Amerika
CIA, Koreli savaş esirleri üzerinde deney yapmış

Yakın zamanda gizliliği kaldırılan CIA belgelerine göre, 1950’lerde savaş esiri olan Koreliler, Amerikan gözetimindeyken MK-ULTRA deneylerine maruz kaldılar.
Daha önce Korelilerin bu deneylerde kobay olarak kullanıldığına değinen tek haber, gazeteci John Marks’ın 1979 tarihli dönüm noktası niteliğindeki kitabı The Search for the “Manchurian Candidate” [“Mançuryalı Aday”ı Ararken] idi.
Marks, CIA belgelerini kullanarak MK-ULTRA projesinin, “Project Bluebird” olarak bilindiği başlangıcına kadar izini sürmüştü.
Kitapta Marks, Ekim 1950’de 25 isimsiz Koreli savaş esirinin, “gelişmiş” sorgulama tekniklerine tabi tutulacak ilk denekler olarak seçildiğini anlatıyor.
Bu deneylerin açık hedefi, “bir bireyi, kendi iradesine ve hatta kendini koruma gibi temel doğa kanunlarına aykırı olarak bizim emirlerimizi yerine getirecek noktaya kadar kontrol etmek”ti.
MK-ULTRA, LSD verilmesi ve işkence gibi invaziv (tıbbi anlamda vücut bütünlüğünü bozan, dokulara kesi veya aletle giriş yapılan işlemler) deneyleriyle en çok bilinse de, belgeler Kore savaş esirlerinin, poligrafi testlerine tabi tutulmak gibi daha az göze çarpan zihin kontrolü girişimlerinin farkında olmadan denekleri olduğunu ve başka invaziv testler için planlar yapıldığını doğruluyor.
The Intercept’te yer alan habere göre, Ulusal Güvenlik Arşivi’nin Aralık 2024 ile Nisan 2025 arasında yayınladığı gizliliği kaldırılmış belgeler, “CIA ve Davranış Bilimleri: Zihin Kontrolü, Uyuşturucu Deneyleri ve MK-ULTRA” başlıklı özel bir koleksiyon aracılığıyla erişilebilir durumda.
Ulusal Güvenlik Arşivi web sitesinde, koleksiyonun “CIA tarihinin en kötü şöhretli ve istismarcı programlarından biri hakkında 1.200’den fazla önemli kaydı bir araya getirdiği” belirtiliyor.
NSA koleksiyonunda “Project Bluebird”e yapılan ilk atıf, 5 Nisan 1950 tarihli bir memorandum.
CIA Direktörü Roscoe H. Hillenkoetter’e hitaben yazılan belge, projenin hedeflerini, gerekli eğitimi ve bütçesini ortaya koyarken, Project Bluebird hakkındaki bilginin “mutlak minimum sayıda kişiyle sınırlı tutulması” gerektiğini vurguluyor.
Memorandum, “kişilik kontrolü amacıyla” yalan makinesi, çeşitli ilaçlar ve hipnoz kullanmaya eğitilmiş sorgu ekipleri için ayrıntılı planlar içeriyor.
Bu ekipler üç kişiden oluşacaktı: bir hekim (ideal olarak bir psikiyatrist), bir hipnozcu ve bir yalan makinesi teknisyeni.
Memorandum, hekim ve teknisyenin yaklaşık beş aylık bir eğitime tabi tutulması gerekse de, Teftiş ve Güvenlik Personeli’nin kendi departmanındaki hipnotizmacının hemen görevlendirilebileceğini söylüyor.
2 Şubat 1951 tarihli daha sonraki bir notta, altı adet “hypospray” (iğnesiz bir enjeksiyon yöntemi) cihazının teminiyle ilgili sorular yer alıyor: bu cihazlar, “jet enjeksiyon” yoluyla deri altından gizlice sakinleştirici enjekte etmek üzere tasarlanmış deneysel aletler.
“Göz yaşartıcı gaz kalemi” ve “Alman ‘Scheintot’ [ölü gibi görünme] tabancası” gibi “etkisi henüz belirlenmemiş cihazlar”ın modifikasyonunun araştırılmasına yönelik bir talep bulunuyor.
Projenin önerilen 65.515 dolarlık bütçesi, ekip maaşlarını ve şırıngalar, havlular ve film kameraları gibi ekipmanları kapsıyordu.
Bütçede ayrıca “Ulaşım” için 18.000 dolar ayrılmıştı ve gerçek açık deniz konumları gizlenmiş olsa da, bir yıl sonra yapılan bir CIA toplantısının tutanaklarında özellikle “Japonya ve Kore’de, ordunun Kore savaş esirleri üzerinde bir yalan makinesi operatörü ile birlikte bir psikiyatrist ve psikolog ekibi kullandığı bir proje”den bahsediliyordu.
Project Bluebird’e ilişkin ilk öneri büyük ölçüde “kişilik kontrolü” potansiyelini vurgulamakla birlikte, CIA yetkililerinin daha geniş kapsamlı ve daha iddialı sonuçlarla da ilgilendiği açık.
ABD, İngiliz ve Kanadalı istihbarat servisleri arasında yapılan bir “özel toplantıyı” özetleyen bir belge, CIA’in hedefleri şöyle sıralanıyor: “insan zihninin belirli siyasi inançları benimsemesine neden olan psikolojik faktörleri” araştırmak ve “komünizmle mücadele için yöntemler belirlemek”, “demokrasiyi ‘satmak’” ve “komünizmin sendikalara sızmasını” önlemek.
9 Mayıs 1950 tarihinde yapılan bir başka toplantıda ise “Ordu Başhekiminden, Nuremberg Duruşmaları belgelerinin arama listesine uyuşturucular, narkoanaliz ve özel sorgulama teknikleri hakkında bilgi talebini eklemesi” istenmiş.
O dönemde “güvenlik nedenleriyle imkansız” olarak değerlendirilen başka testler için talepler var.
18 Eylül 1951 tarihli bir notta, bunların arasında “telefon yoluyla SI’nın [özel istihbarat] uygulandığı dış ortam deneyleri” de yer alıyordu.
Yazar, bu telefonla hipnozun şu ana kadar “her durumda başarılı” olduğunu açıklıyor; fakat kurumun kuralları çerçevesinde yapılacak testler henüz onaylanmamıştı.
Projenin önemini vurgulayan ve gizliliği kaldırılmış bir memorandum, “yalnızca deney, test ve araştırma yoluyla çözülebilecek belirli sorunlar”dan bahsederek daha ayrıntılı bilgiler sunuyor.
Project Bluebird için gerekli malzeme listelerinin aksine, yetkililerin deneylerde araştırmayı umdukları bu “belirli sorunlar”, kurumun ilgi alanlarına dair benzersiz ve derinlemesine bir bakış açısı sunuyor.
Bu “sorunlara” ilişkin birkaç örnek şunlar:
- “Bir kişinin temel ahlaki ilkelerine aykırı bir eylem yaratabilir miyiz?”
- “Bir deneği ele geçirip bir iki saat içinde… onu bir uçağı düşürmeye, bir treni raydan çıkarmaya vb. zorlayabilir miyiz?”
- “Bir kişinin kişiliğini ‘değiştirebilir’ miyiz? Bu durum ne kadar sürer?”
- “Her koşulda tam bir hafıza kaybını garanti edebilir miyiz?”
İlaç kaynaklı hafıza kaybıyla ilgili bu son soru, birkaç ay sonra, Project Bluebird teknisyenlerinden oluşan ilk ekip ilk testleri gerçekleştirmek üzere Japonya’ya vardığında son derece önemli hale gelecekti.
Marks’a göre, bu kişiler “dört deneğin her birinde, yatıştırıcı sodyum amital ile uyarıcı benzedrin kombinasyonlarını denediler; bu deneklerin son ikisine ayrıca ikinci bir uyarıcı olan pikrotoksin de verildi.”
Ekip, tıbbi olarak uygulanan bir amnezi durumu yaratmaya çalışıyordu ve raporlarına göre, deneyler daha ileri testlere devam etmek için yeterince başarılı oldu.
Marks’ın kitabına göre, iki ay sonra Project Bluebird ekibi, Japonya’daki 25 Kuzey Koreli savaş esiri üzerinde daha “gelişmiş” sorgulama tekniklerini denemeye başladı.
Gizliliği kaldırılmış belgelerde, ABD’nin düşmanları tarafından benzer deneylerin yapıldığına dair herhangi bir kanıtın bulunmaması da dikkat çekici.
MK-ULTRA ve Project Bluebird’ün temelinde yattığı düşünülen Amerikan efsanesi, düşman güçleri tarafından aylarca esir tutulduktan sonra evine dönen, fakat daha sonra hipnotize edilmiş bir çift taraflı ajan olduğu ortaya çıkan Amerikan askerinin hikâyesiydi.
Kore Savaşı boyunca, Amerikalı sinemaseverlere gelecekteki başkan Ronald Reagan’ın başrolünde oynadığı ve anlatımını yaptığı filmler gösterildi.
Bu filmlerde, Amerikan askerlerinin Çinli ve Koreli askerler tarafından psikolojik işkenceye maruz kaldıkları ve farkında olmadan zihinlerine tehlikeli, anti-demokratik ideallerin aşılandığı gösteriliyordu.
Proje Bluebird, Proje Artichoke’a ve daha sonra MK-ULTRA’ya dönüşürken, CIA’in hedefleri “düşmanı kendi silahıyla yenme”ye doğru kaymış gibi görünüyordu.
Yan iesasında, ABD askerleri “düşmanları” tarafından hipnotize edilip dönüştürülmüş halde eve döndükten sonra, psikolojik deneyleri içeren programlar “gerekli birer kötülük” olarak kabul edildi.
Bu anlatı, CIA’in Bluebird gibi programları neden geliştirdiğine dair uygun bir bahane sunsa da, gizliliği kaldırılmış bir belge farklı bir hikâye anlatıyor.
MK-ULTRA deneylerini yöneten CIA kimyageri Sidney Gottlieb 1983 tarihli tanık ifadesinde, kapsamlı bir soruşturmanın ardından, Kore Savaşı sırasında hiçbir Amerikan savaş esirinin uyuşturucu kaynaklı hipnoza maruz kaldığına dair hiçbir kanıt bulunmadığının teyit edildiğini hatırlıyor.
Gottlieb şöyle diyordu:
“[Raporda] temel olarak, Çinliler ve/veya Korelilerin kullandığı tekniklerin gizemli olmadığına inanıldığı belirtiliyordu. … [Bu teknikler] uyuşturucular ve diğer daha teknik araçlarla kullanılan sofistike tekniklere dayanmıyordu.”
Ayrıca, o dönemki CIA şefi Allen Dulles’a yazılan 1952 tarihli bir not, düşman ülkelerin benzer araştırmalar yürüttüğüne dair herhangi bir kanıt olmaksızın CIA’in bu deneyleri finanse etmeye istekli olduğunu pekiştiriyordu: “Bu kanıt eksikliğini bir kanıt olarak kabul edemeyiz.”
Tüm belge koleksiyonunun en açıklayıcı anlarından birinde, CIA’den Morse Allen, hipnoz yoluyla sorgulamanın etkinliği konusunda bir kurum çalışanıyla yaptığı konuşmayı anlatıyor. Allen şöyle yazıyor:
“Hipnoz altındaki kişiler bilgi verir, fakat belirli hipnoz hallerinde fanteziler ve hatta halüsinasyonlar ortaya çıktığı için bu bilgiler her zaman doğru kabul edilemez.”
Amerika
Tesla ve SpaceX için 3,6 trilyon dolarlık birleşme planı

Tesla ve SpaceX yönetim kurulları, iki şirketi yaklaşık 3,6 trilyon dolarlık piyasa değeri altında bir araya getirebilecek birleşme planını incelemek üzere bağımsız komiteler kurdu. Yapay zeka yatırımları ve roket harcamaları nedeniyle birleşen yapının yıllık serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolara inmesi bekleniyor.
Elektrikli araç üreticisi Tesla ile uzay taşımacılığı şirketi SpaceX’in olası birleşimi, piyasa değeri yaklaşık 3,6 trilyon dolara ulaşan yeni bir yapı ortaya çıkarabilir.
Financial Times, yatırımcılar, hukukçular ve analistlerin değerlendirmelerine dayandırdığı incelemesinde, her iki şirketin yönetim kurullarının bağımsız komiteler kurarak birleşme ihtimalini araştırmaya başladığını duyurdu.
Elon Musk, 20 Ekim’de yaptığı açıklamada birleşmeyi “iyi bir fikir” olarak nitelendirdi ancak koşulların henüz netleşmediğini ve anlaşmanın garanti olmadığını belirtti. Girişimci, çıkar çatışması sebebiyle görüşmelere doğrudan katılamayacağını bildirdi.
Hissedarlar açısından birleşmenin en belirgin avantajı, Musk’ın zaman ve kaynak paylaşımına dair soru işaretlerini giderebilmesi. İsmi açıklanmayan bir Tesla yatırımcısı, “Şu an vaktinin bir kısmını Tesla’da, bir kısmını da SpaceX’te geçiriyor ve hissedarlar gücünün veya parasının büyük bölümünün nereye gittiğini anlayamıyor” dedi.
Otomobil üreticisine yakın bir kaynak, iki şirketin Roadster spor modelinden malzeme, yakıt ve üretim teknolojilerine kadar uzanan mevcut işbirliğini hatırlattı. Aynı kaynak, birleşmenin işlem gücü ile yapay zekanın fiziksel cihazlardaki kullanımını entegre eden dikey bir yapı kuracağını kaydetti.
Tesla ile SpaceX arasındaki finansal ilişkiler şimdiden belirgin bir hacme ulaştı. SpaceX, Tesla’dan yaklaşık 1 milyar dolar değerinde Megapack batarya sistemleri ve Cybertruck araçları satın aldı.
Tesla, yapay zeka girişimi xAI’a yaptığı 2 milyar dolarlık yatırımın Şubat 2026’da SpaceX ile birleşmesi sonucunda uzay şirketinin doğrudan hissedarı haline geldi. Musk, xAI hamlesini yapay zeka, roket teknolojisi ve uydu iletişimini bir araya getirerek uzayda veri merkezleri kurma hedefiyle gerekçelendirmişti.
Visible Alpha tarafından derlenen analist tahminleri, Tesla ve SpaceX’in toplam gelirinin 2026 yılında 153 milyar dolara çıkacağını gösteriyor. Buna karşılık yapay zeka altyapısı, çip üretimi ve roket harcamaları sebebiyle iki yapının toplam serbest nakit akışının en az eksi 54 milyar dolar olması bekleniyor.
Financial Times, 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğün kesinleşmiş anlaşma bedelini değil, şirketlerin mevcut piyasa değerini yansıttığını bildirdi. Olası birleşme aynı zamanda Musk’ın Tesla üzerindeki kontrolünü güçlendirebilir.
Girişimci, imtiyazlı hisseler sayesinde SpaceX’te yaklaşık yüzde 84 oy gücünü elinde tutarken bu oran Tesla’da yüzde 20 civarında kalıyor. Anlaşmanın kabul edilmesi için Tesla tarafında yalnızca oylamaya katılanların değil, tüm hisselerin çoğunluğunun desteği aranacak.
Hukuk uzmanları, birleşme müzakerelerinin bir tarafın diğerinin aleyhine avantaj sağlamadığına piyasayı ikna edecek biçimde yürütülmesi gerektiğini belirtiyor. Colorado Üniversitesi kurumsal hukuk profesörü Ann Lipton, her iki şirketin merkezini taşıdığı Teksas yasalarının yönetim kararlarına itirazı zorlaştırdığına işaret etti.
Lipton, çıkar çatışması iddiasının tek başına yetersiz kalacağını, hissedarların dolandırıcılık veya kasıtlı yasa ihlali gibi fiilleri ispat etmek zorunda olduğunu söyledi. Sürecin bir diğer zorlu ayağını ise küresel onaylar oluşturuyor.
Hukukçulara göre anlaşmanın AB, Birleşik Krallık ve Çin’deki düzenleyici kurumlardan onay alması gerekecek. Geçen yıl Tesla’ya 21 milyar dolarla toplam cirosunun yaklaşık yüzde 22’sini kazandıran Çin, şirketin en büyük otomobil fabrikasına Şanghay’da ev sahipliği yapıyor.
SpaceX’in ABD savunma ihalelerini üstlenmesi ve askeri Starshield uydularını üretmesi, Pekin hattında güvenlik çekincelerini artırıyor. JPMorgan analistleri, ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle Çin onayının ciddi engellerle karşılaşabileceğini bildirdi.
Banka analistleri, Tesla’nın Çin operasyonlarını tamamen ayırmasını veya kontrolü yerel bir konsorsiyuma devrederek marka ile otonom sürüş lisans gelirleriyle yetinmesini olası seçenekler arasında gösterdi.
The Wall Street Journal temmuz ayında Tesla’nın Çin birimini satmayı değerlendirdiğini yazmış, ancak Musk bu iddiayı “kesinlikle sahte haber” diyerek yalanlamıştı.
Tesla’ya yakın bir kaynak, birleşmenin Donald Trump’ın 2029’da bitecek başkanlık görev süresinden önce tamamlanmasının önem taşıdığını ifade etti. Kaynak, “Bu anlaşma gerçekleşecek, ama herkesin düşündüğü kadar hızlı değil” dedi.
SpaceX’in halka arzının ardından haziran ayında tarihin ilk trilyoneri unvanını alan Musk, hisselerdeki dalgalanmalar nedeniyle bu eşiğin altına indi. Forbes verilerine göre 13 Ekim’de SpaceX hisselerinin değer kaybetmesiyle serveti 982,9 milyar dolara gerileyen girişimcinin güncel varlığı 925 milyar dolar seviyesinde.
Amerika
ABD’de yolsuzluğu ihbar edene ödül verilecek

ABD Başkanı Donald Trump, kamudaki dolandırıcılıkları ihbar edenlere nakit ödeme sağlayacak 25 milyon dolarlık teşvik programını tanıttı. Mahkûmiyetle sonuçlanan bildirimlere yüzde 1 komisyon vadeden düzenlemede ilk ödeme 10 bin dolarla muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye yapıldı.
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance, federal hükümeti dolandıranları ihbar edenlere nakit para ödenmesini öngören 25 milyon dolarlık bir ihbarcı programı açıkladı.
Oval Ofis’te duyurulan Dolandırıcılık İhbar Teşvik Programı kapsamında, mahkûmiyetle sonuçlanan başarılı bildirimlerde bulunanlara yüzde 1 oranında komisyon verilmesi planlanıyor.
Ödüllerin kimlere dağıtılacağı konusundaki tek yetkilinin kendisi olacağını belirten Trump, süreçte son sözü söyleyeceğini dile getirdi.
Trump, Oval Ofis’teki konuşmasında, “Biri birini ihbar ederse yüzde 1 komisyon alacak. Bu harika olacak çünkü bu ülkeden çalınan para trilyonları buluyor” ifadelerini kullandı.
İhbarların “America.gov/fraud” internet sitesi üzerinden toplanacağını aktaran Trump, süreci hızlandırmak adına aynı ödül için birden fazla talep gelmesi durumunda bağlayıcı hakem rolünü bizzat üstleneceğini bildirdi.
Trump, ödemelere ilişkin takdir yetkisini, “Başka bir deyişle o kişinin bunu hak edip etmediğine ben karar vereceğim ve oldukça cömert davranacağım” sözleriyle savundu.
İnternet sitesindeki yönergede, yapılan bildirimin cezai kovuşturmaya yol açması şartıyla ödülün en fazla 30 bin dolara kadar çıkabileceği belirtiliyor.
Öte yandan Trump, Oval Ofis’te yaptığı konuşmada bir kişinin alabileceği tutarda herhangi bir tavan sınır olmadığını iddia etti.
İhbarcıların çok yüksek gelirler elde edebileceğini öne süren Trump, “İnsanlar başkalarını ihbar ederek milyonlarca dolar kazanacak” dedi.
Trump ayrıca ödemelerin ceza davası açılmasına bağlı kalmayacağını, çalınan paranın geri alınması durumunda yapılacağını savundu.
Program kapsamında verilen ilk ödül, Oval Ofis’te Trump ve Vance’in yanında yer alan muhafazakâr YouTuber Nick Shirley’ye gitti. Fox News, Shirley’ye bu kapsamda 10 bin dolar ödendiğini aktardı.
Shirley, Minnesota’daki çocuk bakım programlarında yürütülen usulsüzlük iddialarını araştırdığı bir video yayımlamasının ardından geçen yıl sağ çevrelerde tanınmıştı.
Yeni program, Başkan Yardımcısı Vance’in başkanlığını yürüttüğü dolandırıcılıkla mücadele görev gücünün çalışmalarına dayanıyor.
Vance, “Başkan bu durumun durması gerektiğini söyledi. Artık duruyor ve bunu durdurmamıza yardım etmek isterseniz, ABD Başkanı’nın yaptıkları sayesinde siz de bu ödülleri paylaşabilirsiniz” diye konuştu.
Trump, federal hükümet programlarındaki suistimalleri incelemek ve azaltmak amacıyla mart ayında Dolandırıcılığı Ortadan Kaldırma Görev Gücü’nü kurmuş, yapının başına da Vance’i getirmişti.
Amerika
Anthropic halka arz öncesinde 80,7 milyar dolar zarar açıkladı

Yapay zeka devi Anthropic, 2026’nın ilk yarısında 80,7 milyar dolar net zarar açıklarken gelirini 16,3 milyar dolara taşıdı. Şirket, halka arz izahnamesinde modellerin şantaj benzeri davranışlar sergileyebileceği ve felaket boyutundaki risklerin sigortalanamayacağı uyarısını yaptı.
Yapay zeka modeli Claude’un geliştiricisi Anthropic, 30 Haziran’da sona eren 2026’nın ilk altı ayında 80,7 milyar dolar net zarar açıkladı.
The Wall Street Journal gazetesinin şirketin halka arz izahname taslağına dayandırdığı habere göre kaydedilen bu zarar, 2025 yılının tamamında gerçekleşen 42 milyar dolarlık kaybı neredeyse ikiye katladı.
Söz konusu devasa tutarın 72 milyar dolarlık büyük bölümü muhasebe kaynaklı defter değeri düşüşlerinden kaynaklandı.
Buna karşın şirketin gelirlerinde sert bir yükseliş görüldü; yılın ilk yarısındaki ciro, önceki yılın aynı dönemindeki 1,1 milyar dolardan 16,3 milyar dolara ulaştı.
Anthropic bu dönemde işlem gücü ve altyapı ihtiyaçları için yaklaşık 9 milyar dolar harcayarak, 2025’in tamamında yapılan 7,3 milyar dolarlık harcamayı altı ayda geride bıraktı.
Şirketin önümüzdeki 7 ila 10 yıl içinde bulut hizmetleri sözleşmeleri kapsamında yaklaşık 450 milyar dolar ödeme taahhüdü bulunuyor.
Bu yükümlülükler çerçevesinde Google Cloud ile 111 milyar dolar, Amazon Web Services ile 110 milyar dolar ve Microsoft ile 31 milyar dolarlık sözleşmeler planlanıyor.
Anthropic ayrıca yapay zeka odaklı daha küçük bulut sağlayıcıları Nscale ve Lambda üzerinden Nvidia çipleri kiralamak için sırasıyla 2033 ve 2034 yıllarına kadar 86 milyar dolara varan harcama yapacak.
Şirket gelecek yıllarda bilgi işlem kapasitesini artırmak amacıyla 750 milyar dolar daha harcayabilir.
Halka arz izahname taslağının yaklaşık üçte birlik kısmı ise doğrudan risk faktörlerine ayrıldı.
Belgede modellerin gerçek dünyada somut zararlara yol açma olasılığına dikkat çekilirken, yapay zekanın “kendini koruma” eğilimi sergileyebileceği ve “şantajı” andıran yanıtlar üretebileceği kaydedildi.
Anthropic, yapay zeka kaynaklı “felaket boyutundaki bir olayın” yaratacağı hasarın büyüklüğü nedeniyle bu tür riskleri sigortalamanın imkansız hale gelebileceği uyarısında bulundu.
Piyasa beklentilerine göre Anthropic’in halka arzı tarihin en büyük işlemlerinden biri olabilir ve SpaceX’in rekorunu geride bırakabilir.
Borsaya açılmanın ardından şirketin piyasa değerinin 2 trilyon dolara kadar ulaşabileceği öngörülüyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Diplomasi2 hafta önceİtalyan gazeteci ve yazar Thomas Fazi: Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan beri ABD işgali altında
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek










