Amerika
Cumhuriyetçilerin Trump’ın İran harekatına sabrı tükeniyor

Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması için Tahran’a yönelik tehditlerini sertleştirmesi ve İran altyapısını hedef alabileceğini açıklaması, altıncı haftasına giren askeri operasyona yönelik Cumhuriyetçi Kongre üyeleri arasındaki kaygıları artırıyor. Parti içindeki bazı isimler, Trump’ın başlangıçta dört-beş hafta olarak öngördüğü harekatın ucu açık bir çatışmaya dönüşme riskine karşı Kongre yetkisinin devreye girmesi gerektiğini belirtiyor.
ABD’de Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin bir bölümü, altıncı haftasına giren İran’daki savaşa ilişkin artan bir temkinle yaklaşıyor. Başkan Donald Trump’ın Tahran yönetimine Hürmüz Boğazı’nı yeniden trafiğe açması yönündeki çağrısını “her türlü felaketi göze alma” uyarısıyla sertleştirmesi, gerilimin daha da tırmanabileceği sinyalini veriyor.
İran saldırısı, ara seçim dönemine girilmesi ve “Önce Amerika” gündeminden uzaklaşıldığı algısı nedeniyle “MAGA” (Amerika’yı Yeniden Harika Yap) tabanındaki huzursuzluğun artmasıyla birlikte Cumhuriyetçiler açısından siyasi olarak hassas bir döneme denk geliyor.
Trump harekatın başında operasyonun yalnızca dört ila beş hafta süreceğini öngörmüş olsa da hafta sonu İran’ın altyapısını vurma tehdidinde bulunarak ve kara harekatı seçeneğini dışlamayarak tansiyonu yükseltti.
Bu adımlar, çatışmanın daha uzun süreli ve karmaşık bir hal alması riskini beraberinde getiriyor.
Cumhuriyetçi isimler, şubat ayında hava saldırıları ilk başladığında Trump’ın arkasında neredeyse tam bir mutabakatla durmuştu. Ancak güncel durumda bazı isimler, çatışmanın 60 günü aşması halinde Kongre’nin devreye girerek yetkisini kullanması gerektiğini ifade ediyor.
Utah Senatörü John Curtis, 1 Nisan’da Deseret News için kaleme aldığı makalede, başkanın tek taraflı yetkisini sınırlayan anayasal kısıtlamaların mevcut olduğunu belirtti.
Curtis, “Başkanın Amerikan canlarını ve çıkarlarını savunmak adına attığı adımları destekliyorum. Ancak Kongre onayı olmaksızın askeri harekatın 60 günlük süreyi aşacak şekilde sürdürülmesini desteklemeyeceğim” ifadelerini kullandı.
Curtis ayrıca, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın, başkanın “yeni ortaya çıkan tehditlere” yanıt verme süresini sınırlandırdığını kaydetti.
Curtis, 60 günlük sürenin başkanların ulusal tehditlere karşı acil önlemler alması için “tamamen yeterli bir pencere” olduğunu, bu sürenin ardından savaş ilan edilip edilmeyeceği ve harekatın devamı konusundaki kararın halkın seçilmiş temsilcilerine bırakılması gerektiğini vurguladı.
Nebraska Temsilcisi Don Bacon da The Hill gazetesine yaptığı açıklamada, çatışmanın 60 günü geçmesi durumunda savaş yetkilerine ilişkin bir tasarıyı oylamayı değerlendirebileceğini söyledi.
Bacon, “İran’ın 47 yıldır bir tehdit olduğunu ve yaklaşık bin Amerikalıyı öldürdüklerini düşünüyorum. Yine de tasarıyı değerlendiririm” dedi.
Savaşın kısa sürmesini umduğunu ekleyen Bacon, ancak “düşmanın da söz hakkı olduğunu” belirtti. Bacon, “Eğer rejim savaş istiyorsa süreç uzayacaktır. Rejimin hızlı bir barış yönünde karar almasını umuyorum. Bir ay içinde olağanüstü sonuçlar elde ettik; hepimiz hızlı bir sonu tercih ederiz” şeklinde konuştu.
Çekişmeli bir seçim bölgesinde yarışan New York Temsilcisi Mike Lawler ise NBC’nin “Meet the Press” programında, çatışmanın 60 günlük süreyi aşması durumunda Kongre’nin “gerekli adımları atması gerekeceğini” ifade etti ve “Bunu desteklerim” diye ekledi.
Başkan Trump, dün yaptığı açıklamada, İran altyapısını hedef alma yönündeki hafta sonu tehditlerini yineledi. Trump, İranlı liderlerin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için Salı günü saat 20.00’ye kadar bir anlaşmaya varmamaları halinde tüm ülkenin “bir gecede yok edilebileceği” uyarısında bulundu.
Dünya petrol arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik geçit için Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında konuşan Trump, “Onlara yarına kadar, saat 8’e kadar süre veriyoruz. Ondan sonra ne köprüleri kalacak ne de enerji santralleri” dedi ve İran’ın “Taş Devri’ne” gönderileceği söylemini tekrarladı.
İran hükümeti ise dün erken saatlerde X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ABD’den gelen 15 maddelik barış teklifini “gerçek dışı” bularak reddettiğini duyurdu.
Açıklamada, “yasa dışı yaptırımların, askeri tehditlerin veya baskının gölgesinde yürütülecek hiçbir müzakerenin kabul edilmeyeceği” belirtildi.
Axios’un haberine göre İran, savaşı sona erdirmek için 10 maddelik bir karşı teklif iletmişti. Ancak Trump, muhabirlere verdiği demeçte, İran’ın teklifinin “önemli” olduğunu ancak yine de “yeterince iyi olmadığını” kaydetti.
Cumhuriyetçilerin bir kısmı çatışma konusunda halen Trump’ın arkasında durmaya devam ediyor. Iowa Senatörü Joni Ernst, yaptığı açıklamada, “Başkanın gerçekten hayal kırıklığına uğradığını biliyorum ve boğazların açılmasını biz de istiyoruz. Bu sadece ABD için değil, Avrupa ve diğer birçok ülke için de iyi olacaktır” dedi.
Öte yandan, Amerikan halkının çoğunluğu süregelen operasyondan memnuniyet duymuyor. CNN tarafından geçen hafta, Trump’ın çatışmaya ilişkin ulusa sesleniş konuşmasından önce yayımlanan ankete göre, katılımcıların yüzde 66’sı “ABD’nin İran’da askeri harekat başlatma kararını” onaylamadığını belirtti.
Savaşa yönelik huzursuzluk Cumhuriyetçi kanatta artmaya devam ediyor. Colorado Temsilcisi Lauren Boebert, geçtiğimiz ay yaptığı açıklamada, Pentagon’un 200 milyar dolarlık bir maliyet öngördüğü İran ek finansman paketine destek vermeyeceğini söylemişti.
Boebert, CNN muhabiri Manu Raju’ya, “Liderliğe zaten söyledim, savaş ek bütçelerine ‘hayır’ diyorum. Paranın başka yerlere harcanmasından yoruldum. Zorlukla kazanılan vergilerimizin endüstriyel savaş kompleksine gitmesinden bıktım. Colorado’da yaşama gücü olmayan insanlarım var” ifadelerini kullandı.
Güney Karolina Temsilcisi Nancy Mace de daha önce X üzerinden yaptığı paylaşımda, “İran’a kara birliği gönderilmesini desteklemeyeceğini” ifade etmişti.
Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Mike Rogers ise geçtiğimiz ay yapılan bir bilgilendirme sırasında operasyona dair yeterli yanıt alamadıkları gerekçesiyle Trump yönetimini eleştirmişti.
Kentucky Temsilcisi Thomas Massie ve Kaliforniya Temsilcisi Ro Khanna, Trump’ın Şubat sonu İsrail ile birlikte İran’a yönelik geniş çaplı saldırıları başlatmasından bir hafta sonra, İran konusundaki savaş yetkileri tasarısını Temsilciler Meclisi gündemine taşımıştı.
Tasarı; Ohio’dan Greg Landsman, Maine’den Jared Golden, Teksas’tan Henry Cuellar ve Kaliforniya’dan Juan Vargas olmak üzere dört Demokrat üyenin partilerine karşı oy kullanmasıyla 212’ye karşı 219 oyla reddedilmişti.
Temsilciler Meclisi’ndeki Demokrat liderler, Kongre üyelerinin iki haftalık bahar tatilinden dönmesinin ardından başka bir savaş yetkileri tasarısını oylamaya sunmayı hedefliyor.
Bu kez, bazı merkez siyasetçilerin tavır değiştirdiği gözlemleniyor; Landsman, Cuellar ve Vargas’ın bu önlemi desteklemesi bekleniyor.
Tasarı oylamaya sunulursa kaç Cumhuriyetçinin destek vereceği henüz belirsizliğini koruyor. Massie’nin “evet” oyu vermesi beklenirken, daha önce savaş yetkileri tasarısına destek veren Ohio Temsilcisi Warren Davidson’ın bu tutumunu sürdürüp sürdürmeyeceği netlik kazanmadı.
Nancy Mace, bu ayın başlarında CNN’e verdiği demeçte İran’daki operasyonun genişlemesinden endişe duyduğunu belirtmişti.
Mace, “Eğer karaya konvansiyonel birlikler çıkarılacaksa, örneğin bir ana kara işgali söz konusuysa, bu çatışmanın farklı bir aşamasına girdiğimiz anlamına gelir ve Kongre’ye bilgi verilmesi gerekir. Kongre’nin söz hakkı olmalıdır” dedi. Mace ayrıca, “Can kayıpları ve olası kara birlikleri için zayiat öngörüleri konusunda endişeliyim. Herhangi bir adım atılmadan önce Kongre bu konularda bilgilendirilmelidir” diye ekledi.
Geçtiğimiz ay Senato’daki Cumhuriyetçiler de savaş yetkileri tasarısını veto etmiş, partisinin genel eğiliminden koparak tasarıya destek veren tek isim Kentucky Senatörü Rand Paul olmuştu.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Amerika
Pentagon’dan Boeing’e 20 milyar dolarlık yeni nesil savaş uçağı sözleşmesi

ABD Donanması, uçak gemisi filosunun yeni nesil muharip uçağı F/A-XX için Boeing ile 20 milyar doları aşan bir geliştirme sözleşmesi imzaladı. 2030’lu yıllarda envantere girmesi hedeflenen sistem, Super Hornet uçaklarının yerini alacak ve insansız hava araçlarıyla koordineli görev yapacak.
ABD Donanması, uçak gemisi filosunda görev yapacak altıncı nesil F/A-XX savaş uçağının kapsamlı geliştirme süreci için havacılık şirketi Boeing ile 20 milyar doları aşan bir sözleşme imzaladı.
29 Eylül’de duyurulan anlaşma uyarınca üretici firma, donanmanın gelecek nesil hava muharebe filosunu şekillendirecek.
Pentagon yetkilileri, geliştirilecek uçağın çekişmeli hava sahalarında üstünlük sağlama ve uçak gemisi görev gruplarının operasyon menzilini artırma hedefi taşıdığını bildirdi.
Pentagon’un tedarik ve idame işlerinden sorumlu müsteşarı Michael P. Duffey, askeri personelin caydırıcılık, güç gösterisi ve hava hakimiyeti için yüksek ateş gücüne sahip ağ bağlantılı sistemlerle donatılacağını belirtti.
Duffey, programı ABD’nin ulusal güvenliği ve hava muharebe kabiliyeti açısından vazgeçilmez bir yatırım olarak tanımladı.
Donanma Bakan Vekili Hung Cao ise işbirliğinden duyulan memnuniyeti dile getirerek hedeflerinin hava sahasındaki hakimiyeti sürdürmek olduğunu kaydetti.
Yeni Nesil Hava Üstünlüğü programı çerçevesinde imzalanan sözleşme; yer testleri, uçuşa elverişlilik denetimleri ile silah ve sistem entegrasyonunda kullanılacak birden fazla test platformunu kapsıyor.
F/A-XX modelinin 2030’lu yıllardan başlayarak hizmetteki F/A-18E/F Super Hornet ve EA-18G Growler filolarını desteklemesi, sonraki aşamada ise bu uçakların yerini alması öngörülüyor.
Uçak, mevcut F-35C filolarıyla ortak görev icra edecek; insanlı ve insansız hava araçlarının birlikte kullanıldığı müşterek harekâtlarda görev üstlenecek.
Bu anlaşma, Boeing’in üstlendiği ikinci altıncı nesil muharip uçak projesi oldu. ABD Hava Kuvvetleri, 2025 yılındaki F-47 projesi için de aynı üreticiyi tercih etmişti.
Şirket, ulusal güvenlik ve ihracat mevzuatı gerekçesiyle F/A-XX’in teknik verilerinin gizli tutulduğunu açıkladı.
Gelişmenin ardından şirketin New York borsasındaki hisseleri yaklaşık yüzde 2 değer kazandı.
Boeing, aynı süreçte İsrail ordusunun hava unsurlarına yönelik tedarik faaliyetlerini de sürdürüyor.
İsrail Savunma Bakanlığı, 3 Mayıs’ta Boeing yapımı F-15IA modellerinden oluşan ikinci bir filonun yanı sıra Lockheed Martin üretimi F-35’lerden oluşan dördüncü filonun alımına onay verdi.
Toplam 119 milyar dolarlık savunma planı kapsamında konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, adımın hava sahasındaki operasyonel üstünlüğü pekiştireceğini ifade etti.
Ekim 2023’ten bu yana İsrail ordusu Gazze Şeridi, Lübnan, Suriye ve İran’da geniş kapsamlı hava saldırıları düzenliyor.
Gazze’de büyük bir yıkıma ve çoğunluğunu kadın ile çocukların oluşturduğu on binlerce sivilin ölümüne yol açan saldırılarda ABD menşeli savaş uçaklarının yanı sıra Boeing üretimi güdümlü mühimmatın okul binaları ve çadır kampları hedef alan operasyonlarda kullanıldığı kaydedildi.
Washington yönetimi, çatışma sürecinde İsrail’e aralarında F-15 uçakları ve hassas güdümlü bombaların da yer aldığı milyarlarca dolarlık askeri sevkiyat anlaşmalarını onaylamayı sürdürdü.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası











