Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Ekonomik bunalımdan siyasi krize Lübnan

Yayınlanma

Mişel Avn’ın görev süresi 31 Ekim’de sona eriyor ancak Lübnan parlamentosu yeni cumhurbaşkanını henüz belirleyemedi. Ufukta siyasi grupların anlaşacaklarına dair bir belirti de yok. Zaten geçici bir kabine tarafından yönetilen ve 2019’dan beri tarihinin en büyük ekonomik bunalımlarından birini yaşayan Lübnan, hızla siyasi bir krize doğru sürükleniyor.

Emperyalizm işgalinden geç tarihte kurtulan ve ancak emperyalizmin geride bıraktığı ucube, mezhep temelli siyasi sistemin krizlerinden kurtulamayan Irak’tan sonra, Lübnan da anayasal bir çıkmaza sürükleniyor. Lübnan parlamentosu 15 Mayıs’ta yapılan seçimlerin üzerinden beş aydan fazla zaman geçmesine rağmen, tıpkı Irak’ın bir yıldır yapamadığı gibi, henüz hükümetini kuramadı. Geçici hükümet tarafından yönetilen ülke pazartesiden itibaren cumhurbaşkansız kalabilir. Lübnan parlamentosu, 31 Ekim’de görev süresi dolacak Mişel Avn’ın yerine geçecek 14. cumhurbaşkanını seçmek için bugüne kadar dört kez toplandı. Hafta başı düzenlenen son oturumda adaylardan Mişel Muavvad 39, İsam Halife 10 oy alırken, 61 geçersiz oy kullanıldı. 128 vekilin görev yaptığı parlamento, cumhurbaşkanını üçte iki çoğunlukla seçebiliyor. Lübnan parlamentosunun, bugün beşinci kez toplanarak yeni bir oylama yapması bekleniyordu ancak Parlamento Başkanı Nebih Berri’nin medya ofisi, oturumun iptal edildiğini duyurdu. Berri’nin sözcüsü, oturumun neden iptal edildiğine dair açıklama yapmadı ancak karar, Beriri’nin Fransa’nın Lübnan büyükelçisi Anne Grillo ile görüşmesinin ardından açıklandı.

Yetkisi kısıtlı hükümet

Parlamento, pazartesi günü görev süresi dolacak olan Avn’ın yerine yeni bir cumhurbaşkanı seçemezse, ülkede yetki karmaşası yaşanacak. Mişel Avn, 2016’da cumhurbaşkanı seçildiğinde bu koltuk siyasi çekişmeler nedeniyle iki yılı aşkın süredir boştu. Bu süreç boyunca cumhurbaşkanının yetkileri hükümete devredilmişti. Ancak bugünkü tabloda hükümetin kendisi de parlamentodan güvenoyu almış değil ve “geçici hükümet” sıfatıyla ülkeyi yönetiyor. Geçici hükümetin cumhurbaşkanının, özellikle yabancı ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla anlaşma yapma gibi kritik yetkilerini kullanamayacağı belirtiliyor. Bu yetkisizlik, ağır mali krizi aşmak için uzun zamandır Uluslararası Para Fonu (IMF) ile yapılan görüşmelerin sonuçlandırılmasını zorlaştırabilir. Pazartesi gününden itibaren cumhurbaşkanı koltuğu boş ve yetkisi kısıtlı bir hükümetle yüzleşecek olan Lübnan, ciddi ekonomik baskının altında bir de siyasi ve anayasal bir krizle sarsılabilir.

Anlaşmazlığın nedeni

Fransa’dan 1943’te bağımsızlığını kazanan Lübnan’da siyaset mezhepsel güç paylaşımına dayanıyor. Ülkedeki 18 dini mezhebin hükümet, ordu ve kamu yönetiminde temsilini sağlamayı amaçlayan bu sistem, 1975’te başlayan ve 15 yıl süren iç savaştan sonra imzalanan Taif Anlaşması’yla bazı değişikliklere uğradı ancak özü değişmedi. Buna göre parlamento başkanının Şii, başbakanın Sünni ve cumhurbaşkanının Maruni Hıristiyan olmasını öngörüyor. Lübnan’daki Maruni topluluğu ise ülkedeki diğer mezheplerden daha fazla bölünmüş durumda ve bu durum bir aday üzerinde anlaşmalarını engelliyor. Öte yandan parlamentoda ağırlığı bulunan Hizbullah’ın herhangi bir adaydan yana tavır almamış olması krizin aşılmasını zorlaştırıyor.

Hıristiyan Lübnan Güçleri Partisi tarafından desteklenen, Hizbullah muhalifi Mişel Muavvad, şimdiye kadar dört başarısız cumhurbaşkanlığı seçim oturumunda en çok oyu alan isim oldu ancak üçte iki çoğunluğu yakalayamadı. Öte yandan Hizbullah’ın müttefiki iki Maruni partisi de makamı bir diğerine vermeye hazır değil. Mevcut Cumhurbaşkanı Avn ve damadı Cibran Basil liderliğindeki Özgür Yurtseverler Partisi ve Süleyman Frenciye liderliğindeki Marada Hareketi’nin ortak bir adayı yok. Hizbullah’ın açmazı; eski düşmanı Avn’ı ülkedeki en yüksek makama taşıyan anlaşma ile kazandığı Özgür Yurtseverler Partisi ile her yıl daha da kan kaybeden ve şu an parlamentoda sadece iki vekil ile temsil edilen “kadim” ortağı Marada arasında seçim yapmak zorunda kalmış olması. Üstelik Lübnan basınında yer alan kimi haberlere göre Hizbullah lideri Nasrallah, Süleyman Frenciye’ye yıllar önce cumhurbaşkanlığını vaat etmişti.

Marunilerin kendi aralarındaki anlaşmazlık dışında, diğer bir zorluk cumhurbaşkanlığı seçiminin hükümet kurulma süreci ile paralel ilerlemesi, yani bakanlık “pazarlığında” da koz olması ile ilgili. Hizbullah’ın cumhurbaşkanlık seçimi için yapılan oylamalarda boş oy kullanmasının da hem bu pazarlıkla hem de müttefikleri arasında kalmasıyla ilgili olduğu belirtiliyor.

Mikati ve Avn-Basil anlaşmazlığı

15 Mayıs’ta yapılan seçimlerde Hizbullah ve müttefikleri toplamda aldıkları 61 sandalye ile hem hükümet kurmak için gerekli 64 vekil sayısına ulaşamadı hem de 2018 seçimlerinde 71 sandalye ile sağlandıkları çoğunluğu kaybetti. Liderliğinin Semir Caca başkanlığındaki Hıristiyan Lübnan Güçleri Partisi’nin yaptığı Hizbullah karşıtı blok da tek başına hükümet kuracak güce sahip değil. Parlamento seçimlerinden sonra kabineyi oluşturmak üzere Sünniler arasından atanan mevcut Başbakan Necip Mikati, Eylül 2021’den bu yana geçici başbakan olarak görev yapıyor. Yeni hükümetin yine Mikati liderliğinde mevcut kabinenin revize edilerek şekillenmesi bekleniyor. Ancak Cumhurbaşkanı Avn ve Basil ile Mikati’nin bazı bakanlıklar konusunda anlaşamadığı kaydediliyor. Hizbullah ise 31 Ekim gecesi Avn’ın görev süresinin bitmesiyle ‘anayasal boşluğu’ devralacak yeni bir hükümet kurmak için acele ediyor. Lübnan basınına yansıyan haberlere göre Hizbullah, Mikati ve Basil’e anlaşmaya varmaları için baskıyı artırdı.

Ancak yarın yapılacak parlamento oturumunun da ertelenmesiyle artık Avn’ın cumhurbaşkanı sarayından ayrılmadan yeni hükümetin kurulması imkansıza yaklaşmış durumda. Halihazırda üç yıldır ekonomik sorunlarla sarsılan Lübnan, kasım ayına, devlet kurumlarını işleyemez hale getirme tehlikesi bulunan siyasi bir açmazla başlayacak gibi duruyor.

Sistemin kendisi sorun olunca…

Hükümetler değişse bile bakanlıkların verileceği siyasi partiler ve mezheplerin aynı kaldığı, buna rağmen aylarca süren hükümet krizleri ez cümle “zoraki mezhep koalisyonuna” dayalı hükümet sistemi Lübnan için yeni değil. Ancak 2019’dan beri ülke, Dünya Bankası’na göre 19. yüzyıldan bu yana dünyanın gördüğü en derin ekonomik krizlerden biriyle boğuşuyor. Üstelik Kovid-19 pandemisinin etkileri yeni hissedilmeye başlamışken, iki yıl önce ticaret ve ekonominin kalbi Beyrut limanı, tarihteki nükleer olmayan en güçlü patlamalardan biriyle sarsıldı. Sonuçta ülke 2019’dan bugüne kadar aralıklarla süren geniş çaplı protestolara sahne oldu.

Rüşvet ve yolsuzluğun siyasetten ayrı düşünülmediği ülkede, elektrik başta olmak üzere kamu hizmetleri yok denecek kadar az. İlaç gibi temel ürünler tedarik edilemiyor. Lübnan için yeni olan işte bu tablo. Ve bu tablo karşısında sorunları çözme gibi bir görevi bulunan sistemin, kendisinin bir sorun haline gelmesi, Lübnanlıları mevcut siyasetten beklentisini sıfıra yaklaştırmış durumda. Zorunlu ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar, kendi sorununu çözmekten aciz siyasete güvenini yitirirse çözümü yine sokakta ama bu kez daha yoğun katılımla aramak zorunda kalabilir. Bu olasılık, para birimi dolar karşısında yüzde 95 değer kaybeden, alım gücü hızla düşen, yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşamaya çalışan ve yüzde 63’ünün ülkeyi terk etmek istediği Lübnan’ın göze alamayacağı bir şey. Ancak Lübnan’ın babadan-oğula devredilen vekilleri, iki bakanlıkta daha söz sahibi olabilmek için ülkenin geleceğinden neleri feda edeceğini yaşayıp göreceğiz.

 

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan, yapay zeka fabrikaları için 14 GW’lık kaynak ayırdı

Yayınlanma

Suudi Arabistan, entegre bir yapay zeka ekosistemi oluşturmak için bol enerji kaynaklarına ve genişleyen dijital altyapıya güveniyor.

Şark’ül Evsat’ın haberine göre Riyad, HUMAIN’in “AI fabrikaları” olarak adlandırdığı yapıları desteklemek üzere yaklaşık 14 gigawattlık elektrik kapasitesi ayırıyor.

Bu adım, enerji, çip ve veri merkezlerinin kullanılabilirliği üzerindeki kısıtlamaların artmasıyla birlikte, şirketlerin ve ülkelerin gelişmiş modelleri eğitmek ve işletmek için gereken hesaplama kapasitesini güvence altına almak üzere yarıştığı bir dönemde atılıyor.

HUMAIN CEO’su Tareq Amin, Krallığın böyle bir ekosistem kurmak için gerekli kaynaklara sahip olduğunu belirterek, şirketin yalnızca hesaplama kapasitesi ve altyapı sağlamaya değil, aynı zamanda yazılım ve sistemleri şirket içinde geliştirmeye de odaklandığını açıkladı.

Bu, enerji ve veri merkezlerinden modellere ve uygulamalara uzanan entegre bir zincir oluşturmasına olanak tanıyacak.

Riyad’da düzenlenen Servcorp’un ilk ekonomi forumunda konuşan Amin, enerji sektöründeki önceki deneyiminin, gelişmiş bilgi işlem kapasitesini güvence altına almada karşılaşılan zorlukların boyutunu erkenden kavramasına olanak tanıdığını söyledi.

Grafik işlem birimlerine erişimin bazı durumlarda birkaç ay sürebileceğini belirten Amin, bunun kendisini Suudi Arabistan içinde entegre bir yapay zeka ekosistemi kurmayı düşünmeye ittiğini ifade etti.

Batılı şirketlerle ortaklık büyüyor

Amin, HUMAIN’in kurulduğu günden bu yana enerji, bilgi işlem ve dijital altyapı dahil olmak üzere ekosistemin temel bileşenlerini sağlayarak “yapay zeka fabrikaları” kurmaya odaklandığını, bunun yanı sıra yazılım, modeller, uygulamalar ve danışmanlık hizmetleri geliştirdiğini ve girişimlere yatırım yaptığını açıkladı.

Enerji Bakanlığı ve çeşitli devlet kurumlarıyla yapılan işbirliğinin, proje için gerekli arazi ve altyapının tahsisini hızlandırmaya yardımcı olduğunu ekleyen Amin, şirketin üzerinde çalıştığı tesise yaklaşık 14 GW’lık güç kapasitesinin tahsis edildiğini belirtti.

Amin, altyapı geliştirme çalışmalarının, küresel şirketleri bu altyapıyı kullanmaya çekme çabalarıyla paralel olarak ilerlediğini kaydetti.

Şirket, Amazon dahil olmak üzere uluslararası şirketlerle anlaşmalar imzalarken, AMD ile ortak bir proje üzerindeki çalışmalar da devam ediyor.

Diğer şirketler de Riyad’da geliştirilmekte olan yapay zeka ekosisteminde faaliyet göstermek üzere çekiliyor.

Suudiler üretken yapay zekanın ötesine geçmek istiyor

Amin, yapay zekanın mevcut kullanım alanlarının, teknolojinin mevcut potansiyelinin hâlâ sadece sınırlı bir kısmını temsil ettiğini söyledi.

Küresel ilgi şu anda üretken yapay zekaya ve şirketler içindeki uygulamalarına odaklanmışken, fiziksel dünya, endüstri ve altyapıyla bağlantılı yapay zeka uygulamaları henüz erken bir aşamada kalıyor.

Bir sonraki aşama için daha fazla bilgi işlem kapasitesi, enerji ve veri merkezi altyapısı gerekeceğini açıklayan Amin, destekleyici altyapı geliştikçe yapay zeka kullanımının kapsamında önemli bir genişleme olacağını öngördü.

Amin, şirketin yaklaşık 15 ayda çeşitli sektörleri kapsayan bir operasyon ağı kurmayı başardığını ekleyerek, yapay zekayı tam olarak kullanmanın sadece yeni teknolojik araçlar eklemekle ilgili bir mesele olmadığını, bunun yerine kuruluşların çalışma şekillerinin yeniden tasarlanmasını gerektirdiğini vurguladı.

Şirket için yazılım geliştirme sürecine odaklanılacak

Amin, şirketin karşılaştığı en büyük zorlukların teknolojik olmaktan çok, kurumsal kültür ve çalışma yöntemlerindeki değişikliklerle ilgili olduğunu belirtti.

HUMAIN, hazır yazılım satın almamak ve bunun yerine sistemlerini şirket içinde geliştirmek yönünde stratejik bir karar aldı.

Bu yaklaşım, ajansal iş akışlarının, kayıt sistemlerinin ve günlük operasyonlarda kullanılan bir dizi uygulamanın oluşturulmasını içeriyor.

Amin, işin geleceğinin kademeli olarak, kullanıcıların yalnızca gerçekleştirilmesini istedikleri görevi belirtmeleri yeterliyken, akıllı modellerin gerekli adımları ve prosedürleri otomatik olarak yerine getirdiği modellere doğru kayacağını söyledi.

Bu değişikliklerin amacının çalışanları ortadan kaldırmak değil, aksine verimliliklerini artırmak ve işlerini daha verimli bir şekilde yapmalarını sağlamak olduğunu vurguladı.

Bazı çalışanların artık daha önce çok daha büyük ekipler gerektiren görevleri tek başlarına tamamlayabildiğini belirtti.

Bu deneyim, insan kaynakları ve diğer departmanlara da yayıldı; artık ekip üyeleri, tamamen BT departmanlarına güvenmek zorunda kalmadan iş akışlarını ve yapay zeka ajanlarını kendileri geliştirebiliyor.

Yapay zeka ve jeopolitik

Amin’in açıklamaları, Suudi Arabistan, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’nin ekonomilerini yeniden şekillendiren değişimleri tartışmak üzere yaklaşık 150 iş dünyası lideri, yatırımcı ve politika yapıcıyı bir araya getiren Servcorp’un ilk ekonomi forumu sırasında yapıldı.

Forumu açan Suudi Arabistan’daki EMIR Başkanı Walid Abukhaled, küresel ekonominin jeopolitik gerilimler ve hızlanan teknolojik değişim gibi birbiriyle iç içe geçmiş zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirterek, Suudi Arabistan’ın küresel enerji sektöründeki kilit konumu nedeniyle öneminin giderek arttığını vurguladı.

Abukhaled, otomasyon ve modern teknolojilerin imalat, danışmanlık ve programlama alanlarına yayılmasıyla yapay zekanın işgücü piyasasını yeniden şekillendiren önemli bir faktör haline geldiğini ve bunun gelecekte ihtiyaç duyulacak becerilerle ilgili yeni zorluklar yarattığını da sözlerine ekledi.

Servcorp’un Orta Doğu, Avrupa ve Amerika kıtalarından sorumlu CEO’su David Godchaux ise Suudi Arabistan’ın son yıllarda büyük bir dönüşüm geçirdiğini ve gelişmekte olan bir pazardan, küresel etkisi giderek artan büyük bir ekonomiye dönüştüğünü belirtti.

Bilgi bolluğunun karar verme sürecini kolaylaştırmadığını, aksine muazzam veri akışının yarattığı gürültüden değerli bilgileri ayırt etme ihtiyacını artırdığını açıkladı.

Forumun amaçlarından birinin, iş dünyası liderlerine ve yatırımcılara ekonomik eğilimleri daha net bir şekilde yorumlamalarına ve daha isabetli kararlar almalarına yardımcı olacak bir platform sunmak olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English