Bizi Takip Edin

Amerika

Emperyalist müdahale zilleri Haiti için çalıyor

Yayınlanma

Amerikan ve İngiliz medyasının Ekim ayı boyunca attığı gibi başlıklar ilgi çekiciydi: “Haiti’ye müdahale, yeniden”, “Ülkeler, dış müdahalenin sorunlu geçmişine rağmen Haiti’ye asker göndermeyi planlıyor”, “ABD’nin Haiti’ye müdahale geçmişi Amerikan yetkililerini müdahaleden alıkoyuyor” ve daha niceleri.

Gerçekten de Haiti için yeni bir emperyalist müdahale zilleri çalıyor. Haiti hükümeti, Başbakan Ariel Henry’ye insani kriz riskini (riskin ne olduğunu aşağıda göreceğiz) gerekçe göstererek silahlı yardım isteme yetkisi verdi. Birleşmiş Milletler’in (BM) ilk tepkisi, eski polis yeni çete lideri Jimmy “Barbecue” Chérizier’e yaptırım uygulamak oldu. Ama daha kötüsü, Biden yönetiminin Meksika ve Kanada’yı da yanına alarak Haiti’ye “BM harici” bir askeri müdahale sinyalleri vermesiydi. En sonunda, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Kanada Başbakanı Justin Trudeau bir araya geldi ve “istikrarı sağlama” gerekçesiyle uluslararası bir müdahaleyi tartıştı.

 Yine yeni yeniden işgal

Fransa’nın şeker plantasyonu iken siyah kölelerin ayaklanması ve devrimi ile 1804’te bağımsızlığına kavuşan Haiti, en başından beri bölgedeki beyaz, köle sahibi devletlerin endişelenmesine neden oldu. Diğerleri bir yana, ABD 1915’te Haiti’yi işgal ederken ülkedeki “kargaşa”yı bahane etmiş ve 19 yıl boyunca sömürge olarak yönetimde kalmıştı. Elbette, işgalin temel motivasyonu ekonomi ve sömürge çıkarlarıydı; ideolojik motivasyonlar arasında siyahlara yönelik ırkçılık ve devrim korkusu da yer alıyordu.

Gerek Amerikan askeri yönetimi, gerekse de 1934’te çekilen Amerikan askerlerinin geride bıraktığı başkent Port-au-Prince merkezli idari yapı, Haiti’nin uzun bir süre kendi ayakları üzerinde duramamasını garanti altına alıyordu. 1957’de iktidara gelen François Duvalier, özellikle ABD’den aldığı destekle sert bir diktatörlük kuruyor, fakat 1986 yılında bir halk ayaklanması ile ailesiyle birlikte sürgüne gitmeye zorlanıyordu.

Haiti’nin bundan sonraki tarihi de halk hareketleri ile uluslararası müdahaleler (ve işbirlikçi diktatörler) arasındaki mücadeleyle şekillendi. 1987’de yapılması planlanan ‘demokratik’ seçimler, Duvalier yanlısı müesses nizam yanlıları tarafından 1990’a kadar ertelendi. Sonra seçimlerden sol popülist denebilecek bir eski Katolik rahip, Jean-Bertrand Aristide lider olarak çıkınca askeri bir darbe geldi. Dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, 1994 yılında Haiti’ye asker gönderdi ve askeri cuntayı görevden uzaklaştırarak Aristide’yi yeniden iktidara getirdi.

Aristide 2004 yılında bir kez daha devrildi ve ABD bir kez daha, bu sefer Fransa ve Kanada’yı da yanına alarak ülkeye çok uluslu bir askeri çıkarma yaptı ve seçimlerin yapılmasını sağladı. Sonra, Brezilya liderliğinde bir BM barış gücü 6 aylığına ülkeye konuşlandırıldı; o 6 ay uzadı uzadı ve 2017’ye kadar geldi…

2010 yılındaki deprem ve arkasından gelen sözde “uluslararası yardım” kampanyaları ise emperyalist müdahalenin en çirkin yüzünü gösteren örneklerden biriydi. Görünüşe bakılırsa, aralarında Hollywood yıldızlarının da bulunduğu çok sayıda ünlünün ve STK’nın destekleriyle, toplamda 13,5 milyar dolarlık yardım toplanmıştı. Peki bu para Haitili kurumlara gitti mi? Birkaç sent gitmiş olabilir! Haiti’ye yapılan sözde yardım üzerine bir kitap yazan gazeteci Jonathan Katz, donör ülkeler tarafından yapılacağı vaat edilen yardımlarda dile getirilen paraların çoğunun aslında ülkeden çıkmadığını tespit ediyor. Yardımların çoğunun kısa vadeli (gıda, bandaj, vs.) olduğunu kaydeden gazeteci, bu tür kampanyalarda duyduğumuz milyarlarca dolarlık tutarların hiçbirinin ilgili ülkenin yeniden yapılandırılması için kullanılmadığına dikkat çekiyor.

Amerikan yardımının Amerikan şirketlerini beslediğini de ekleyelim. 220.000 kişinin canını alan depremin ardından Amerikan yüklenicilerinin yapacağı konutların birim maliyeti o dönem 33.000 dolar iken, yerli yüklenicilerle yapılacak bir evin maliyeti bunun beşte biri kadardı. Yani, ABD depremi de fırsata çevirmiş ve kendi şirketlerini “yardım paraları” aracılığıyla, üstelik Haitili kurumlara da zırnık koklatmadan zengin etmişti.

Çete savaşları ve ABD parmağı

2010 yılında, BM barış gücü ABD Dışişleri Bakanlığı alenen eski popçu ve hemen yolsuzluğa bulaşan Michel Martelly’yi seçimle göreve getirdi. Martelly, 2015 yılında Jovenel Moïse isimli bir muz plantasyoncusunu halefi olarak ilan etti ve Moïse Kasım 2016’da seçimle göreve geldi.

2020’de parlamentoyu fesheden Moïse’nin yerel çetelerle çalışarak kendi muhaliflerini baskı altına aldığı iddia ediliyordu. En nihayetinde, 2021 yılında Moïse bir suikaste kurban gitti. Yerine gelen Ariel Henry’nin suikastçilerle bağı olduğu konuşuluyordu, seçimle başa gelmemişti ve halkın düşmanlığına sebep oluyordu.

En nihayetinde eski bir polis, “Barbekü” lakaplı Jimmy Chérizier’in başında olduğu “G9 Family and Allies” (G9 Ailesi ve Müttefikleri) Eylül ayı ortasında başkentteki en büyük yakıt terminalini abluka altına aldı ve ülkedeki kriz büyüdü. Barbekü, Henry’nin görevden çekilmesini ya da iktidarı paylaşmasını talep ediyordu.

Jimmy Chérizier, polis teşkilatının kötü şöhretli Kalabalık Kontrol Biriminde görevliydi. Bu birim, halk hareketlerini bastırmakla görevliydi ve gerçekten işini “iyi” yapıyordu. 2019 yılında AP’ye konuşan Barbekü, kendisine ilham veren liderin François Duvalier olduğunu söylemişti.

Aralık 2018’de teşkilattan atılan Chérizier, 2017, 2018 ve 2019 yıllarında onlarca kişinin öldürüldüğü katliamlara karışmakla suçlanıyor. 2020 yılında, Moïse’nin siyasi hasımlarına karşı terör eylemlerine girişmekle ve katliamların yanı sıra tecavüzlerle de adı anılmaya başlamıştı. İddia oydu ki, Barbekü hem Moïse’den destek alıyordu hem de polis teşkilatı içinde çok sayıda destekçisi vardı.

Chérizier ise iddiaları reddediyor ve kendisinin “silahlı bir devrim” yürüttüğünü söylüyor. Ona göre kendisinin özellikle yoksul mahalleleri hedef alan katliamlar düzenlemesi mümkün değil: “Benimle aynı toplumsal sınıftan olan kimseyi asla katletmem. Gettoda yaşıyorum. Getto hayatını bilirim.” Haziran ayında da “silahlı devrim”in hükümete, muhalefete ve “Haiti burjuvazisine” yönelik olduğunu söylemişti. Yine kendi silahlı militanlarıyla yaptığı bir yağmaya halkı da katan Barbekü, “Bankalardaki, dükkanlardaki, süpermarketlerdeki paralar sizin paranız, gidin ve hakkınız olanı alın,” demişti. Sonuç olarak Barbekü, Robin Hood kılığına girmiş, geçmişi karanlık ve güvenilmez biri izlenimi veriyor.

Öte yandan Haitililer emperyalist işgale karşı harekete geçmiş durumdalar. Port-au-Prince’teki Fransa Büyükelçiliği önünde toplanan gruplar işgale karşı eylem yaparken ellerinde Çin ve Rusya bayrağı olan kişiler de görüldü. BM’ye de tepki gösteren eylemciler, “BM buraya geldiğinden bu yana getirdikleri tek şey adam kaçırma, tecavüz ve kolera,” dediler. Bir eylemci ise BM’nin Haiti’ye asker göndermesi durumunda buna karşı savaşacaklarını söyledi. İnsan hakları savunucusu Pierre Esperance ise yıllardır muhalefete karşı kullanılan çete şiddetine ABD’nin göz yumduğunu ve çetelere destek veren hükümetlere de yardım ettiğini kaydetti.

Öte yandan ABD’nin çeşitli kentlerinde de Haiti’ye yönelik Amerikan müdahalesine karşı Haiti halkına destek bildiren protestolar düzenlendi.

Amerika

Signal yazışmalarında şirket sırrı şüphesi OpenAI çalışanlarını işten etti

Yayınlanma

OpenAI, yapay zeka modellerinin iç yapısına dair gizli bilgileri harici bir uzmanla paylaştıklarından şüphelendiği üç araştırmacısını işten çıkardı. İncelemede çalışanların kişisel telefonlarındaki Signal yazışmalarında kaybolan mesaj özelliğini kullandığı belirlendi.

Yapay zeka devi OpenAI’ın güvenlik birimi, üç araştırmacısının kişisel telefonlarını incelemeye alarak mesajlaşma uygulaması Signal üzerindeki yazışmalarını denetledi.

Amerikan The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin araştırmacılara ve şirket açıklamalarına dayandırdığı haberine göre, bazı yazışmalarda kaybolan mesaj özelliğinin açık olduğu saptandı.

Söz konusu incelemenin ardından Tomek Korbak, Mikita Balesni ve Jasmine Wang, ekim ayı başında aynı anda yeni toplantılara çağrılarak görevden çıkarıldı.

Şirket yönetimi, üç araştırmacının yapay zeka modellerinin iç mimarisine dair en sıkı korunan şirket sırlarını sızdırdığından şüpheleniyordu. Yazışmaların yapay zeka güvenliği alanında çalışan harici bir uzmanla yürütüldüğü belirlendi.

İşten çıkarma gerekçesi gizli bilgi ihlali olarak açıklandı

Korbak, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede şirket yönetiminin tavrını aktardı: “Yetkisiz kanallar üzerinden üçüncü tarafla iletişime geçtiğim gerekçesiyle güven ilişkisinin zedelendiği söylendi.”

Korbak ve Balesni, yöneticilerin kaybolan mesaj kullanımını işten çıkarma gerekçeleri arasında saydığını dile getirdi. OpenAI cephesi ise Signal uygulamasının onaylı iletişim kanalı olmadığını doğruladı ancak kararın sadece bu uygulamanın kullanımıyla sınırlı kalmadığını bildirdi.

WSJ’ye açıklama yapan OpenAI yetkilileri, iç soruşturmanın gizli bilgilerin kullanımına dair şirket kurallarının çiğnendiğini ortaya koyduğunu kaydetti. Şirket, işten çıkarma kararlarının güvenlik kaygılarının dile getirilmesiyle hiçbir ilgisi olmadığını savundu.

Buna karşılık araştırmacılar şirket sırlarını dışarı aktardıkları yönündeki suçlamaları reddediyor. Eski çalışanlar, kendilerine iddia edilen ihlallere dair herhangi bir yazılı açıklama iletilmediğini söylüyor.

Modellerin karar adımları araştırmacıları böldü

WSJ’nin aktardığına göre görevden alınan araştırmacılar, modellerin problem çözme aşamalarındaki ara adımlara dair daha az kayıt tuttuğu yeni mimarilere karşı çıkıyordu. Araştırmacılar, bu kayıtların azalmasının yapay zekanın tehlikeli davranışlarını tespit etmeyi zorlaştıracağını savunuyordu.

Balesni, bu konudaki öneriyi harici araştırmacı Ryan Greenblatt ile şirket sırlarını dışarıda bırakarak tartıştığını ve bu görüşmeyi OpenAI’ın izniyle yürüttüğünü ifade etti.

İşten çıkarılan çalışanlar, yaşanan bu sürecin şirket içindeki diğer araştırmacıları bağımsız uzmanlarla temas kurmaktan çekinir hale getireceğinden endişe ediyor. OpenAI ise bağımsız kuruluşlarla işbirliğini sürdürdüğünü belirtiyor.

OpenAI cephesinde çalışan hareketliliği ve fikri mülkiyet tartışmaları başka dosyalara da yansıyor. Şirket, bir eski çalışanını Apple’a geçmeden önce 100 dosya çalmakla suçlamıştı.

Şirket içindeki risk tartışmaları açık mektupla gündeme geldi

Ekim ayı başında Reuters, işten çıkarma gerekçelerine itiraz eden araştırmacıların kaleme aldığı açık mektuba şirketin verdiği yanıtı aktarmıştı. Araştırmacılar mektupta, sürecin etrafındaki belirsizliğin kurum içindeki riskleri açıkça tartışma kültürünü zedeleyebileceği uyarısını yapmıştı.

OpenAI yönetimi mektuba verdiği yanıtta kurum içi diyaloğu savundu: “OpenAI bünyesinde güvenlik ve araştırma tartışmaları her gün yapılıyor; bu tartışmalar genellikle canlı ve son derece eleştirel geçiyor. Bu müzakereleri teşvik ediyoruz ve doğru kararlar almak için gerekli görüyoruz. Çalışanlarımızdan hiçbirini soru işaretlerini dile getirdikleri için işten çıkarmadık, çıkarmıyoruz.”

Yapay zeka modellerinin denetimi ve güvenliği konusundaki tartışmalar, temmuz ayında OpenAI modellerinin Hugging Face platformuna yönelik gerçekleştirdiği test saldırısıyla daha da alevlenmişti. Şirket verilerine göre modeller birden fazla açığı birleştirerek internete erişmiş ve ele geçirilen kimlik bilgilerini kullanarak platformun sistemlerine sızmıştı.

OpenAI, yaşanan bu hadisenin ardından güvenlik önlemlerini artırdığını ve test prosedürlerini yeniden düzenlediğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Amerika

Michigan Senato yarışında El-Sayed ve Rogers son kez karşılaştı

Yayınlanma

Michigan’daki kritik Senato koltuğu için yarışan Demokrat Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi Mike Rogers son münazarada karşı karşıya geldi. Kamuoyu yoklamalarında El-Sayed az farkla önde seyrederken tahmin modelleri Demokrat adaya yüzde 67 kazanma şansı veriyor.

ABD Senatosu’ndaki çoğunluğu belirleme potansiyeli taşıyan Michigan eyaletinde, Demokrat aday Abdul El-Sayed ile Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ikinci ve son televizyon münazarasında karşı karşıya geldi.

Emekliye ayrılan Demokrat Senatör Gary Peters’ın boşalttığı koltuk için yarışan eski Wayne County sağlık yetkilisi El-Sayed ile eski Temsilciler Meclisi üyesi Rogers, ay başında yapılan ilk karşılaşmaya kıyasla daha sakin geçen oturumda siyasi geçmişleri ve bağlılıkları üzerinden keskin hatlar çizdi.

Kamuoyu yoklamaları El-Sayed’in az farkla önde olduğunu gösterirken, Decision Desk HQ tahminleri Demokrat adayın seçimi kazanma ihtimalini yüzde 67 olarak hesaplıyor.

Adaylar Müslüman Kardeşler suçlamaları üzerinden tartıştı

Münazarada Cumhuriyetçi Rogers, rakibi El-Sayed’i yeniden Müslüman Kardeşler teşkilatıyla ilişkilendirmeye çalıştı.

El-Sayed’in kampanyasına Hamas ve Hizbullah’ı destekleyen isimlerden bağış geldiğini öne süren Rogers, “Müslüman Kardeşler tarafından satın alınmak sorun değil mi? Birleşik Devletler Senatosu’na gidecekseniz bilmemiz gerekiyor: Amerika’nın yanında mısınız yoksa denizaşırı ülkelerdeki bu terör gruplarının mı?” diye sordu.

El-Sayed ise Cumhuriyetçi rakibinin anayasaya bağlılığını sorgulamasını sert sözlerle eleştirdi.

Hiçbir zaman parçası olmadığı bir örgütle sürekli ilişkilendirilmeye çalışıldığını belirten El-Sayed, “Bunun hiçbir mantığı yok ve Mike, anayasaya olan sadakatimi sorgulaman senin seviyenin gerçekten çok altında kalıyor” dedi.

Seçim sürecinde Rogers cephesi, Müslüman Kardeşler bağlantılı kişilerden El-Sayed’e yapılan bağışlara işaret ederek Demokrat adayın örgüte destek sözü verdiğini iddia etti.

The New York Times haberine göre El-Sayed, teşkilat mensubu olan Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin seçilmesinin ardından 2012 yılında “medya ve polisin tasfiyesini” destekleyen bir açık mektuba imza attı. Demokrat aday, eski Başkan Donald Trump’ın geçen yıl terör örgütü listesine aldığı Müslüman Kardeşler ile bağını reddediyor.

Amerika’yla ve Amerikalı olmakla gurur duyduğunu vurgulayan El-Sayed, “Hepimize dilediğimiz gibi ibadet etme hakkı tanıyan anayasamızla gurur duyuyorum. Bunu sorman bence gerçekten utanç verici” ifadesini kullandı.

Rogers ile Trump arasındaki mesafe tartışma yarattı

Rogers, düşük kamuoyu onay oranlarına sahip Trump ile arasına mesafe koyma çizgisini münazarada da sürdürdü. Daha önce İran savaşına ve Trump’ın Kanada ile girdiği ticaret savaşına derhal son verilmesi çağrısında bulunan Rogers, Kanada gümrük vergilerinin “iyi düşünülmediğini” dile getirdi.

El-Sayed ise Trump’ın Rogers’a verdiği desteği kampanyanın merkezine yerleştirmeye çalıştı.

Trump’ın pazar günü Michigan’a yapacağı ziyareti hatırlatan El-Sayed, “Donald Trump buraya gelip senin için miting yapmadan bu yarışı kazanamazsın. Gelmesi için ona bu yüzden yalvardın” diye konuştu.

El-Sayed, izleyicilere “MAGA tombalası” oynamalarını önererek Trump destekçilerinin dikkat dağıtmak amacıyla sürekli hazır sloganlar kullandığını öne sürdü.

Rogers bu suçlamaya tepki göstererek rakibinin yalnızca Trump’a odaklandığını savundu.

Rogers, “Tombala oyunu, son 30 dakikada verdiği her yanıta kaç kez Trump kelimesini sıkıştırdığı üzerinden oynanmalı; bu gülünç” diyerek yarışın Michigan için en doğru yolu seçmekle ilgili olduğunu kaydetti.

Rogers ılımlı Demokrat seçmene seslendi

Rogers kapanış konuşmasında, Demokrat Parti ön seçiminde ılımlı çizgideki Temsilciler Meclisi üyesi Haley Stevens’ı destekleyen seçmenlere yöneldi.

Stevens’ı tercih eden ve El-Sayed’i “fazla aşırı” bulan seçmenlere seslenen Rogers, “Bizim yanımızda size de yer var” çağrısında bulundu.

El-Sayed, ABD’nin İsrail politikasının belirleyici olduğu çekişmeli ağustos ön seçiminde Stevens’ı yalnızca bir puan farkla mağlup etmişti.

Sahada “Mike Rogers İçin Demokratlar” adıyla bir koalisyon kuran Cumhuriyetçi aday, rakibini Amerika Demokratik Sosyalistleri grubuyla ilişkilendirmeye çalıştı. El-Sayed bu grubun üyesi olmasa da Herkes İçin Sağlık Sigortası (Medicare for All) gibi kuruluşun desteklediği politikaları savunuyor.

Eyalet genelinde El-Sayed’in politikalarını aşırı bulan çok sayıda yetkili olduğunu savunan Rogers, “Lafı gediğine koymakta çok başarılı ama mesele siyasete ve politikalara gelince o kadar iyi değil” dedi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Peter Thiel’dan Trump’a İran tepkisi: “Bu savaşı başlatmamalıydık”

Yayınlanma

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçılarından ve Palantir’in kurularından olan Peter Thiel, basına sızan konuşmasında ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahalesini eleştirerek bu savaşa hiç girilmemesi gerektiğini söyledi. Trump’a desteğini sürdürdüğünü belirten Thiel, Uluslararası Ceza Mahkemesi tehdidinin yönetim üzerinde baskı kurduğunu savundu.

Milyarder teknoloji yatırımcısı Peter Thiel, ABD’nin İran ile yürüttüğü savaşa şüpheyle yaklaştığını ve bu askeri hamlenin hiç başlatılmaması gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi Parti’nin önde gelen bağışçıları arasında yer alan Thiel’ın bu çıkışı, onu Başkan Donald Trump ile dış politikanın en kritik kararlarından birinde karşı karşıya getirdi.

Thiel’ın 12 Ekim’de basına kapalı bir etkinlikte yaptığı konuşmanın ses kaydına Politico bünyesindeki Decoded ulaştı.

Kongre’deki çoğunluğunu korumaya çalışan Cumhuriyetçi Parti için ara seçimlere iki haftadan az bir süre kala kaydedilen bu sözler, ünlü yatırımcının İran savaşına dair kamuoyuna yansıyan en açık değerlendirmesi niteliğini taşıyor.

İran’a yönelik savaşa kuşkuyla baktığını belirten Thiel, “Bunu yapmamalıydık, yapılan çok fazla hata oldu” dedi.

Thiel konuşmasında, “Belki de yeterli sert gücümüz yok, belki de yumuşak güç savaşını kaybedeceğiz” ifadesini kullandı.

Konuşmanın tamamında neo-con’lara ve Ortadoğu’daki savaşlara kesin biçimde karşı olduğunu dile getiren Thiel, İran savaşına yönelik eleştirilerine rağmen Trump’a desteğini sürdürdüğünü vurguladı ve başkanı korumak istediğini ima etti.

Buna rağmen dile getirdiği itirazlar, bugüne kadar Trump’ın en sıkı müttefiklerinden birinin söz konusu çatışmaya dair derin endişelerini açığa vuran en somut örneklerden biri oldu.

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Uluslararası Ceza Mahkemesi uyarısı

Söz konusu ifadeler, Thiel’ın sonbahar başından bu yana Nashville’de sürdürdüğü ve Decoded tarafından takip edilen konferans dizisinde dile getirildi.

Son oturumda Uluslararası Ceza Mahkemesinin denetimsiz gücüne dair kapsamlı uyarılarda bulunan Thiel, George W. Bush döneminin kilit isimleri Donald Rumsfeld ve Dick Cheney’nin geçmişteki açıklamalarına atıfta bulundu.

Cheney ailesinin sergilediği Trump karşıtlığını Uluslararası Ceza Mahkemesine şirin görünme ve yargılanmaktan kaçınma çabası olarak okuduğunu belirten Thiel, bu hamle için muhtemelen çok geç kalındığını söyledi.

Thiel, mahkemenin tutuklama emri tehdidinin, İran’daki savaşı sürdürmeye çalışan Trump yönetiminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığından şüphelenmeye başladığını kaydetti.

Thiel, 7 Ekim Aksa Tufanı’nın ardından 2024 başında İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı görüşmeye de değindi. Görüşmede Gazze’deki planlarını sorduğu Netanyahu’nun kendisine, “Orayı öylece Dresden’e çeviremem” yanıtını verdiğini aktardı.

Netanyahu’nun bu ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sırasında Müttefik güçlerin yaklaşık 25 bin kişinin ölümüne yol açan Alman kenti Dresden bombardımanına gönderme yaptığı belirtildi.

Büyük teknoloji yatırımcıları arasında 2016’da Trump’ı ilk destekleyen ve aynı yıl Cumhuriyetçi Parti Ulusal Kongresi’nde konuşma yapan Thiel, 2022’deki Senato yarışında şimdiki Başkan Yardımcısı JD Vance’i destekleyen siyasi eylem komitelerinin de en büyük mali destekçisiydi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English