Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Epstein, BAE-İsrail ilişkilerinin temellerini atmış

Yayınlanma

Jeffrey Epstein, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) elitlerini eğitmek ve İsrail ile BAE arasındaki ilişkiyi kurmak konusunda rol oynadı.

Drop Site, Epstein’in on yıldan fazla bir süredir sürdürdüğü özel yazışmalara dayanarak, Dubai Ports World finans imparatorluğunun güçlü başkanı ve BAE’nin yönetici aileleriyle yakın bağlantıları olan Sultan Sulayem ile olan samimi ilişkisini yazdı.

Siteye göre bu hikaye, Einstein’in ölümünden bir yıl sonra imzalanan İbrahim Anlaşmalarının gizli arka planını ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor.

DP World, BAE ve İsrail dış politikasında da önemli bir rol oynuyor. 26 Aralık 2025’te İsrail, Somaliland Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. Bu sürpriz diplomatik açıklama, Somaliland’ın en önemli yabancı yatırımcılarından biri olan Dubai’nin DP World şirketinin aylarca süren kamuoyu kampanyasının ardından geldi.

Şirketin başkanı, ekim ayında düzenlenen bir konferansta, şirketin Berbera limanına yatırılan yüz milyonlarca doları öne sürerek, Somaliland’ın tanınması gerektiğini savunmuştu.

Somaliland’ın resmi olarak tanınması, BAE’nin Berbera’daki lojistik merkezini güçlendiriyor. İsrail, Kızıldeniz’deki denizcilik çıkarlarını Yemen direnişinin insansız hava araçları ve füze saldırılarından korumak için bu bölgede bir askeri üs inşa ediyor.

Somaliland’daki stratejik hamle, Tel Aviv ve Abu Dabi arasındaki derinleşen ilişkilerin yeni bir bölümünü işaret ediyor. Amerikan finansçı Jeffrey Epstein, hayatının son yirmi yılında, DP World’ün başkanı ve Dubai hükümdarının yakın arkadaşı olan Sultan Ahmed bin Sulayem aracılığıyla İsrail ve Emirlikler arasında gayri resmi bir diplomatik köprü görevi gördü.

Epstein, Fars Körfezinden geçen ticaret için önemli bir lojistik merkezi olan Dubai’deki Jebel Ali Serbest Bölgesini (JAFZA) kontrol eden, dünyanın en büyük konteyner terminali operatörlerinden biri olan DP World’e büyük ilgi gösterdi.

JAFZA, ABD Donanmasının en sık ziyaret ettiği yabancı liman ve ABD, BAE limanlarında, ABD dışındaki diğer limanlardan daha fazla gemiye sahip.

2009 yılında çocuk fuhuşu suçundan ilk kez hapis cezasını çektikten sonra, Epstein “kaçakçıların cenneti olan Afrika Boynuzundaki Cibuti derin su limanının sahibi” ile olan ilişkisini övünerek anlattı. Cibuti Limanı, o dönemde DP World’ün Afrika’daki en büyük konteyner terminaliydi. Epstein, Sulayem ile ilişkilerinin o kadar yakın olduğunu iddia etti ki, limanın “temel olarak sorumlusu” olduğunu söyledi.

Epstein’in liman hakkındaki yorumları abartılı bir övünme gibi geliyordu. Fakat Sulayem ile yakın bir dostluğu olduğu iddiası, şimdi Temsilciler Meclisi Denetim Komitesinin yayınladığı e-postalar, bir ABD federal mahkeme davası ve eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın hacklenen e-posta kutusu tarafından doğrulandı.

Konuşmalar, Epstein’in en azından 2006’dan 2019’daki ölümüne kadar Sulayem ile olağanüstü yakın bir bağı olduğunu ortaya koyuyor. Bu tarih aralığı, sızdırılan Yahoo! hesabından elde edilen e-postaların tarih aralığıyla örtüşüyor.

Epstein, Sulayem’in güvenilir bir arkadaşı ve danışmanıydı, fakat ağının Birleşik Arap Emirlikleri’nin yönetici kesimlerinin tüm katmanlarına yayılmış olduğu görülüyor. 2013 yılında Epstein’i ziyaret eden bir gazeteci, New York’taki malikanesinin antresinde sergilenen bir fotoğrafta Epstein’in Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid ile birlikte plaj kıyafeti ve şnorkel ekipmanı giyerken görüldüğünü belirtti.

2006 yılının başlarında, ABD’li politikacılar DP World’ün altı büyük ABD limanını satın almasını engelleyerek bu teklifi büyük bir ulusal güvenlik skandalına dönüştürdüğünde, BAE yönetimi “küçük düşürülmüş” hissediyordu.

Şirket geri çekilmek zorunda kaldıktan sonra, o dönem Abu Dabi Veliaht Prensi olan Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nahyan, ülkenin Washington’da bir daha asla hazırlıksız yakalanmayacağına söz verdi.

Skandalın ardından, DP World ABD’deki faaliyetlerinden çekilirken, Sultan Ahmed bin Sulayem, Jeffrey Epstein’e e-posta göndererek Kasım 2006’da New York’ta bir toplantı ayarlamasını istedi. Epstein, Sulayem’e “daha erken gel” diye baskı yaparak toplantıyı sabırsızlıkla bekliyordu. Ertesi yıl, Sulayem, şirketin uluslararası genişlemesini sürdürmesi ve Washington ile ilişkilerini istikrara kavuşturması için DP World’ün başkanlığına atandı.

Epstein ve Sulayem, iş ilişkilerinin ötesinde yakın bir kişisel ilişkiye sahiplerdi. 2007 yılının kasım ayında, Florida’da cinsel istismar suçlamasıyla yargılandığı davadan birkaç ay sonra, Epstein Sulayem’e, ikisinin de tanıdığı bir kadından “komik bir hikaye” duyduğunu söyledi; Sulayem ise, “Evet, birkaç ay boyunca birkaç denemeden sonra New York’ta buluşmayı başardık. Bir yanlış anlaşılma var, o İŞ istiyordu! Ben ise sadece KADIN İSTİYORDUM!” diye cevap verdi. Epstein, “Allaha şükür, hâlâ senin gibi insanlar var,” diye karşılık verdi.

2007 yılının başlarında, DP World’ün beklenen halka arzı hakkında tavsiyelerde bulunurken, Epstein, Sulayem tarafından kendisine iletilen, Dubai’nin hükümdarı Muhammed bin Raşid el-Maktoum tarafından yazılan bir kitabın yayınlanmamış İngilizce çevirilerini inceledi ve kitabın yurtdışında daha iyi karşılanması için çeviriye ilişkin geri bildirimde bulundu.

İkili düzenli olarak iletişim halinde kaldı, iş stratejilerini tartıştı, üst düzey iş ve siyaset liderleriyle toplantılar düzenledi ve Epstein’in özel adası Little St. James’te tatiller ayarladı.

Epstein, Mart 2007’de birlikte geçirdikleri keyifli bir gezinin ardından Sulayem’e şöyle yazmış:

“Umarım eğlenmişsindir, seni arkadaşım olarak görmekten mutluluk duyuyorum, tanıştığım tek kişi sensin, benim kadar çılgın olan tek kişi.”

Epstein’in ölümünden sonra Miami Herald, komşu ada Great St. James’in 2016 yılında Sulayem’in adına satın alındığını keşfetti. Sulayem’in bir yardımcısı gazeteye, Epstein’e mülk tapusunda adını kullanma izni vermediğini söyledi. Ada daha sonra özel bir yatırım şirketine satıldı.

Epstein’in 2010 yılında kamu hayatına geri dönmesinden sonra, Ehud Barak’ın hacklenen gelen kutusundan alınan ikinci bir e-posta grubu, Epstein’in İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki elitler arasındaki bağları güçlendirmek için ortak bir çaba başlatmasıyla Epstein ve Sulayem’in ilişkilerinin gelişmeye devam ettiğini gösteriyor.

2010’ların ortalarında Epstein, Barak ve Sulayem arasında birkaç kez görüşme ayarladı ve bunları Barak’ın Dubai hükümdarına yakınlaşması ve İsrail’in diplomatik ve güvenlik çıkarlarını yurtdışında tanıtması için bir fırsat olarak sundu. Epstein, 18 Haziran 2013’te Barak’a, “Bence tanışmalısınız. O, Maktoum’un sağ kolu,” diye yazdı.

Epstein’ın aracılık ettiği ilişki gelişmeye devam etti. 5 Ağustos 2018’de Sulayem, Epstein’e, Epstein’in fon sağladığı ve Barak’ın başkanlığını yaptığı, acil durum görevlileri ve güvenlik hizmetlerinin telefonlardan kesin konum verilerini ve canlı video/ses akışını almasını sağlayan İsrailli siber güvenlik şirketi Carbyne hakkında bir e-posta gönderdi.

Epstein ve Barak’a gönderdiği mesajda Sulayem, finansçıya şirkete yatırım yapmayı planladığını ve Carbyne’nin kurucusu Amir Elichai ile bu teknolojinin “Dubai 911” ve DP World tarafından işletilen limanlarda personel güvenliği için nasıl kullanılabileceğini tartıştığını bildirdi.

Epstein, İsrail’in 8200 numaralı sinyal istihbarat biriminin kıdemli üyesi Elichai’den, Sulayem’in o yıl Carbyne’nin B Serisi fon toplama turuna katılımını öneren bir e-postayı iletti. Epstein ve Barak ile görüştükten sonra Peter Thiel de bu turda yatırım yaptı.

Epstein, Barak’ın Moğolistan’daki üst düzey güvenlik yetkilileriyle ilişkiler kurmasına yardımcı olurken, Barak ve Elichai’yi Thiel’in risk sermayesi fonlarından birine tanıttı. Bu görüşmeler, 2017 yılında İsrail ve Moğolistan arasında resmi bir güvenlik anlaşmasına dönüştü ve bu anlaşma, Carbyne’nin Moğolistan acil servislerine entegre edilmesini de içeriyordu.

Drop Site, Carbyne’nin nihayetinde Dubai’de mi yoksa DP World bağlantılı liman operasyonlarında mı kullanıldığını doğrulayamadı. Fakat daha sonra kamuoyuna açıklanan raporlar, BAE’li yatırımcıların 2020’deki İbrahim Anlaşmaları’nın normalleşmesinden sonra Carbyne’ye hızla dahil olduklarını gösteriyor. 

2009 yılında Epstein, Sulayem ile o dönem JPMorgan CEO’su olan arkadaşı Jes Staley’i bir araya getirdi. Amacı, kraliyet ailesinin uzun süredir İsviçre bankalarını tercih ettiği Basra Körfezinde JPMorgan’ın konumunu güçlendirmekti.

Ortadoğu

ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

Yayınlanma

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.

ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.

The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.

Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.

Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.

Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.

Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.

Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.

Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.

Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor

Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.

Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.

Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.

Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.

İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.

Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.

Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.

Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.

Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.

Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.

Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.

ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English