Ortadoğu
CNN: ABD’li komutanlar eski istihbarat uyarılarını göz ardı etti

ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere yönelik istihbaratın yıllar öncesine dayandığı yönündeki sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi. CNN kanalına konuşan karar alma sürecine aşina kaynaklar, savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında alınan bu kararın, Minab’da en az 168 çocuk ve 14 öğretmenin öldüğü okul saldırısına doğrudan yol açtığını kaydetti.
ABD ordusundaki üst düzey komutanların, İran’daki bazı hedeflere ilişkin istihbaratın yıllar öncesine dayandığını ve yeniden doğrulanması gerektiğini gösteren sistem uyarılarına rağmen saldırı listelerini onayladığı bildirildi.
CNN’in karar alma sürecine aşina üç kaynağa dayandırdığı haberine göre, söz konusu uyarılar savaşın ilk günlerinde hızla hedef belirleme baskısı altında “işleri çabuklaştırmak” amacıyla göz ardı edildi. Komutanların onay verdiği bu hedeflerden biri, Minab’daki bir okulun vurulmasıyla sonuçlandı.
Söz konusu askeri karar, 28 Şubat’ta Minab’daki Şecere Tayyibe Okulu’na düzenlenen ve en az 168 çocuk ile 14 öğretmenin hayatını kaybettiği saldırıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Bu can kaybı, saldırıyı ABD ordusunun yakın tarihindeki en ağır sivil kayıp vakalarından biri haline getiriyor.
Kaynaklara göre, istihbaratın güncelliğini yitirdiğini belirten sistem uyarı mesajları, hedef geliştirme sürecinde kullanılan veri tabanına işlenmiş durumdaydı. Bu sistemde bir noktanın saldırı listesine eklenebilmesi için üst düzey bir subayın onayı gerekiyordu. İki kaynak, üst düzey komutanların bu uyarıları görmezden gelme kararının, okulun “yanlışlıkla” vurulmasına doğrudan katkı sağladığını ifade etti.
Askeri yetkililerin, okula düzenlenen saldırıdan sonraki birkaç gün içinde hatanın eski bilgiye dayanmasından kaynaklandığını anladığı aktarıldı. Aradan aylar geçmesine rağmen Pentagon olayla ilgili soruşturma raporunu yayımlamadı.
Beyaz Saray’dan bir yetkili ise soruşturmanın sürdüğünü belirterek, “Daha önce de söylediğimiz gibi, ABD sivilleri hedef almaz” iddiasını dile getirdi.
Pentagon konuyla ilgili soruları ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’na (CENTCOM) yönlendirirken, CENTCOM devam eden soruşturmayı gerekçe göstererek yorum yapmayı reddetti.
Okul ve askeri tesis aynı yerleşkede bulunuyordu
Saldırının, ABD ordusunun Şecere Tayyibe Okulu’nun yakınındaki bir Devrim Muhafızları Ordusu tesisini hedef aldığı sırada meydana geldiği bildirildi. İlk askeri soruşturma bulguları da bu yönde gerçekleşti.
Uydu görüntüleri, hedef analizindeki ihmali ortaya koyuyor. 2013 tarihli görüntüler okul ile Devrim Muhafızları üssünün aynı yerleşkede olduğunu gösterirken, 2016 tarihli görüntülerde okulun üsten bir çitle ayrıldığı ve ayrı bir giriş yapıldığı netleşiyor.
Aralık 2025 tarihli uydu görüntülerinde ise okul bahçesinde oynayan onlarca çocuk seçilebiliyor.
Saldırı, Trump’ın askeri operasyon başlatma kararının ardından askeri yetkililer ve istihbarat analistlerinin binlerce hedefi güncellemek için yoğun baskı altında çalıştığı ilk günde gerçekleşti.
Analistler, operasyon öncesinde Pentagon veri tabanındaki tüm kayıtları güncelleyemedi. Bunun sonucunda, aralarında ilkokulun yanındaki Devrim Muhafızları tesisinin de bulunduğu birçok hedefe ait kayıtlar 10 yıldan daha eski bilgilerden oluştu.
Hızlandırılmış takvim nedeniyle analistler, ilk vurulma ihtimali yüksek olan, hareketli hedefleri ve ABD güçlerine doğrudan tehdit oluşturan noktaları içeren “üst kategori” kayıtları güncellemeye öncelik verdi. Sabit tesisler ise daha düşük öncelikli kabul edildiği için okulun yakınındaki tesisin bilgileri güncellenemedi.
Kopuk veri tabanları ve personel eksikliği hatayı büyüttü
Soruşturmanın odağında Pentagon’un iki farklı hedefleme veri tabanı yer alıyor. Bunlar, 1980’lerde inşa edilen ve manuel veri girişine dayanan “MIDB” ile yapay zeka destekli yeni dijital platform “MARS” olarak biliniyor.
Her iki sistem de kullanılmadan önce bilgilerin güncellenmesi gerektiğini gösteriyordu. Ancak tamamen MARS sistemine geçiş çabalarının takvimin yıllar gerisinde kaldığı ve resmi hedefleme verilerinin hâlâ eski MIDB sistemine dayandığı belirtildi.
Bir istihbarat analistinin sahadaki değişiklikleri daha önce ayrı bir dijital araçta not ettiği, ancak bu aracın resmi hedefleme veri tabanına bağlı olmaması nedeniyle bilginin komutanlara ulaşmadığı kaydedildi. Bu kopukluğun okulun vurulmasına nasıl etki ettiği de soruşturma kapsamında inceleniyor.
Saldırının ardından Donald Trump, olaydan İran’ın sorumlu olabileceğini öne sürdü, daha sonra ise sorumluluğun hiçbir zaman belirlenemeyebileceğini savundu. Savunma Bakanı Pete Hegseth ise saldırının kapsamlı şekilde soruşturulacağını ifade ederek ABD’nin sivil kayıpları önlemek için her yolu denediğini iddia etti.
Öte yandan Hegseth döneminin başlarında yapılan kesintiler nedeniyle CENTCOM bünyesindeki Sivil Zararları Azaltma ve Müdahale (CHMR) ekiplerinin personel sıkıntısı yaşadığı aktarıldı.
Hegseth’in İran savaşı öncesinde bu programda gittiği kesintiler kapsamında, CENTCOM’daki 10 kişilik sivil zarar uzman kadrosu tek bir tam zamanlı personele düşürüldü.
Kaynaklar, personelin elinden geleni yaptığını ancak Hegseth’in bütçe ve kadro kesintileri nedeniyle yeterli kaynağa sahip olmadığını ekledi.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Ortadoğu
AB’den FIFA’ya tepki

FIFA’nın bazı bölümlerinin satılmasına yönelik planlara AB tepki gösterdi ve “soruşturma” yapılacağı açıklandı.
AB Spor Komiseri Glenn Micallef, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, FIFA içindeki azınlık hisselerinin açık artırmaya çıkarılmasına yönelik önerilerin, AB rekabet kurallarını ihlal etme potansiyeli taşıdığını ve dünyanın en popüler sporu olan futbolun geleceğini tehlikeye attığını savundu.
“Bu beyzbol değil,” diyen Micallef, FIFA’ya futbolun Avrupa kökenlerini hatırlatarak şöyle devam etti:
“FIFA her türlü ticari fırsatı sömürse de, Dünya Kupası hâlâ gezegendeki en büyük spor turnuvası. Ama artık yeter. Futbolun durmak bilmeyen ticarileştirilmesi zararlı hale geldi. Bu durum, futbolu dünyanın en popüler sporu yapan unsurları tehdit ediyor.”
FIFA, Dünya Kupası’nın ticari haklarını özel yatırımcılara satmayı planlıyor
Donald Trump’ın müdahalesinin ardından FIFA’nın Dünya Kupası sırasında bir kırmızı kart kararını iptal etme kararının yol açtığı tartışmanın ardından Micallef, bu son hamlenin “yönetişim, bağımsızlık ve çıkar çatışmaları konusunda derin sorular ortaya attığını” söyledi.
Komiser, “FIFA’nın düzenleyici yetkileri özel kuruluşların mali çıkarlarıyla örtüştüğünde özellikle endişe duyuluyor,” dedi.
Komiser, FIFA’yı sınırlandırmaya yönelik AB Adalet Divanı’nın (AAD) önceki kararına atıfta bulunarak, Brüksel’in gelişmeleri yakından takip ettiğini belirtti:
“AAD’nin tutarlı bir şekilde kabul ettiği üzere, spor kuralları iktisadi etkiler doğurduğu durumlarda AB hukukuna tabidir. Antlaşmalar kapsamındaki yetkileri çerçevesinde, Avrupa Komisyonu bu önerileri dikkatle inceleyecektir.”
UEFA bünyesindeki Avrupa futbol ülkeleri, FIFA’nın dış yatırımla yeni bir ticari şirket kurma girişimine karşı çıkmak üzere bu hafta sanal ortamda acil bir toplantı düzenleyecek.
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını4 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor










