Avrupa
Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Schmidt görevden ayrılıyor

Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi ve CSU üyesi Christian Schmidt görevinden ayrılıyor.
Schmidt, bu haberi pazar günü Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine gayri resmi olarak duyurdu. Kararını bugün Birleşmiş Milletler’e resmi olarak bildirmeyi planlıyor.
Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliği, Yugoslavya’yı bölen 1995 tarihli Dayton Antlaşmalarının uygulanmasından sorumlu en yüksek sivil otorite.
German Foreign Policy’ye göre Schmidt, başından beri Saraybosna’da dirençle karşılaşmıştı; bunun nedeni kısmen Hırvat milliyetçilerine karşı belli bir yakınlık sergilemesi, kısmen de geçmişte her zaman aranan geleneksel Rusya onayı olmadan göreve başlayan ilk Yüksek Temsilci olmasıydı.
Ayrıca, demokratik meşruiyeti olmayan müdahale haklarını sık sık kullanarak yetkisini kullanıyordu; aldığı önlemler, yabancı bir valinin kolonyal müdahaleleri olarak algılanıyordu.
Fakat şimdi Trump yönetimi onu görevden aldı. Trump ve yakın çevresi, Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde sektörlerinde ticari çıkarlar peşinde ve bunu Schmidt’in baş düşmanı, Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) güçlü adamı Milorad Dodik ile yakın işbirliği içinde yapıyorlar.
Dodik kısa süre önce Washington’da ağırlandı. Ayrıca Trump ve yakın çevresi ile işbirliğini yoğunlaştırıyor.
Bosna’da Boşnaklar ve Sırplar tarafından sevilmeyen adam
Eski Savunma Bakanlığı Parlamento Devlet Sekreteri ve daha sonra Tarım Bakanı olan Christian Schmidt, 1 Ağustos 2021’de üstlendiği Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi görevinde başından itibaren oldukça tartışmalı bir figürdü.
Bunun nedeni, bir yandan Hırvat milliyetçilerine yakın görünmesi ve bu durumun Bosnalı Müslümanlar ve Bosnalı Sırplar nezdinde itibarını artırmaya pek katkıda bulunmamasıydı.
Öte yandan, bu göreve Rusya’nın rızası olmadan atanmıştı. Daha önce, Yüksek Temsilcinin atanmasının BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenmesi geleneksel bir uygulamaydı; zira bu, ona uluslararası meşruiyet kazandırmayı amaçlıyordu.
Fakat o dönemde Batı ile Rusya arasındaki gerginlikler önemli ölçüde tırmanıyordu; bu nedenle Batılı devletler, ortak bir temsilci arayışına öncelik vermek yerine, Moskova’nın isteklerine aykırı olarak kendi adaylarını dayatmayı tercih ettiler.
“Bonn Yetkileri”: Sömürge valisi uygulamaları
Göreve yeni başlayan Schmidt, popüler olmayan önlemleri uygulamaya koydu ve bu bağlamda, sözde Bonn Yetkilerine de büyük ölçüde güvendi.
Bu yetkiler, Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen uluslararası bir konferansta Yüksek Temsilciye verilmiş olan geniş kapsamlı yetkilerdi ve ona, kendi takdirine bağlı olarak kararnameler çıkarma ve kendi görüşüne göre 1995 Dayton Antlaşmasını korumaya hizmet ediyorsa kişileri görevden alma imkanı tanıyordu. Bosna-Hersek devleti bugün bu temele dayanıyor.
Örneğin, Schmidt bir kararnameyle, Hırvat milliyetçi partisi HDZ’yi tek taraflı olarak kayıran bir seçim reformunu yürürlüğe koydu. Schmidt, bu önlemi 2 Ekim 2022’de, Bosna-Hersek’te seçimlerin yapıldığı gün duyurdu. Bunu sandıkların kapanmasından bir saatten biraz daha kısa bir süre sonra yaptı, bu da seçim sonuçlarının, seçmenlerin oy kullanırken kararlarını dayandırdıkları kriterlerden oldukça farklı kriterlere göre hesaplandığı anlamına geliyordu.
Milorad Dodik ile gerilimi yükseltti
Buna ek olarak, Schmidt, Sırp Cumhuriyeti ve başkanı Milorad Dodik (2010–2018, 2022–2025) ile açık bir çatışma içine girdi.
Dodik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olarak biliniyor ve politikaları da en azından bölgesi için daha fazla özerklik ve hatta muhtemelen Bosna-Hersek’ten ayrılmayı sağlamayı amaçlıyor.
Anlaşmazlık, diğer nedenlerin yanı sıra, devletin Anayasa Mahkemesindeki dokuz yargıçtan üçünün Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından atanması gerçeğiyle alevlendi.
Dodik bu yabancı denetime karşı çıktı ve Anayasa Mahkemesinin münhasıran Bosna-Hersek’ten yargıçlarla doldurulmasını savundu.
Dodik ile Schmidt arasında yaşanan anlaşmazlık keskin bir şekilde tırmandı ve diğer nedenlerin yanı sıra Schmidt’in Dodik’i tutuklatma girişimiyle doruğa ulaştı.
Bu girişim, güç kullanma tehdidiyle Sırp Cumhuriyeti jandarmaları tarafından engellendi.
Çatışma, 2025 sonbaharına Trump yönetimi inisiyatif alıncaya kadar çözüme kavuşmadı.
Trump’ın ticari çıkarları Schmidt’in ayağını kaydırdı
Trump yönetimi, Bosna-Hersek’te açıkça kendi maddi çıkarlarını gözetiyor.
Ülke, bugüne kadar Türk Akımı boru hattı üzerinden Rusya’dan doğal gaz tedarik ediyordu. Washington, Rus gazının yerine, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden teslim edilen ABD sıvılaştırılmış doğalgazının (LNG) kullanılmasını zorluyor.
Oradan Bosna-Hersek’e gazı taşımak için bir boru hattı inşa edilecek. Plan, boru hattının ABD’li Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy firmaları tarafından inşa edilmesi.
AAFS Infrastructure and Energy’nin başında eski Trump avukatı Jesse Binnall ile eski Trump ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in kardeşi Joseph Flynn bulunuyor.
Gözlemciler, Bosna-Hersek’in çok az doğalgaz tükettiği ve üstelik yenilenebilir enerjiye geçiş yapmayı planladığı için projenin mantıklı olup olmadığından şüphe duyuyor.
Fakat Dodik, en azından boru hattının geçmesi planlanan ve ABD Büyükelçiliğinin uzun süredir doğal kaynak yataklarına ilgi gösterdiği Sırp Cumhuriyeti’nde projeyi desteklemeye istekli görünüyor.
Dodik Washington’da Trump ile ittifak arayışında
Geçen sonbaharda, Trump yönetimi Dodik ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma uyarınca Dodik, Schmidt ile olan anlaşmazlığını çözecekti.
Karşılığında ABD, Dodik’i ve ona yakın iş adamlarını ABD yaptırım listesinden çıkardı.
Şubat ayında Dodik, Washington’da Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından kabul edildi.
Nisan başında, Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr., Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banja Luka’ya gitti; burada iş anlaşmaları başlatmaya çalıştı ve özellikle Dodik’in oğlu Igor Dodik ile görüştü.
Trump ve Dodik aileleri ile çevrelerindeki çevreler arasındaki ilişkiler yoğunlaşıyor. Haberlere göre Milorad Dodik, ezeli düşmanı Schmidt’in görevden alınmasını istediğini ifade etti.
Trump, “yönetilmesi kolay” bir Yüksek Temsilci istiyor
Schmidt, geçen yıldan beri Saraybosna’da Trump yönetimi tarafından sistematik olarak kenara itildiğini hissediyordu. Aylardır istifa edeceği yönünde söylentiler dolaşıyordu.
Pazar günü Schmidt, görevinden istifa ettiğini açıkladı. Haberlere göre, Trump yönetimi şu anda ABD’nin bakış açısına göre “yönetilmesi daha kolay” olduğu söylenen bir halef adayı belirlemiş durumda.
Ne var ki, olağan prosedür uygulanırsa, bu kişinin Bosna-Hersek’ten sorumlu Barış Uygulama Konseyi tarafından seçilmesi gerekecek. Bu konsey, çok sayıda AB üyesi ve AB’nin kendisi de dahil olmak üzere 55 devlet ve uluslararası kuruluştan oluşuyor.
Yani ABD’nin adayı oy alamazsa, Trump yönetiminin onu Saraybosna’ya yerleştirmek zor olacak.
Öte yandan her an yeni gümrük vergileri uygulayabilir veya başka şekillerde baskı yapabilir: şu ana kadar AB birçok durumda uzlaşmacı bir tutum sergiledi.
1999-2002 yılları arasında Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi olarak Saraybosna’da görev yapan Avusturyalı diplomat Wolfgang Petritsch, özellikle Yüksek Temsilcilik’in antidemokratik, sömürgeci müdahaleci yetkilerinin artan eleştirilerle karşı karşıya kalması nedeniyle, 30 yılı aşkın bir süredir var olan bu görevi kaldırmayı bir çözüm olarak öneriyor.
Fakat Berlin veya Brüksel’den bu konuda onay alınması pek olası görünmüyor.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’








