Ortadoğu
Chevron’dan İsrail’in Leviathan sahasına 2,36 milyar dolarlık yatırım kararı

ABD’li enerji şirketi Chevron ve ortakları, İsrail’in Leviathan doğalgaz sahasındaki üretimi artırmak amacıyla 2,36 milyar dolarlık yatırım planını onayladı. Proje ile Mısır ve Avrupa’ya gaz arzının genişletilmesi hedeflenirken, ABD, İsrail ve BAE’nin Gazze açıklarındaki rezervlerin işletilmesi konusunda görüşmeler yürüttüğü bildirildi.
ABD merkezli enerji şirketi Chevron ve ortakları, İsrail’in Doğu Akdeniz’deki Leviathan doğalgaz sahasında üretimi önemli ölçüde artıracak genişleme planlarını onayladı.
Reuters’ın aktardığı bilgilere göre, söz konusu yatırımla Mısır ve Avrupa pazarlarına 35 milyar doların üzerinde doğalgaz tedarik edilmesi hedefleniyor.
Onaylanan proje, Leviathan sahasından Mısır’a yapılan yıllık gaz sevkiyatını 9 milyar metreküp artırmayı öngörüyor.
Bu artışla birlikte toplam sevkiyatın yılda yaklaşık 21 milyar metreküpe ulaşması bekleniyor. Mısır’ın iç tüketiminden arta kalan İsrail gazı, ülkedeki tesislerde sıvılaştırılarak (LNG) Avrupa pazarına ihraç edilecek.
Yaklaşık 635 milyar metreküp geri kazanılabilir rezerviyle Doğu Akdeniz’in en büyük sahalarından biri olan Leviathan, son yıllarda bölgenin stratejik enerji kaynağı konumuna yükseldi.
2,36 milyar dolar maliyetle hayata geçirilecek genişleme projesinin 2029 yılında devreye girmesi planlanıyor.
Projenin tamamlanmasıyla İsrail’in toplam doğalgaz üretiminin yüzde 25’in üzerinde artacağı belirtiliyor.
Leviathan projesinde Chevron’un ortakları arasında Chevron Mediterranean Ltd, NewMed ve Ratio Energies yer alıyor.
NewMed tarafından açıklanan verilere göre, sahadan yapılan satışlar 2025 yılında yaklaşık 10,9 milyar metreküpe ulaştı ve toplam satış değeri 2,23 milyar dolar olarak kaydedildi.
Mısır’ın enerji merkezi olma hedefi ve zorluklar
Mısır, Avrupa’ya yönelik LNG ihracatında kilit bir merkez olmayı hedeflerken, 2022’den bu yana düşen yerel üretim nedeniyle zorluklar yaşıyor. Kahire yönetimi, iç talebi karşılayabilmek için giderek daha fazla oranda İsrail gazına bağımlı hale geldi.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, aralık ayında Mısır ile imzalanan ve yaklaşık 35 milyar dolar değerindeki anlaşmayı “İsrail tarihinin en büyük anlaşması” olarak duyurmuştu.
Kahire yönetimi ise bu düzenlemeyi “tamamen ticari” ve “siyasi boyutu olmayan” bir adım olarak nitelendirdi.
Bu açıklamanın, Gazze’de devam eden saldırılar nedeniyle Mısır’ın İsrail’e dolaylı finansman sağladığı yönündeki eleştirileri hafifletme amacı taşıdığı değerlendiriliyor.
Gazze’deki savaş süresince Hamas ile İsrail arasındaki müzakerelerde arabulucu rolü üstlenen Kahire’nin elinin enerji bağımlılığı nedeniyle zayıfladığı belirtiliyor.
Quincy Enstitüsü, İsrail’in güvenlik ve operasyonel gerekçelerle gaz akışını kesme kapasitesine sahip olmasının, Kahire’nin Tel Aviv üzerinde anlamlı bir baskı kurma imkanını temelden sınırladığını vurguladı.
“Gazze’nin kaynakları masada” iddiası
Middle East Eye’ın (MEE) haberine göre, aralık ayında ABD, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yetkilileri, Gazze açıklarındaki doğalgaz kaynaklarının geleceğini görüşmek üzere bir araya geldi.
Haberde, kaynakların “bölgenin yeniden inşasının finansmanı” gerekçesiyle nasıl değerlendirilebileceğinin tartışıldığı öne sürüldü. İddiaya göre bu bilgiler, eski bir Batılı yetkili ile halen görevde olan Batılı ve Arap yetkililere dayanıyor.
Gündemdeki senaryolardan birinin, BAE devlet enerji şirketi Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’nin (Adnoc), Gazze açıklarındaki henüz işletilmemiş doğalgaz sahalarından pay alması olduğu belirtiliyor.
Gazze kıyılarındaki Marine Sahası’nda 2000 yılında büyük rezervler keşfedilmiş, ancak İsrail yönetimi Filistin Yönetimi’nin bu sahaları geliştirmesine izin vermemişti.
Sahadaki haklar, Filistin Yönetimi’nin egemen varlık fonu olan Filistin Yatırım Fonu ile merkezi Yunanistan’da bulunan Consolidated Contractors Company (CCC) arasında paylaşılıyor. Hakların yaklaşık yüzde 45’lik kısmı ise uluslararası bir ortağa ayrılmış durumda.
TRT: İsrail kaynaklar üzerinde tekel kuruyor
TRT’nin analizine göre İsrail, 2000 yılından bu yana Gazze Marine sahasındaki doğalgaz ve Batı Şeria-İsrail sınırı boyunca uzanan petrol rezervleri üzerinde tekel kurmaya odaklanan bir strateji izliyor.
Bu stratejinin temel amacının, Filistinlileri söz konusu kaynaklardan elde edilecek gelirden mahrum bırakmak olduğu ifade ediliyor.
Gazze açıklarındaki doğalgazın kontrolünü ele alma isteği, İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetlerinin arkasındaki nedenlerden biri olarak da tartışılıyor.
İsrail’in Filistinlileri Gazze’den çıkarma ve bölgeyi ilhak ederek Yahudi yerleşimine açma hedefine ulaşması durumunda, Filistinlilere ait işletilmeyen doğalgaz rezervlerinin kontrolünü de ele geçirebileceği yorumları yapılıyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












