Bizi Takip Edin

Diplomasi

‘Colani’den kravatlı Şara yaratan’ İngiliz danışman parlamentonun hedefinde

Yayınlanma

El Kaide lideri Ebu Muhammed el-Colani’ye “kravat taktırıp” Suriye Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yarattığı ileri sürülen İngiliz Ulusal Güvenlik Danışmanı Jonathan Powell, parlamento tarafından topa tutuldu.

Başbakan Keir Starmer’ın en güçlü danışmanlarından Powell, geçen hafta sonu, “vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen dışarıdan kiralanmış casuslar ve gizli ajanlar” ekibini kullanarak “teröristlere gizli diplomatik kanallar açmakla” suçlandı.

Daily Mail’de yer alan habere göre Ulusal Güvenlik Danışmanı Powell, Tony Blair hükümetindeki görevinden ayrıldıktan sonra bu gizemli örgütü kurdu. Powell, Birleşik Krallık’ı Irak işgaline sürükleyen meşhur “dodgy dossier” (sahte dosya) olayında başdanışman olarak görev yapıyordu.

“Inter Mediate” adlı bu örgüt, “devlet dışı silahlı gruplarla” temas kurmak için Dışişleri Bakanlığından fon alıyor ve bu ayın başlarında diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açan İngiltere’nin Suriye ile yaptığı anlaşmada aracılık ettiği anlaşılıyor. 

İşte Ahmed Şara’ya ‘takım elbise giydiren’ İngiliz STK: Inter Mediate

İngiliz istihbaratı bağlantılı Inter Mediate, Colani’nin sarayında karargâh kurmuş

Kasım ayında Başbakanlık koridorlarına geri döndüğünde, yıllık 200.000 sterlinlik maaş aldığı gizemli STK’daki genel müdürlük görevinden istifa eden 68 yaşındaki Powell, bu yılın başlarında stratejik öneme sahip Chagos Adalarının egemenliğini Mauritius’a devretmek için büyük tartışmalara yol açan anlaşmayı da sağlayan isimlerden biri olarak öne çıkıyor.

Bu hamle, Powell ve Tony Blair’in yönetimindeki yardımcısı ve şu anda Starmer’ın politika uygulama direktörü olan Liz Lloyd’un liderliğindeki “Blaircilerin”, İşçi Partisi yönetimi içinde ‘iktidar mücadelesi’ başlatmaya çalıştığı iddialarının ortasında geldi.

Daily Mail’e konuşan diplomatik kaynaklar, Inter Mediate’in bir zamanlar El Kaide’nin Suriye kolu ile bağlantılı olan HTŞ ve Şara liderliğindeki Suriye hükümeti ile ilişkilerin yeniden kurulmasında merkezi bir rol oynadığını belirtiyor.

Anlaşma bu ayın başlarında imzalandıktan sonra, Dışişleri Bakanı David Lammy, Inter Mediate’in başkanlık sarayında bir ofisi olduğu söylenen Şam’a giderek Ahmed eş-Şara ile görüşmüştü.

Clinton e-postaları: Inter Mediate, MI6 ve SAS ile ilişkili

Wikileaks’in yayınladığı eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton bağlantılı e-postalardan birinde Powell, Inter Mediate’in İngiliz dış istihbarat servisi MI6 ile yakın ilişkiler içinde olduğunu yazmıştı.

2012 yılının Mart ayında, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın en önemli danışmanlarından Jake Sullivan’a gönderdiği bir e-postada, “Londra’daki FCO [Dışişleri ve Milletlerarası İlişkiler Bakanlığı], NSC [Ulusal Güvenlik Konseyi] ve SIS [Gizli İstihbarat Servisi] ile yakın işbirliği içindeyiz,” demişti.

Yine e-postalarda, Powell’ın,  o dönem dışişleri bakan yardımcısı olan ve “eski dostu” olarak nitelendirdiği daha sonraki CIA şefi William Burns ile de görüştüğü, Inter Mediate’in “isyancılar ve hükümetler arasında gizli kanallar” kurduğunu ve Nijerya, Kolombiya, Bahreyn, Afganistan ve Kuzey Kore’de çalıştığını eklediği görülüyor.

Powell, “Suriye’de [eski BM genel sekreteri] Kofi Annan ile birlikte, Yemen, Somali ve Burma’da çalışmaya başlıyoruz,” derken, Sullivan da Inter Mediate’in “radarın altında” çalıştığını belirtiyordu.

Eski MI6 yetkilisi Martin Griffiths de Powell ile birlikte Inter Mediate’i kuran isimler arasındaydı.

Eski MI6 şefi Sawers: HTŞ terör örgütü gibi değil, kurtuluş hareketi gibi davranıyor

Şara’nın İngiliz akıl hocasından parlamentoya hesap vermesi isteniyor

Hafta sonu üst düzey bir Muhafazakâr siyasetçi, Powell’a neden doğrudan bakanlık görevi verilmeyip ‘özel danışman’ statüsü verildiğine dair Parlamento soruşturması açılması çağrısında bulundu.

Bu, Powell’ın yabancı hükümetlerle doğrudan ilişkiler kurma ve Chagos’un devriyle ilgili müzakereleri yürütme görevine rağmen Parlamentoya hesap vermek zorunda olmadığı anlamına geliyor.

Lancaster Dükalığının gölge başbakanı Alex Burghart, “Ulusal güvenlik danışmanına Chagos’un teslim edilmesindeki rolü hakkında soru soramamak yeterince skandal. Ama şimdi ortaya çıktı ki, özel kuruluşunu terörist gruplarla gizli kanallar kurmak için kullanıyor. Parlamento kesinlikle ona bu konuda soru sorabilmelidir. Hükümetin saklayacak bir şeyi olmasaydı, Powell’ı soğuk bakışlardan uzak tutmak için bu kadar uğraşmazdı. İşçi Partisi gerçeği açıklamalı ve derhal bir açıklama yapmalıdır,” dedi.

Inter Mediate, Powell’ı web sitesinde öne çıkararak, Kuzey İrlanda’daki ”1999 Hayırlı Cuma Anlaşmasının kilit mimarlarından biri“ olarak rolünü de vurguluyor.

İnternet sitesinde, Powell’ın bu STK’yı, ”Kuzey İrlanda barış görüşmelerinden çıkarılan dersleri paylaşmak ve benzer ikilemlerle karşı karşıya kalan diğer liderlere yardımcı olmak” amacıyla kurduğu belirtiliyor.

Web sitesinde ayrıca Powell’ın deneyimlerini kullanarak İspanya’daki Bask çatışmasının sona ermesi, Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un “barış danışmanı” olarak görev yapması ve Mozambik Cumhurbaşkanı Filipe Nyusi ile birlikte ülkenin iç savaşını sona erdirmek için çalışması da dahil olmak üzere “başarılı barış anlaşmalarında merkezi bir rol oynadığı” söyleniyor.

Irak işgalinin mimarlarından, Blair’in yakın çevresinden

Powell’ın, Irak’ın var olmayan kitle imha silahlarına ilişkin 2002 tarihli meşhur dosyada oynadığı rol ise artık daha az hatırlanıyor. Powell’ın, Tony Blair liderliği için “biraz sorun teşkil ettiği” gerekçesiyle bir güvenlik şefinden taslak metinde değişiklik yapmasını istediği ortaya çıkmıştı.

Powell’ın 2011 yılında kurduğu Inter Mediate’in en son açıklamaları, “FCDO’nun [Dışişleri, Milletler Topluluğu ve Kalkınma Ofisi] çatışma, istikrar ve arabuluculuk ofisiyle yeni bir ortaklık anlaşması yoluyla daha büyük bir taahhütte bulunduğunu” vurguluyor.

Hükümet harcama kayıtları, Inter Mediate’in “siyasi elitlere yüksek düzeyde erişimi” nedeniyle “devlet dışı silahlı gruplara” arka kanal sağlamak için Birleşik Krallık hükümeti tarafından finanse edildiğini gösteriyor.

Ocak ayında yayınlanan hesaplara göre, şirketin Mart 2024’e kadar olan toplam geliri 2,96 milyon sterlin olarak görülüyor ve en yüksek maaşı alan çalışan –muhtemelen Powell– 190.000 ile 200.000 sterlin arasında kazanıyor. 

CIA ve MI6, IŞİD’i nasıl yarattı?

Hükümet kaynağı: Bu STK’dakiler taşeron casuslar ve gizli ajanlar

Hükümetten bir kaynak, “Bunlar, müzakere yoluyla uzlaşma sağlamak için siyasi liderler ve silahlı gruplarla ‘arka kanal’ görüşmeleri yürüten, esasen dış kaynak kullanımı ile istihdam edilen [outsourcing] casuslar ve gizli ajanlar,” dedi.

Burghart, kamu yönetimi ve anayasa işleri komitesi başkanı Simon Hoare’a yazdığı mektupta, “2010 yılında bu pozisyon oluşturulduğundan beri önceki tüm ulusal güvenlik danışmanları komiteye ifade vermiş olduğu” gerekçesiyle, Powell’ın ulusal güvenlik stratejisi konusunda parlamentonun ortak komitesine (JCNSS) ifade verilmesi çağrısına yanıt vermesi gerektiğini belirtti.

Burghart, “Bunun, Parlamento tarafından daha kapsamlı bir incelemeye tabi tutulması gereken önemli anayasal meseleleri gündeme getirdiğini düşünüyorum. Hükümetin ilk görevi, ülkeyi savunmaktır; ancak hükümet, başbakanın ulusal güvenlik konusunda baş danışmanının incelemeye tabi tutulmasını istemiyor,” diye yazdı.

Bir hükümet sözcüsü, “Hükümet, JCNSS ile verimli bir ilişki kurmaya ve komitenin önemli çalışmalarına en iyi şekilde destek ve kanıt sağlamak için kararlıdır. Uzun süredir uygulanan uygulamaya uygun olarak, ulusal güvenlikten sorumlu üst düzey memurlar ve bakanlar JCNSS’ye kanıt sunacaktır,” yanıtını verdi.

Bir hükümet kaynağı, Powell’ın yardımcılarının komite önüne çıkacağını da ekledi.

Kaynak, ”Mali çıkarların beyanı ve yönetimi için yerleşik bir sistem bulunmaktadır. Önceki yönetimlerde olduğu gibi, 10 numaralı ve Kabine Ofisindeki özel danışmanlar için yayınlanması uygun görülen çıkarlar yıllık olarak yayınlanmaktadır. Inter Mediate, dünya çapında silahlı çatışmaları çözmek için çalışan bir hayır kurumudur. Jonathan, geçen yıl hükümete yeniden katıldığında bu kurumla tüm bağlarını koparmıştır,” dedi.

Diplomasi

Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Yayınlanma

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.

POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.

Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.

Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.

Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.

Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.

Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.

Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.

Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.

Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.

Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.

Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.

Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.

Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.

Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.

Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”

Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:

“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”

Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.

Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması  ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.

Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.

Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.

Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.

Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.

Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.

Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.

Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.

191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.

Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.

Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.

Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.

Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.

Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.

Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.

Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.

Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”

BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.

Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:

“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”

Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor

ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.

Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.

Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.

İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı

Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.

Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.

Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.

Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.

İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Yayınlanma

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.

Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.

ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.

Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.

Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.

Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.

Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.

Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:

“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”

Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.

Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.

Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.

Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.

Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.

Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English