Asya
Çin akademisi Suriye’yi tartıştı

Şanghay Üniversitesi Küresel Araştırmalar Enstitüsü ve Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi 11 Aralık’ta Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmeleri tartışan bir forum düzenledi.
Forumda, Suriye’de değişen durum ve bölgedeki güç dengelerine etkisi, Türkiye gibi aktörlerin rolü ve Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün bölgedeki politik duruma yansıması gibi başlıklar tartışıldı.
Foruma 10’dan fazla üniversiteden farklı disiplinlerden akademisyenler, araştırmacılar ve öğrenciler katıldı.

Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi araştırmacısı ve üniversitenin önde gelen küresel uzmanlarından biri olan Profesör Guo Changgang, forumun açılış konuşmasını yaptı. Profesör Guo, bölgesel çalışmaların önemli bir misyonunun düşünce kuruluşu rolü oynamak olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, toplantıda “Bölgesel Ülke Çalışmalarının Teorisi ve Pratiği” başlıklı özel bir tartışma oturumu düzenlendi. Bu oturum, bölgesel ülke çalışmalarının temel kavramlarıyla sınırlı kalmadı; bunun yerine, bu alanın özgül “pratik” ve “vaka” analizlerine odaklandı.
Profesör Guo, Donald Trump’ın birinci dönemindeki Türkiye politikasının Türk Lirası’nın çöküşüne doğrudan yol açtığını ve Türkiye’nin hâlâ bu mali ve ekonomik bataklıktan kurtulamadığını belirtti. Ayrıca, Trump’ın birinci dönemindeki Çin politikasının bir ticaret savaşını tetiklediğini ve Çin’in hâlâ Biden yönetiminin yaptırımlarıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Dolayısıyla, Trump’ın yeniden iktidara gelmesinin hem Çin hem de Türkiye açısından büyük bir belirsizlik yaratacağını vurguladı. Bu nedenle, Trump’ın ikinci dönemine dair bağlamda “Çin-Türkiye ilişkilerinin ve Türkiye’nin diplomatik meselelerinin tartışılması özellikle gerekli görülmektedir” dedi.
Forumda ayrıca yaklaşık 1,5 saat boyunca Suriye’nin mevcut durumu ve Türkiye konulu yuvarlak masa tartışması yapıldı. Bu bölümde konuşmacılar Suriye’deki ani değişimlerin üç ana faktörden kaynaklandığını belirtti:
- Ekonomik faktörler: Beşar Esad hükümeti, Batı yaptırımları ve ambargolarıyla karşı karşıya kalırken, Rusya ve İran’dan gelen ekonomik yardımların azalması ekonomik krizlere neden olmuş ve fiyatların hızla yükselmesiyle isyancı güçler etkili bir dirençle karşılaşmadan ilerlemiştir.
- Dış etkenler: İran, Rusya ve Hizbullah’ın Suriye hükümetine verdiği “dış yardım” azalırken, Türkiye, ABD, İsrail ve Ukrayna gibi aktörlerin yıkıcı müdahaleleri artmıştır.
- Askeri faktörler: Suriye hükümet güçleri, askeri reformlar yapmış ve alt düzey subayları azaltmıştır. Buna karşılık, isyancılar yurt dışındaki çatışmalarda deneyim kazanmış ve insansız hava araçları ile yeni taktikler kullanmaya başlamıştır.
Suriye’nin deleceğine dair öngörüler
Akademisyenler, Suriye’deki politik geçişin zorlu olacağını öngördü. Seküler veya dini bir devlet, cumhuriyet ya da federal bir yapı kurulması tartışmalarının; Arap liderliğinde bir yapı veya Kürt özerkliği gibi meselelerin, Sünni, Nusayri ve Kürtler arasındaki güç paylaşımı konusunda yeni gerilimlere yol açabileceği ifade edildi.
Ayrıca, Suriye’de yeni bir çatışma riski bulunduğuna işaret edildi. Hem örgütlerin kendi arasında hem de Türkiye ve Kürt örgütler arasında çatışma tehlikesine işaret edildi.
Öte yandan Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail’in stratejik çıkarlarına dayanarak Beşar Esad hükümetini deviren HTŞ ile aktif şekilde işbirliği yapabileceği belirtildi.
ABD ve Rusya, Rusya ve Türkiye, İran ve İsrail, Türkiye ve Körfez Arap ülkeleri arasındaki çatışmaların; laiklik ile din, terörizm ile terörle mücadele eksenindeki gerilimlerin devam edeceği öngörüldü.
Bazı akademisyenler, Suriye’nin Irak veya Libya modeline mi benzeyeceği konusunda belirsizlik olduğunu, ancak büyük güçler arasında yeni bir rekabet alanı haline gelebileceğini vurguladı. Diğerleri ise, 2011’den bu yana uluslararası ve bölgesel rekabetin azaldığını ve Suriye krizinin ülke dışına yayılma olasılığının düşük olduğunu savundu.

Türkiye’nin durumu: Büyük kazançlar mı, yeni zorluklar mı?
Bu başlıktaki tartışmalar, Türkiye’nin Suriye’deki değişimlerdeki rolüne odaklandı. Bazıları Beşar Esad hükümetinin düşüşünün, Türkiye’yi “büyük bir kazanan” konumuna getirdiğini kaydetti. İran liderliğindeki “Direniş Ekseni”nin gerilemesi ve İsrail’in olumsuz imajının yayıldığı bir dönemde Türkiye’nin stratejik bir avantaj elde ettiği ifade edildi. Bunun yanı sıra, bölge dışı güçlerin Ortadoğu’daki genel etkisinin azalmasının da Türkiye için avantajlı bir durum yarattığı kaydedildi.
Konuşmacılar Çin’in Türkiye ile daha yakın ilişki kurması gerektiği konusunda fikir birliğine vardılar.
Ancak bazı akademisyenler, Türkiye’nin elde ettiği kazanımlara rağmen, “karşı hamle” korkusuyla karşı karşıya olduğunu ve sorunlarının henüz yeni başladığını dile getirdi.
Türkiye’nin gelecekte karşılaşabileceği sorunlar şu şekilde sıralandı:
- Suriye’nin yeniden inşasına daha fazla yatırım yapacak mı, yoksa bunu göze alamayıp (ekonomik yetersizlikten ötürü) süreci kendi haline mi bırakacak?
- Suriye ile Batı arasındaki ilişkileri nasıl koordine edecek?
- Diğer tarafların endişelerini nasıl giderecek?
İleride Türkiye’nin Suriye meselesinde daha pasif bir pozisyona sürüklenebileceği de ihtimaller arasında sayıldı.
Donald Trump döneminde Ortadoğu politikaları
Donald Trump’ın Ocak ayında Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte, Ortadoğu’nun yeni bir sınavla karşı karşıya kalacağı ifade edildi.
Donald Trump 2.0 dönemi Ortadoğu politikalarının, Trump’ın “Önce Amerika” ilkesine dayalı genel hedeflerinden, 1.0 dönemindeki Ortadoğu politikalarının devamından ve mevcut gelişmelerden etkileneceği kaydedildi.
Trump’ın genel amacının, “Önce Amerika” ilkesini uygulayarak ekonomiyi ve uluslararası konumunu canlandırmak olduğu vurgulanırken, Ortadoğu’da bunun, doğrudan askeri harcamaların azaltılması, ancak Rusya ve Çin’e karşı bir stratejinin güçlendirilmesi, ekonomik işbirliği ve yüksek teknoloji projelerinin engellenmesi anlamına geldiği değerlendirmesi yapıldı.
Trump’ın 1.0 döneminden kalan “üç eksen” politikasının muhtemelen devam edeceği kaydedildi: ABD hâkimiyetini engelleyen güçlerin bastırılması, İran ve “direniş ekseni”ne destek veren aktörlerin zayıflatılması, “İslam Devleti”ne karşı mücadele. Bu doğrultuda 3 hamle öngörüldü: İsrail’i destekleme, Suudi Arabistan ile yakınlaşma ve ittifak stratejisini ilerletme.
Trump’ın İsrail yanlısı eğiliminin, mevcut çatışma döngüsünü hızla ve İsrail lehine sona erdirmesi beklenmekle birlikte, Filistin meselesine adil bir çözüm sunması olası görülmemektedir.
İran’a yönelik ise, yeni bir “maksimum baskı” politikasının uygulanması, ekonomik yaptırımların sertleşmesi ve olası askeri tehditlerin gündeme gelmesi öngörüldü.
Toplantıya katılan akademisyenler, Çin için Trump’ın 2.0 dönemi Ortadoğu politikasının hem zorluklar hem de fırsatlar sunduğunu belirttiler.
Çin, güvenlik ve ekonomik bağlarını hedef odaklı bir şekilde güçlendirebilir, yeni alanlar açabilir ve diplomatik olarak bölgesel sıcak konulara ilişkin çalışmalarını artırarak arabuluculuk rolü üstlenebilir.
Asya
Japon elektrik üreticisi JERA, ABD’deki veri merkezi için 3 milyar dolarlık büyük gaz yakıtlı santral kuracak

Nikkei Asia’nın pazartesi günü edindiği bilgiye göre Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, ABD’de aynı sahada yer alacak bir veri merkezi için yaklaşık 500 milyar yen, yani 3 milyar dolar değerinde büyük bir gaz yakıtlı elektrik santrali inşa edecek.
Bu adım, Japon şirketinin ABD’li teknoloji devlerinin yapay zekâya yönelik benzeri görülmemiş yatırımları karşısında hızla büyüyen enerji altyapısı talebinden pay alma hedefiyle birlikte geldi.
Japonya’nın en büyük elektrik üreticisi JERA, büyük dil modellerinin eğitimi için bitişikteki veri merkezlerine elektrik sağlamak üzere ABD’de doğal gaz santrali inşa etmek amacıyla büyük Amerikan teknoloji şirketleriyle ortaklık kuruyor. 3 milyar dolarlık yatırım kapsamında kurulacak santralin 2028’de faaliyete geçmesi planlanıyor.
Bu proje, yapay zekâ eğitimi için istikrarlı elektrik arzına duyulan acil ihtiyacı yansıtıyor. Doğal gaz santralleri, veri merkezlerinin yüksek yük taleplerini karşılamak için geçiş dönemi çözümü işlevi görüyor.
Piyasa mekanizmaları açısından bakıldığında, yapay zekâ sermaye harcamaları elektrik üretimi ile veri merkezlerinin birlikte gelişimini tetikliyor. Finansman doğal gaz altyapısına ve hiper ölçekli veri merkezi işletmecilerine yönelirken, elektrik ekipmanı tedarikçileri ve bulut hizmet sağlayıcıları bu süreçten fayda sağlıyor.
JERA daha önce yurt dışı enerji varlıklarına yönelik yatırımlarını aktif biçimde geliştirmişti. ABD’li teknoloji devleriyle bu santral işbirliği, Japon şirketlerinin küresel yapay zekâ tedarik zincirine katılma stratejisinin devamı niteliğinde. Bu eğilim, Microsoft gibi şirketlerin kendi veri merkezi enerji kaynaklarını inşa etmesine benzer bir yönelimi yansıtıyor.
Sermaye akışları bakımından proje, altyapı fonlarını ve enerji dönüşümü sermayesini kendine çekecek. Bu da doğal gazın yapay zekâ veri merkezleri için güvenilir bir baz yük enerji kaynağı rolünü güçlendirirken, yenilenebilir enerji ve depolama yatırımlarını da teşvik edecek.
Google ve Amazon’un veri merkezleri için uzun vadeli elektrik alım anlaşmaları imzalamasına benzer şekilde, Japon şirketleri de doğrudan yatırımlar yoluyla yapay zekâ büyümesinden doğan kazançları güvence altına alıyor. Bu süreç, küresel enerji ve bilişim altyapısının entegrasyonunu hızlandırıyor.
Özünde bu gelişme, teknolojik ikame ve sanayi zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına geliyor. Yapay zekâ eğitiminde kullanılan hesaplama gücündeki patlayıcı büyüme, yerel elektrik tedarikini zorunlu kılıyor. Bu durum, fiyatlama gücünü geleneksel kamu hizmeti şirketlerinden veri merkezleri ile elektrik üretiminin birleşimine doğru kaydırıyor ve küresel enerji sermayesinin tahsisini yeniden şekillendiriyor.
Japon sanayiciler ve yöneticiler, ABD’ye ‘sonu gelmez’ yatırımlar konusunda uyardı
Asya
Güney Kore, Orta Doğu’da savaş sonrası yeniden imar için görev gücü kurdu

Güney Kore Dışişleri Bakanı Cho Hyun pazartesi günü yaptığı açıklamada, Güney Kore hükümetinin, Güney Koreli şirketlerin çatışma sonrası yeniden imar çalışmalarına katılımını desteklemek amacıyla Orta Doğu genelinde ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını belirlemek üzere bir görev gücü kurduğunu söyledi.
Cho, düzenlediği basın toplantısında, “Güney Koreli şirketlerin Orta Doğu’daki yeniden imar çalışmalarına katılımını kolaylaştırmak ve bölgeyle daha geniş ekonomik işbirliği geliştirmek amacıyla bakanlık özel bir görev gücü kurdu ve yurt dışı temsilcilikler aracılığıyla ülke bazlı işbirliği ihtiyaçlarını aktif biçimde tespit etti” dedi.
Cho, “Krizlere verdiğimiz yanıtlar, Orta Doğu ülkeleri nezdinde Güney Kore’nin zor zamanlarda yanlarında duran güvenilir bir ortak olduğu algısını güçlendirdi” diye ekledi.
Geçen hafta ABD ve İran, aylar süren savaşı sona erdirmeyi amaçlayan bir mutabakat zaptı imzaladı. Söz konusu mutabakat, iki ülke arasındaki ateşkesi 60 gün uzatacak; bu süre içinde nükleer meseleler ve diğer başlıkların ele alınarak nihai bir barış anlaşmasına varılması için müzakereler yürütülecek.
Cho, anlaşmanın yalnızca kısa vadeli bir gerilimi azaltma tedbiri olarak kalmaması, aynı zamanda bölgede kalıcı barış ve istikrarın temeli haline gelmesi için ABD ve daha geniş uluslararası toplumla birlikte çalışacaklarını taahhüt etti.
Hürmüz Boğazı’nda mahsur kalan Güney Kore bağlantılı gemilere ilişkin olarak Cho, hükümetin ilgili koşulları ve Kore gemileri ile mürettebatının güvenliğini yakından izlemeyi sürdürdüğünü söyledi.
Cho, “Bizim gemilerimiz de dahil olmak üzere tüm gemiler için serbest ve güvenli geçişin hızla yeniden tesis edilmesini sağlamak amacıyla ilgili ülkelerle işbirliğimizi sürdüreceğiz” dedi. “Yakın gelecekte İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi yapılması için Tahran ile koordinasyon halindeyiz” diye ekledi.
Okyanuslar Bakanlığı’na göre, Güney Kore tarafından işletilen iki gemi pazartesi günü Hürmüz Boğazı’ndan çıktı. Bu gemiler, geçen haftaki ABD-İran anlaşmasıyla stratejik deniz yolunun yeniden açılmasının ardından su yolundan geçen ilk Güney Kore bağlantılı gemiler oldu.
Bu çıkışla birlikte bölgede kalan Güney Kore bağlantılı gemi sayısı 22’ye düştü.
Daha sonra bakanlıktan üst düzey bir yetkili, Güney Kore ile ABD’nin bu yıl içinde, Seul’ün nükleer denizaltı arayışı ile uranyum zenginleştirme ve kullanılmış yakıtı yeniden işleme kabiliyetleri dahil olmak üzere temel nükleer işbirliği konularında anlaşmaya varmasının beklendiğini söyledi.
Kimliğinin açıklanmaması koşuluyla konuşan yetkili, “Son görüşmeler Güney Kore’de yapıldı ve yakın gelecekte ABD’de yeni bir turun gerçekleştirilmesi bekleniyor” dedi.
Güney Kore’nin zenginleştirme ve yeniden işleme haklarını elde edebilmesi için ABD ile ikili nükleer işbirliği anlaşmasında, 123 Anlaşması olarak bilinen düzenlemede, kısmi ya da kapsamlı değişiklikler yapılmasını veya bir ek protokol kabul edilmesini sağlaması gerekecek.
Yetkili, “Bir anlaşmanın biçiminden çok içeriği önemlidir” dedi ve aynı ilkenin nükleer denizaltılara ilişkin görüşmeler için de geçerli olduğunu belirtti. “Mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak gibi net bir hedef belirledik” dedi.
Kuzey Kore konusunda ise yetkili, Çin’in Pyongyang’ın nükleer silah programına fiilen göz yumduğu yönündeki spekülasyonları reddederek, Pekin’in “bu konuyu kamuoyu önünde tartışmaktan kaçınmış göründüğünü” söyledi.
Bu açıklamalar, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in kısa süre önce Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ile görüşmek üzere Pyongyang’a yaptığı ziyaretin ardından geldi. Önceki görüşmelerinin aksine, bu ziyarette Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılması konusu kamuoyu önünde dile getirilmedi.
Bakanlık yetkilisi, “Çin’in bu konuyu kamuoyu önünde ele alma konusundaki isteksizliği, Kuzey Kore ile ilişkileri ve Pyongyang ile Moskova arasındaki büyüyen ilişki bağlamında daha geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir” dedi.
Yetkili ayrıca Kuzey Kore, Çin ve Rusya arasında derinleşen hizalanmanın arzu edilmeyen bir durum olacağı uyarısında bulundu ve Güney Kore, Çin ve Japonya arasındaki üçlü işbirliğinin önemini vurguladı.
Başkan Lee Jae Myung’un kısa süre önce G7 zirvesinde ABD Başkanı Donald Trump’a Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan arındırılmasının aşamalı olarak yürütülmesi yönünde yaptığı öneriye ilişkin olarak yetkili, Seul ile Washington’ın büyük ölçüde aynı çizgide kalmaya devam ettiğini söyledi.
“Çalışma düzeyindeki istişareler yoluyla ABD ile koordinasyonu sürdürdük; bu nedenle pozisyonlarımız arasında temel bir fark olduğunu düşünmüyorum” dedi.
Asya
Çin, Rusya’nın yaptırımlı LNG’si için ikinci terminali hazırlıyor

ABD yaptırımı altındaki Arktik LNG-2 projesinden geçen yıl sevkiyat almaya başlayan Çin, Rus sıvılaştırılmış doğalgazını kabul etmek için ikinci bir ithalat terminali hazırlıyor. Reuters’a konuşan kaynaklar, Şandong eyaletindeki yeni terminalin ekim ayına kadar hazır hale getirilmesinin planlandığını belirtiyor.
ABD yaptırımları altında bulunan ve geçen yıl Çin’deki bir limana sevkiyat gerçekleştiren Arktik LNG-2 projesinin yeni bir kabul noktasına sahip olabileceği belirtildi.
Reuters haber ajansına konuşan ve konu hakkında bilgi sahibi olan üç kaynak, Çin’in yaptırımlı Rus sıvılaştırılmış doğalgazını (LNG) işlemek üzere ikinci bir ithalat terminali hazırladığını aktardı.
Söz konusu kaynaklar, bu amaçla doğu eyaleti Şandong’da yer alan ve inşası yeni tamamlanan Lungkou LNG terminalinin kullanılacağını bildirdi.
Enerji sektöründen üst düzey bir yönetici, mekanik ekipman montajı tamamlanan terminalin kış sezonu başlangıcı olan ekim ayından önce hazır hale getirilmesinin planlandığını ifade etti.
Yeni terminali, Ağustos 2025’ten bu yana Rus LNG’sini kabul eden Beyhay terminalini de işleten boru hattı şirketi PipeChina yönetecek.
Arktik LNG-2 projesini yürüten Novatek şirketi, Çin’in tek alıcı olarak kalması nedeniyle ürünlerini yüzde 35 ila yüzde 40 indirimle satmak zorunda kalıyor.
Projeden gaz ihracatının normal şartlarda 2024 yılının başında başlaması öngörülüyordu, ancak ABD 2023 yılının sonbaharında projeye yönelik yaptırımlar uygulamaya koydu.
Novatek, bu gelişmenin ardından LNG’yi yüzer depolama tesislerine taşımaya başladı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in gerçekleştirdiği ziyaret döneminde, Kamçatka açıklarında bulunan bu depolama tesislerinin birinden Çin’e yönelik ilk sevkiyatlar gerçekleştirildi.
Kpler verilerine göre, 10 aydan kısa bir sürede Çin, Arktik LNG-2 projesinden toplamda 2,6 milyon ton ağırlığında 41 parti LNG teslim aldı. Projenin geliştirme planı ise yıllık 18,9 milyon ton üretim yapılmasını öngörüyordu.
Buna göre Novatek, yaptırımlar sebebiyle projenin tam kapasiteyle çalışması durumunda hedeflenen miktarın yaklaşık 6 kat daha azını satabildi. Şirket, iki üretim hattını inşa etmesine rağmen üçüncü hattın inşasını ertelemek zorunda kaldı.
Reuters, Beyhay terminalinin yaptırım listesinde yer alan bir diğer tesis olan “Gazprom LNG Portovaya” fabrikasından da üç parti gaz kabul ettiğini kaydetti.
Beyhay’daki Çin terminalinin yıllık kapasitesi 6 milyon ton düzeyinde bulunurken, Lungkou’daki yeni terminalin yılda 5 milyon ton gaz kabul etme kapasitesine sahip olacağı belirtildi.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









