Bizi Takip Edin

Amerika

Cumhuriyetçilerin Trump’ın İran harekatına sabrı tükeniyor

Yayınlanma

Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması için Tahran’a yönelik tehditlerini sertleştirmesi ve İran altyapısını hedef alabileceğini açıklaması, altıncı haftasına giren askeri operasyona yönelik Cumhuriyetçi Kongre üyeleri arasındaki kaygıları artırıyor. Parti içindeki bazı isimler, Trump’ın başlangıçta dört-beş hafta olarak öngördüğü harekatın ucu açık bir çatışmaya dönüşme riskine karşı Kongre yetkisinin devreye girmesi gerektiğini belirtiyor.

ABD’de Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin bir bölümü, altıncı haftasına giren İran’daki savaşa ilişkin artan bir temkinle yaklaşıyor. Başkan Donald Trump’ın Tahran yönetimine Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açması yönündeki çağrısını “her türlü felaketi göze alma” uyarısıyla sertleştirmesi, gerilimin daha da tırmanabileceği sinyalini veriyor.

İran saldırısı, ara seçim dönemine girilmesi ve “Önce Amerika” gündeminden uzaklaşıldığı algısı nedeniyle “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) tabanındaki huzursuzluğun artmasıyla birlikte Cumhuriyetçiler açısından siyasi olarak hassas bir döneme denk geliyor.

Trump harekatın başında operasyonun yalnızca dört ila beş hafta süreceğini öngörmüş olsa da hafta sonu İran’ın altyapısını vurma tehdidinde bulunarak ve kara harekatı seçeneğini dışlamayarak tansiyonu yükseltti.

Bu adımlar, çatışmanın daha uzun süreli ve karmaşık bir hal alması riskini beraberinde getiriyor.

Cumhuriyetçi isimler, şubat ayında hava saldırıları ilk başladığında Trump’ın arkasında neredeyse tam bir mutabakatla durmuştu. Ancak güncel durumda bazı isimler, çatışmanın 60 günü aşması halinde Kongre’nin devreye girerek yetkisini kullanması gerektiğini ifade ediyor.

Utah Senatörü John Curtis, 1 Nisan’da Deseret News için kaleme aldığı makalede, başkanın tek taraflı yetkisini sınırlayan anayasal kısıtlamaların mevcut olduğunu belirtti.

Curtis, “Başkanın Amerikan canlarını ve çıkarlarını savunmak adına attığı adımları destekliyorum. Ancak Kongre onayı olmaksızın askeri harekatın 60 günlük süreyi aşacak şekilde sürdürülmesini desteklemeyeceğim” ifadelerini kullandı.

Curtis ayrıca, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın, başkanın “yeni ortaya çıkan tehditlere” yanıt verme süresini sınırlandırdığını kaydetti.

Curtis, 60 günlük sürenin başkanların ulusal tehditlere karşı acil önlemler alması için “tamamen yeterli bir pencere” olduğunu, bu sürenin ardından savaş ilan edilip edilmeyeceği ve harekatın devamı konusundaki kararın halkın seçilmiş temsilcilerine bırakılması gerektiğini vurguladı.

Nebraska Temsilcisi Don Bacon da The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, çatışmanın 60 günü geçmesi durumunda savaş yetkilerine ilişkin bir tasarıyı oylamayı değerlendirebileceğini söyledi.

Bacon, “İran’ın 47 yıldır bir tehdit olduğunu ve yaklaşık bin Amerikalıyı öldürdüklerini düşünüyorum. Yine de tasarıyı değerlendiririm” dedi.

Savaşın kısa sürmesini umduğunu ekleyen Bacon, ancak “düşmanın da söz hakkı olduğunu” belirtti. Bacon, “Eğer rejim savaş istiyorsa süreç uzayacaktır. Rejimin hızlı bir barış yönünde karar almasını umuyorum. Bir ay içinde olağanüstü sonuçlar elde ettik; hepimiz hızlı bir sonu tercih ederiz” şeklinde konuştu.

Çekişmeli bir seçim bölgesinde yarışan New York Temsilcisi Mike Lawler ise NBC’nin “Meet the Press” programında, çatışmanın 60 günlük süreyi aşması durumunda Kongre’nin “gerekli adımları atması gerekeceğini” ifade etti ve “Bunu desteklerim” diye ekledi.

Başkan Trump, dün yaptığı açıklamada, İran altyapısını hedef alma yönündeki hafta sonu tehditlerini yineledi. Trump, İranlı liderlerin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için Salı günü saat 20.00’ye kadar bir anlaşmaya varmamaları halinde tüm ülkenin “bir gecede yok edilebileceği” uyarısında bulundu.

Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik geçit için Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Trump, “Onlara yarına kadar, saat 8’e kadar süre veriyoruz. Ondan sonra ne köprüleri kalacak ne de enerji santralleri” dedi ve İran’ın “Taş Devri’ne” gönderileceği söylemini tekrarladı.

İran hükümeti ise dün erken saatlerde X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’den gelen 15 maddelik barış teklifini “gerçek dışı” bularak reddettiğini duyurdu.

Açıklamada, “yasa dışı yaptırımların, askeri tehditlerin veya baskının gölgesinde yürütülecek hiçbir müzakerenin kabul edilmeyeceği” belirtildi.

Axios’un haberine göre İran, savaşı sona erdirmek için 10 maddelik bir karşı teklif iletmişti. Ancak Trump, muhabirlere verdiği demeçte, İran’ın teklifinin “önemli” olduğunu ancak yine de “yeterince iyi olmadığını” kaydetti.

Cumhuriyetçilerin bir kısmı çatışma konusunda halen Trump’ın arkasında durmaya devam ediyor. Iowa Senatörü Joni Ernst, yaptığı açıklamada, “Başkanın gerçekten hayal kırıklığına uğradığını biliyorum ve boğazların açılmasını biz de istiyoruz. Bu sadece ABD için değil, Avrupa ve diğer birçok ülke için de iyi olacaktır” dedi.

Öte yandan, Amerikan halkının çoğunluğu süregelen operasyondan memnuniyet duymuyor. CNN tarafından geçen hafta, Trump’ın çatışmaya ilişkin ulusa sesleniş konuşmasından önce yayımlanan ankete göre, katılımcıların yüzde 66’sı “ABD’nin İran’da askeri harekat başlatma kararını” onaylamadığını belirtti.

Savaşa yönelik huzursuzluk Cumhuriyetçi kanatta artmaya devam ediyor. Colorado Temsilcisi Lauren Boebert, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, Pentagon’un 200 milyar dolarlık bir maliyet öngördüğü İran ek finansman paketine destek vermeyeceğini söylemişti.

Boebert, CNN muhabiri Manu Raju’ya, “Liderliğe zaten söyledim, savaş ek bütçelerine ‘hayır’ diyorum. Paranın başka yerlere harcanmasından yoruldum. Zorlukla kazanılan vergilerimizin endüstriyel savaş kompleksine gitmesinden bıktım. Colorado’da yaşama gücü olmayan insanlarım var” ifadelerini kullandı.

Güney Karolina Temsilcisi Nancy Mace de daha önce X üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran’a kara birliği gönderilmesini desteklemeyeceğini” ifade etmişti.

Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Mike Rogers ise geçtiğimiz ay yapılan bir bilgilendirme sırasında operasyona dair yeterli yanıt alamadıkları gerekçesiyle Trump yönetimini eleştirmişti.

Kentucky Temsilcisi Thomas Massie ve Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna, Trump’ın Şubat sonu İsrail ile birlikte İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları başlatmasından bir hafta sonra, İran konusundaki savaş yetkileri tasarısını Temsilciler Meclisi gündemine taşımıştı.

Tasarı; Ohio’dan Greg Landsman, Maine’den Jared Golden, Teksas’tan Henry Cuellar ve Kaliforniya’dan Juan Vargas olmak üzere dört Demokrat üyenin partilerine karşı oy kullanmasıyla 212’ye karşı 219 oyla reddedilmişti.

Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat liderler, Kongre üyelerinin iki haftalık bahar tatilinden dönmesinin ardından başka bir savaş yetkileri tasarısını oylamaya sunmayı hedefliyor.

Bu kez, bazı merkez siyasetçilerin tavır değiştirdiği gözlemleniyor; Landsman, Cuellar ve Vargas’ın bu önlemi desteklemesi bekleniyor.

Tasarı oylamaya sunulursa kaç Cumhuriyetçinin destek vereceği henüz belirsizliğini koruyor. Massie’nin “evet” oyu vermesi beklenirken, daha önce savaş yetkileri tasarısına destek veren Ohio Temsilcisi Warren Davidson’ın bu tutumunu sürdürüp sürdürmeyeceği netlik kazanmadı.

Nancy Mace, bu ayın başlarında CNN’e verdiği demeçte İran’daki operasyonun genişlemesinden endişe duyduğunu belirtmişti.

Mace, “Eğer karaya konvansiyonel birlikler çıkarılacaksa, örneğin bir ana kara işgali söz konusuysa, bu çatışmanın farklı bir aşamasına girdiğimiz anlamına gelir ve Kongre’ye bilgi verilmesi gerekir. Kongre’nin söz hakkı olmalıdır” dedi. Mace ayrıca, “Can kayıpları ve olası kara birlikleri için zayiat öngörüleri konusunda endişeliyim. Herhangi bir adım atılmadan önce Kongre bu konularda bilgilendirilmelidir” diye ekledi.

Geçtiğimiz ay Senato’daki Cumhuriyetçiler de savaş yetkileri tasarısını veto etmiş, partisinin genel eğiliminden koparak tasarıya destek veren tek isim Kentucky Senatörü Rand Paul olmuştu.

Amerika

New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

Yayınlanma

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.

New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.

Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.

New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.

Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.

Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.

Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.

Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.

Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.

Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.

New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.

Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.

Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.

New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.

CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.

Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.

New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.

Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.

Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.

Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.

Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.

Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

Yayınlanma

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.

Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.

Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.

İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.

“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler

Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.

İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.

Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.

Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.

Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.

Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti

YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.

Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.

Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.

Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.

1,8 milyar dolarlık fon tartışması

İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.

Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.

Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.

Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.

Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”

Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.

Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.

The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.

Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.

Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.

Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor

Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.

Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.

Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.

Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.

Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.

Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.

Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.

Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.

Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.

Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.

Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

Yayınlanma

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.

Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.

Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.

Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.

Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.

MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.

Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.

Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.

CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.

Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.

FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.

Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.

MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English