Bizi Takip Edin

Avrupa

Brüksel, Britanya’ya yeniden AB üyeliği için milyarlarca avro fatura kesebilir

Yayınlanma

Birleşik Krallık’ın son Avrupa Komisyonu üyesi, Brüksel’in ülkeyi AB üyeliğine yeniden katmak için milyarlarca avro ödemeye zorlayacağını söyledi.

Sir Julian King, Britanya’nın Margaret Thatcher döneminden kalma AB bütçe indiriminden vazgeçmesi gerekeceğini, yani üyelik için Brexit öncesine kıyasla her yıl en az 5 milyar sterlin (yaklaşık 5,7 milyar avro) daha fazla ödeme yapması gerekeceğini belirtti.

Pazartesi günü, Avrupa Parlamentosu Başkanı Roberta Metsola, Başbakan Keir Starmer’ın AB üyeliğini yeniden gündeme getirmesinin ardından, AB’nin “kapısının açık” olduğunu söyledi.

İşçi Partisi’nin AB’ye yeniden katılma konusundaki tutumunu yumuşatmasıyla birlikte, Metsola The Telegraph’a şunları söyledi:

“İki yıl önce olmayan ve iki yıl sonra da olmayabilecek bir fırsat penceresi ve bir ivme var. Avrupalı bir politikacının yeniden katılım tartışmasına dahil olmasının tartışmaya yardımcı olacağından emin değilim. Bu, İngiliz halkından başlaması gereken bir soru. Fakat sonuç olarak, sonraki adımlar ne olursa olsun, AB’nin Birleşik Krallığa, Birleşik Krallığın da AB’ye ihtiyacı var. Birlikte çalışarak hepimiz fayda sağlıyoruz.”

Metsola, Londra ve Brüksel’e, “eşsiz ve benzersiz” Birleşik Krallık-AB ilişkisini yansıtan daha yakın bağlar için müzakere çağrısında bulundu.

Fakat 2016 yılında David Cameron tarafından Avrupa Komisyonu’nda görev yapmak üzere aday gösterilen King şunları söyledi:

“Kapı açık ama herhangi bir özel anlaşma beklememeliyiz. Bu, pratikte avroya geçmek anlamına gelmez fakat Avrupa genelinde yeniden serbest dolaşım ve önemli bir bütçe katkısı anlamına gelir. [Yeniden üyeliği] savunanlar, AB üyeliğinin gerçekte ne anlama geldiği konusunda sürdürülebilir bir kamu desteği oluşturmalıdır.”

Cameron başbakan olduğunda Avrupa Bakanı olan Sir David Lidington ise, “Eski üyelik şartlarımızı geri alabilseydik, bu teklifi tereddüt etmeden kabul ederdim. Fakat bunun olacağını sanmıyorum. Margaret Thatcher’ın bütçe indirimi hâlâ devam ederken geri kabul edilmemiz mümkün değil,” dedi.

Theresa May’in fiili başbakan yardımcısı olan Lidington şöyle devam etti:

“Brexit’i ulusal bir öz-zarar eylemi olarak görüyorum, fakat AB’nin, bir İngiliz hükümetinin kabul edebileceği veya siyasi açıdan hayati önem taşıyan referandumdan geçebilecek yeniden katılım şartlarını kabul edeceğini henüz göremiyorum.”

Birleşik Krallık Avro bölgesine, bloğun pasaportsuz Schengen bölgesine ve AB iltica politikasına katılmaktan muaf tutulmuştu.

Ayrıca, üyeliğin ardından müzakere ettiği indirimden de yararlanıyordu.

Hiçbir ülke, bloğa katılmadan önce AB hukukundan muafiyet için müzakere yapmamıştı. Örneğin Polonya ve İsveç, gelecekte tek para birimine katılmayı taahhüt etmişlerdi fakat bunu yapma yönünde hiçbir işaret göstermediler.

Brüksel şu ana kadar bu duruma göz yumdu ve sterlinin derhal terk edilmesinde ısrarcı olması pek olası görünmüyor.

İrlanda üye olmadığı ve Birleşik Krallık ile ortak seyahat alanını paylaştığı için Schengen sorunu çözülebilir. Fakat hareket özgürlüğü, AB bütçesine yapılan ödemeler gibi, AB üyeliği ve tek pazarının bir ön koşulu.

Britanya Ticaret Politikası Projesi direktörü ve Brexit uzmanı David Henig, “AB, İngiltere’nin yeniden üyeliği fikrine açık olsa da, herhangi bir yeniden üyelik müzakeresinde İngiltere’nin ciddi bir taahhütte bulunduğundan emin olmak isteyecektir ve bu da, özel muamele taleplerinin veya daha önce sahip olduğumuz türden istisnaların olumlu karşılanmayacağı anlamına gelir,” dedi.

Brüksel, diğer ülkeler de AB’ye katılmak istediği ve aynı muameleyi talep edeceği için, Birleşik Krallığa herhangi bir ayrıcalık tanıdığı izlenimi vermekten çekinecektir.

İzlanda, bu yılın ilerleyen aylarında AB üyeliği konusunda bir referandum düzenleyecek. Karadağ ve Arnavutluk’un 2030 yılına kadar AB’ye katılması beklenirken, Moldova ve Ukrayna da aday ülkeler arasında yer alıyor.

Thatcher, 1984 yılında Fransa’nın Fontainebleau kentinde düzenlenen AB zirvesinde indirim elde etmeden önce “Paramı geri istiyorum” şeklinde ünlü bir açıklama yapmıştı.

Bu indirim, büyük miktarda ödeme yapan Britanya ile büyük sübvansiyonlardan yararlanan diğer üye ülkelere kıyasla tarım sektörünün zayıflığı arasındaki dengesizliği gidermeyi amaçlıyordu.

Bu anlaşma, AB bütçesine ödediği tutar ile karşılığında aldığı tutar arasındaki farkın yaklaşık yüzde 66’sını geri ödüyordu. Brexit’ten önceki son yıllık iade tutarı 5,2 milyar sterlin idi.

Üye olduğu dönemde Londra’ya geri ödenen tutar genellikle her yıl 4 milyar ile 5,6 milyar sterlin arasındaydı.

Standart AB üyeliğinin son tam yılı olan 2019’da, Birleşik Krallık 18,9 milyar sterlinlik bir ödeme karşılığında 4,5 milyar sterlinlik bir iade aldı.

Kamu ve özel sektör faydaları düşüldükten sonra, aldığı miktardan daha fazlasını ödediği için “net katkısı” 7,9 milyar sterlin oldu.

Avrupa Komisyonu ve Fransa tarafından hoş karşılanmayan bu anlaşma, Almanya, Hollanda, İsveç, Avusturya ve Danimarka ile benzer anlaşmaların yapılmasına yol açtıktan sonra “tüm iadelerin anası” olarak anılmaya başlandı.

Britanya 2020’de AB’den ayrıldığında, bloğun yedi yıllık bütçesi yaklaşık 1 trilyon avro olarak belirlenmişti.

2028-2034 arasındaki bir sonraki finansman turu için son teklif 2 trilyon avro olarak belirlendi; bu da Londra’nın katkısının ayrıldığı andaki miktarın muhtemelen iki katı olacağı anlamına geliyor.

Eski sağlık bakanı Wes Streeting, cumartesi günü “İngiltere’nin geleceği Avrupa’da” dedi ve gelecekteki bir seçimde manifestosunda bunu belirterek AB’ye yeniden katılma yetkisi isteyeceğini söyledi.

Greater Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham, geçen sonbaharda bunun kendi yaşamı boyunca gerçekleşmesini istediğini söyledikten sonra, AB’ye yeniden katılmayı önermeyeceğini ve referandum sonucuna saygı duyduğunu açıkladı.

Başbakanın sözcüsü, pazartesi günü Başbakanın bu konuda hemfikir olup olmadığını açıklığa kavuşturmak için kendisine sunulan fırsatları reddetti.

Starmer daha sonra, Brexit’le ilgili bir tartışmanın “yıllar sonra gerçekleşebileceğini” söyledi. İşçi Partisi’nin Brexit’i destekleyen seçim bölgelerinde bu tartışmanın yapılması pek hoş karşılanmayabilir.

Avrupa Komisyonu, Birleşik Krallık ve AB’nin temmuz zirvesine yetiştirmeyi umdukları Keir Starmer’ın Brüksel ile yaptığı “resetleme” anlaşması üzerindeki müzakerelere odaklandığını belirtti.

Avrupa

Deutsche Bank, altın fiyatı tahminlerini yüzde 22’ye varan oranlarda indirdi

Yayınlanma

Deutsche Bank, ABD Merkez Bankasının para politikasına yönelik endişeler ve azalan yatırımcı talebi nedeniyle altın fiyatı tahminlerini üçüncü çeyrek için yüzde 22, dördüncü çeyrek için yüzde 17 düşürdü. Bankanın analisti Michael Hsueh, faiz artışlarının sürmesi halinde altının ons fiyatının 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceğini öngördü.

Deutsche Bank, altın fiyatlarına yönelik üçüncü ve dördüncü çeyrek tahminlerini sırasıyla yüzde 22 ve yüzde 17 oranında düşürdü. Yapılan bu revizyona gerekçe olarak, ABD para politikasına ilişkin endişeler ve daralan yatırım talebi gösterildi.

Bloomberg’in aktardığına göre, Deutsche Bank Analisti Michael Hsueh, üçüncü çeyrek için altın fiyatı tahminini önceki öngörüsünün yüzde 22 altında bir seviye olan ons başına 4 bin 300 dolara çekti.

Analist, dördüncü çeyrek tahminini ise önceki beklentisinin yüzde 17 altında kalan 4 bin 800 dolar seviyesine indirdi.

Revize edilen her iki hedef seviye de altının mevcut fiyatı olan yaklaşık 4 bin 110 dolara kıyasla bir artışa işaret etse de önceki tahminlere göre çok daha az iyimser bir tablo ortaya koydu.

Deutsche Bank’ın daha ihtiyatlı bir yaklaşıma geçmesi, geçen hafta yıllık tahminini ons başına 500 dolar düşürerek 4 bin 900 dolara çeken Goldman Sachs’ın adımını izledi.

Goldman Sachs da revizyon kararına gerekçe olarak ABD Merkez Bankasının (Fed) bu yıl faiz indirimine gitmesini beklememesini göstermişti.

Altın fiyatları içinde bulunulan çeyrekte yaklaşık yüzde 12 oranında değer kaybetti. Orta Doğu’daki çatışmalar başlangıçta enerji fiyatlarının yükselmesine yol açarken, bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılacağı beklentilerini artırdı.

Analist Hsueh, “Fed politikasının yeniden değerlendirilmesi ve ABD’deki güçlü makroekonomik veriler, altın fiyatlarındaki düşüşte temel rolü oynadı” değerlendirmesinde bulundu.

Fed, son toplantısında faiz oranını değiştirmeyerek sabit tutmuş ancak faiz artırımına yönelik desteğin arttığı yönünde işaretler vermişti. Kurumun yeni başkanı Kevin Warsh da fiyat istikrarını yeniden sağlama sözü vermişti.

Deutsche Bank’ın dördüncü çeyreğe ilişkin baz senaryo tahmini, Fed’in faiz oranlarını değiştirmeyeceği varsayımına dayanıyor.

Ancak Hsueh, regülatörün üç ila dört kez faiz artırımına gitmesi durumunda, bir ons altının fiyatının yaklaşık 3 bin 800 dolara kadar gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Hsueh, altınla desteklenen borsa yatırım fonlarından (ETF) devam eden çıkışların, değerli metal için alışılagelmiş desteğin şu anda mevcut olmadığını gösterdiğini yazdı.

Analist ayrıca, Çin’deki fiziki altın fiyatlarının Comex fiyatlarına göre iskontolu seyretmesinin, bu ülkeden yapılacak ithalatın da piyasayı desteklemeyeceğine işaret ettiğini belirtti.

Diğer taraftan analist, “Tek güçlü destek noktası merkez bankalarının talebi olmaya devam ediyor ve bu durumun bir süre daha böyle sürmesini bekliyoruz” değerlendirmesini ekledi.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Teknoloji CEO’ları, AB politikalarını şekillendirmek istiyor

Yayınlanma

Bir grup Avrupalı teknoloji şirketi CEO’su, AB’nin sanayi liderlerinin yararına politika oluşturma sürecini hızlandırmak amacıyla Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dikkatini çekmek istiyor.

Hollandalı çip makinesi üretim devi ASML’nin CEO’su Christophe Fouquet, pazartesi günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Önce çok karmaşık politikalar oluşturup sonra bunları basitleştireceğiz diyemezsiniz. En başından doğru politikayı uygulamak çok daha iyidir.”

Fouquet, havacılık devi Airbus, telekom devi Ericsson ve yapay zeka öncüsü Mistral’ın yöneticileriyle birlikte Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’i ziyaret etti.

CEO’lar, AB’yi bürokrasiyi daha fazla azaltmaya, birleşme kurallarını yeniden gözden geçirmeye ve ABD’ye karşı kendi içinden çıkan şampiyonlara yatırım yapmaya çağırdı.

Bu, Airbus, ASML, Ericsson, Mistral, Nokia, SAP ve Siemens gibi dev şirketlerin yer aldığı “European Tech Creators” adlı yeni bir sürekli diyalog girişiminin parçası.

Grup, AB kurumlarının ihtiyaçlarına daha iyi hizmet etmesini istiyor; tıpkı ABD ve Çin gibi rakip bölgelerde görülen hükümet ile sanayi arasındaki işbirliği gibi.

Fouquet, “Sürekli konuşmamız gerekiyor çünkü Avrupa için söz konusu olan mesele çok önemli. Ve bir diyalog kurmak zaman alır. Rakip olduğumuz taraflar bunu son derece etkili bir şekilde yapıyor,” diye ekledi.

Airbus CEO’su Guillaume Faury ise şöyle konuştu:

“Avrupa’nın bugün yaptıklarının, Avrupa’nın yapması gerekenler olmadığı konusunda aynı görüşteyiz… Eğer bu bir lobi faaliyeti ise, bu başarılı bir Avrupa için yapılan bir lobi faaliyetidir.”

Grup, nisan ayı sonunda von der Leyen ile bir görüşme gerçekleştirdi ve açık sözlü bir mesaj iletti: “Düzenlemeleri gevşetin, yoksa Avrupa’nın bir inovasyon gücü olarak geleceğini heba edeceksiniz.”

Bir hafta sonra, Almanya’nın güçlü desteğiyle sektör, daha az kural ve ertelenen bir son tarih içeren yapay zeka basitleştirme tasarısında bazı kazanımlar elde etti.

Sunumlarının bir parçası, Brüksel’in endüstri ile daha yakın istişare içinde düzenlemeleri daha hızlı gevşetmesi, birleşmelerin önünü açması ve tek pazarı tamamlaması.

Ericsson’un görevden ayrılan CEO’su Börje Ekholm, “Pazarın tamamen parçalanmasına izin verdik ve kimseye rekabet edebilecek ölçekte bir yapı sağlamadık. Bir adım geri çekilip bu konuda endüstriyel bir düşünce süreci izlemeliyiz,” diye konuştu.

Hız da son derece önemli bir mesele olarak öne çıkıyor. Fransız yapay zeka devi Mistral’ın kurucu ortağı Arthur Mensch şunları söyledi:

“Yapay zeka alanında işler son derece hızlı ilerliyor. Karşı karşıya olduğumuz sorun, iki yıl içinde işlerin çoktan geç kalmış olabileceği.”

Mensch, Komisyonun bulut ve yapay zeka geliştirmeye ilişkin son önerisinin doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ama çok yavaş ilerlediğini belirtti.

Von der Leyen, AB başkanı olarak ikinci görev dönemine başladığından beri endüstri yanlısı bir deregülasyon gündemini savunuyor. 

Gelgelelim Siemens Yönetim Kurulu Başkanı Jim Hagemann Snabe’nin endüstriyel yapay zeka konusunda Komisyon danışmanı olarak atanması, AB yürütme organının Avrupa’nın endüstri devlerine çok yakın olduğunu savunan muhaliflerden eleştiri aldı.

Fouquet bu eleştirileri reddederek, “Başkan, endüstriden birinden gelip yardım etmesini istedi ve o kişi de gidip yardım etmeye karar verdi. Ve bizim karar için verdiğimiz tek ödül, o kişiyi çıkar çatışmasıyla suçlamak,” dedi. 

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English