Bizi Takip Edin

Amerika

Cumhuriyetçiler arasında göçmenlik reformu çatışması başladı

Yayınlanma

ABD Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler arasında göçmenlik reformuna ilişkin sunulan yasa tasarısı, parti içi sert bir çatışmayı ve ideolojik bölünmeyi gün yüzüne çıkardı. Temsilci Maria Elvira Salazar tarafından hazırlanan “Haysiyet Yasası”, muhafazakar kanat tarafından “af” olarak nitelendirildi.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi’ndeki Cumhuriyetçiler arasında, partiler üstü göçmenlik reformu tasarısı üzerinden aniden patlak veren öfke, kamuoyuna açık bir siyasi savaşa dönüştü.

İnternet ünlülerinin de körüklediği bu süreç, Cumhuriyetçi Parti içindeki göç politikası ayrılıklarını ortaya koydu.

Söz konusu tasarı olan “Haysiyet Yasası” (Dignity Act) yeni bir düzenleme olmamakla birlikte, mevcut Kongre döneminde oylamaya sunulma ihtimali oldukça düşük görünüyor.

Ancak muhafazakar kanatta, Başkan Donald Trump’ın toplu sınır dışı etme vaatlerini yerine getirmesi ve İç Güvenlik Bakanlığı’nın (DHS) kapatılmasına yönelik beklentilerden kaynaklanan birikmiş hayal kırıklığı, bu tasarıya karşı toplu bir tepkiye dönüştü.

Parti içi stratejik bölünme derinleşiyor

Gelişmeler aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti içindeki stratejik bir bölünmeyi de gözler önüne seriyor. Bir yanda 2024 seçim zaferinde etkili olan ancak partiye desteği azalma eğilimi gösteren Hispanik ve Latin seçmenleri yeniden kazanmayı hedefleyen ılımlı Cumhuriyetçiler bulunurken, diğer yanda bu tasarıyı seçmenlere verilen sözlere “ihanet” olarak gören sertlik yanlıları yer alıyor.

Tartışmaların odağında, tasarıyı hazırlayan ve uzun yıllardır göçmenlik reformunu savunan Florida Temsilcisi Cumhuriyetçi Maria Elvira Salazar bulunuyor.

Salazar’ın bugünkü Cumhuriyetçi Parti içinde “yalnız bir konumda” olduğu değerlendirilen bu duruşu, geçmişteki uzlaşmacı göç politikalarıyla paralellik gösteriyor.

Salazar’ın planı uyarınca, 2021 yılından önce ülkeye yasa dışı yollardan giren ve sabıka kaydı bulunmayan kişilerin, 7 bin dolar tazminat ile vadesi geçmiş vergilerini ödemeleri öngörülüyor.

Bu kişilerin sosyal yardım programlarından yararlanmaları engellenirken kendilerine yeni bir yasal statü verilmesi planlanıyor. Ancak tasarıda bu kişilere vatandaşlık yolu açılmıyor.

Salazar, vatandaşlık yolu öngörmediği için tasarının bir “af” niteliği taşımadığında ısrar ediyor. Buna karşın, yasal statüsü olmayan göçmenlere herhangi bir kolaylık sağlanmasını “af” olarak tanımlayan çok sayıda Cumhuriyetçi milletvekili ve muhafazakar yorumcu bu görüşe karşı çıkıyor.

Tasarının eş sponsoru olan New York Temsilcisi Mike Lawler’ın geçtiğimiz hafta sonu Fox News ekranlarında düzenlemeyi savunması, tepkileri zirveye taşıdı.

Çok sayıda Cumhuriyetçi üye tasarıyı “af” olarak nitelendirerek kınarken, nüfuzlu yorumcular ve muhafazakar sosyal medya hesapları üzerinden yoğun bir protesto dalgası başlatıldı.

Salazar verdiği mülakatta, yükselen tepkileri tasarının “ivme kazandığının” bir işareti olarak gördüğünü belirtti.

Salazar, “Bu, ABD Kongresi’ndeki tek göçmenlik reformu yasasıdır. Buradaki sorun, insanların yasayı okumadan konuşmasıdır; göçmenlik söz konusu olduğunda ne yazık ki durum budur” ifadelerini kullandı.

Af kavramına da değinen Salazar, şu anki durumun asıl af olduğunu belirterek, yasa dışı göçmenlerin hiçbir bedel ödemeden yolları, okulları ve hastaneleri kullandığını savundu.

Teksas Temsilcisi Cumhuriyetçi Brandon Gill ise Salazar ile sosyal medyada karşı karşıya gelerek tasarıyı en sert eleştiren isimlerden biri oldu.

Gill paylaşımında, “Bu, kendi partimizden değil, sol kanattan beklediğimiz türden bir Orwellvari çifte söylemdir. Bir af rejimi altında yaşamıyoruz ve öyle olduğumuzu söylemek dürüstlük değildir” dedi.

Gill, öncelikli hedefin Göç ve Gümrük Muhafaza Bürosu (ICE) ile İç Güvenlik Bakanlığı’na kaynak sağlayarak sınır dışı işlemlerini hızlandırmak olması gerektiğini, Haysiyet Yasası’nın ise 12 milyon yasa dışı göçmene yasal statü vererek bu çabaları baltalayacağını kaydetti.

Salazar, bu tepkilere 2025 seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin Latin seçmenler arasındaki desteğinin azalmasına dikkat çekerek yanıt verdi.

Salazar, “Başkan Trump kapsama alanını daraltarak değil, genişleterek kazandı. Koalisyon böyle kurulur” dedi.

Salazar ayrıca, tasarıyı eleştiren meslektaşlarıyla henüz doğrudan görüşmediğini ancak bu hafta Gill ile bir araya gelerek yasayı anlatmayı planladığını söyledi.

Ayrıca yasanın iş gücü eksikliğini gidereceğini savunan Ulusal İmalatçılar Birliği ile büyük bir basın toplantısı düzenleyeceğini duyurdu.

Tartışmalar medya platformlarında da sürerken, Fox News sunucusu Brian Kilmeade, Trump’ın “uzun süreli çalışma vizelerine” sıcak bakabileceğini belirterek bu düzenlemeye açık olabileceği yorumunu yaptı.

Ancak diğer bir sunucu Laura Ingraham ile Temsilci Lawler arasındaki mülakat oldukça sert geçti. Ingraham, Lawler’ın tasarının içeriğini yanlış tanıttığını ve göçmenlik memurlarına tanınan takdir yetkisinin suistimale açık olduğunu savundu.

Diğer yandan Cato Enstitüsü Göçmenlik Çalışmaları Direktörü David Bier, tepkilerin miktarını şaşırtıcı bulsa da bunun partideki bir çatlağı ifşa ettiğini belirtti.

Bier, “Bu, Beyaz Saray Genel Sekreter Yardımcısı Stephen Miller’ın izlediği yolda kalınması için başkana baskı yapmakla ilgilidir. Göçmenlik politikası ara seçimlere giderken bir yük olarak görülüyor ve yumuşatılması gerektiği mesajı veriliyor; ancak sağ kanat buna sıcak bakmıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Salazar ve Lawler’ın her ikisi de Demokratların geri kazanmayı hedeflediği çekişmeli bölgelerde yeniden seçim yarışına girecek.

Salazar’ın bölgesi, anketlerde Trump’tan uzaklaştığı görülen yoğun bir Latin seçmen nüfusuna sahip. Bier, güvenli bölgelerdeki üyelerin ise tabanlarına “toplu sınır dışı” için savaştıkları sinyalini vermekle daha çok ilgilendiklerini aktardı.

Öte yandan tasarıyı savunanlar, Trump’ın yasal statü konusunda birçok muhafazakar kadar katı olmadığını ileri sürüyor.

Trump, ocak ayında New York Times’a verdiği mülakatta, bazı sektörlerin hala göçmen emeğine ihtiyaç duyduğunu ve herkes için işe yarayacak kapsamlı bir göçmenlik politikası oluşturmayı “çok isteyeceğini” söylemişti.

Salazar, tasarının veya benzer bir uzlaşmanın geleceğinin nihayetinde Trump ve Beyaz Saray’ın elinde olduğunu vurguladı.

Amerika

Microsoft’un veri merkezi yatırımı New York’un elektrik talebini aşacak

Yayınlanma

Microsoft, bulut ve yapay zeka hizmetlerindeki sunucu açığını kapatmak amacıyla veri merkezlerinin kapasitesini 2032’ye kadar üçe katlayıp 38 gigavatın üzerine çıkarmayı hedefliyor. Planlanan bu enerji miktarı, New York eyaletinin zirve dönemdeki elektrik tüketimini aşıyor.

Amerikan teknoloji şirketi Microsoft, veri merkezlerinin kapasitesini 2032 yılına kadar üç kattan fazla artırarak 38 gigavatın üzerine çıkarmayı planlıyor.

Bloomberg’in konuya aşina kaynaklara dayandırdığı haberine göre, hedeflenen bu kapasite, New York eyaletinin en yüksek tüketim dönemlerindeki elektrik ihtiyacını geride bırakıyor.

Kapasite artışı, Microsoft’un bulut hizmetleri ve yapay zeka operasyonlarında yaşadığı işlem gücü yetersizliğini aşmasını amaçlıyor.

Şirketin dünya genelindeki veri merkezi ağının mevcut elektrik kapasitesi yaklaşık 12 gigavat seviyesinde seyrediyor.

Gelecekteki kapasitenin yaklaşık üçte birinin yapay zeka donanımlarına ayrılması hedefleniyor. Bu alandaki güncel tüketim ise 2 gigavat civarında kalıyor.

Sunucu kapasitesindeki yetersizlik, Microsoft’u ABD ve Avrupa’daki bazı merkezlerinde yeni bulut aboneliklerini sınırlandırmak zorunda bıraktı. Bu durum nedeniyle müşterilerin bir bölümü rakiplerle sözleşme imzaladı.

Tesis inşasını hızlandıran şirket, Atlanta bölgesi dahil yeni merkezler kuruyor. Son mali yılda sermaye harcamaları 145 milyar dolara ulaşan şirketin harcamalarında, analistlerin değerlendirmelerine göre yükseliş sürecek.

Tesislerin inşasının yıllar alması, talep ve teknolojideki değişimlerin sürmesi sebebiyle mevcut planlar revizyona uğrayabilir.

Microsoft, programın ayrıntılarına dair henüz açıklama yapmadı.

Daha önce şirket içi değerlendirmelerde, yapay zeka merkezleri inşasının elektrik, su tüketimi ve karbon emisyonları nedeniyle çalışanlar arasında kaygı yarattığı kabul edilmişti.

Microsoft, su verimliliğini artırdığını ve yenilenebilir enerji kaynaklarını güçlendirdiğini savunuyor.

Veri merkezi krizi

Okumaya Devam Et

Amerika

“Teknoloji devleri gençlerin tepki odağında petrolün yerini aldı”

Yayınlanma

ABD’li kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin petrol şirketlerinin yerini alarak kamuoyunun bir numaralı hedefi haline geldiğini söyledi. Van’t Hof, yüksek gelir ve kariyer arayışındaki gençlerin enerji sektörüne ilgisinin arttığını savundu. Bloomberg verileri ise sektörde üretimin rekor kırmasına karşın son on yılda 250 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığını gösteriyor.

ABD merkezli kayaç petrolü üreticisi Diamondback Energy şirketinin tepe yöneticisi Kaes Van’t Hof, teknoloji devlerinin kamuoyu nezdinde petrol şirketlerinin yerini alarak “bir numaralı halk düşmanı” haline geldiğini söyledi.

Financial Times gazetesine konuşan Van’t Hof, iyi gelir ve güçlü kariyer fırsatları arayan gençlerin artık petrol sektörünü dışlanan bir alan olarak görmediğini vurguladı.

Teknoloji şirketlerinin, özellikle veri merkezlerinin inşası nedeniyle yoğun bir toplumsal baskıyla karşı karşıya kaldığını belirten Van’t Hof, enerji sektörüne yönelik yaklaşımın ise dönüştüğünü savundu.

The New York Times gazetesinin daha önce yer verdiği haberde, veri merkezlerine yönelik endişelerin çevreye dönük tehditler ve sohbet robotlarına olan bağımlılıkla bağlantılı olduğu aktarılmıştı.

Van’t Hof, toplumun enerjinin gündelik hayattaki vazgeçilmez rolünü artık çok daha iyi kavradığına dikkat çekti.

Gelişmeleri değerlendiren Diamondback yöneticisi, şu ifadeleri kullandı:

“Birkaç yıl öncesine kadar neredeyse her gün petrol sektörünün öldüğüne dair makaleler çıkıyordu. Ancak bugün insanların bunun saygın, iyi ödeme yapan, ayrıca yapay zeka ile enerjinin kesiştiği bir alan olduğunu anladığını düşünüyorum.”

Söz konusu dönüşümün istihdam piyasasına da yansıdığını kaydeden Van’t Hof, sektöre genç yetenek akışı yaşandığını ve staj başvurularında artış görüldüğünü dile getirdi.

Van’t Hof, değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: “Enerji sektörü havalı olabilir mi? Evet, sanırım öyle. Artık asıl bilişimciler kötü adam olarak görülüyor.”

Teksas merkezli olan ve kayaç petrolü çıkaran Diamondback, 56 milyar dolarlık ciroya sahip. Şirket, ABD’nin güneyindeki geniş petrol ve doğalgaz bölgesi Permian Havzası’nın en büyük bağımsız petrol üreticisi konumunu elinde tutuyor.

Öte yandan Bloomberg, Temmuz ayında geçtiği haberde ABD petrol ve doğalgaz sektörünün son on yılda istihdamını yaklaşık yüzde 40 oranında azalttığını duyurmuştu.

Bu oran 250 bin kişilik iş kaybına denk gelirken, söz konusu pozisyonların büyük kısmının geri dönmeyeceği kaydedildi.

İstihdamdaki bu sert düşüşe rağmen, aynı dönemde ham petrol üretimi yüzde 50 artış kaydetti.

Bloomberg’in aktardığına göre 2014 yılındaki fiyat çöküşünün ardından yatırımcılar şirketlerden daha yüksek verimlilik ve kâr talep etmeye başladı.

Bu baskı; işten çıkarmaları, şirket birleşmelerini, ileri teknolojilerin kullanımını, otomasyonu ve robotik sistemleri beraberinde getirdi.

Ajansın hesaplamalarına göre sektörde 2023 yılının başından bu yana gerçekleşen birleşme ve devralma işlemlerinin toplam hacmi 500 milyar doları aştı ve önceki üç yıllık dönemin toplamını yüzde 20’den fazla geride bıraktı.

Güncel verilerle ABD’deki ham petrol üretimi günlük 13,8 milyon varille rekor seviyeye ulaşsa da sektördeki istihdam son üç yılın en düşük seviyesinde seyrediyor.

Ülkedeki enerji şirketleri, 2014 yılında çalışan sondaj kulelerinin üçte birinden daha azıyla faaliyet gösteriyor; ancak sahadaki her bir kule artık o döneme kıyasla yaklaşık dört kat daha fazla petrol üretiyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD, ismi açıklanmayan “büyük” bir bankaya yaptırım uygulayacak

Yayınlanma

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Trump yönetiminin önümüzdeki hafta büyük bir bankaya yaptırım uygulayacağını söyledi.

Yeni yaptırım, yine İran’a karşı iktisadi abluka kapsamında ilan edilecek.

“Real America’s Voice” programına konuk olduğu sırada ne finans kurumunun adını ne de bulunduğu ülkeyi belirten Bessent, bu adımın pazartesi günü (14 Eylül) atılacağını ifade etti.

Bessent, bu adımın başlangıçta cuma günü gerçekleştirilmesinin planlandığını fakat 11 Eylül 2001 saldırılarının 25. yıldönümü anma törenleri nedeniyle ertelendiğini belirtti.

Bessent şöyle konuştu:

“Herkes bu rejimle ilişkisini kesene kadar bu sürece devam edeceğiz. Bunu o kadar kârsız hale getireceğiz ki, şirketinizin ya da kendinizin, kişisel mali durumunuzun yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmasını göze almak istiyorsanız, buyurun deneyin. ⁠Ama peşinize düşeceğiz.”

ABD, Türkiye’deki bir bankaya “İran bağlantılı” olduğu iddiasıyla yaptırım uyguladı

ABD, Şubat ayında çatışmanın başlamasından bu yana İran’a karşı petrol ihracatı, nakliye ağları, silah tedarik kanalları, finansal aracılar, dijital varlık borsaları ve havacılık bağlantılarını hedef alan bir dizi ekonomik önlem uyguladı.

Trump yönetimi, geçen ay Bessent’in “Ekonomik Dışlama Operasyonu” olarak adlandırdığı girişimle kampanyasını tırmandırdı.

ABD, yaklaşık 60 kuruluş, kişi ve gemiye yaptırımlar uyguladı ve deniz taşımacılığı, havacılık, teknoloji, altın ve dijital varlıklar gibi sektörlerde İran’la iş yapanlara yönelik ikincil yaptırımların kapsamını genişletti.

Beyaz Saray geçen hafta İstanbul merkezli Golden Global Bank’ı, Çin’in İran petrolü karşılığında ödediği büyük meblağları Devrim Muhafızları’na aktardığı gerekçesiyle yaptırım kapsamına almıştı.

İran üzerindeki baskı giderek artmasına rağmen, ABD Başkanı Donald ​Trump savaşın Kasım ayındaki ABD ara seçimlerinden sonraya kadar sona ermeyeceğini öngördü.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English