Bizi Takip Edin

Diplomasi

CIA ve MI6’in Skripal komplosu ifşa oldu

Yayınlanma

Editörün notu: 2018 yılında İngiltere’nin Salisbury kentinde eski Rus çifte casus Sergey Skripal ve kızı Yulya’nın zehirlenmesi olayı ve bunun ardından Dawn Sturgess’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturma, İngiltere ve ABD istihbarat kurumlarının bu olaylardaki olası rolünü ortaya koyan yeni ifşalarla gündeme geldi. Soruşturma esnasında, Skripal’lerin ifadelerinin engellenmesi ve delil niteliğindeki sorgu kayıtlarının kullanılmaması, İngiliz hükümetinin soruşturmayı manipüle etme çabaları olarak değerlendirildi. Ayrıca hem CIA’in hem de MI6’in, Rus suikastçılar olarak tanıtılan Ruslan Boşirov ve Aleksandr Petrov’un İngiltere’ye gelişlerinden önceden haberdar olduğu öne sürüldü. Bu durum, olayın bir komplo olabileceği şüphelerini artırdı. Sızdırılan CIA yazışmalarında, olaydan hemen önce üst düzey CIA yetkililerinin “acilen” Mike Pompeo ile görüştüğü, bu toplantının Boşirov ve Petrov’un Londra’ya uçak bileti almasının hemen ardından gerçekleştiği ortaya çıktı. Rus ajanları olduğu iddia edilen bu kişilerin İngiltere’ye kolayca giriş yapabilmesi, önceden düzenlenmiş bir tuzağa işaret ediyor olabilir. İngiliz ve Amerikan istihbarat kurumlarının Salisbury olayındaki rolü ve olayın manipüle edildiği yönündeki kanıtlar artarken, ana akım medya bambaşka bir hikâye anlatıyor.


CIA ve MI6’in Skripal komplosu ifşa oldu

Kit Klarenberg, Global Delinquents

14 Ekim’de, İngiltere vatandaşı Dawn Sturgess’ın Temmuz 2018’de, Rus suikastçılar tarafından İngiltere’de bırakıldığı iddia edilen Noviçok sinir gazıyla temas ettikten sonra hayatını kaybetmesine ilişkin uzun süredir beklenen soruşturma nihayet başladı.

Şimdiden, bu kamuoyuna açık şov duruşması, Mart 2018’de Salisbury’de GRU kaçakları Sergey Skripal ve kızı Yulya’nın zehirlenmesine dair resmi anlatıyı ciddi şekilde zayıflatan çarpıcı kanıtlar ortaya koydu.

Bu ifşalar, İngiliz devletinin soruşturmayı sabote etme ve gerçeği ortaya çıkarmasını engelleme çabalarına rağmen gün yüzüne çıktı.

Örneğin, Skripal’lerin ifade vermesi engellendi, oysa kendileri bunu resmi olarak talep etmişti. Görünüşe göre, Rusya istihbaratının çifti tekrar hedef alma riski o kadar büyük ki, o dönemdeki polis sorgularının video kayıtları bile delil olarak kabul edilmiyor.

Aynı zamanda, İngiliz istihbarat ve güvenlik kurumlarının ne bildiği ve bunu ne zaman öğrendiği gibi acil bir soru, ele alınmayacak.

Bununla birlikte, iki Rus’un Skripal’leri öldürmeye teşebbüs etmekle suçlanmadan önce İngiltere’ye geldiklerinden hem İngiliz hem de Amerikalı casusların haberdar olduğunu gösteren birincil kaynak kanıtlar yıllardır göz önünde duruyor.

Bu ön bilginin CIA ve MI6’in başarısız suikast girişiminin ardında olduğunu ima edip etmediği yorumlara açık olabilir ama Rusların Salisbury’deki varlığının kötü amaçlar için kullanıldığına dair şüphe bırakmayan işaretler var.

Ocak 2021’de Amerikan denetim grubu American Oversight, Ocak 2017 ile Nisan 2018 tarihleri arasında CIA Direktörü olan Mike Pompeo’nun kişisel adresinden gönderilen ve alınan yüzlerce e-postayı yayımladı.

Bu e-postaların birçoğu, resmi kurum yazışmaları olup, son derece hassas konuların kayıt dışı olarak ele alındığını gösteriyordu. ABD Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında ağır şekilde sansürlenmiş olan bu belgeler, 1 Mart 2018’de Pompeo’ya iki üst düzey CIA görevlisinin “son derece acil bir konuda” şahsi bir toplantı talep ettiğini ortaya koyuyor.

Görevliler, “Erişilebilir bir fırsat söz konusu, fakat aciliyet nedeniyle sizin müdahaleniz gerekiyor… Bu fırsatın oldukça umut verici olduğuna ikna oldum,” şeklinde açıklama yapmışlardı.

Pompeo, bu talebe olumlu yanıt verdi ve ertesi sabah erkenden toplantı gerçekleşti. Bu gizli zirvenin önemini vurgularcasına, e-postalar, CIA yöneticilerinin 2 Mart sabahının erken saatlerinden itibaren bu “olumlu fırsatı” teşkilatın başkanına sunmaya hazırlandığını gösteriyor.

Daha da tüyler ürpertici olan ise, Pompeo’nun plana onayını talep eden ilk e-postanın, Ruslan Boşirov ve Aleksandr Petrov’un –Skripal’ın sözde suikastçıları– Moskova’dan Londra Gatwick’e uçak biletlerini satın almasından yalnızca yarım saat sonra gönderilmiş olması.

Boşirov ve Petrov’un, Rus istihbaratınca uydurulduğu iddia edilen, neredeyse hiç resmî geçmişe sahip olmayan iki sahte kimlikle, İngiltere’ye girmeleri için gerekli olan zorlayıcı çoklu giriş vizesini nasıl aldıkları hâlâ tam olarak açıklığa kavuşturulmuş değil.

Mevcut kurallar ve düzenlemeler çerçevesinde bu tür bir vize almaları neredeyse imkânsız görünüyordu. Bu durum, İngilizlerin önceden tertip ettiği bir tuzağa düşüp düşmediklerini sorgulamamıza yol açıyor. Eğer bu bir tuzaksa, MI6’in bu tuzağa CIA’i de dâhil etmeye çalışmış olabileceği ihtimali gündeme geliyor.

Pompeo’ya e-posta gönderen kişinin kimliği gizlenmiş olsa da o dönemde CIA başkan yardımcısı olan Gina Haspel bu rol için açık bir aday olarak öne çıkıyor.

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden önce casus toplama operasyonlarında uzmanlaşarak kariyerine başlayan Haspel, yıllardır sert bir Rusya karşıtı olarak biliniyor. Haspel, CIA’in Londra istasyon şefi olarak iki kez görev yaptı: 2008-2011 ve 2014-2017. Sergey Skripal, ilk görev süresi sırasında, Haspel’in uzun süredir işbirliği yaptığı CIA Moskova istasyon şefi Daniel Hoffman’ın müzakere ettiği büyük bir casus takasıyla Temmuz 2010’da İngiltere’ye gelmişti. Hoffman, Salisbury olayından Rusya’yı sorumlu tutan ilk kaynaklardan biriydi.

Haspel’in Londra’daki “beklenmedik” ikinci görev döneminde, Skripal’in Rusya ile devam eden bağları ve memleketine dönme arzusu İngiliz istihbaratınca biliniyor olmalıydı.

İlginç bir şekilde, BBC’nin deneyimli muhabiri Mark Urban, zehirlenmeden bir yıl önce GRU kaçağıyla kapsamlı mülakatlar gerçekleştirdi. Urban, Skripal’in “MI6 tarafından satın alınmış evinde otururken bile Kremlin’in söylemlerini benimseyen utanmaz bir Rus milliyetçisi” olduğunu yazmıştı.

Dikkat çekici bir tesadüf olarak Urban, Skripal’in MI6 tarafından işe alınıp yönlendirildiği sırada Pablo Miller ile aynı tank birliğinde görev yapmıştı. Miller aynı zamanda Salisbury’de Skripal’in komşusuydu.

Bunun yanı sıra, GRU kaçağıyla aynı kaderi paylaşan eski Kremlin yetkilisi Valeriy Morozov, Skripal’in Rusya’nın Londra Büyükelçiliği ile “düzenli” olarak temas hâlinde olduğunu ve burada Rus askeri istihbarat yetkilileriyle “her ay” görüştüğünü iddia etti.

Ayrıca, Sergey ve Yulya’ya yönelik olduğu iddia edilen sinir gazı saldırısının Moskova tarafından düzenlendiği fikrini kesin bir dille reddetti:

“Putin’in bunun arkasında olması imkânsız. Kremlin’in nasıl çalıştığını biliyorum, orada görev yaptım. Skripal kim ki? Putin için hiçbir şey ifade etmiyor. Putin onunla ilgilenmez. Kremlin’de eski bir istihbarat görevlisi hakkında konuşan kimse yok. Bunun için bir sebep yok. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi Kremlin açısından daha tehlikeli olur.”

Gina Haspel’e bu bilgilerin iletilmediği fikri, gerçeklik sınırlarını zorluyor. The Washington Post, Haspel’in İngiltere’de geçirdiği süre boyunca CIA ile MI6 arasındaki ilişkinin kişisel “kilit noktası” hâline geldiğini ve teşkilatın “en önemli yabancı ortağı” olan MI6 ile bağları güçlendirdiğini bildirmişti.

İngiliz meslektaşları, gazeteye verdikleri demeçlerde Haspel hakkında, “Onları çok iyi tanıyor… Ona ‘onursal İngiliz masa memuru’ diyorlar,” şeklinde övgüler yağdırmıştı.

Haspel, bu deneyiminden düzenli olarak yararlanarak Londra ile Washington arasındaki “transatlantik ittifakı” dengelemeye çalıştı; bu ilişki, kendisinin Mayıs 2018 ile Ocak 2021 arasında CIA Direktörü olduğu dönemde sık sık gerilim yaşadı.

Bu gerilimlerin önemli bir kısmı, Trump’ın İngiliz kaos ajanlarını “Amerikan istihbaratıyla işbirliği yaparak başkanlık kampanyasına müdahale etmekle” suçlamasından kaynaklanmıştı. Bu suçlamalar, “İngiliz hükümetinin en üst kademelerini sarsmıştı.” The Washington Post, Haspel’in MI6 ile ilişkileri stabilize etme çabalarının örneklerinden biri olarak, Londra’nın Salisbury olayının ardından teşvik ettiği, Batı genelinde Rus diplomatların sınır dışı edilmesi konusunda isteksiz olan Trump’ı ikna etmesini gösteriyor.

Haspel’in Trump’ı Salisbury konusundaki tavrını nasıl değiştirdiği, Nisan 2019’da ortaya çıktı. The New York Times, Trump’ın başlangıçta Skripal’in sözde zehirlenmesini küçümsediğini ve yanıt vermeyi reddettiğini bildirmişti.

Trump, saldırıyı “meşru casus oyunları, nahoş ama casusluk sınırları içinde” olarak değerlendirmişti. Ancak Haspel, Trump’ı Rusya Büyükelçiliği personelini ABD’den sınır dışı etme gibi “güçlü bir alternatifi” benimsemeye ikna etmeyi başardı. Bu süreçte, İngiltere’den sağlanan “duygusal görüntülerden” faydalandı:

“Haspel, Trump’a İngiliz hükümetinin kendisine sağladığı, Noviçok sinir gazından etkilenerek hastalanan küçük çocukların hastanede tedavi gördüğü fotoğrafları gösterdi. Ardından, Rus casuslarının özensiz çalışması sonucu yanlışlıkla öldüğü belirtilen ördeklerin fotoğrafını gösterdi… Trump, hastalanan çocukların ve ölen ördeklerin görüntülerine takıldı. Brifingin sonunda güçlü alternatifi benimsedi.”

The New York Times’ın bu ifşası, özellikle “duygusal görüntüler” daha önce ana akım medyada hiç yayımlanmadığı veya zikredilmediği için büyük yankı uyandırdı.

Skripal’lerın 4 Mart 2018’de Salisbury’nin Avon Playground adlı parkında üç yerel çocuğa ördek beslemeleri için ekmek verdiklerine dair haberler başlangıçta yaygın olarak medyada yer bulmuştu.

Fakat, hiçbir medya organı, hükümet yetkilisi, sağlık çalışanı veya emniyet görevlisi daha önce çocukların veya su kuşlarının Noviçok ile temas sonucu “hastalandığını” iddia etmemişti. Bilakis, olayın aksini gösteren bilgiler bulunmaktaydı.

26 Mart 2018’de, Daily Mail şu haberi yayımladı: Skripal’lerdan ekmek alan ve bir kısmını yediği iddia edilen çocuklar, “zehirlenme korkusuyla kan testi yapılmak üzere hastaneye götürüldü ama kısa sürede hiçbir sağlık sorunları olmadığı anlaşılınca taburcu edildi.”

Dahası, The New York Times haberinin yayımlanmasından iki gün sonra, İngiliz sağlık yetkilileri bir açıklama yaparak, haberi tamamen yalanlamış ve Noviçok maruziyeti nedeniyle hiçbir çocuğun Salisbury’de hastaneye kaldırılmadığını doğruladı.

The New York Times, makalesinde köklü değişiklikler yaparak Haspel’in Trump’a İngilizlerin sağladığı Noviçok kurbanlarının fotoğraflarını gösterdiği iddiasını tamamen çıkardı.

Bunun yerine, gazete “sinir gazı saldırılarının sonuçlarını gösteren fotoğraflar sunduğunu, ancak bunların İngiltere’deki kimyasal saldırıyla ilgili olmadığını” belirtti. Bu görüntülerin gerçekten var olup olmadığı ve İngiliz istihbaratınca Trump’ı Rusya karşıtı sert bir tavır almaya yönlendirmek için sahte olarak üretilip üretilmediği, aradan geçen beş buçuk yılda hâlâ netlik kazanmış değil.

Bu soruların açıklığa kavuşmamış olması, İngiliz casuslarının yıllardır Moskova’yı hedef alan küresel bir diplomat tasfiyesini -tüm gücüyle bir savaşa hazırlık olarak- planladığı ve umduğu gerçeğini daha da dikkat çekici hâle getiriyor.

Örneğin, Ocak 2015’te MI6/NATO destekli Institute for Statecraft (IFS), Rusya’da “rejim değişikliği” hedefi için kullanılabilecek “potansiyel araçları” detaylandıran bir belge yayımlamıştı. Bu araçlar arasında diplomasi, finans, güvenlik, teknoloji, sanayi, askeriye ve kültür yer alıyordu. Üç kez tekrar edilen bir “araç” şunu öne sürüyordu: “Mümkün olduğu kadar çok ülkeden [Rus] istihbarat subayını ve hava/savunma/deniz ataşesini eşzamanlı olarak sınır dışı etmek (küresel Operation Foot).”

Operation Foot, Eylül 1971’de 105 Sovyet yetkilisinin İngiltere’den sınır dışı edilmesiyle sonuçlanmış bir operasyondu. Mart 2018’de Salisbury olayı sonrası Londra’nın 26 ülkeyi -tabii ki ABD dâhil- 150’den fazla Rus diplomatı sınır dışı etmeye ikna etmesi üzerine, ana akım medya organları bu tarihi olaya atıfta bulunmuştu.

Böylece IFS, uzun süredir arzuladığı “Britanya ve Batı’nın kazanabileceği türden eski usul silahlı çatışmaya” bir adım daha yaklaşmış oldu.

Bugüne hızlıca geldiğimizde Britanya ve Batı, o çatışmayı tamamen kaybetme eşiğinde görünüyor. Öte yandan, Salisbury olayının sürekli değişen resmi anlatısı hem büyük hem küçük şekillerde radikal olarak kaymaya devam ediyor.

Dawn Sturgess soruşturmasında, şimdiye kadar medyada yer bulan tüm haberlerin aksine, Skripal’ların ördekleri beslemek için ekmek verdiği çocuklardan birinin aslında “hastalandığı” ve arkadaşlarıyla birlikte “bir iki gün boyunca kendini kötü hissettiği” ifade edildi.

Bu yeni iddialar, İngiliz makamlarının 4 Mart 2018 sabahı Sergey’in evinin kapı tokmağına sürülen Noviçok’un Skripal’leri zehirlediği yönündeki tartışmalı açıklamalarına uyum sağlıyor. Ancak sonraki soruşturmalar, eldeki kanıtların -Yulya Skripal’ın hasta yatağından verdiği ifadeler dâhil- çiftin başka bir yerde, başka bir zamanda ve tamamen farklı bir yöntemle hedef alındığını açıkça gösterdiğini ortaya koyacaktır. Bu bağlamda, olayda İngiliz ve Amerikan istihbaratının doğrudan rol oynadığına dair işaretler artıyor.

Diplomasi

Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Yayınlanma

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.

Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.

Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.

Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.

Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.

Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor

Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.

Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.

Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.

Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.

Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.

Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.

Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.

Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.

Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.

NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.

Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.

Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.

Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.

NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.

Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.

Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.

Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.

Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.

ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor

Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.

Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.

CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.

Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.

Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.

Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.

Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.

Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.

Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.

Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.

Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.

Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor

Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.

Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.

Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.

Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.

Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.

Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.

ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.

Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.

The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.

Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

Yayınlanma

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.

ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.

Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.

Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.

Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.

Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.

“Kiev için büyük bir kayıp”

Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.

Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.

İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.

Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.

Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.

Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.

Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.

Rusya’nın yaptırım listesindeydi

Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.

Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.

Lindsey Graham’a muhtaç olan sistem

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB askerlik çağındaki Ukraynalıların girişini kısıtlayacak

Yayınlanma

Avrupa Birliği, temmuz ayında kabul edeceği yeni direktifle askerlik çağındaki Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişine kısıtlama getirmeyi ve koruma statüsü vermeyi reddetmeyi planlıyor. Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk, hazırlıklarında son aşamaya gelinen ve Varşova yönetiminin de desteklediği düzenlemenin Mart 2027 tarihinde yürürlüğe gireceğini duyurdu.

Avrupa Birliği (AB), askerlik yükümlülüğü bulunan Ukrayna vatandaşlarının birliğe girişini kısıtlamaya ve bu kişilere koruma statüsü verilmesini reddetmeye hazırlanıyor.

Polonya gazetesi Rzeczpospolita’nın Polonya İçişleri Bakanlığının göç politikasından sorumlu Bakan Yardımcısı Maciej Duszczyk’e dayandırdığı habere göre, konuya ilişkin AB direktifi temmuz ayında kabul edilecek ancak Mart 2027 tarihinde yürürlüğe girecek.

Polonya İçişleri Bakan Yardımcısı Duszczyk, düzenlemeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Değişiklikler üzerindeki çalışmalar tamamlanmak üzere. Polonya bu adımları destekliyor” ifadesini kullandı.

Yeni düzenleme kapsamında AB genelindeki geçici koruma statüsü, yalnızca Ukrayna resmi makamları tarafından verilmiş seferberlik tecil veya muafiyet belgesine sahip Ukrayna vatandaşları için geçerli olacak.

Kiev değişiklik talep etti

Ukraynalı mültecilere yönelik geçici koruma direktifindeki bu değişikliklerin doğrudan Kiev yönetiminin talebi doğrultusunda hazırlandığı belirtildi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, yaklaşık bir yıl önce 18-22 yaş aralığındaki Ukraynalı erkeklerin yurtdışında eğitim görmeleri ve çalışmaları için uygulanan çıkış yasağını kaldırmıştı.

Bu kararın ardından üç ay içinde 121 binden fazla Ukraynalı erkek Polonya’ya giriş yaparken, bu kişilerin büyük kısmının daha sonra Almanya’ya geçtiği kaydedildi.

Rzeczpospolita’nın paylaştığı verilere göre, güncel olarak Polonya’da 218 binden fazla askerlik çağında Ukraynalı erkek yaşıyor.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verileri ise AB topraklarında geçici koruma statüsünden yararlanan toplam Ukraynalı sayısının 4,3 milyon olduğunu gösteriyor. Bu kişilerin 1,2 milyonu Almanya’da, 960 bini ise Polonya’da ikamet ediyor.

Avrupa Komisyonu, haziran ayı sonunda askerlik çağındaki Ukraynalı erkeklere mülteci statüsü verilmemesini önermişti. Komisyon bu öneriyi, koruma ihtiyaçları ile Ukrayna’nın genel savunma kapasitesi arasındaki dengenin sağlanması gerekliliğiyle gerekçelendirmişti.

Ukrayna’nın demografi sorunu

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Yetkilisi Dmitro Lubinets, 20 Haziran tarihinde yaptığı açıklamada, Rusya ile yaşanan savaşın ardından 5,7 milyondan fazla Ukrayna vatandaşının ülkeyi terk ettiğini bildirmişti.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sibiga ise yurtdışında zorunlu olarak bulunan Ukraynalı sayısının 8 milyonu aştığını kaydetmişti.

Ukrayna Sosyal Politika, Aile ve Birlik Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayı itibarıyla ülke nüfusunun yaklaşık 22-25 milyon seviyesine gerilediğini açıklamıştı.

Ülkenin 2001 yılında yapılan son resmi nüfus sayımında Ukrayna nüfusu yaklaşık 48 milyon olarak kayıtlara geçmişti.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, ilkbahar aylarında yaptığı açıklamada, yurtdışına giden askerlik çağındaki erkeklere cephedeki askerlerin rotasyonunun sağlanabilmesi için ülkeye geri dönme çağrısı yapmıştı. Ukrayna’da mevcut yasalara göre seferberlik yaşı 25 ile 60 yaş arasında uygulanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English