Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail’den “Barış Kurulu” tepkileri

Yayınlanma

İsrail, Gazze’yi denetlemek için oluşturulan ve Türkiye ve Katar gibi İsrail’in istemediği ülkelerin de dahil olduğu “Barış Kurulu”nun yapısına açıkça karşı çıkıyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu cumartesi günü yaptığı açıklamada, Gazze ateşkesinin sonraki aşamalarını ilerletmek için Beyaz Saray tarafından kurulan komitenin “İsrail ile koordineli olmadığı ve İsrail’in politikasına aykırı” olduğunu söyledi.

Beyaz Saray cuma günü, Trump’ın barış planına uygun olarak Gazze Şeridinin yeniden inşası ve silahsızlandırılması ile ilgilenecek olan “Gazze Yürütme Kurulu”nun kurulduğunu duyurdu.

Netanyahu’nun açıklamasının ardından, Axios ismi açıklanmayan üst düzey bir Amerikan yetkilinin “Bu bizim gösterimiz, onun gösterisi değil. Gazze ile ilgilenmemizi istiyorsa, bizim yöntemimizle ilgilenmek zorunda,” dediğini aktardı.

Kurulun üyeleri arasında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Katar’ın üst düzey yetkilisi Ali Thawadi yer alıyor. Diğer üyeler arasında Mısırlı ve Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri, eski Britanya Başbakanı Tony Blair ve İsrailli-Kıbrıslı bir iş adamı bulunuyor ama Filistinliler yer almıyor.

Netanyahu’nun koalisyon ortakları Katar ve Türkiye’nin engellenmesini istiyor

Netanyahu’nun sağcı Likud partisinin üst düzey bakanlarından Miri Regev, pazar günü Ordu Radyosuna verdiği röportajda, İsrail’in Türkiye ve Katar’ın kurulda yer almasına karşı olduğunu açıkça belirtti ve “Bunu Trump ve çevresindekilere açıkça söyledik,” dedi. Regev, İsrail’in yürütme kurulunun yapısını değiştirmek için çalıştığını söyledi.

Bu yıl yeniden seçime girecek olan Netanyahu, Gazze’de Türkiye ve Katar’ın etkisini engelleyemediği için müttefikleri ve muhalifleri tarafından yurt içinde eleştirildi.

İsrail Maliye Bakanı ve Netanyahu’nun aşırı sağcı müttefiki Bezalel Smotrich, cumartesi günü X’te yaptığı bir paylaşımda, “Hamas’a hayat veren ülkeler, onun yerini alacak ülkeler olamaz. Başbakan, büyük müttefikimiz ve Başkan Trump’ın elçileriyle bir anlaşmazlığı yönetmek zorunda kalsa bile bu konuda kararlı durmalı,” dedi.

Gazze Yürütme Kurulu, geçen hafta üyeleri açıklanan Filistin teknokrat hükümeti ile Trump’ın liderliğindeki 12 üyeli bir komite olan Barış Kurulu arasında aracılık görevi görecek.

Barış Kurulu üyeleri henüz açıklanmadı, fakat Trump kurulda devlet başkanlarının da yer alacağını söyledi. Türkiye, Mısır, Ürdün, Kanada ve Arjantin liderleri kurula katılmak için davet aldıklarını doğruladılar.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü pazar günü yaptığı açıklamada, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in ABD Başkanı Donald Trump’ın “Gazze Barış Kurulu”na katılma davetini kabul ettiğini söyledi.

Açıklamada, “Pakistan, Gazze’de barış ve güvenlik için uluslararası çabalara katılmaya devam edecek ve Birleşmiş Milletler kararlarına uygun olarak Filistin sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasını sağlayacaktır,” denildi.

Ynet haber ajansına göre, İsrail başbakanı ayrıca dünya liderlerinden oluşan “Barış Kurulu”na katılmak üzere bir davet aldı.

İsrail, Erdoğan’ın üyeliğine “agresif biçimde” karşı çıkmadı

Times of Israel’e konuşan bir kaynak, İsrail’in, panelin yürütme kurulunun daha önemli olduğunu kabul ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Barış Kurulu”na dahil edilmesine karşı agresif bir şekilde karşı çıkmadığını söyledi.

Times’a göre Tel Aviv, Hakan Fidan’ın bu son kurula dahil edilmesini engellemeye çalışmış, fakat Ankara’nın “Trump’ın gözünde yararlı olduğu” izlenimini veren bir gösteride bu mücadelede yenik düşmüş görünüyor. 

Konuya yakın bir kaynağa göre, “Barış Kurulu”nun Hamas’ın silahsızlandırılması sürecini denetleyeceği tahmin ediliyor fakat Trump’ın planında bunun nasıl olacağı net olarak belirtilmiyor. Hamas, roket cephanesi ve tanksavar füzeleri gibi büyük silahlarını teslim etmeyi kabul etti, fakat İsrail’den gelen küçük silahlarını teslim etme talebini şu ana kadar reddetti.

Netanyahu, Hamas’ın yaklaşık 60.000 otomatik silahı olduğunu ve grubun herhangi bir silahsızlandırma sürecinin parçası olarak bunları teslim etmesi gerektiğini söyledi.

Ülkelerden talep edilen mali taahhütlerle ilgili olarak, Trump yönetimi, Times of Israel tarafından elde edilen ve doğrulanan kurul tüzüğünün tam metnine göre, ülkelerin “Gazze Barış Kurulu”nda üç yıldan fazla kalmak için 1 milyar dolar ödemesini istiyor.

Tüzükte, “Her üye devlet, bu tüzüğün yürürlüğe girmesinden itibaren en fazla üç yıl süreyle görev yapacak ve bu süre başkanın onayıyla uzatılabilir. Üç yıllık üyelik süresi, tüzüğün yürürlüğe girdiği ilk yıl içinde Barış Kuruluna 1 milyar dolardan fazla nakit fon katkısı yapan üye devletler için geçerli olmayacaktır,” deniyor.

İsrail’e göre ABD planı nedeniyle Hamas toparlanıyor

İsrail savunma yetkilileri, Hamas’ın son iki yıllık savaşta uğradığı ağır kayıplardan kurtulmak ve yeniden yapılanmak için giderek daha fazla motive olduğunu düşünüyor.

Times of Israel’in İbranice basında yayınlanan haberlerden aktardığına göre, isimsiz güvenlik kaynakları, bu durumun kısmen ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze Şeridi için hazırladığı planın etkisiyle olduğunu savunuyor.

Haberlere göre, Filistinli örgüt yeniden yapılanma sürecinde, İsrail’in kontrolündeki Sarı Hat’ın İsrail tarafında bulunan İsrail Savunma Kuvvetleri askerlerine saldırı düzenlemeye çalışacak.

İsrail’in siyasi kadrosuna kapalı kapılar ardında yapılan brifinglerde aktarılan bu değerlendirme, Trump yönetiminin Gazze savaşını sona erdirmek için hazırladığı planın ikinci aşamasının başladığını duyurmasından birkaç gün sonra geldi. Bu plan, Hamas’ın yerine Gazze Şeridini yönetmekle görevli bir dizi oluşumun kurulmasını öngörüyor.

Güvenlik kaynakları, Hamas’ın Washington’un planlarını geleceği için bir tehdit olarak görmek yerine “memnuniyetle karşıladığını” belirtti. Onlara göre Hamas, Hizbullah’ın önemli bir güce sahip olduğu ve hükümetin zayıf ve onu kontrol altına alamadığı Lübnan’ı örnek alarak Gazze’yi şekillendirmeyi umuyor.

İsrail’deki mevcut değerlendirmeye göre Hamas, Hizbullah gibi zaman kazanmaya devam edecek ve silahlarını teslim etmeyi geciktirecek. Silahsızlanma, ABD’nin arabuluculuğunda sağlanan ateşkesin temel şartlarından biri olmasına rağmen, bu gecikme savaşın tahrip ettiği Gazze Şeridinin yeniden inşasının ilerlemesini engellemeyecek.

Kanal 12’nin aktardığı yetkililere göre Hamas, “süreci uzatmak ve tüm tarafları yormak için elinden geleni yapacak, ancak sahada yeniden inşa çalışmaları fiilen başlayacak.”

Güvenlik kaynakları, Filistinli örgütün düşüncesinin, Washington’un Gazze Şeridinin savaş sonrası yönetimine hem Türkiye’yi hem de Katar’ı dahil etme kararından büyük ölçüde etkilendiğini belirtti.

Yetkililer, “Türkiye ve Katar’ın Yürütme Kuruluna dahil edilmesi [Hamas’a] uzun vadeli umut ve kısa vadeli cesaret aşılıyor,” dediler.

Ortadoğu

Katar Lübnan için dolaylı müzakereler içeren yeni bir yol açıyor

Yayınlanma

Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail güçlerinin çekilme takvimine yönelik müzakerelerin seyri, ABD yönetiminin İran, Katar ve Hizbullah’ı içeren yeni mekanizmayı duyurmasıyla değişti. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a Lübnan dosyasının artık İran ile müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini bildirdi.

Lübnan’da ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve İsrail ordusunun ülkenin güneyinden çekilme takviminin planlanmasına yönelik müzakerelerin seyri bir hafta içinde önemli bir değişim gösterdi.

Doğrudan müzakereler yürütülmesi ve tavizler verilmesi yönündeki çabaların ardından, sürecin yeni bir bölgesel çerçeveye oturtulduğu bildirildi.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’a gönderdiği mesajda, Lübnan dosyasının artık İran ile yürütülen müzakerelerin temel bir parçası haline geldiğini iletti.

Vance, ateşkesin tahkimi, çekilme takvimi ve sonraki düzenlemelerin; yalnızca İsrail, Lübnan yönetimi ve ABD’yi değil, diğer aktörleri de kapsayan yeni bir çerçeveye taşındığını belirtti.

Bu kapsamda Hizbullah ve İran’ın denetim mekanizmasının parçası haline geldiği, Katar’ın ise Pakistan’ın desteğiyle yürütücü arabuluculuk görevini üstleneceği kaydedildi.

Lübnan’daki siyasi, askeri ve güvenlik çevrelerinde ve İsrail tarafında bu durumun yansımaları izlenirken, Tel Aviv’in sahada büyük bir değişimin yaşandığına dair işaretler verdiği belirtiliyor. Bu, Washington’da önümüzdeki günlerde yapılması planlanan müzakere turunun, sahadaki askeri sonuçlardan bağımsız bir yön çizmesinin zor olacağını gösteriyor.

İsviçre’de yapılan görüşmelerde, Katar’ın önerdiği yeni bir girişimin netleştiği öğrenildi. Girişime göre Doha yönetimi, Lübnan resmi makamlarını dışarıda bırakmadan, İsrail ile Hizbullah arasında güney sınırında uzun vadeli ve istikrarlı bir ateşkesi hedefleyen dolaylı müzakereleri yönetecek.

Katar, Fransa veya Birleşmiş Milletler gibi diğer aktörlerin sürece dahil edilmemesi şartıyla ABD’nin onayını aldı.

Bu arabuluculuk girişiminin, ilerleyen süreçte savaşın sonlandırılmasının ötesine geçerek Lübnan’ın iç krizlerinin çözümünde de rol oynaması ve ülkede siyasi iktidarın yeniden düzenlenmesini hedefleyen bir “Doha-2” konferansına zemin hazırlaması bekleniyor.

Katar tarafının bu adımı atmadan önce Meclis Başkanı Nebih Berri, Hizbullah ve Suudi Arabistan ile temaslar kurduğu, ardından teklifi ABD’ye sunduğu belirtildi.

Washington’ın onayının ardından dosya İsrail’e iletildi. İsrail’in bu durumdan rahatsız olduğu aktarılırken, Katar’ın ABD-İran müzakere sürecinden faydalanarak İsrail’in de dahil olmak zorunda kalacağı bir zemin hazırladığı ifade ediliyor.

Katarlı yetkililer, girişimin detaylarını anlatmak ve desteğini almak üzere Cumhurbaşkanı Avn ile de iletişime geçti.

ABD’nin İran ile müzakere hattını doğrulamasıyla birlikte Lübnan, bölgesel düzenlemelerin temel anahtarlarından biri haline geldi. Bu doğrultuda kurulan ABD-İran-Katar mekanizması, Lübnan dosyasının yönetimindeki değişimi gösteriyor.

Geri çekilme takvimi için üçlü mekanizma

Sürece dair en önemli gelişme, Washington’da başlayacak Lübnan-İsrail müzakerelerinin beşinci turunun yanı sıra, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek üçlü bir izleme komitesinin kurulması önerisi oldu.

Bu komitenin, savaşın tamamen sonlandırılması, İsrail güçlerinin Lübnan topraklarından çekilmesi için bir takvim belirlenmesi ve Lübnanlı esirlerin serbest bırakılması süreçlerini takip etmesi öngörülüyor.

Ancak bu mekanizma İsrail’in doğrudan itirazıyla karşılaştı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendilerinin doğrudan taraf olmadığı hiçbir uluslararası veya bölgesel düzenlemeyi kabul etmeyeceklerini açıkladı.

İsrail’in bu tavrı, üçlü mekanizmanın ordunun hareket kabiliyetini sınırlayacağı ve Lübnan’da istediği gibi hareket etme serbestisini kısıtlayacağı yönündeki endişelerinden kaynaklanıyor.

Lübnan dosyasındaki gelişmeler, Cumhurbaşkanı Avn’ın ABD Başkan Yardımcısı Vance, Beyaz Saray Kıdemli Danışmanı Jared Kushner ve Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ile yaptığı telefon görüşmelerinde de ele alındı.

Cumhurbaşkanı Avn, bu durumu önemli bir siyasi dönüm noktası olarak değerlendirerek resmi Lübnan pozisyonunu netleştirmek amacıyla Meclis Başkanı Berri ve Hükümet Temsilcisi Nawaf Salam ile istişarelerde bulundu.

Yeni sürecin önündeki en büyük zorluklardan biri, İsrail’in güvenlik bölgesi olarak adlandırdığı alanda askeri müdahale hakkını saklı tutmak istemesi ve ateşkes ile geri çekilme süreçlerini birbirinden ayırmaya çalışması olarak öne çıkıyor.

İsrail yönetimi, her türlü ilerleme için Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartını koşmaya devam ediyor.

Cumhurbaşkanı Avn ise Lübnan adına kimsenin müzakere yürütmediğini, yapılacak her anlaşmanın Lübnan devletinin kendi geleceğini ve egemenliğini belirleme hakkını koruması gerektiğini vurguladı.

Washington görüşmeleri öncesinde İsrail basınında, ABD’nin taraflara sunacağı bir pilot bölge testi projesine dair bilgiler yer aldı.

Buna göre, Litani Nehri’nin her iki yakasını kapsayan bir bölgeden İsrail ordusunun çekilmesi, karşılığında Lübnan ordusunun buraya konuşlanması ve Hizbullah güçlerinin bölgeden silahlarıyla birlikte çekilmesinin sağlanması planlanıyor.

Sürecin yönetimini ABD öncülüğündeki bir komisyonun üstlenmesi öngörülürken, İsrail’in bu adım için net bir takvim belirlemediği ifade ediliyor.

Meclis Başkanı Nebih Berri, Şarku’l Avsat gazetesine verdiği demeçte, Lübnan ordusunun konuşlanmasıyla eş zamanlı olarak işgal güçlerinin ve mukavemet unsurlarının karşılıklı çekilmesini kabul ettiğini belirtmiş, ancak “deneme bölgeleri” mantığına karşı olduğunu açıklamıştı.

Berri, güven artırıcı önlemleri ve halkın bu bölgelere geri dönüş mekanizmalarını desteklemeye hazır olduğunu kaydetmişti.

Bu sırada Lübnan Ordu Komutanı General Rudolf Heykel, pilot bölge olması beklenen Nabatiye, Yukarı Nabatiye ve Kfertebnit beldesi çevresindeki askeri birlikleri denetledi.

İsrail’in Haaretz gazetesine konuşan bir güvenlik yetkilisi, İsrail ordusunun “Sarı Hat”tan kısmi olarak çekilmek zorunda kalacağını, çekilen bölgelere ABD denetiminde Lübnan ordusunun yerleşeceğini belirtti.

Walla haber sitesi ise İsrail’in, doğrudan ateş tehdidi oluşturmayan bölgelerden kademeli olarak ve Hizbullah’ın yer altı ile yer üstü altyapısını tamamen imha ettikten sonra çekilmeye hazır olduğunu aktardı.

İsrail basınındaki bilgilere göre, salı gününden perşembe gününe kadar sürmesi planlanan görüşmeler, biri siyasi diğeri askeri olmak üzere iki ayrı çalışma grubu üzerinden yürütülecek ve İsrail heyeti Lübnan için hazırlanan pilot bölge haritalarını Washington’a götürecek.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail, Batı Şeria ve Gazze’de Avrupa’nın 150 milyar avroluk varlığına hasar vermiş

Yayınlanma

İsrail, Gazze ve Batı Şeria’da Avrupa vergi mükelleflerinin finanse ettiği en az 150 milyon avro değerindeki tesise zarar vermiş.

Öte yandan İsrail’in cezasız kalmasının daha fazla yıkıma yol açacağına dair endişeler sürerken, Tel Aviv’in tek bir avro bile geri ödeme yapmadığı da ortaya çıktı.

EUobserver’daki habere göre Han Yunus’taki Avrupa Gazze Hastanesi (50,5 milyon avro) ve Deyr el-Bala’daki Güney Gazze Deniz Suyu Tatlandırma Tesisi ile buna bağlı 18 km’lik boru hattı (30 milyon avro), mevcut savaşın başladığı 7 Ekim 2023 tarihinden bu yana İsrail hava saldırılarının vurduğu en pahalı iki AB finanse edilmiş yapıydı.

AB ayrıca 2021 ve 2023 yıllarında Han Yunus’taki Gazze Merkez Tuzdan Arındırma Tesisi ile “Gazze için Gaz” boru hattının inşasına 15 milyon avro yatırım yapmıştı.

Fakat bu projeler savaş nedeniyle tamamlanamadı ve şantiyelerin de bombalanıp bombalanmadığı bilinmiyor.

AB Dışişleri Servisi’ne göre, Avrupalı vergi mükellefleri 2014-2020 döneminde Gazze’deki diğer altyapı projelerine yılda ortalama 10 milyon avro finansman sağlamıştı; bu da 60 milyon avro değerindeki başka projelerin de tehlikeye girmesine neden oldu.

Ayrıca, üye devletler ikili programlar kapsamında bu rakama katkıda bulundu.

Belçika Dışişleri Bakanlığı, EUobserver’a savaş öncesinde Gazze’de milyonlarca avro değerinde “bir dizi yeşil altyapı projesi” ve gaz projesini finanse ettiğini belirtti ama kesin bir rakam vermedi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı ise, Gazze için “su altyapısı, küçük ölçekli kamu altyapısı, küçük ölçekli enerji ve tarım altyapısı… konut” alanlarını kapsayan uzun vadeli bir programı olduğunu açıkladı ama bunun değerine ilişkin bir bilgi vermedi.

İsveç Dışişleri Bakanlığı da, rakam vermeden, “Gazze’de biri Gazze Şehri Sanayi Parkı ile bağlantılı olmak üzere iki büyük yatırımı olduğunu” belirtti.

Finlandiya ve Hollanda da herhangi bir ayrıntı vermeden Gazze’deki tesislere fon sağladıklarını doğrularken, Polonya Dışişleri Bakanlığı, Gazze’deki Rosary Rahibeleri Okulu, Gazze Şehri’ndeki Kutsal Aile Parokya Kilisesi ve Nuseyrat mülteci kampındaki bir okula 300.000 avro ödediğini açıkladı.

Raporlamadaki eksikliklere rağmen, bu rakamların toplamı Gazze-AB maliyetinin muhtemelen 155 milyon avronun çok üzerinde olduğunu gösteriyor.

Yabancı diplomatları veya basını hâlâ ülkeye almadığı için, ne kadar tahribat yarattığını yalnızca İsrail biliyordu.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, “Şu anda, Gazze’deki Almanya tarafından finanse edilen altyapı projelerine yönelik olası hasara ilişkin elimizde somut bir değerlendirme bulunmamaktadır,” dedi.

Polonya ise şöyle dedi: “Askeri operasyonlar sonucunda bu yerlerin en azından bir kısmının çeşitli derecelerde hasar gördüğünü biliyoruz.”

Belçika’nın projelerinin ise İsrail bombaları nedeniyle “önemli kayıplara uğradığı” açıklandı.

Ayrıca, 31 Ekim 2025 tarihinde BM tarafından incelenen uydu fotoğraflarına göre, İsrail’in Gazze’deki tüm yapıların yüzde 81’ini tahrip ettiği görülüyordu.

Dünya Bankası (DB) da Nisan 2026’da yaptığı açıklamada, İsrail’in Gazze’ye toplam 35,2 milyar dolar (30,6 milyar avro) tutarında maddi hasar verdiğini ve Gazze’nin “tuzdan arındırma, atık su altyapısının yeniden inşası, enerji üretimi, katı atıkların uzaklaştırılması ve yönetimi ile ana yolların ve köprülerin yeniden inşası” için 9,9 milyar dolarlık “acil durum” fonuna ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Ne var ki Dünya Bankası’na göre, yeniden inşa çalışmalarına başlanabilmesi için Gazze’nin öncelikle, “insanca bir şekilde kaldırılması” gereken yaklaşık 10.000 cesedin karıştığı 47 milyon ton moloz ile 20.000 ton patlamamış İsrail bombasını temizlemesi gerekiyordu.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FT: ABD ile İran arasındaki anlaşma İsrail için felaket oldu

Yayınlanma

ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptının, İsrail’in uzun süredir dile getirdiği İran yanlısı vekil güçlerin desteklenmesinin sonlandırılması ve balistik füze programının sınırlandırılması gibi talepleri içermemesi İsrail’de tepkiyle karşılandı.

Financial Times (FT) gazetesi, söz konusu anlaşmanın İsrail için “stratejik bir felaket” haline geldiğini yazdı.

Gazeteye değerlendirmede bulunan eski bir İsrailli yetkili, yaşanan durumun boyutuna dikkat çekerek, “Bunun ne kadar büyük bir stratejik felaket olduğunu kelimelerle ifade etmek zor. Savaş öncesi dönemle kıyaslandığında bugünkü tablo kesinlikle daha kötü. Artık geçmişte olduğu gibi ABD ile aynı çizgide ilerlemiyoruz” dedi.

FT, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran ile vardığı geçici anlaşmanın İsrail’de büyük bir öfke uyandırdığını aktardı. ABD Başkan Yardımcısı James David Vance ise tepkilere yanıt olarak İsrail’i “uyanmaya ve gerçekleri görmeye” çağırdı.

Gazetenin eski ABD’nin İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro’ya dayandırdığı analize göre, Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kendi başarılarından sarhoş oldu, ulaşabilecekleri hedefleri yanlış değerlendirdi ve ellerindeki en elverişli stratejik konumu heba etti.

Haberde, İran’daki protestoların mevcut rejimi kolayca devireceği yönündeki beklentilerin boşa çıktığı belirtildi. Çatışmalarda büyük kayıplar veren Tahran yönetiminin ise süreç sonunda kendi pozisyonunu güçlendirdiğine inandığı aktarıldı.

Netanyahu’nun, kendisi için “lanet olası bir kaçık” ifadesini kullanan ve “Tüm kararları ben alırım, o hiçbir şeye karar veremez” diyen Trump ile giderek daha fazla mesafe koyduğu kaydedildi.

İsrailli siyasi danışman Nadav Strauchler konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “İran ile yapılan bu anlaşma Netanyahu için hafif bir darbe değil. Eğer yarın seçim olsaydı Netanyahu çok büyük bir sıkıntı içinde olurdu” ifadelerini kullandı. İsrail’de genel seçimlerin ekim ayında yapılması planlanıyor.

Netanyahu ise kendisine ve İsrail yönetimine yönelik eleştirileri reddediyor. 15 Haziran’da düzenlediği basın toplantısında elde edilen başarıları sıralayan Netanyahu’nun bahsettiği kazanımların birçoğunun, FT’nin analizine göre son çatışmaya değil, İsrail’in geçmişteki askeri harekatlarına ait olduğu belirtiliyor.

Gazeteye göre Tahran yönetimi Lübnan’daki durum nedeniyle müzakereleri zamana yaymaya hazır görünürken, Trump ise Orta Doğu’daki gelişmelere daha az müdahil olmayı hedefliyor.

Bölgedeki tabloyu yorumlayan Shapiro, “Bu çok büyük bir stratejik hataydı. 7 Ekim sonrası dünyada ‘işi sonuna kadar götürmek’ diye bir şey kalmadı” değerlendirmesinde bulundu. Hamas unsurları, 7 Ekim 2023 tarihinde Gazze Şeridi üzerinden İsrail’e yönelik kapsamlı bir saldırı başlatmıştı.

ABD ile İran, 18 Haziran gecesi uzaktan erişim yöntemiyle bir mutabakat zaptı imzaladı. İki ülke arasındaki silahlı çatışmayı sona erdirme yolunda ilk adım olarak kabul edilen bu gelişmenin, daha geniş kapsamlı bir anlaşmanın önünü açması bekleniyor.

Mutabakatın ardından İsviçre’de başlayan teknik görüşmelerde taraflar, 60 gün içinde nihai bir barış anlaşmasına varmak üzere bir yol haritası üzerinde uzlaştı.

Ancak bu müzakereler öncesinde Tahran, İsrail’in Lübnan’a yönelik devam eden saldırılarını gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapatacağını duyurmuştu.

İsrail’in saldırıları nedeniyle İsviçre’deki görüşmelerin de bir gün süreyle ertelendiği FT ve CNN tarafından bildirilmişti.

Trump ise İranlı müzakerecilere, boğazın kapatılması durumunda ülkelerine yönelik saldırıları yeniden başlatma tehdidinde bulunarak “Bir ülkeniz kalmaz” demişti.

Aynı süreçte ABD Başkanı, İsrail ve Lübnan’a ateşkes kurallarına uyma çağrısı yapmıştı. Netanyahu ise İsrail’in kendi güvenliğini sağlamak amacıyla Lübnan’ın güneyinde kalmaya devam edeceğini açıklamıştı.

ABD ve İran 60 gün içinde nihai barış anlaşması imzalamak için anlaştı

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English