Avrupa
Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Schmidt görevden ayrılıyor

Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi ve CSU üyesi Christian Schmidt görevinden ayrılıyor.
Schmidt, bu haberi pazar günü Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesine gayri resmi olarak duyurdu. Kararını bugün Birleşmiş Milletler’e resmi olarak bildirmeyi planlıyor.
Bosna-Hersek Yüksek Temsilciliği, Yugoslavya’yı bölen 1995 tarihli Dayton Antlaşmalarının uygulanmasından sorumlu en yüksek sivil otorite.
German Foreign Policy’ye göre Schmidt, başından beri Saraybosna’da dirençle karşılaşmıştı; bunun nedeni kısmen Hırvat milliyetçilerine karşı belli bir yakınlık sergilemesi, kısmen de geçmişte her zaman aranan geleneksel Rusya onayı olmadan göreve başlayan ilk Yüksek Temsilci olmasıydı.
Ayrıca, demokratik meşruiyeti olmayan müdahale haklarını sık sık kullanarak yetkisini kullanıyordu; aldığı önlemler, yabancı bir valinin kolonyal müdahaleleri olarak algılanıyordu.
Fakat şimdi Trump yönetimi onu görevden aldı. Trump ve yakın çevresi, Bosna-Hersek’te gaz ve hammadde sektörlerinde ticari çıkarlar peşinde ve bunu Schmidt’in baş düşmanı, Sırp Cumhuriyeti’nin (Republika Srpska) güçlü adamı Milorad Dodik ile yakın işbirliği içinde yapıyorlar.
Dodik kısa süre önce Washington’da ağırlandı. Ayrıca Trump ve yakın çevresi ile işbirliğini yoğunlaştırıyor.
Bosna’da Boşnaklar ve Sırplar tarafından sevilmeyen adam
Eski Savunma Bakanlığı Parlamento Devlet Sekreteri ve daha sonra Tarım Bakanı olan Christian Schmidt, 1 Ağustos 2021’de üstlendiği Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi görevinde başından itibaren oldukça tartışmalı bir figürdü.
Bunun nedeni, bir yandan Hırvat milliyetçilerine yakın görünmesi ve bu durumun Bosnalı Müslümanlar ve Bosnalı Sırplar nezdinde itibarını artırmaya pek katkıda bulunmamasıydı.
Öte yandan, bu göreve Rusya’nın rızası olmadan atanmıştı. Daha önce, Yüksek Temsilcinin atanmasının BM Güvenlik Konseyi tarafından desteklenmesi geleneksel bir uygulamaydı; zira bu, ona uluslararası meşruiyet kazandırmayı amaçlıyordu.
Fakat o dönemde Batı ile Rusya arasındaki gerginlikler önemli ölçüde tırmanıyordu; bu nedenle Batılı devletler, ortak bir temsilci arayışına öncelik vermek yerine, Moskova’nın isteklerine aykırı olarak kendi adaylarını dayatmayı tercih ettiler.
“Bonn Yetkileri”: Sömürge valisi uygulamaları
Göreve yeni başlayan Schmidt, popüler olmayan önlemleri uygulamaya koydu ve bu bağlamda, sözde Bonn Yetkilerine de büyük ölçüde güvendi.
Bu yetkiler, Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen uluslararası bir konferansta Yüksek Temsilciye verilmiş olan geniş kapsamlı yetkilerdi ve ona, kendi takdirine bağlı olarak kararnameler çıkarma ve kendi görüşüne göre 1995 Dayton Antlaşmasını korumaya hizmet ediyorsa kişileri görevden alma imkanı tanıyordu. Bosna-Hersek devleti bugün bu temele dayanıyor.
Örneğin, Schmidt bir kararnameyle, Hırvat milliyetçi partisi HDZ’yi tek taraflı olarak kayıran bir seçim reformunu yürürlüğe koydu. Schmidt, bu önlemi 2 Ekim 2022’de, Bosna-Hersek’te seçimlerin yapıldığı gün duyurdu. Bunu sandıkların kapanmasından bir saatten biraz daha kısa bir süre sonra yaptı, bu da seçim sonuçlarının, seçmenlerin oy kullanırken kararlarını dayandırdıkları kriterlerden oldukça farklı kriterlere göre hesaplandığı anlamına geliyordu.
Milorad Dodik ile gerilimi yükseltti
Buna ek olarak, Schmidt, Sırp Cumhuriyeti ve başkanı Milorad Dodik (2010–2018, 2022–2025) ile açık bir çatışma içine girdi.
Dodik, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yakın olarak biliniyor ve politikaları da en azından bölgesi için daha fazla özerklik ve hatta muhtemelen Bosna-Hersek’ten ayrılmayı sağlamayı amaçlıyor.
Anlaşmazlık, diğer nedenlerin yanı sıra, devletin Anayasa Mahkemesindeki dokuz yargıçtan üçünün Strazburg’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından atanması gerçeğiyle alevlendi.
Dodik bu yabancı denetime karşı çıktı ve Anayasa Mahkemesinin münhasıran Bosna-Hersek’ten yargıçlarla doldurulmasını savundu.
Dodik ile Schmidt arasında yaşanan anlaşmazlık keskin bir şekilde tırmandı ve diğer nedenlerin yanı sıra Schmidt’in Dodik’i tutuklatma girişimiyle doruğa ulaştı.
Bu girişim, güç kullanma tehdidiyle Sırp Cumhuriyeti jandarmaları tarafından engellendi.
Çatışma, 2025 sonbaharına Trump yönetimi inisiyatif alıncaya kadar çözüme kavuşmadı.
Trump’ın ticari çıkarları Schmidt’in ayağını kaydırdı
Trump yönetimi, Bosna-Hersek’te açıkça kendi maddi çıkarlarını gözetiyor.
Ülke, bugüne kadar Türk Akımı boru hattı üzerinden Rusya’dan doğal gaz tedarik ediyordu. Washington, Rus gazının yerine, Hırvatistan’ın Krk adasındaki bir terminal üzerinden teslim edilen ABD sıvılaştırılmış doğalgazının (LNG) kullanılmasını zorluyor.
Oradan Bosna-Hersek’e gazı taşımak için bir boru hattı inşa edilecek. Plan, boru hattının ABD’li Bechtel ve AAFS Infrastructure and Energy firmaları tarafından inşa edilmesi.
AAFS Infrastructure and Energy’nin başında eski Trump avukatı Jesse Binnall ile eski Trump ulusal güvenlik danışmanı Michael Flynn’in kardeşi Joseph Flynn bulunuyor.
Gözlemciler, Bosna-Hersek’in çok az doğalgaz tükettiği ve üstelik yenilenebilir enerjiye geçiş yapmayı planladığı için projenin mantıklı olup olmadığından şüphe duyuyor.
Fakat Dodik, en azından boru hattının geçmesi planlanan ve ABD Büyükelçiliğinin uzun süredir doğal kaynak yataklarına ilgi gösterdiği Sırp Cumhuriyeti’nde projeyi desteklemeye istekli görünüyor.
Dodik Washington’da Trump ile ittifak arayışında
Geçen sonbaharda, Trump yönetimi Dodik ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma uyarınca Dodik, Schmidt ile olan anlaşmazlığını çözecekti.
Karşılığında ABD, Dodik’i ve ona yakın iş adamlarını ABD yaptırım listesinden çıkardı.
Şubat ayında Dodik, Washington’da Cumhuriyetçi Kongre üyeleri ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth tarafından kabul edildi.
Nisan başında, Donald Trump’ın oğlu Donald Trump Jr., Sırp Cumhuriyeti’nin başkenti Banja Luka’ya gitti; burada iş anlaşmaları başlatmaya çalıştı ve özellikle Dodik’in oğlu Igor Dodik ile görüştü.
Trump ve Dodik aileleri ile çevrelerindeki çevreler arasındaki ilişkiler yoğunlaşıyor. Haberlere göre Milorad Dodik, ezeli düşmanı Schmidt’in görevden alınmasını istediğini ifade etti.
Trump, “yönetilmesi kolay” bir Yüksek Temsilci istiyor
Schmidt, geçen yıldan beri Saraybosna’da Trump yönetimi tarafından sistematik olarak kenara itildiğini hissediyordu. Aylardır istifa edeceği yönünde söylentiler dolaşıyordu.
Pazar günü Schmidt, görevinden istifa ettiğini açıkladı. Haberlere göre, Trump yönetimi şu anda ABD’nin bakış açısına göre “yönetilmesi daha kolay” olduğu söylenen bir halef adayı belirlemiş durumda.
Ne var ki, olağan prosedür uygulanırsa, bu kişinin Bosna-Hersek’ten sorumlu Barış Uygulama Konseyi tarafından seçilmesi gerekecek. Bu konsey, çok sayıda AB üyesi ve AB’nin kendisi de dahil olmak üzere 55 devlet ve uluslararası kuruluştan oluşuyor.
Yani ABD’nin adayı oy alamazsa, Trump yönetiminin onu Saraybosna’ya yerleştirmek zor olacak.
Öte yandan her an yeni gümrük vergileri uygulayabilir veya başka şekillerde baskı yapabilir: şu ana kadar AB birçok durumda uzlaşmacı bir tutum sergiledi.
1999-2002 yılları arasında Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi olarak Saraybosna’da görev yapan Avusturyalı diplomat Wolfgang Petritsch, özellikle Yüksek Temsilcilik’in antidemokratik, sömürgeci müdahaleci yetkilerinin artan eleştirilerle karşı karşıya kalması nedeniyle, 30 yılı aşkın bir süredir var olan bu görevi kaldırmayı bir çözüm olarak öneriyor.
Fakat Berlin veya Brüksel’den bu konuda onay alınması pek olası görünmüyor.
Avrupa
Üç Avrupa bankasından Rusya yaptırımları nedeniyle dava

Avrupa’nın önde gelen bankaları Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’daki varlıklarına el konulması nedeniyle uğradıkları yaklaşık 1 milyar euro tutarındaki zararın tazmini için mühendislik grubu Linde firmasına dava açtı. Dava süreci, yaptırımların getirdiği mali yükümlülükleri hangi tarafın üstlenmesi gerektiğine dair emsal niteliği taşıyor.
Avrupa’nın önde gelen bankalarından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, Rusya’ya yönelik Batı yaptırımlarının maliyetini kimin üstlenmesi gerektiğine ilişkin emsal niteliğindeki bir dava kapsamında, uluslararası kimya ve mühendislik şirketi Linde aleyhine dava açtı.
Financial Times gazetesinde yer alan habere göre finans kuruluşları, Rus mahkemeleri tarafından el konulan yüz milyonlarca euro değerindeki varlıklarını geri almayı hedefliyor.
Sürecin ilk duruşması, Linde firmasından yaklaşık 260 milyon euro tazminat talep eden Deutsche Bank’ın davasını incelemek üzere Frankfurt’ta gerçekleştirilecek.
Münih Bölge Mahkemesi de UniCredit tarafından açılan yaklaşık 450 milyon euro değerindeki davanın mahkeme öncesi hazırlık aşamasında olduğunu teyit ederken, Commerzbank’ın ise yaklaşık 100 milyon euro tutarında ayrı bir dava açtığı bildirildi.
Uyuşmazlığın kaynağı gaz işleme tesisi projesine dayanıyor
Taraflar arasındaki ihtilaf, Linde Engineering şirketinin de içinde bulunduğu bir konsorsiyum ile Ruskhimalliance firması arasında Ust-Luga bölgesinde inşa edilecek bir gaz işleme tesisi için 2021 yılında imzalanan sözleşmelerden kaynaklanıyor.
Gazprom ile RusGazDobycha ortaklığıyla kurulan ve Ust-Luga’daki entegre doğal gaz işleme ve sıvılaştırma tesisinin işletmecisi olan Ruskhimalliance, projenin başlatılması için Linde firmasına 1 milyar euronun üzerinde avans ödemesi gerçekleştirdi.
Avrupalı bankalar ise yükümlülüklerin yerine getirileceğini garanti etmek amacıyla Ruskhimalliance lehine avans iade ve sözleşme ifa teminat mektupları düzenledi.
Linde firması 2022 yılında Avrupa Birliği yaptırımları gerekçesiyle Rusya’daki faaliyetlerini askıya aldığında, Avrupalı bankalar uygulanan kısıtlamaları emsal göstererek bu teminat mektuplarının ödemesini yapmayı reddetti.
Yaşanan süreç sonucunda Rus mahkemeleri, bankaların Rusya’daki yaklaşık 1 milyar euro değerindeki varlıklarına el koyma kararı aldı.
Bu kapsamda Deutsche Bank yaklaşık 244 milyon euro, UniCredit yaklaşık 460 milyon euro, Commerzbank yaklaşık 90 milyon euro kayıp yaşarken, BayernLB ve LBBW ise sırasıyla yaklaşık 270 milyon euro ve 50 milyon euro tutarında varlık kaybına uğradı.
Ruskhimalliance ayrıca Linde firmasının Rusya’daki ortak girişimlerde bulunan hisselerine de el koyarak bu hisselerin yerel ortaklara satılmasını sağladı.
Yaklaşan mahkeme oturumu hakkında açıklama yapan Linde yetkilileri, duruşmanın, Avrupa Birliği yaptırımları sebebiyle feshedilen Rusya’daki sözleşmeye bağlı teminat anlaşmasıyla ilgili karmaşık hukuki konuları kapsadığını ifade etti.
Şirketin verilerine göre, iptal edilen projelerden kaynaklanan koşullu yükümlülüklerin toplam tutarı yaklaşık 1,2 milyar dolar seviyesinde bulunuyor.
İngiliz mahkemelerinden alınan ihtiyati tedbir kararları geri çekildi
Avrupalı bankaların başlangıçta İngiliz mahkemelerinden Ruskhimalliance firmasının Rusya’da dava açmasını engelleyen ihtiyati tedbir kararları aldığı, ancak Rus mahkemelerinin yüksek mali cezalar uygulama tehdidinin ardından geçen yıl bu kararları geri çektiği belirtildi.
Bu gelişmenin ardından Deutsche Bank, UniCredit ve Commerzbank, mühendislik grubunun sözleşme gereği zararlarını tazmin etmekle yükümlü olduğunu ileri sürerek Almanya’da Linde aleyhine yasal süreç başlattı.
Davacı kurumlar arasında yer almayan BayernLB firması, söz konusu uyuşmazlıktan kaynaklanabilecek olası mahkeme masrafları için yaklaşık 285 millyon euro karşılık ayırdığını duyurdu.
LBBW ise Linde firmasına dava açmadığını ve Rusya’daki yasal süreçlerden önemli bir mali kayıp beklemediği gerekçesiyle bütçesinde yalnızca avukatlık ve mahkeme giderleri için karşılık ayırdığını bildirdi.
Rusya’daki hukuki süreç ve varlık hacizleri devam ediyor
St. Petersburg ve Leningrad Bölgesi Tahkim Mahkemesi, Mayıs 2024 tarihinde Deutsche Bank’tan 238,126 milyon euronun tahsil edilerek Ruskhimalliance firmasına ödenmesine hükmetti.
Rus şirketi ayrıca iki Alman kuruluşuyla daha yasal süreç yürütüyor. Bu kapsamda Commerzbank AG aleyhine 8,726 milyar rublelik dava sürerken mahkeme bankanın yaklaşık 93,7 milyon euro değerindeki varlıklarına el koydu.
Linde aleyhine açılan davada ise mahkeme, 993 milyon euro ve 44 milyar rublenin tahsil edilmesi talebini kabul etti. Ruskhimalliance firmasının başvurusu doğrultusunda UniCredit varlıklarına yönelik de haciz kararı uygulandı.
Aynı yıl içerisinde Rus mahkemesi, Ruskhimalliance firmasının talebi üzerine diğer iki Alman bankası olan Landesbank Baden-Wurttemberg ve Bayerische Landesbank firmalarının mülk, para ve menkul kıymetlerine el konulmasına karar verdi.
Gazprom, 2025 yılının sonbaharında Linde firmasının Rusya’daki iştirakine yönelik yeni bir dava açtı.
Söz konusu davada, Linde firmasını Ruskhimalliance ile olan uyuşmazlığında temsil eden hukuk firması Pinsent Masons ile Alman Commercium Immobilien und Beteiligungs GmbH firması da davalılar arasında yer alıyor.
Avrupa
Louvre soygunu şüphelileri ayrıntıları anlattı

Paris’teki Louvre Müzesi’nden tarihi kraliyet mücevherlerini çaldıkları şüphesiyle tutuklanan iki kişi, aylarca süren sessizliğin ardından haziran ayında yapılan sorgularda soygunun ayrıntılarını itiraf etti. Şüpheliler, 19 Ekim 2025’te Apollon Galerisi’ne kendilerine vadedilen 15 bin ila 25 bin avro karşılığında girdiklerini ve eylemi mücevherleri satmak isteyen bir azmettirici adına gerçekleştirdiklerini açıkladı.
Paris’teki Louvre Müzesi’nin Apollon Galerisi’nde gerçekleştirilen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran soygunun başşüphelileri, aylarca süren sessizliklerini bozdu.
Soruşturmayı yürüten iki sorgu hakimi tarafından 2 ve 22 Haziran tarihlerinde cezaevinden çıkarılarak sorgulanan iki şüpheli, eyleme nasıl katıldıklarını ayrıntılı şekilde anlattı.
Le Monde gazetesinin ulaştığı yaklaşık yirmişer sayfalık sorgu tutanakları, soygunun planlanma aşamasından kaçış sürecine kadar birçok bilinmeyeni ortaya koydu.
Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan şüphelilerden 40 yaşındaki Abdoulaye N., 2000’li yıllarda internette motosiklet videolarıyla tanınan eski bir sosyal medya figürü ve kaçak taksi şoförü olarak biliniyor.
Diğer şüpheli olan 36 yaşındaki Cezayir vatandaşı Ghelamallah A.’nın ise işsiz olduğu ve istifçilik sendromundan muzdarip olduğu belirtiliyor.
Aubervilliers kökenli iki şüphelinin, 19 Ekim 2025 Pazar günü bir inşaat asansörü yardımıyla Louvre Müzesi’nin balkonuna tırmanıp spiral taşlama makineleriyle pencereleri keserek içeri giren kişiler olduğu değerlendiriliyor.
Olaydan bir hafta sonra yakalanan ve “organize çete halinde hırsızlık” suçlamasıyla tutuklu yargılanan iki zanlı, daha önce polis gözetiminde verdikleri kısa ifadelerin ardından mahkemede yaklaşık dokuz ay boyunca sessiz kalmayı tercih etmişti.
“Motosiklet sürücüsü olarak tanındığım için beni seçtiler”
Şüphelilerin ifadelerine göre operasyonu, kimliği henüz belirlenemeyen ve polisten kaçmayı başaran gizemli bir azmettirici yönetti.
Olaydan iki veya üç gün önce işe alındıklarını söyleyen şüpheliler, hazırlık amacıyla kendilerine Apollon Galerisi içindeki kraliyet mücevherlerini gösteren bir keşif videosu gönderildiğini belirtti.
Geçmişinin temiz olmadığını ve Aubervilliers’de iyi bir sürücü olarak tanındığını dile getiren Abdoulaye N., “Motosiklet kullanmamla tanınırım, atletik, dinamik ve becerikliyimdir” diyerek teklifi kabul ettiğini söyledi. Maddi olarak zor durumda olduğunu ifade eden zanlı, kendisine 15 bin ila 20 bin avro vadedildiğini, getirilecek parçalara göre bu miktarın artabileceğinin söylendiğini aktardı.
Abdoulaye N., “Louvre’u soyacağımı biliyordum” diyerek hedefi baştan beri bildiğini ilk kez kabul etti.
Diğer şüpheli Ghelamallah A. ise hedefin kendilerine Paris’te mücevher üretimi yapan sıradan bir imalathane olarak tanıtıldığını öne sürdü.
Müze olduğunu bilmediğini iddia eden Ghelamallah A., “Orasının Louvre olduğunu bilseydim asla gitmezdim” diyerek 20 bin ila 25 bin avro karşılığında anlaştığını savundu.
İşçi kılığına girip asansörle tırmandılar
İfadelere göre, soygun günü olan 19 Ekim sabahı şüpheliler, kimliklerini açıklamadıkları diğer iki suç ortağıyla Aubervilliers’de buluştu. Bir sepetli vinç kamyonu ve iki motosikletle yola çıkan grup, Seine Nehri kıyısındaki François-Mitterrand rıhtımına ulaştı.
Üzerine reflektörlü sarı yelek giyen Abdoulaye N., kamyonu ve vinç kolunu kendisinin yönlendirdiğini belirterek, “Sepete bindiğimizde aşağıda iki kişi vardı, bizi yukarı onlar gönderdi” dedi.
Ghelamallah A. ise kendilerine bu eylemin bir dış cephe tadilatı gibi gösterileceğinin söylendiğini iddia etti.
Apollon Galerisi’nin penceresini kırarak içeri giren ikili, yanlarında getirdikleri kesici aletlerle mücevher vitrinlerine yöneldi. Abdoulaye N., içeride kimsenin olmadığını, sadece vitrin ışıklarının yandığını ve uzakta güvenlik görevlilerinin hareketliliğini fark ettiğini anlattı.
Arkadaşının yavaşlığından rahatsız olduğunu belirten Abdoulaye N., “Alabildiğimiz kadar çok mücevher almalıydık. Üç dakikadan fazla kalırsak yakalanacağımızı biliyorduk” diye konuştu.
88 milyon avroluk ganimetten düşen taç
Soyguncular, aralarında kraliçe ve imparatoriçelere ait taçlar, broşlar, kolyeler ve küpelerin de bulunduğu sekiz parça tarihi eseri çantalarına doldurdu.
Üzerinde 8 bin 700’den fazla değerli taş bulunan bu parçaların maddi değeri en az 88 million avro olarak hesaplanırken, tarihi ve kültürel değerinin paha biçilemez olduğu vurgulanıyor.
Zanlılar kaçış esnasında İmparatoriçe Eugénie’ye ait tacı müzenin hemen dışındaki vincin yakınında yere düşürdü.
Hakimlerin hasar görmüş tacın fotoğrafını göstermesi üzerine Abdoulaye N., “Evet, onu ben düşürdüm. Yaptığımız şey çok kötü ve çok ciddi bir suç” dedi.
Zanlılar kaçmadan önce, parmak izlerini ve delilleri yok etmek amacıyla vinçli kamyonun üzerine benzin döktüklerini ancak aracı ateşe vermeyi planlamadıklarını iddia etti.
Polisin elinden saniyelerle kurtulan dört kişi, Ivry-sur-Seine rıhtımında kendilerini bekleyen beyaz renkli bir minibüse ulaştı.
Burada ikiye ayrılan gruptan Ghelamallah A. ve bir ortağı, polisi şaşırtmak amacıyla minibüsle Paris’in batısına doğru hedef gözetmeksizin sürdü. Mücevherlerin tamamını ise motosikletle ters istikamete giden Abdoulaye N. taşıdı.
Tarihi eserler otoparkta teslim edildi
Abdoulaye N., doğrudan Aubervilliers’deki bir kapalı otoparka gittiğini ve burada mücevherleri kendilerini yönlendiren azmettiriciye teslim ettiğini anlattı.
Otoparktaki güvenlik kameralarını inceleyen polis, soygun saatiyle uyumlu olarak kask takmış bir kişinin elindeki çantayı boşalttığını saptamıştı. Abdoulaye N. bu görüntüdeki kişinin kendisi olduğunu doğrulayarak, “Çantamdan yedi sekiz parça mücevher çıkardım. Azmettirici daha fazlasını alamadığımız için memnun değildi” ifadesini kullandı.
Zanlılar, otoparkın dışında başka kişilerin de beklediğini ve mücevherlerin o andan itibaren nereye götürüldüğünü bilmediklerini öne sürdü. Polis ekipleri, çalınan parçaların fiziki izini tam olarak bu otopark aşamasında kaybetmişti.
Her iki şüpheli de azmettiricinin kimliğini can güvenlikleri nedeniyle açıklamayı reddetti. Ghelamallah A., ailesini korumak zorunda olduğunu belirterek, “Onlar temiz insanlar değil” derken, Abdoulaye N. ise cezaevindeyken dışarıdan kendisiyle temas kurulduğunu ve sessiz kalması yönünde uyarıldığını iddia etti.
Zanlılar, polisin şu an tutuklu bulunan diğer iki şüpheli Slimane K. ve Rachid H. konusunda yanıldığını, asıl suç ortaklarının dışarıda olduğunu öne sürdü.
Soruşturmayı yürüten birimler ise bir azmettiricinin varlığı konusunda temkinli yaklaşıyor. Dosyada henüz bu yönde somut bir dijital iz bulunamadığı aktarılıyor.
Emniyet birimleri iki ihtimal üzerinde duruyor: Mücevherler ya hala Paris bölgesinde saklanıyor ya da soygun günü yurt dışına gönderilmek üzere aracılara teslim edildi.
Tarihi taşların sökülerek yeniden kesilmesi ve parça parça satılması ise en büyük endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Avrupa
Avrupa uzay yarışında füze krizi yaşıyor

Avrupa ülkelerinin askeri uydu sistemlerini geliştirmesini engelleyen ve yabancı şirketlere bağımlılığı artıran en büyük etkenin düzenli fırlatma yapabilecek füze eksikliği olduğu bildirildi. Bloomberg’de yayımlanan analizde, ABD, Çin ve Rusya’nın askeri uzay teknolojilerine son beş yılda 200 milyar dolardan fazla yatırım yaptığı kaydedildi.
Avrupa ülkeleri, uzay yörüngesine yeterli miktarda kendi füzelerini fırlatamadıkları için ABD, Çin ve Rusya’nın gerisinde kalıyor.
Bloomberg’de yayımlanan analizde, fırlatma kapasitesindeki bu yetersizliğin Avrupa’nın askeri uydu sistemlerini geliştirmesini zorlaştırdığı ve bölgeyi yabancı şirketlere bağımlı kıldığı aktarıldı.
Haberde, uyduların günümüzde askeri savunma sistemlerinin en kritik unsurlarından biri haline geldiği vurgulandı. Uydular; askeri birliklerin hareketlerini izleme, istihbarat toplama, seyrüsefer ve iletişim sağlama gibi kritik görevleri yerine getiriyor. Verilere göre, ABD, Çin ve Rusya son beş yılda askeri uzay teknolojilerinin geliştirilmesi süreçlerine 200 milyar dolardan fazla kaynak ayırdı.
Bloomberg analizinde, Avrupa’nın bu tablodaki konumuna ilişkin şu değerlendirme yer aldı:
“Giderek kızışan bu yarışta Avrupa; çıkar çatışmaları, sınırlı ulusal bütçeler ve uzay teknolojisinin en kritik unsuru olan, her yıl yörüngeye onlarca uçuş gerçekleştirebilecek yeterli sayıda ağır taşıyıcı füzeden yoksun olması sebebiyle yer almıyor.”
Avrupa’nın ana taşıyıcı füzesi konumundaki Ariane 6, yörüngeye 22 tona kadar yük taşıma kapasitesine sahip bulunuyor. Ancak sınırlı üretim kapasitesi nedeniyle yılda yalnızca yaklaşık 10 fırlatma gerçekleştirilebiliyor.
Buna karşın ABD’de 2025 yılında ayda ortalama 15’ten fazla fırlatma yapıldı ve bu uçuşların büyük bölümü SpaceX tarafından sağlandı.
Avrupa merkezli şirketler aradaki farkı kapatmak için çalışmalar yürütüyor fakat bu projeler henüz başlangıç aşamasında bulunuyor.
Örneğin Alman Isar Aerospace firması kendi füzesini yörüngeye başarılı şekilde fırlatmayı henüz başaramadı. Şirketin geliştirdiği füzenin taşıma kapasitesi Ariane 6’ya kıyasla yaklaşık 20 kat daha düşük seviyede kalıyor.
Avrupa ülkeleri, ABD’ye olan bağımlılıklarını azaltmak amacıyla kendi uzay programlarına yönelik yatırımlarını artırıyor.
Bu kapsamda Avrupa Birliği, Starlink sistemine alternatif olması planlanan IRIS 2 adlı uydu sistemini geliştiriyor.
Almanya ise 2030 yılına kadar uzay savunma kabiliyetlerini artırmak üzere 35 milyar avro kaynak tahsis etmeyi planlıyor.
Avrupa Birliği’nin savunma ve uzaydan sorumlu komiseri Andrius Kubilius, şubat ayında yaptığı açıklamada, Avrupa’nın uzay istihbaratı ve şu anda ağırlıklı olarak ABD tarafından sağlanan diğer savunma teknolojilerinde kendi imkanlarını geliştirmesi gerektiğini ifade etti.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de mayıs ayında yaptığı açıklamada, bilgi paylaşımını ve erken uyarı sistemlerini geliştirmek amacıyla ulusal hava savunma sistemlerinin Copernicus ve Galileo uydu sistemleriyle entegre edilmesinin planlandığını duyurdu.
Von der Leyen, yeni nesil Avrupa savunma teknolojilerinin artırılması ve bu alandaki endüstriyel kapasitenin genişletilmesi gerektiğini vurguladı.
Aynı dönemde ABD Uzay Kuvvetleri, askeri operasyonlar için güvenli bir uydu iletişim ağı kurulması amacıyla SpaceX ile 2,29 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Bu sistemin, dünya genelindeki uydular, tespit araçları ve silah sistemleri arasında neredeyse anlık veri aktarımı sağlaması hedefliyor.
Eş zamanlı olarak Elon Musk’ın şirketi, yabancı uydu operatörlerine yeni yükümlülükler getirmeyi öngören Avrupa Birliği Uzay Yasası taslağına karşı muhalefetini dile getirdi.
Rusya2 hafta önce“Planlarımızda Kiev rejimini kurtarmak yok”
Diplomasi5 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Amerika5 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş5 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor










