Bizi Takip Edin

Asya

Çin akademisi Suriye’yi tartıştı

Yayınlanma

Şanghay Üniversitesi Küresel Araştırmalar Enstitüsü ve Şanghay Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi 11 Aralık’ta Suriye ve Ortadoğu’daki gelişmeleri tartışan bir forum düzenledi.

Forumda, Suriye’de değişen durum ve bölgedeki güç dengelerine etkisi, Türkiye gibi aktörlerin rolü ve Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün bölgedeki politik duruma yansıması gibi başlıklar tartışıldı.

Foruma 10’dan fazla üniversiteden farklı disiplinlerden akademisyenler, araştırmacılar ve öğrenciler katıldı.

Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi araştırmacısı ve üniversitenin önde gelen küresel uzmanlarından biri olan Profesör Guo Changgang, forumun açılış konuşmasını yaptı. Profesör Guo, bölgesel çalışmaların önemli bir misyonunun düşünce kuruluşu rolü oynamak olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, toplantıda “Bölgesel Ülke Çalışmalarının Teorisi ve Pratiği” başlıklı özel bir tartışma oturumu düzenlendi. Bu oturum, bölgesel ülke çalışmalarının temel kavramlarıyla sınırlı kalmadı; bunun yerine, bu alanın özgül “pratik” ve “vaka” analizlerine odaklandı.

Profesör Guo, Donald Trump’ın birinci dönemindeki Türkiye politikasının Türk Lirası’nın çöküşüne doğrudan yol açtığını ve Türkiye’nin hâlâ bu mali ve ekonomik bataklıktan kurtulamadığını belirtti. Ayrıca, Trump’ın birinci dönemindeki Çin politikasının bir ticaret savaşını tetiklediğini ve Çin’in hâlâ Biden yönetiminin yaptırımlarıyla karşı karşıya olduğunu vurguladı.

Dolayısıyla, Trump’ın yeniden iktidara gelmesinin hem Çin hem de Türkiye açısından büyük bir belirsizlik yaratacağını vurguladı. Bu nedenle, Trump’ın ikinci dönemine dair bağlamda “Çin-Türkiye ilişkilerinin ve Türkiye’nin diplomatik meselelerinin tartışılması özellikle gerekli görülmektedir” dedi.

Forumda ayrıca yaklaşık 1,5 saat boyunca Suriye’nin mevcut durumu ve Türkiye konulu yuvarlak masa tartışması yapıldı. Bu bölümde konuşmacılar Suriye’deki ani değişimlerin üç ana faktörden kaynaklandığını belirtti:

  1. Ekonomik faktörler: Beşar Esad hükümeti, Batı yaptırımları ve ambargolarıyla karşı karşıya kalırken, Rusya ve İran’dan gelen ekonomik yardımların azalması ekonomik krizlere neden olmuş ve fiyatların hızla yükselmesiyle isyancı güçler etkili bir dirençle karşılaşmadan ilerlemiştir.
  2. Dış etkenler: İran, Rusya ve Hizbullah’ın Suriye hükümetine verdiği “dış yardım” azalırken, Türkiye, ABD, İsrail ve Ukrayna gibi aktörlerin yıkıcı müdahaleleri artmıştır.
  3. Askeri faktörler: Suriye hükümet güçleri, askeri reformlar yapmış ve alt düzey subayları azaltmıştır. Buna karşılık, isyancılar yurt dışındaki çatışmalarda deneyim kazanmış ve insansız hava araçları ile yeni taktikler kullanmaya başlamıştır.

Suriye’nin deleceğine dair öngörüler

Akademisyenler, Suriye’deki politik geçişin zorlu olacağını öngördü. Seküler veya dini bir devlet, cumhuriyet ya da federal bir yapı kurulması tartışmalarının; Arap liderliğinde bir yapı veya Kürt özerkliği gibi meselelerin, Sünni, Nusayri ve Kürtler arasındaki güç paylaşımı konusunda yeni gerilimlere yol açabileceği ifade edildi.

Ayrıca, Suriye’de yeni bir çatışma riski bulunduğuna işaret edildi. Hem örgütlerin kendi arasında hem de Türkiye ve Kürt örgütler arasında çatışma tehlikesine işaret edildi.

Öte yandan Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail’in stratejik çıkarlarına dayanarak Beşar Esad hükümetini deviren HTŞ ile aktif şekilde işbirliği yapabileceği belirtildi.

ABD ve Rusya, Rusya ve Türkiye, İran ve İsrail, Türkiye ve Körfez Arap ülkeleri arasındaki çatışmaların; laiklik ile din, terörizm ile terörle mücadele eksenindeki gerilimlerin devam edeceği öngörüldü.

Bazı akademisyenler, Suriye’nin Irak veya Libya modeline mi benzeyeceği konusunda belirsizlik olduğunu, ancak büyük güçler arasında yeni bir rekabet alanı haline gelebileceğini vurguladı. Diğerleri ise, 2011’den bu yana uluslararası ve bölgesel rekabetin azaldığını ve Suriye krizinin ülke dışına yayılma olasılığının düşük olduğunu savundu.

Türkiye’nin durumu: Büyük kazançlar mı, yeni zorluklar mı?

Bu başlıktaki tartışmalar, Türkiye’nin Suriye’deki değişimlerdeki rolüne odaklandı. Bazıları Beşar Esad hükümetinin düşüşünün, Türkiye’yi “büyük bir kazanan” konumuna getirdiğini kaydetti. İran liderliğindeki “Direniş Ekseni”nin gerilemesi ve İsrail’in olumsuz imajının yayıldığı bir dönemde Türkiye’nin stratejik bir avantaj elde ettiği ifade edildi. Bunun yanı sıra, bölge dışı güçlerin Ortadoğu’daki genel etkisinin azalmasının da Türkiye için avantajlı bir durum yarattığı kaydedildi.

Konuşmacılar Çin’in Türkiye ile daha yakın ilişki kurması gerektiği konusunda fikir birliğine vardılar.

Ancak bazı akademisyenler, Türkiye’nin elde ettiği kazanımlara rağmen, “karşı hamle” korkusuyla karşı karşıya olduğunu ve sorunlarının henüz yeni başladığını dile getirdi.

Türkiye’nin gelecekte karşılaşabileceği sorunlar şu şekilde sıralandı:

  • Suriye’nin yeniden inşasına daha fazla yatırım yapacak mı, yoksa bunu göze alamayıp (ekonomik yetersizlikten ötürü) süreci kendi haline mi bırakacak?
  • Suriye ile Batı arasındaki ilişkileri nasıl koordine edecek?
  • Diğer tarafların endişelerini nasıl giderecek?

İleride Türkiye’nin Suriye meselesinde daha pasif bir pozisyona sürüklenebileceği de ihtimaller arasında sayıldı.

Donald Trump döneminde Ortadoğu politikaları

Donald Trump’ın Ocak ayında Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte, Ortadoğu’nun yeni bir sınavla karşı karşıya kalacağı ifade edildi.
Donald Trump 2.0 dönemi Ortadoğu politikalarının, Trump’ın “Önce Amerika” ilkesine dayalı genel hedeflerinden, 1.0 dönemindeki Ortadoğu politikalarının devamından ve mevcut gelişmelerden etkileneceği kaydedildi.

Trump’ın genel amacının, “Önce Amerika” ilkesini uygulayarak ekonomiyi ve uluslararası konumunu canlandırmak olduğu vurgulanırken, Ortadoğu’da bunun, doğrudan askeri harcamaların azaltılması, ancak Rusya ve Çin’e karşı bir stratejinin güçlendirilmesi, ekonomik işbirliği ve yüksek teknoloji projelerinin engellenmesi anlamına geldiği değerlendirmesi yapıldı.

Trump’ın 1.0 döneminden kalan “üç eksen” politikasının muhtemelen devam edeceği kaydedildi: ABD hâkimiyetini engelleyen güçlerin bastırılması, İran ve “direniş ekseni”ne destek veren aktörlerin zayıflatılması, “İslam Devleti”ne karşı mücadele. Bu doğrultuda 3 hamle öngörüldü: İsrail’i destekleme, Suudi Arabistan ile yakınlaşma ve ittifak stratejisini ilerletme.

Trump’ın İsrail yanlısı eğiliminin, mevcut çatışma döngüsünü hızla ve İsrail lehine sona erdirmesi beklenmekle birlikte, Filistin meselesine adil bir çözüm sunması olası görülmemektedir.

İran’a yönelik ise, yeni bir “maksimum baskı” politikasının uygulanması, ekonomik yaptırımların sertleşmesi ve olası askeri tehditlerin gündeme gelmesi öngörüldü.

Toplantıya katılan akademisyenler, Çin için Trump’ın 2.0 dönemi Ortadoğu politikasının hem zorluklar hem de fırsatlar sunduğunu belirttiler.

Çin, güvenlik ve ekonomik bağlarını hedef odaklı bir şekilde güçlendirebilir, yeni alanlar açabilir ve diplomatik olarak bölgesel sıcak konulara ilişkin çalışmalarını artırarak arabuluculuk rolü üstlenebilir.

Asya

Hindistan, ABD ile ticaret görüşmelerinde daha iyi koşullar için direniyor

Yayınlanma

Yetkililer ve analistlere göre Hindistan, ABD ile son görüşmelerde hızlı bir ticaret anlaşmasını reddetti ve Başbakan Narendra Modi’nin yeni ticaret ortakları, azalan ekonomik riskler ve iç siyasette elde ettiği kazanımlardan aldığı güvenle daha iyi koşullar için beklemeyi tercih etti.

Aylar süren müzakerelerin ardından iki ülke, ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer’ın geçen ay Yeni Delhi’ye yaptığı ziyaret sırasında geçici bir ticaret anlaşmasını sonuçlandıramadı. Oysa her iki taraf da sınırlı kapsamlı bir anlaşmaya varılmasının yakın olduğunu düşünüyordu.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir Hindistan hükümeti yetkilisi, Reuters’a, Washington’ın Yeni Delhi’nin temel talepleri konusunda güvence vermemesi nedeniyle uzlaşma sağlanamadığını söyledi. Bu talepler arasında Hindistan’a Çin gibi rakipleri karşısında tarife avantajı tanınması ve anlaşma sonrasında ABD tarafından yeni vergiler getirilmemesi bulunuyordu.

Yetkili, “Tutumumuz açık. Olumlu koşullar içermeyen bir anlaşmaya alelacele imza atmayı ya da tarım konusunda taviz vermek gibi kırmızı çizgilerimizden ödün vermeyi düşünmüyoruz” dedi.

Yetkililer ve analistlere göre Washington, Başkan Donald Trump’ın bu ayın ilerleyen günlerinde yürürlüğe girmesi beklenen yeni gümrük vergilerine hazırlandığı bir dönemde, stratejik ortağı Hindistan’dan hızlı ticari tavizler almayı umuyordu. Ancak Hindistan’ın direnmesi, ihracatına daha yüksek vergiler uygulanması ve şirketler açısından belirsizliğin uzaması riskini beraberinde getiriyor.

Greer ile yapılan görüşmelerin ertesi günü Hindistan Ticaret Bakanı Piyush Goyal, Hindistan’a avantaj sağlamadığı sürece ABD ile anlaşmanın uygulamaya konulmayacağını söyledi. Bu açıklama, daha yüksek tarife ihtimaline rağmen Yeni Delhi’nin tutumunu sertleştirdiğini ve anlaşma konusunda acele etmediğini gösterdi.

Diğer birçok ülkede olduğu gibi Hindistan’dan gelen malların büyük bölümü şu anda ABD’de yüzde 10 gümrük vergisine tabi. Ancak Trump yönetiminin, aşırı sanayi kapasitesine ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında bu ay daha yüksek tarifeler getirmesi bekleniyor. Hindistan ise ABD’nin kapasite fazlasına ilişkin suçlamalarını reddediyor.

Washington, zorla çalıştırılarak üretilen malların ticaretini engellemekte başarısız oldukları iddiasıyla aralarında Hindistan’ın da bulunduğu onlarca ülkeye yüzde 12,5’e varan yeni tarifeler uygulanmasını daha önce teklif etmişti.

Görüşmeler hakkında bilgi sahibi bir ABD kaynağının Reuters’a aktardığına göre Washington’ın tutumu, Hindistan’ın talep ettiği tercihli ticaret hükümlerinden yararlanabilmek için kendi tavizlerini vermesi gerektiği yönünde.

Müzakerelerin gizli olması nedeniyle Hindistanlı yetkili ile ABD’li kaynak isimlerinin açıklanmasını istemedi. Hindistan Ticaret Bakanlığı ile ABD Ticaret Temsilciliği, e-posta yoluyla gönderilen yorum taleplerine yanıt vermedi.

İsminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkili, Washington’ın Hindistan ile görüşmeleri sürdürdüğünü ve hâlâ bir anlaşmaya varılmasını beklediğini söyledi ancak herhangi bir takvim paylaşmadı.

Yetkili, bununla birlikte Hindistan’ın müzakerelerde zaman zaman yavaş, bürokratik ve zorlu bir tutum sergilediğini belirterek hızlı bir anlaşma ihtimalinin düşük olduğu sinyalini verdi.

Beyaz Saray Sözcüsü Kush Desai, görüşmelerdeki tıkanıklığa ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Trump yönetimi, Amerikalıları ve ‘Önce Amerika’ yaklaşımını merkeze alan tarihi bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmak için Hindistanlı yetkililerle verimli temaslarını sürdürüyor.”

Modi’nin üst düzey danışmanı: Hindistan yüzde 8 büyümeye çok yakın

Hindistan’ın ihracatı artıyor, ekonomik riskler azalıyor

Ticaret analistlerine göre ihracattaki artış, diğer ülkeler ve bloklarla imzalanan yeni ticaret anlaşmaları ve ekonomik risklerin azalması, Hindistan’ın elini güçlendirdi.

Yetkililerin verdiği bilgiye göre Hindistan’ın toplam mal ihracatı, İran’daki savaşın yol açtığı aksamalara rağmen nisan-haziran döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık yüzde 15 arttı. Bu artışta, fiyatı yükselen petrol ürünleri sevkiyatları etkili oldu.

Tüccarların alternatif nakliye güzergâhlarına yönelmesinin ardından Körfez ülkelerine ihracat savaş öncesi seviyelere geri döndü. Mart ayında 2,62 milyar dolar olan ihracat mayısta 5,3 milyar dolara yükselirken, ABD’ye ihracat nisan ve mayıs aylarında 17,29 milyar dolara çıktı.

Hindistan ayrıca diğer gelişmiş pazarlara erişimini genişletiyor. İngiltere ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının bu ay yürürlüğe girmesi, Avrupa Birliği ile yapılacak anlaşmanın ise gelecek yılın başlarında tamamlanması bekleniyor.

Washington merkezli Asia Society Policy Institute’un kıdemli başkan yardımcısı ve eski ABD ticaret yetkilisi Wendy Cutler, “Hindistanlı müzakereciler, ülkenin güçlü ekonomisi, diğer ortaklarla yürüttüğü çeşitlendirme girişimleri ve dünyadaki stratejik konumu sayesinde görüşmelerde belirli bir manevra alanı kazandı” dedi.

Goldman Sachs ekonomisti Santanu Sengupta bir raporunda, ABD ile İran arasındaki geçici barış anlaşmasının petrol fiyatlarını düşürerek Hindistan’ın ekonomik görünümünü iyileştirdiğini belirtti.

Banka, Hindistan için 2026 büyüme tahminini yüzde 6,8’e yükseltirken, enflasyon ve cari açık tahminlerini düşürdü. Bu da Yeni Delhi’nin daha iyi koşullar elde etmek amacıyla beklemek için ekonomik açıdan daha geniş bir hareket alanına sahip olduğunu gösteriyor.

Rupinin değer kaybetmesi de ihracatçıların rekabet gücünü artırdı.

Washington’ı bekleme stratejisi

Bir başka Hindistanlı yetkiliye göre Yeni Delhi ayrıca ABD’nin bazı ticaret önlemlerinin hukuki ya da siyasi engellerle karşılaşabileceğini hesaplıyor.

Demokrat Parti’den 22 eyalet başsavcısından oluşan bir grup, Trump yönetiminin zorla çalıştırmaya ilişkin soruşturmalar kapsamında önerdiği tarifelere karşı şimdiden itirazda bulundu.

Ticaret analistlerine göre ABD tarifelerine ilişkin hukuki belirsizlikler ile Modi’nin son eyalet seçimlerindeki zaferleri, Hindistan’ın aceleye getirilmiş bir anlaşmaya direnmesine yardımcı oldu.

Modi’nin Bharatiya Janata Partisi’nin üst düzey yöneticileri, ticaret anlaşmalarının Hindistanlı çiftçileri ve küçük işletmeleri koruması gerektiğini kamuoyu önünde savundu. Yeni Delhi, siyasi açıdan etkili olan bu iki kesimi ticaret müzakerelerinde uzun süredir koruyor.

Eski ticaret müzakerecisi ve Global Trade Research Initiative’in kurucusu Ajay Srivastava, “Hindistan, aceleye getirilmiş bir anlaşmayı geciktirmenin, hatta tamamen terk etmenin; maliyeti geçici tarife avantajlarının çok ötesine geçebilecek yükümlülüklerin altına girmekten daha ihtiyatlı olabileceğinin farkında” dedi.

Hindistan’da Hamamböceği Partisi’nin protestoları sürüyor

Okumaya Devam Et

Asya

Çin küresel kaz ciğeri üretiminin yeni merkezi oldu

Yayınlanma

Fransız mutfağının simge gıdası kaz ciğeri üretiminde Çin, devlet destekli yatırımlarla küresel pazarın yüzde 45’ini ele geçirdi. Ülkede yılda 11 bin ton üretilen de lüks gıda maddesi, Fransız rakiplerine kıyasla yarı fiyatına alıcı buluyor.

Fransız mutfağının ve kültürünün dünya çapındaki en önemli simgelerinden biri olan kaz ciğeri (foie gras) üretiminde dengeler değişiyor.

The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Çin, gerçekleştirdiği büyük atılımla bu lüks gıda maddesinin küresel üretim merkezi haline geldi. Devlet kontrolündeki yatırım kuruluşu China International Capital tarafından haziran ayında yayımlanan rapora göre, Çin sınırları içinde her yıl 11 bin ton kaz ciğeri üretiliyor.

Bu hacim, Çinli üreticilerin şu anda küresel kaz ciğeri üretiminin yüzde 45 gibi büyük bir oranını tek başına karşıladığı anlamına geliyor.

The Wall Street Journal gazetesine değerlendirmelerde bulunan Çin tarım sektörü uzmanı Even Pei, Batı dünyasındaki algının dönüştüğünü vurguladı. Pei, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“On yıllar boyunca Batılı tüketicilerin gözünde ‘Çin Malı’ ibaresi ucuz, kalitesiz ve basit ürünlerle özdeşleşti. Ancak son on yılda, Çin’de üretilen ve yüksek kaliteyi daha düşük fiyata sunan çok sayıda yerli markanın yükselişine şahit oluyoruz.”

Kırsal kalkınma hamlesi sektörü büyüttü

Kaz ciğeri üretimindeki bu olağanüstü büyüme, Pekin yönetiminin kırsal bölgeleri kalkındırma stratejisinin bir sonucu olarak ortaya çıktı.

Kentlere göç eden iş gücü nedeniyle boşalan kırsal yerleşim birimlerinde sürdürülebilir sanayi kolları yaratmak isteyen Çin hükümeti, bu sektörü hedef seçti.

Tarım uzmanı Even Pei, devletin üreticilere düşük faizli krediler sağlayarak ve pazarlama faaliyetlerine doğrudan destek vererek sektörün büyümesini hızlandırdığını ifade etti.

Günümüzde Çinli çiftçiler, ördek ve kazları ciğerlerini büyütecek şekilde özel besleme yöntemlerine tabi tutarak binlerce ton kaz ciğeri işleme kapasitesine sahip durumda.

Ülkedeki restoranlar ve gıda üreticileri de tüketimi artırmak amacıyla yaratıcı sunumlar geliştiriyor. Habere göre, piyasada kaz ciğerli dondurma, yaban mersini aromalı kaz ciğeri ve bu lezzeti barındıran suşi roll gibi alternatif ürünler yer alıyor.

Lüks tüketim sınıfındaki bu gıda maddesi Çin içinde halen ağırlıklı olarak büyük şehirlerde yaşayan varlıklı kesime hitap ediyor.

Bununla birlikte, Çin’de üretilen kaz ciğerinin satış fiyatı, Fransa’da üretilen muadillerine kıyasla neredeyse yarı yarıya daha düşük seviyede seyrediyor.

Avrupa pazarında rekabet endişesi

The Wall Street Journal gazetesinin dikkat çektiği bir diğer husus ise Avrupa Birliği’nin ithal ürünlere yönelik tedbirleri oldu. Avrupa Birliği, kaz ciğeri etiketleme kurallarını sıkılaştırarak yabancı üreticilerin ürünlerinde Fransa menşeini çağrıştıracak ibareler kullanmasını yasakladı.

Çin dışında üretilen kaz ciğerinin uluslararası satışı şu an için yalnızca birkaç küçük pazarla sınırlı kalıyor.

Öte yandan Fransa’daki sektör temsilcileri, Çin menşeli kaz ciğerinin Avrupa pazarına doğrudan girmesi durumunda, düşük fiyat avantajının tüketiciler nezdinde belirleyici unsur haline gelmesinden endişe ediyor.

Dünya gastronomi kültüründe kaz ciğeri, Fransa’nın en önemli marka değerleri arasında kabul ediliyor. Fransa, bu özel yemeğe yasal koruma altında olan kültürel ve gastronomik miras statüsü tanımış durumda.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşımasını protesto etti

Yayınlanma

Çin, Japonya Dışişleri Bakanı’nın Güney Çin Denizi tahkim kararını gündeme taşıması ve bazı ülkelerle yayımladığı ortak bildiri nedeniyle sert girişimde bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Asya İşleri Dairesi’nden sorumlu bir yetkili, pazar günü Japonya’nın Çin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı’nı bakanlığa çağırdı. Görüşmede, Japonya Dışişleri Bakanı’nın, sözde “Güney Çin Denizi Tahkim Kararı”nı yayımlanmasının 10. yılında yeniden gündeme taşıması ve Japonya’nın bazı ülkelerle işbirliği içinde ortak bir bildiri yayımlaması nedeniyle sert girişimde bulunuldu; Çin’in güçlü memnuniyetsizliği ve protestosu iletildi.

Yetkili, Çin’in Japonya’nın “provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceğini”, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını “kesin biçimde koruyacağını” belirtti.

Çin Dışişleri Bakanlığına göre Çin tarafı, Japonya’nın Güney Çin Denizi ile bağlantılı tarihsel suçlarının hesabını açık biçimde vermediğini ve bu nedenle konu hakkında sorumsuzca açıklamalar yapma hakkına sahip olmadığını ifade etti.

Çin tarafı, Japonya’nın “bu çirkin söz ve eylemlerinin savaş sonrası uluslararası düzene ve uluslararası ilişkilerde hukukun üstünlüğüne meydan okuduğunu, çifte standart uyguladığını, ülkeler arasında ayrılık yaratmaya çalıştığını ve Güney Çin Denizi’ndeki barış ve istikrarı baltaladığını” bildirdi. Bu tutumun, bölge ülkelerinin ortak çıkarları ve beklentileriyle de çeliştiği kaydedildi.

Bakanlık, bu tür adımların Çin dahil uluslararası toplumda, Japonya’nın modern tarihteki saldırganlık eylemleri ve sömürgeci vahşeti konusunda tarihsel kaygıları yeniden canlandırdığını ve güçlü öfkeye yol açtığını açıkladı.

Açıklamada, Çin’in Japonya’nın provokasyonlarına kararlı ve güçlü biçimde karşılık vereceği, toprak egemenliğini ve denizlerdeki hak ve çıkarlarını kesin biçimde koruyacağı yinelendi.

Bakanlık ayrıca Çin tarafının, Japonya’yla bağlantılı çeşitli olumsuz gelişmeler konusunda da sert girişimlerde bulunduğunu bildirdi. Bunlar arasında, “Tayvan meselesi, Japonya’nın Çin’de bıraktığı terk edilmiş kimyasal silahlar, Japon parlamento üyelerinin Çin’in etnik politikalarına ilişkin uygunsuz açıklamaları ve Japonya’nın askeri ve güvenlik alanındaki olumsuz adımları” yer aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English