Bizi Takip Edin

Diplomasi

Çin Dışişleri Bakanı Wang, Yeni Zelanda ve Avustralya’yı ziyaret edecek

Yayınlanma

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, 7 yıl aradan sonra Avustralya’ya ziyaret gerçekleştirecek. Ziyaret, geçen yıldan bu yana Çin ve Avustralya arasında gerçekleştirilen, ikili ekonomik ve ticari konuları etkileyen bazı belirsizliklerin çözülmesinde ve ticari ve diplomatik ilişkilerin iyileştirilmesinin teşvik edilmesinde olumlu rol oynayan bir dizi resmi görüşmenin ardından geliyor.

Aynı zamanda ÇKP Merkez Komitesi Siyasi Büro üyesi olan Wang, Yeni Zelanda Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Winston Peters ve Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong’un daveti üzerine 17-21 Mart tarihleri arasında Yeni Zelanda ve Avustralya’ya resmi bir ziyarette bulunacak.

Avustralya ziyareti sırasında Wang, Penny Wong ile yedinci Çin-Avustralya Dış ve Stratejik Diyaloğu’nu gerçekleştirecek. Bu diyalog, ikili, bölgesel ve uluslararası ilgi alanlarına giren konularda görüş alışverişinde bulunmak için uzun süredir kullanılan bir format.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Wang Wenbin perşembe günü yaptığı açıklamada Çin’in hem Yeni Zelanda hem de Avustralya ile kapsamlı stratejik ortaklıkları olduğunu söyledi.

Bu yıl Devlet Başkanı Xi Jinping’in Yeni Zelanda ve Avustralya’ya gerçekleştirdiği devlet ziyaretinin 10. yıldönümü ve aynı zamanda Çin-Yeni Zelanda ve Çin-Avustralya kapsamlı stratejik ortaklıklarının 10. yıldönümü. Wang Wenbin, yedi yıl önce Yeni Zelanda ve Avustralya’ya yaptığı ziyaretin ardından, Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin bu seferki ziyaretinin Çin ve iki ülke arasında bu yılki üst düzey değişimleri başlatacağını söyledi.

Ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Wang Yi ve iki ülkenin dışişleri bakanları ve liderleri ikili ilişkiler ve karşılıklı çıkarları ilgilendiren uluslararası ve bölgesel meseleler hakkında kapsamlı ve derinlemesine görüş alışverişinde bulunacak. Wang Wenbin, Çin’in liderler arasındaki ortak anlayışları hayata geçirmek, stratejik iletişimi geliştirmek, karşılıklı güveni derinleştirmek, değişim ve işbirliğini ilerletmek, Çin-Yeni Zelanda ve Çin-Avustralya kapsamlı stratejik ortaklıklarının istikrarlı ve sürekli büyümesini teşvik etmek ve dünya barışı, istikrarı ve refahına katkıda bulunmak için iki ülkeyle birlikte çalışmayı dört gözle beklediğini kaydetti.

AFP’ye göre Avustralya Başbakanı Anthony Albanese perşembe günü gazetecilere verdiği demeçte “Wang Yi’nin ziyaretinin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum” dedi ve ticaretin önündeki engellerin kaldırılmasında kaydedilen “önemli ilerlemeye” atıfta bulundu.

Avustralya medya kuruluşu 9News, Penny Wong’un 20 Mart’ta Wang ile kalan ticari engeller, konsolosluk meseleleri, insan hakları, çatışmaların önlenmesi ve bölgesel güvenlik dahil olmak üzere birçok konuda görüşmesinin beklendiğini bildirdi.

Wong çarşamba günü yaptığı açıklamada “Avustralya’nın yaklaşımı tutarlıdır; Çin’le işbirliği yapabileceğimiz yerlerde işbirliği yapmaya, anlaşmazlığa düşmemiz gereken yerlerde anlaşmazlığa düşmeye ve ulusal çıkarlarımız doğrultusunda hareket etmeye çalışıyoruz” dedi ve ekledi: “Avustralya’nın görüşüne göre, farklılıklarımızı akıllıca yönettiğimiz takdirde, istikrarlı bir ikili ilişki her iki ülkenin de kendi ulusal çıkarlarını takip etmesini sağlayacaktır.”

İkili ilişkiler

İki devlet başkanının Kasım 2022’de Bali’de bir araya gelmesinden bu yana, daha yapıcı ve karşılıklı yarar sağlayan ilişkilere yönelik eğilim olduğu değerlendiriliyor.

Aralık 2022’de Penny Wong, 2019’dan bu yana Çin’i ziyaret eden ilk Avustralyalı bakan oldu ve Wang Yi ile bir araya geldi. Daha sonra Kasım 2023’te Albanese, yedi yıl sonra bir Avustralya başbakanı tarafından gerçekleştirilen ilk Çin gezisi sırasında Xi ile bir araya geldi.

Çin, Avustralya’nın en büyük ticaret ortağı. Çin gümrük verilerine göre, 2023 yılında toplam ikili ticaret bir önceki yıla göre yüzde 9,8 artışla 1,61 trilyon yuana (230 milyar dolar) ulaşarak güçlü bir ivme gösterdi ve 2019’daki salgın öncesi seviyeyi aştı.

İkili ilişkiler 2020 yılında Avustralya’nın koronavirüsün kökenine ilişkin uluslararası bir soruşturma çağrısında bulunmasının ardından bozulmuştu. Pekin buna şarap ve ıstakoz gibi Avustralya mallarına ağır gümrük vergileri uygulayarak karşılık verdi.

İki ülke arasında yıllardır süren ayrışma, 2020’de Kovid-19 salgınının başlamasıyla sınırların kapatılmasının ardından Avustralyalı işletmelere 20 milyar dolarlık ticaret darbesi vurdu.

Çin’in Ağustos 2023’te Avustralya’dan ithal edilen arpaya uygulanan anti-damping ve anti-sübvansiyon vergilerine son vermeyi planladığını açıklamasından bu yana, ülkedeki pek çok kişi şaraplara uygulanan gümrük vergilerinin kaldırılmasını bekliyor.

Şarap vergilerinin kaldırılması beklentisi

Çin Ticaret Bakanlığı (MOFCOM) perşembe günü yaptığı açıklamada, Çin hükümetinin Avustralya şarabına yönelik gümrük vergilerini kaldırıp kaldırmayacağına ilişkin bir medya sorusuna cevaben, bakanlığın tüm tarafların yorumlarının kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesine dayanan soruşturma prosedürlerine uygun olarak nihai bir inceleme kararı vereceğini söyledi.

Wang’ın Avustralya ziyareti sırasında ticaret tarifeleri konusunun gündeme gelmesi bekleniyor. Çinli uzmanlar, bu ziyaretin iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin yeniden rayına oturmasına yardımcı olabileceği görüşünde. Shandong Üniversitesi profesörü Yu Lei Global Times’a yaptığı açıklamada, Avustralya’daki Çin yatırımlarının toparlanma işaretleri göstermesiyle birlikte Avustralya’nın Çin’deki yatırımlarının istikrarlı bir şekilde artmaya devam etmesinin beklendiğini söyledi.

Doğu Çin Normal Üniversitesi Avustralya Çalışmaları Merkezi Direktörü Chen Hong, Wang’ın ziyaretinin ilişkilerde zor kazanılan istikrarlı ve olumlu gelişmenin korunması olarak görüldüğünü söyledi ve bu ziyaretin ardından Çin tarafından Avustralya’ya üst düzey bir ziyaretin gerçekleştirilebileceğini ifade etti.

Washington’un gölgesi

Wang Yi Avustralya’yı en son 2017 yılında ziyaret ettiğinde, Liberal Parti’den Malcolm Turnbull ülkenin 29. başbakanı olarak görevdeydi ve Donald Trump Pasifik’in diğer yakasından bir dizi Çin karşıtı politika uygulamaya başlamış ve ABD müttefiklerini de aynı politikaları izlemeye zorlamıştı.

Daha sonra Liberal Parti’den Scott Morrison 2018’de onun yerine geçtiğinde ve Çin’e karşı politikaları yoğunlaştırarak Washington’a daha fazla sadakat gösterdiğinde, Avustralya Çin ile ekonomik, kültürel ve siyasi alışverişleri ciddi şekilde etkileyen hamleler yaptı.

Albanese’nin göreve geldiğinden bu yana Morrison yönetiminin Çin karşıtı politikalarıyla arasına mesafe koysa da Canberra Washington’ın rotasını izlemeye devam ediyor.

Avustralya’nın Washington’ın baskıları arasında, en büyük ticaret ortağı Çin ile en büyük savunma ortağı ABD arasında uzun vadeli bir denge tutturması zor görünüyor.

Ancak Albanese’in perşembe günü yaptığı açıklamada, hükümetinin ABD’nin TikTok’a yönelik yasağı takip etmeyeceğini açıklaması Çin’le ilişkilerde olumlu bir işaret olarak değerlendirildi.

Yine de uzmanlar, güvenlik ve askeri konulardaki farklılıkların devam etmesi nedeniyle Çin ve Avustralya’nın artık eski güzel günlerine geri dönemeyeceğine inanıyor.

Çinli analistler, Avustralya’nın ulusal güvenlik adına Çin yatırımlarına getirdiği kısıtlamaların devam edeceğini ve iki ülke arasındaki bölgesel güvenlik farklılıklarının süreceğini öngörüyor.

Avustralya’nın ABD ile askeri ittifakını güçlendirmesi ikili ilişkilerin önündeki en büyük zorluk.

2021’de ABD liderliğindeki AUKUS’a katılmasından bu yana askeri gücünü sürekli geliştiren Avustralya, 20 Şubat’ta yaptığı son açıklamayla önümüzdeki on yıl içinde savunma harcamalarına 11 milyar Avustralya doları (7,25 milyar dolar) daha ekleyerek, NATO müttefiklerinin belirlediği yüzde iki hedefinin üzerinde, GSYH’sinin yüzde 2,4’üne çıkaracağını duyurdu.

Diplomasi

Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

Yayınlanma

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.

İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.

ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.

ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.

The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.

ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.

Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.

OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.

Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

Yayınlanma

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.

The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.

Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.

ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.

The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.

Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.

Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.

Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.

The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.

Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.

Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.

Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.

Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.

Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.

Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.

Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.

Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.

Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.

Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Yayınlanma

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.

Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.

Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.

Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.

Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.

Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.

Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.

Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.

Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.

Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.

İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.

Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.

Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.

Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.

Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı

Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.

Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.

Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.

Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.

Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.

Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English