Bizi Takip Edin

Avrupa

Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Schmidt görevden ayrılıyor

Yayınlanma

Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi ve CSU üyesi Christian Schmidt görevinden ayrılıyor.

Schmidt, bu haberi pazar günü Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine gayri resmi olarak duyurdu. Kararını bugün Birleşmiş Milletler’e resmi olarak bildirmeyi planlıyor.

Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliği, Yugoslavya’yı bölen 1995 tarihli Dayton Antlaşmalarının uygulanmasından sorumlu en yüksek sivil otorite.

German Foreign Policy’ye göre Schmidt, başından beri Saraybosna’da dirençle karşılaşmıştı; bunun nedeni kısmen Hırvat milliyetçilerine karşı belli bir yakınlık sergilemesi, kısmen de geçmişte her zaman aranan geleneksel Rusya onayı olmadan göreve başlayan ilk Yüksek Temsilci olmasıydı.

Ayrıca, demokratik meşruiyeti olmayan müdahale haklarını sık sık kullanarak yetkisini kullanıyordu; aldığı önlemler, yabancı bir valinin kolonyal müdahaleleri olarak algılanıyordu.

Fakat şimdi Trump yönetimi onu görevden aldı. Trump ve yakın çevresi, Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde sektörlerinde ticari çıkarlar peşinde ve bunu Schmidt’in baş düşmanı, Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) güçlü adamı Milorad Dodik ile yakın işbirliği içinde yapıyorlar.

Dodik kısa süre önce Washington’da ağırlandı. Ayrıca Trump ve yakın çevresi ile işbirliğini yoğunlaştırıyor.

Bosna’da Boşnaklar ve Sırplar tarafından sevilmeyen adam

Eski Savunma Bakanlığı Parlamento Devlet Sekreteri ve daha sonra Tarım Bakanı olan Christian Schmidt, 1 Ağustos 2021’de üstlendiği Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi görevinde başından itibaren oldukça tartışmalı bir figürdü.

Bunun nedeni, bir yandan Hırvat milliyetçilerine yakın görünmesi ve bu durumun Bosnalı Müslümanlar ve Bosnalı Sırplar nezdinde itibarını artırmaya pek katkıda bulunmamasıydı.

Öte yandan, bu göreve Rusya’nın rızası olmadan atanmıştı. Daha önce, Yüksek Temsilcinin atanmasının BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenmesi geleneksel bir uygulamaydı; zira bu, ona uluslararası meşruiyet kazandırmayı amaçlıyordu.

Fakat o dönemde Batı ile Rusya arasındaki gerginlikler önemli ölçüde tırmanıyordu; bu nedenle Batılı devletler, ortak bir temsilci arayışına öncelik vermek yerine, Moskova’nın isteklerine aykırı olarak kendi adaylarını dayatmayı tercih ettiler.

“Bonn Yetkileri”: Sömürge valisi uygulamaları

Göreve yeni başlayan Schmidt, popüler olmayan önlemleri uygulamaya koydu ve bu bağlamda, sözde Bonn Yetkilerine de büyük ölçüde güvendi.

Bu yetkiler, Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen uluslararası bir konferansta Yüksek Temsilciye verilmiş olan geniş kapsamlı yetkilerdi ve ona, kendi takdirine bağlı olarak kararnameler çıkarma ve kendi görüşüne göre 1995 Dayton Antlaşmasını korumaya hizmet ediyorsa kişileri görevden alma imkanı tanıyordu. Bosna-Hersek devleti bugün bu temele dayanıyor.

Örneğin, Schmidt bir kararnameyle, Hırvat milliyetçi partisi HDZ’yi tek taraflı olarak kayıran bir seçim reformunu yürürlüğe koydu. Schmidt, bu önlemi 2 Ekim 2022’de, Bosna-Hersek’te seçimlerin yapıldığı gün duyurdu. Bunu sandıkların kapanmasından bir saatten biraz daha kısa bir süre sonra yaptı, bu da seçim sonuçlarının, seçmenlerin oy kullanırken kararlarını dayandırdıkları kriterlerden oldukça farklı kriterlere göre hesaplandığı anlamına geliyordu.

Milorad Dodik ile gerilimi yükseltti

Buna ek olarak, Schmidt, Sırp Cumhuriyeti ve başkanı Milorad Dodik (2010–2018, 2022–2025) ile açık bir çatışma içine girdi.

Dodik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olarak biliniyor ve politikaları da en azından bölgesi için daha fazla özerklik ve hatta muhtemelen Bosna-Hersek’ten ayrılmayı sağlamayı amaçlıyor.

Anlaşmazlık, diğer nedenlerin yanı sıra, devletin Anayasa Mahkemesindeki dokuz yargıçtan üçünün Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından atanması gerçeğiyle alevlendi.

Dodik bu yabancı denetime karşı çıktı ve Anayasa Mahkemesinin münhasıran Bosna-Hersek’ten yargıçlarla doldurulmasını savundu.

Dodik ile Schmidt arasında yaşanan anlaşmazlık keskin bir şekilde tırmandı ve diğer nedenlerin yanı sıra Schmidt’in Dodik’i tutuklatma girişimiyle doruğa ulaştı.

Bu girişim, güç kullanma tehdidiyle Sırp Cumhuriyeti jandarmaları tarafından engellendi.

Çatışma, 2025 sonbaharına Trump yönetimi inisiyatif alıncaya kadar çözüme kavuşmadı.

Trump’ın ticari çıkarları Schmidt’in ayağını kaydırdı

Trump yönetimi, Bosna-Hersek’te açıkça kendi maddi çıkarlarını gözetiyor.

Ülke, bugüne kadar Türk Akımı boru hattı üzerinden Rusya’dan doğal gaz tedarik ediyordu. Washington, Rus gazının yerine, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden teslim edilen ABD sıvılaştırılmış doğalgazının (LNG) kullanılmasını zorluyor.

Oradan Bosna-Hersek’e gazı taşımak için bir boru hattı inşa edilecek. Plan, boru hattının ABD’li Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy firmaları tarafından inşa edilmesi.

AAFS Infrastructure and Energy’nin başında eski Trump avukatı Jesse Binnall ile eski Trump ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in kardeşi Joseph Flynn bulunuyor.

Gözlemciler, Bosna-Hersek’in çok az doğalgaz tükettiği ve üstelik yenilenebilir enerjiye geçiş yapmayı planladığı için projenin mantıklı olup olmadığından şüphe duyuyor.

Fakat Dodik, en azından boru hattının geçmesi planlanan ve ABD Büyükelçiliğinin uzun süredir doğal kaynak yataklarına ilgi gösterdiği Sırp Cumhuriyeti’nde projeyi desteklemeye istekli görünüyor.

Dodik Washington’da Trump ile ittifak arayışında

Geçen sonbaharda, Trump yönetimi Dodik ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma uyarınca Dodik, Schmidt ile olan anlaşmazlığını çözecekti.

Karşılığında ABD, Dodik’i ve ona yakın iş adamlarını ABD yaptırım listesinden çıkardı.

Şubat ayında Dodik, Washington’da Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından kabul edildi.

Nisan başında, Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr., Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banja Luka’ya gitti; burada iş anlaşmaları başlatmaya çalıştı ve özellikle Dodik’in oğlu Igor Dodik ile görüştü.

Trump ve Dodik aileleri ile çevrelerindeki çevreler arasındaki ilişkiler yoğunlaşıyor. Haberlere göre Milorad Dodik, ezeli düşmanı Schmidt’in görevden alınmasını istediğini ifade etti.

Trump, “yönetilmesi kolay” bir Yüksek Temsilci istiyor

Schmidt, geçen yıldan beri Saraybosna’da Trump yönetimi tarafından sistematik olarak kenara itildiğini hissediyordu. Aylardır istifa edeceği yönünde söylentiler dolaşıyordu.

Pazar günü Schmidt, görevinden istifa ettiğini açıkladı. Haberlere göre, Trump yönetimi şu anda ABD’nin bakış açısına göre “yönetilmesi daha kolay” olduğu söylenen bir halef adayı belirlemiş durumda.

Ne var ki, olağan prosedür uygulanırsa, bu kişinin Bosna-Hersek’ten sorumlu Barış Uygulama Konseyi tarafından seçilmesi gerekecek. Bu konsey, çok sayıda AB üyesi ve AB’nin kendisi de dahil olmak üzere 55 devlet ve uluslararası kuruluştan oluşuyor.

Yani ABD’nin adayı oy alamazsa, Trump yönetiminin onu Saraybosna’ya yerleştirmek zor olacak.

Öte yandan her an yeni gümrük vergileri uygulayabilir veya başka şekillerde baskı yapabilir: şu ana kadar AB birçok durumda uzlaşmacı bir tutum sergiledi.

1999-2002 yılları arasında Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi olarak Saraybosna’da görev yapan Avusturyalı diplomat Wolfgang Petritsch, özellikle Yüksek Temsilcilik’in antidemokratik, sömürgeci müdahaleci yetkilerinin artan eleştirilerle karşı karşıya kalması nedeniyle, 30 yılı aşkın bir süredir var olan bu görevi kaldırmayı bir çözüm olarak öneriyor.

Fakat Berlin veya Brüksel’den bu konuda onay alınması pek olası görünmüyor.

Avrupa

Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Yayınlanma

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.

Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”

Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”

Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.

Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.

Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.

Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.

Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”

Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.

Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.

Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Yayınlanma

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.

Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.

Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.

Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.

Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.

Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:

“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”

Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:

“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:

“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”

Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:

“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”

Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.

Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.

Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.

Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.

Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:

Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.

Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.

Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.

Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.

Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.

Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.

Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.

Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Yayınlanma

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.

Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.

Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.

Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.

Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.

Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.

Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.

Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.

Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.

Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.

Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.

Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.

2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.

İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.

Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.

Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.

Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English