Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Yayınlanma

El Kaide lideri Ebu Muhammed el-Colani’ye “kravat taktırıp” Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yarattığı ileri sürülen İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, parlamento tarafından topa tutuldu.

Başbakan Keir Starmer’ın en güçlü danışmanlarından Powell, geçen hafta sonu, “vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen dışarıdan kiralanmış casuslar ve gizli ajanlar” ekibini kullanarak “teröristlere gizli diplomatik kanallar açmakla” suçlandı.

Daily Mail’de yer alan habere göre Ulusal Güvenlik Danışmanı Powell, Tony Blair hükümetindeki görevinden ayrıldıktan sonra bu gizemli örgütü kurdu. Powell, Birleşik Krallık’ı Irak işgaline sürükleyen meşhur “dodgy dossier” (sahte dosya) olayında başdanışman olarak görev yapıyordu.

“Inter Mediate” adlı bu örgüt, “devlet dışı silahlı gruplarla” temas kurmak için Dışişleri Bakanlığından fon alıyor ve bu ayın başlarında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açan İngiltere’nin Suriye ile yaptığı anlaşmada aracılık ettiği anlaşılıyor. 

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate, Colani’nin sarayında karargâh kurmuş

Kasım ayında Başbakanlık koridorlarına geri döndüğünde, yıllık 200.000 sterlinlik maaş aldığı gizemli STK’daki genel müdürlük görevinden istifa eden 68 yaşındaki Powell, bu yılın başlarında stratejik öneme sahip Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmek için büyük tartışmalara yol açan anlaşmayı da sağlayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Bu hamle, Powell ve Tony Blair’in yönetimindeki yardımcısı ve şu anda Starmer’ın politika uygulama direktörü olan Liz Lloyd’un liderliğindeki “Blaircilerin”, İşçi Partisi yönetimi içinde ‘iktidar mücadelesi’ başlatmaya çalıştığı iddialarının ortasında geldi.

Daily Mail’e konuşan diplomatik kaynaklar, Inter Mediate’in bir zamanlar El Kaide’nin Suriye kolu ile bağlantılı olan HTŞ ve Şara liderliğindeki Suriye hükümeti ile ilişkilerin yeniden kurulmasında merkezi bir rol oynadığını belirtiyor.

Anlaşma bu ayın başlarında imzalandıktan sonra, Dışişleri Bakanı David Lammy, Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söylenen Şam’a giderek Ahmed eş-Şara ile görüşmüştü.

Clinton e-postaları: Inter Mediate, MI6 ve SAS ile ilişkili

Wikileaks’in yayınladığı eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bağlantılı e-postalardan birinde Powell, Inter Mediate’in İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile yakın ilişkiler içinde olduğunu yazmıştı.

2012 yılının Mart ayında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın en önemli danışmanlarından Jake Sullivan’a gönderdiği bir e-postada, “Londra’daki FCO [Dışişleri ve Milletlerarası İlişkiler Bakanlığı], NSC [Ulusal Güvenlik Konseyi] ve SIS [Gizli İstihbarat Servisi] ile yakın işbirliği içindeyiz,” demişti.

Yine e-postalarda, Powell’ın,  o dönem dışişleri bakan yardımcısı olan ve “eski dostu” olarak nitelendirdiği daha sonraki CIA şefi William Burns ile de görüştüğü, Inter Mediate’in “isyancılar ve hükümetler arasında gizli kanallar” kurduğunu ve Nijerya, Kolombiya, Bahreyn, Afganistan ve Kuzey Kore’de çalıştığını eklediği görülüyor.

Powell, “Suriye’de [eski BM genel sekreteri] Kofi Annan ile birlikte, Yemen, Somali ve Burma’da çalışmaya başlıyoruz,” derken, Sullivan da Inter Mediate’in “radarın altında” çalıştığını belirtiyordu.

Eski MI6 yetkilisi Martin Griffiths de Powell ile birlikte Inter Mediate’i kuran isimler arasındaydı.

Eski MI6 şefi Sawers: HTŞ terör örgütü gibi değil, kurtuluş hareketi gibi davranıyor

Şara’nın İngiliz akıl hocasından parlamentoya hesap vermesi isteniyor

Hafta sonu üst düzey bir Muhafazakâr siyasetçi, Powell’a neden doğrudan bakanlık görevi verilmeyip ‘özel danışman’ statüsü verildiğine dair Parlamento soruşturması açılması çağrısında bulundu.

Bu, Powell’ın yabancı hükümetlerle doğrudan ilişkiler kurma ve Chagos’un devriyle ilgili müzakereleri yürütme görevine rağmen Parlamentoya hesap vermek zorunda olmadığı anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığının gölge başbakanı Alex Burghart, “Ulusal güvenlik danışmanına Chagos’un teslim edilmesindeki rolü hakkında soru soramamak yeterince skandal. Ama şimdi ortaya çıktı ki, özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullanıyor. Parlamento kesinlikle ona bu konuda soru sorabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk bakışlardan uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı. İşçi Partisi gerçeği açıklamalı ve derhal bir açıklama yapmalıdır,” dedi.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki ”1999 Hayırlı Cuma Anlaşmasının kilit mimarlarından biri“ olarak rolünü de vurguluyor.

İnternet sitesinde, Powell’ın bu STK’yı, ”Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla kurduğu belirtiliyor.

Web sitesinde ayrıca Powell’ın deneyimlerini kullanarak İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesi, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yapması ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalışması da dahil olmak üzere “başarılı barış anlaşmalarında merkezi bir rol oynadığı” söyleniyor.

Irak işgalinin mimarlarından, Blair’in yakın çevresinden

Powell’ın, Irak’ın var olmayan kitle imha silahlarına ilişkin 2002 tarihli meşhur dosyada oynadığı rol ise artık daha az hatırlanıyor. Powell’ın, Tony Blair liderliği için “biraz sorun teşkil ettiği” gerekçesiyle bir güvenlik şefinden taslak metinde değişiklik yapmasını istediği ortaya çıkmıştı.

Powell’ın 2011 yılında kurduğu Inter Mediate’in en son açıklamaları, “FCDO’nun [Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi] çatışma, istikrar ve arabuluculuk ofisiyle yeni bir ortaklık anlaşması yoluyla daha büyük bir taahhütte bulunduğunu” vurguluyor.

Hükümet harcama kayıtları, Inter Mediate’in “siyasi elitlere yüksek düzeyde erişimi” nedeniyle “devlet dışı silahlı gruplara” arka kanal sağlamak için Birleşik Krallık hükümeti tarafından finanse edildiğini gösteriyor.

Ocak ayında yayınlanan hesaplara göre, şirketin Mart 2024’e kadar olan toplam geliri 2,96 milyon sterlin olarak görülüyor ve en yüksek maaşı alan çalışan –muhtemelen Powell– 190.000 ile 200.000 sterlin arasında kazanıyor. 

CIA ve MI6, IŞİD’i nasıl yarattı?

Hükümet kaynağı: Bu STK’dakiler taşeron casuslar ve gizli ajanlar

Hükümetten bir kaynak, “Bunlar, müzakere yoluyla uzlaşma sağlamak için siyasi liderler ve silahlı gruplarla ‘arka kanal’ görüşmeleri yürüten, esasen dış kaynak kullanımı ile istihdam edilen [outsourcing] casuslar ve gizli ajanlar,” dedi.

Burghart, kamu yönetimi ve anayasa işleri komitesi başkanı Simon Hoare’a yazdığı mektupta, “2010 yılında bu pozisyon oluşturulduğundan beri önceki tüm ulusal güvenlik danışmanları komiteye ifade vermiş olduğu” gerekçesiyle, Powell’ın ulusal güvenlik stratejisi konusunda parlamentonun ortak komitesine (JCNSS) ifade verilmesi çağrısına yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Burghart, “Bunun, Parlamento tarafından daha kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması gereken önemli anayasal meseleleri gündeme getirdiğini düşünüyorum. Hükümetin ilk görevi, ülkeyi savunmaktır; ancak hükümet, başbakanın ulusal güvenlik konusunda baş danışmanının incelemeye tabi tutulmasını istemiyor,” diye yazdı.

Bir hükümet sözcüsü, “Hükümet, JCNSS ile verimli bir ilişki kurmaya ve komitenin önemli çalışmalarına en iyi şekilde destek ve kanıt sağlamak için kararlıdır. Uzun süredir uygulanan uygulamaya uygun olarak, ulusal güvenlikten sorumlu üst düzey memurlar ve bakanlar JCNSS’ye kanıt sunacaktır,” yanıtını verdi.

Bir hükümet kaynağı, Powell’ın yardımcılarının komite önüne çıkacağını da ekledi.

Kaynak, ”Mali çıkarların beyanı ve yönetimi için yerleşik bir sistem bulunmaktadır. Önceki yönetimlerde olduğu gibi, 10 numaralı ve Kabine Ofisindeki özel danışmanlar için yayınlanması uygun görülen çıkarlar yıllık olarak yayınlanmaktadır. Inter Mediate, dünya çapında silahlı çatışmaları çözmek için çalışan bir hayır kurumudur. Jonathan, geçen yıl hükümete yeniden katıldığında bu kurumla tüm bağlarını koparmıştır,” dedi.

Diplomasi

TürkAkım işletmecisi Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie’ye dava açtı

Yayınlanma

TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V., Ukraynalı Naftogaz ve Hollandalı Gasunie aleyhine Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesinde dava açtı. Duruşması 1 Aralık’a planlanan dava dosyasında Gazprom üçüncü taraf sıfatıyla yer alırken, uyuşmazlığın arka planında Kırım’daki kamulaştırmalar gerekçesiyle uygulanan 218,5 milyon dolarlık tahkim tedbirleri var.

TürkAkım boru hattının işletmecisi South Stream Transport B.V. (SST), Ukrayna şirketi Naftogaz ile Hollandalı Gasunie Transport Services B.V. aleyhine dava açtı.

Moskova Bölgesi Tahkim Mahkemesi dava kayıtlarına göre, SST’nin başvurusu 5 Kasım’da yapıldı.

Mahkeme, sunulan dava dilekçesini aynı gün kabul ederek inceleme sürecini başlattı.

Davada Rus enerji şirketi Gazprom ise üçüncü taraf olarak yer alıyor.

Davanın ilk duruşması 1 Aralık tarihine planlandı.

Rusya ile Türkiye’yi Karadeniz’in tabanından birbirine bağlayan TürkAkım, iki hattan oluşan bir doğalgaz ihracat boru hattı niteliği taşıyor.

Hatların biri Türkiye’ye gaz sağlarken, diğeri Güneydoğu Avrupa ülkelerine yakıt ulaştırıyor.

Temelleri 2007 yılında atılan ancak Avrupa Birliği tarafından 2014’te durdurulan Güney Akım projesinin yerini alan TürkAkım, Ocak 2020’de işletmeye alındı.

Boru hattı, Ocak 2025 itibarıyla Rus doğalgazının Avrupa’ya ulaştırıldığı tek güzergah konumuna geldi.

Öte yandan, Ukraynalı enerji şirketi DTEK Krymenergo’nun talebi üzerine geçen yılın aralık ayında Amsterdam’daki bir mahkeme, Gazprom’un Hollanda’daki iştirakinin ve SST’nin varlıklarına el koydu.

Aynı hukuki süreç kapsamında mahkeme, Temmuz 2025’te SST’nin ABN Amro Bank N.V. nezdindeki fon ve varlıklarına da ihtiyati tedbir uyguladı.

Bahse konu karar, Kırım’daki varlıkların kamulaştırılması nedeniyle Rusya’nın Krymenergo’ya 207,8 milyon dolar tazminat ile 10,7 milyon dolar masraf ödemesine hükmeden 2023 tarihli daha geniş kapsamlı bir tahkim uyuşmazlığı çerçevesinde alındı.

Rusya, 2024 yılının başında Lahey Bölge Mahkemesinde bu tahkim kararının iptali için yasal süreç başlattı.

Ekim ayında ise Londra Yüksek Mahkemesine başvuran Rusya tarafı, mahkemenin Lahey kararının icrasını askıya almasını sağladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna nüfusunun 2040 yılında 25 milyona düşeceği öngörülüyor

Yayınlanma

The Economist dergisi, seferberlik şartları, can kayıpları ve 5 milyonu aşkın mültecinin yol açtığı nüfus kaybı nedeniyle Ukrayna’nın demografik çöküş tehdidi altında olduğunu yazdı. Doğurganlık hızının 0,8 seviyesine gerilediği ülkede ölümlerin doğumları üçe katladığı, nüfusun 2040 yılına kadar 25 milyona düşebileceği öngörülüyor.

İngiliz The Economist dergisi, seferberlik, çatışma kaynaklı kayıplar ve belirsizliğin Ukrayna’yı demografik çöküş tehdidiyle karşı karşıya bıraktığını yazdı.

Derginin verilerine göre Ukrayna’da doğurganlık oranı 2020 yılındaki kadın başına 1,2 çocuk seviyesinden 0,8-0,9 aralığına geriledi.

Söz konusu oran, Güney Kore haricindeki tüm büyük ülkelerden daha düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Ukrayna’da 2026 yılının ilk yarısında hayatını kaybedenlerin sayısı, yeni doğanların sayısının üç katını aştı.

Haberde, bağımsızlığın kazanıldığı 1991 yılından bu yana ülkede doğum sayısının her yıl ölüm sayısının gerisinde kaldığı kaydedildi.

The Economist, devam eden çatışmaların etkisiyle ülkedeki demografik çöküşün “varoluşsal bir tehdit” oluşturduğunu vurguladı.

Dergi, nüfus kaybının temel nedeni olarak kitlesel mülteci göçünü gösterdi.

5 milyonu aşkın Ukraynalı çoğunluğu Avrupa’da olmak üzere yurt dışında yaşıyor.

Ülkeden ayrılanlar arasında geri dönmek isteyenlerin oranı da giderek azalıyor.

Ekonomik Strateji Merkezi (CES) verilerine göre geri dönmek isteyenlerin oranı 2022 yılındaki yüzde 74 seviyesinden yüzde 43’e düştü.

Mültecilerin çoğunluğunun Ukraynalı çocuklar ile 44 yaş altı kadınlardan oluşması demografik tabloyu daha da ağırlaştırıyor.

Kiev yönetimi demografik düşüşü hafifletmek amacıyla 25 yaş altındaki erkekleri seferberlikten muaf tutma kararı aldı.

Dergi, buna karşın gençlerin birçoğunun ülkeyi terk ettiğini, kalanların ise aile kurmayı planlamadığını aktardı.

Haberde yer verilen tahminlere göre çatışmalar önümüzdeki yıllarda sona erse dahi Ukrayna’yı en iyi senaryoda yalnızca nüfussuzlaşmanın yavaşlaması bekliyor.

Ukrayna merkezli düşünce kuruluşu Frontier Institute uzmanı Olga Duhniç, 1990’lar ve 2000’lerde doğan kuşağın Ukrayna’nın modern tarihindeki en az nüfuslu nesil olduğunu, bu nedenle ülkenin çatışma sonrasında bir doğum patlaması bekleyemeyeceğini belirtti.

Birleşmiş Milletler (BM), önümüzdeki yirmi yıl boyunca Ukrayna nüfusunun her yıl yüzde 0,7 ila 0,9 oranında azalacağını öngörüyor.

Bu projeksiyona göre Ukrayna nüfusu 2040 yılına gelindiğinde yaklaşık 25 milyona gerileyecek.

Çatışmaların uzaması durumunda ise insanların çocuk sahibi olma planlarından vazgeçebileceği ve krizin daha da derinleşeceği tahmin ediliyor.

Kiev yönetimi, 25 yaş altı erkekleri seferberlikten muaf tutmanın yanı sıra doğum oranlarını yükseltmek amacıyla çeşitli destek paketleri devreye sokuyor.

Ülkede kabul edilen yasa kapsamında çocuk sahibi olan ebeveynlere 50 bin grivna (yaklaşık 1,1 bin dolar) tutarında doğrudan ödeme yapılıyor.

Ebeveynlere ayrıca ilk yıl boyunca her ay 7 bin grivna ödeniyor.

Diğer devlet programlarıyla çocuk bakım masraflarına katkı sağlanırken Ukraynalı askerlere yumurta ve sperm hücrelerini ücretsiz dondurma imkânı tanınıyor.

Ukrayna Sosyal Politika Bakanı Denis Ulyutin, mayıs ayında Livıy Bereg yayın organına yaptığı açıklamada hükümetin kontrolündeki topraklarda yaklaşık 22-25 milyon kişinin yaşadığını söylemişti.

Ulyutin mevcut tabloyu “Bu bir felaket” sözleriyle nitelendirmişti.

Demografi ve Yaşam Kalitesi Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Ella Libanova ise aynı dönemde nüfusun 29 milyon olduğunu tahmin etmişti.

Libanova, 2025 yılında 30 milyon olan nüfustaki sert düşüşü yüksek ölüm oranları ve demografik krizle gerekçelendirmişti.

Libanova ekim ayında yaptığı açıklamada Ukrayna nüfusunun 28,5 milyona gerilediğini duyurdu.

Enstitü Müdürü Libanova, “Nüfus şimdiden 28,5 milyon seviyesinde, yarım milyon insan kaybettik. Kaybettik ancak çok şükür bu durum can kayıplarından ziyade yine de göçten kaynaklandı” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Avustralya’da “AUKUS’tan ayrılalım” sesleri yükseliyor

Yayınlanma

Eski bir Avustralya İşçi Partisi milletvekili ve savunma bakanı tarafından düzenlenen AUKUS soruşturması, Avustralya hükümetinden bu ortaklıktan vazgeçmesini talep etti.

İncelemede AUKUS, ülkenin şimdiye kadar aldığı “en kötü, en riskli ve en maliyetli savunma kararı” olarak nitelendiriliyor.

Eski bakan ve rock müzisyeni Peter Garrett, Avustralya İşçi Partisi hükümetinin eski “merkez sağ” Başbakan Scott Morrison’dan devraldığı ve hiçbir zaman parlamento denetimine tabi tutulmadığı için kamuoyunun eleştirisine maruz kalan anlaşma üzerine tartışmayı kolaylaştırmak amacıyla Haziran ayında bu incelemenin başlatılmasına yardımcı oldu.

Soruşturma, Avustralya, Birleşik Krallık ve ABD arasındaki üçlü ortaklık hakkında kamuoyunda bir tartışma ortamı yaratma fırsatı olarak kendini tanımlıyor.

Fakat proje, mevcut federal hükümetten hiçbir politikacının katılımını sağlayamadı. Garrett, organizatörlerin hükümetin bunun yerine “bize orta parmak göstermeyi tercih ettiğini” düşündüklerini söyledi.

Garrett, 4 Kasım’da Ulusal Basın Kulübü’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“AUKUS’a karşı ilk etapta en büyük itirazım, herhangi bir tartışma yapılmamış olmasıydı. Yani, ben, önemli konuların tartışılmasında hararetli tartışmaların olağan bir parçası olduğu ya da olması gerektiği bir siyasi partinin üyesiyim.”

Mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir ankette, Avustralyalıların yaklaşık yarısının nükleer enerjili denizaltılara sahip olmanın iyi bir fikir olduğuna inandığı (%48) ortaya çıkarken, Avustralya hükümetinin AUKUS’un gerekçesini yeterince açıkladığını düşünenlerin oranı sadece %23’tü.

Soruşturma raporu, Avustralya hükümetine, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumla çalışan nükleer enerjili denizaltıları satın alma anlaşmasından çekilmesini ve Collins sınıfı denizaltılarının ömrünü uzatma seçeneklerini değerlendirmesini tavsiye etti.

Raporda ayrıca, savunma kapasitelerinin geliştirilmesine odaklanan ikinci ayağın da iptal edilmesi ve Avustralya’nın bu çalışmaları AUKUS dışında yürütmesi çağrısında bulunuldu.

Komisyon üyeleri ayrıca, AUKUS hakkında bir kraliyet komisyonu kurulmasını talep ettiler. Bu, gizli devlet kurumlarından delil ve tanık çağırma yetkisine sahip kapsamlı ve bağımsız bir soruşturma olacak.

Temmuz 1998’den Temmuz 2002’ye kadar savunma bakanı olarak görev yapan Chris Barrie, “AUKUS denizaltı planı savunulamaz” dedi ve şöyle devam etti:

“Hükümetimizin bu konuda öncülük etme zamanı geldi: AUKUS denizaltı planını derhal rafa kaldırmalı ve ulusal güvenlik karar alma süreçlerini yeniden yapılandırmalıdır.”

Raporda, Avustralya’nın “ulusal egemenliğini ve bağımsızlığını vurgulamak amacıyla” ABD ile olan ittifakını “yeniden ayarlaması” öneriliyor:

“Son dönemde ABD’nin karar alma sürecini karakterize eden tutarsızlık ve mevcut uluslararası hukukun hızla terk edilmesi, küresel belirsizliğe ve istikrarsızlığa önemli ölçüde katkıda bulunuyor.”

Raporda, ABD’nin Perth yakınlarındaki ek bir üsse erişimine izin vermenin “egemenliğimizi ve kontrolümüzü daha da tehlikeye attığı ve savaş durumunda Avustralya’nın hedef alınma olasılığını artırdığı” belirtiliyor.

AUKUS’un feshedilmesinin Avustralya’nın ABD ile ilişkileri için felaket olup olmayacağı sorulduğunda Barrie, “ABD’deki AUKUS coşkusunun göründüğü kadar somut olduğuna inanmadığını” söyledi:

“Bence bu, tabiri caizse, ABD’nin omuzlarındaki yükü hafifletecektir çünkü… O üç Virginia sınıfı denizaltının kullanıma sunulmasının hiçbir yolunu göremiyorum.”

ABD şu anda kendi ihtiyaçları için yeterli sayıda denizaltı veya askeri teçhizat üretmekte zorlanıyor.

Bu durum, önde gelen Kongre üyelerinin, Avustralya yeni SSN AUKUS sınıfı denizaltıları inşa edebilecek duruma gelene kadar ABD’nin Virginia sınıfı denizaltılardan vazgeçip vazgeçemeyeceğini sorgulamasına yol açıyor.

Avustralya’da ise tartışmalar, nükleer denizaltıları kabul etmenin Avustralya’yı Tayvan konusunda Çin ile çatışmaya sürükleyip sürüklemeyeceği ve Avustralya’nın bu denizaltıları ABD’den bağımsız olarak ve ön koşul olmaksızın işletebileceği üzerine odaklanıyor.

Bir hükümet sözcüsü, İşçi Partisi’nin AUKUS’u hayata geçireceğini ve anlaşmanın önümüzdeki 30 yıl içinde sanayi, Avustralya Savunma Kuvvetleri ve kamu hizmetlerinde yaklaşık 20.000 iş yaratacağını söyledi.

“AUKUS, ülkemizi, çıkarlarımızı ve güvenliğimizi korumaya yönelik Albanese Hükümeti’nin ulusal güvenlik politikasının temel direğidir. 2026 Ulusal Savunma Stratejisi’nin de yeniden teyit ettiği gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zorlu stratejik koşullarla karşı karşıyayız ve bunu, Avustralya’nın dünya ile iktisadi bağlarının hiç olmadığı kadar güçlü olduğu bir dönemde yaşıyoruz.”

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English