıştı, saklandıkları her yeri istihbaratımız tespit edip vurdu” şeklinde konuştu.

Savaşın sona ermesi için ilk ateşkes talebinin ABD’den geldiğini iddia eden Azizi, Pakistan’ın arabuluculuğuna değindi. Azizi, “Katar, Türkiye ve Umman gibi pek çok ülke arabuluculuk için devreye girdi. Ancak nihayetinde Pakistan’ın önerisiyle bir ateşkes modelini kabul ettik. Biz savaşı kendi istediğimiz şiddette ve yöntemle, ABD’ye büyük bir yenilgi tattırarak bu aşamada durdurduk” diyerek sözlerini tamamladı.

“Savaşın içinde bile savaş ahlakını gözettik”

Mülakatın sonunda İran’ın askeri başarısının arkasındaki temel motivasyonun “namütekabil savaş” yeteneği ve halk desteği olduğunu yineleyen Azizi, “Amerikalılar bizim sahadaki gücümüzü gördükten sonra hesaplarının yanlış olduğunu anladılar. Biz düşman ateşkes istediğinde, savaş ahlakı gereği bunu değerlendirdik. Bugün İran İslami Cumhuriyeti, tarihinin bu kritik kavşağından büyük bir zaferle çıkmıştır” ifadelerini kullandı.

Azizi, özellikle nükleer sanayi ve füze programının İran için pazarlık konusu olamayacak kadar hayati olduğunu, bölgedeki askeri dengelerin artık Tahran’ın lehine değiştiğini belirterek mülakatı sonlandırdı.

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English