Ortadoğu
Epstein, BAE-İsrail ilişkilerinin temellerini atmış

Jeffrey Epstein, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) elitlerini eğitmek ve İsrail ile BAE arasındaki ilişkiyi kurmak konusunda rol oynadı.
Drop Site, Epstein’in on yıldan fazla bir süredir sürdürdüğü özel yazışmalara dayanarak, Dubai Ports World finans imparatorluğunun güçlü başkanı ve BAE’nin yönetici aileleriyle yakın bağlantıları olan Sultan Sulayem ile olan samimi ilişkisini yazdı.
Siteye göre bu hikaye, Einstein’in ölümünden bir yıl sonra imzalanan İbrahim Anlaşmalarının gizli arka planını ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor.
DP World, BAE ve İsrail dış politikasında da önemli bir rol oynuyor. 26 Aralık 2025’te İsrail, Somaliland Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. Bu sürpriz diplomatik açıklama, Somaliland’ın en önemli yabancı yatırımcılarından biri olan Dubai’nin DP World şirketinin aylarca süren kamuoyu kampanyasının ardından geldi.
Şirketin başkanı, ekim ayında düzenlenen bir konferansta, şirketin Berbera limanına yatırılan yüz milyonlarca doları öne sürerek, Somaliland’ın tanınması gerektiğini savunmuştu.
Somaliland’ın resmi olarak tanınması, BAE’nin Berbera’daki lojistik merkezini güçlendiriyor. İsrail, Kızıldeniz’deki denizcilik çıkarlarını Yemen direnişinin insansız hava araçları ve füze saldırılarından korumak için bu bölgede bir askeri üs inşa ediyor.
Somaliland’daki stratejik hamle, Tel Aviv ve Abu Dabi arasındaki derinleşen ilişkilerin yeni bir bölümünü işaret ediyor. Amerikan finansçı Jeffrey Epstein, hayatının son yirmi yılında, DP World’ün başkanı ve Dubai hükümdarının yakın arkadaşı olan Sultan Ahmed bin Sulayem aracılığıyla İsrail ve Emirlikler arasında gayri resmi bir diplomatik köprü görevi gördü.
Epstein, Fars Körfezinden geçen ticaret için önemli bir lojistik merkezi olan Dubai’deki Jebel Ali Serbest Bölgesini (JAFZA) kontrol eden, dünyanın en büyük konteyner terminali operatörlerinden biri olan DP World’e büyük ilgi gösterdi.
JAFZA, ABD Donanmasının en sık ziyaret ettiği yabancı liman ve ABD, BAE limanlarında, ABD dışındaki diğer limanlardan daha fazla gemiye sahip.
2009 yılında çocuk fuhuşu suçundan ilk kez hapis cezasını çektikten sonra, Epstein “kaçakçıların cenneti olan Afrika Boynuzundaki Cibuti derin su limanının sahibi” ile olan ilişkisini övünerek anlattı. Cibuti Limanı, o dönemde DP World’ün Afrika’daki en büyük konteyner terminaliydi. Epstein, Sulayem ile ilişkilerinin o kadar yakın olduğunu iddia etti ki, limanın “temel olarak sorumlusu” olduğunu söyledi.
Epstein’in liman hakkındaki yorumları abartılı bir övünme gibi geliyordu. Fakat Sulayem ile yakın bir dostluğu olduğu iddiası, şimdi Temsilciler Meclisi Denetim Komitesinin yayınladığı e-postalar, bir ABD federal mahkeme davası ve eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın hacklenen e-posta kutusu tarafından doğrulandı.
Konuşmalar, Epstein’in en azından 2006’dan 2019’daki ölümüne kadar Sulayem ile olağanüstü yakın bir bağı olduğunu ortaya koyuyor. Bu tarih aralığı, sızdırılan Yahoo! hesabından elde edilen e-postaların tarih aralığıyla örtüşüyor.
Epstein, Sulayem’in güvenilir bir arkadaşı ve danışmanıydı, fakat ağının Birleşik Arap Emirlikleri’nin yönetici kesimlerinin tüm katmanlarına yayılmış olduğu görülüyor. 2013 yılında Epstein’i ziyaret eden bir gazeteci, New York’taki malikanesinin antresinde sergilenen bir fotoğrafta Epstein’in Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid ile birlikte plaj kıyafeti ve şnorkel ekipmanı giyerken görüldüğünü belirtti.
2006 yılının başlarında, ABD’li politikacılar DP World’ün altı büyük ABD limanını satın almasını engelleyerek bu teklifi büyük bir ulusal güvenlik skandalına dönüştürdüğünde, BAE yönetimi “küçük düşürülmüş” hissediyordu.
Şirket geri çekilmek zorunda kaldıktan sonra, o dönem Abu Dabi Veliaht Prensi olan Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nahyan, ülkenin Washington’da bir daha asla hazırlıksız yakalanmayacağına söz verdi.
Skandalın ardından, DP World ABD’deki faaliyetlerinden çekilirken, Sultan Ahmed bin Sulayem, Jeffrey Epstein’e e-posta göndererek Kasım 2006’da New York’ta bir toplantı ayarlamasını istedi. Epstein, Sulayem’e “daha erken gel” diye baskı yaparak toplantıyı sabırsızlıkla bekliyordu. Ertesi yıl, Sulayem, şirketin uluslararası genişlemesini sürdürmesi ve Washington ile ilişkilerini istikrara kavuşturması için DP World’ün başkanlığına atandı.
Epstein ve Sulayem, iş ilişkilerinin ötesinde yakın bir kişisel ilişkiye sahiplerdi. 2007 yılının kasım ayında, Florida’da cinsel istismar suçlamasıyla yargılandığı davadan birkaç ay sonra, Epstein Sulayem’e, ikisinin de tanıdığı bir kadından “komik bir hikaye” duyduğunu söyledi; Sulayem ise, “Evet, birkaç ay boyunca birkaç denemeden sonra New York’ta buluşmayı başardık. Bir yanlış anlaşılma var, o İŞ istiyordu! Ben ise sadece KADIN İSTİYORDUM!” diye cevap verdi. Epstein, “Allaha şükür, hâlâ senin gibi insanlar var,” diye karşılık verdi.
2007 yılının başlarında, DP World’ün beklenen halka arzı hakkında tavsiyelerde bulunurken, Epstein, Sulayem tarafından kendisine iletilen, Dubai’nin hükümdarı Muhammed bin Raşid el-Maktoum tarafından yazılan bir kitabın yayınlanmamış İngilizce çevirilerini inceledi ve kitabın yurtdışında daha iyi karşılanması için çeviriye ilişkin geri bildirimde bulundu.
İkili düzenli olarak iletişim halinde kaldı, iş stratejilerini tartıştı, üst düzey iş ve siyaset liderleriyle toplantılar düzenledi ve Epstein’in özel adası Little St. James’te tatiller ayarladı.
Epstein, Mart 2007’de birlikte geçirdikleri keyifli bir gezinin ardından Sulayem’e şöyle yazmış:
“Umarım eğlenmişsindir, seni arkadaşım olarak görmekten mutluluk duyuyorum, tanıştığım tek kişi sensin, benim kadar çılgın olan tek kişi.”
Epstein’in ölümünden sonra Miami Herald, komşu ada Great St. James’in 2016 yılında Sulayem’in adına satın alındığını keşfetti. Sulayem’in bir yardımcısı gazeteye, Epstein’e mülk tapusunda adını kullanma izni vermediğini söyledi. Ada daha sonra özel bir yatırım şirketine satıldı.
Epstein’in 2010 yılında kamu hayatına geri dönmesinden sonra, Ehud Barak’ın hacklenen gelen kutusundan alınan ikinci bir e-posta grubu, Epstein’in İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki elitler arasındaki bağları güçlendirmek için ortak bir çaba başlatmasıyla Epstein ve Sulayem’in ilişkilerinin gelişmeye devam ettiğini gösteriyor.
2010’ların ortalarında Epstein, Barak ve Sulayem arasında birkaç kez görüşme ayarladı ve bunları Barak’ın Dubai hükümdarına yakınlaşması ve İsrail’in diplomatik ve güvenlik çıkarlarını yurtdışında tanıtması için bir fırsat olarak sundu. Epstein, 18 Haziran 2013’te Barak’a, “Bence tanışmalısınız. O, Maktoum’un sağ kolu,” diye yazdı.
Epstein’ın aracılık ettiği ilişki gelişmeye devam etti. 5 Ağustos 2018’de Sulayem, Epstein’e, Epstein’in fon sağladığı ve Barak’ın başkanlığını yaptığı, acil durum görevlileri ve güvenlik hizmetlerinin telefonlardan kesin konum verilerini ve canlı video/ses akışını almasını sağlayan İsrailli siber güvenlik şirketi Carbyne hakkında bir e-posta gönderdi.
Epstein ve Barak’a gönderdiği mesajda Sulayem, finansçıya şirkete yatırım yapmayı planladığını ve Carbyne’nin kurucusu Amir Elichai ile bu teknolojinin “Dubai 911” ve DP World tarafından işletilen limanlarda personel güvenliği için nasıl kullanılabileceğini tartıştığını bildirdi.
Epstein, İsrail’in 8200 numaralı sinyal istihbarat biriminin kıdemli üyesi Elichai’den, Sulayem’in o yıl Carbyne’nin B Serisi fon toplama turuna katılımını öneren bir e-postayı iletti. Epstein ve Barak ile görüştükten sonra Peter Thiel de bu turda yatırım yaptı.
Epstein, Barak’ın Moğolistan’daki üst düzey güvenlik yetkilileriyle ilişkiler kurmasına yardımcı olurken, Barak ve Elichai’yi Thiel’in risk sermayesi fonlarından birine tanıttı. Bu görüşmeler, 2017 yılında İsrail ve Moğolistan arasında resmi bir güvenlik anlaşmasına dönüştü ve bu anlaşma, Carbyne’nin Moğolistan acil servislerine entegre edilmesini de içeriyordu.
Drop Site, Carbyne’nin nihayetinde Dubai’de mi yoksa DP World bağlantılı liman operasyonlarında mı kullanıldığını doğrulayamadı. Fakat daha sonra kamuoyuna açıklanan raporlar, BAE’li yatırımcıların 2020’deki İbrahim Anlaşmaları’nın normalleşmesinden sonra Carbyne’ye hızla dahil olduklarını gösteriyor.
2009 yılında Epstein, Sulayem ile o dönem JPMorgan CEO’su olan arkadaşı Jes Staley’i bir araya getirdi. Amacı, kraliyet ailesinin uzun süredir İsviçre bankalarını tercih ettiği Basra Körfezinde JPMorgan’ın konumunu güçlendirmekti.
Ortadoğu
BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.
BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.
Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.
Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.
Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.
Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.
Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.
Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.
Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.
Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.
Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.
Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.
İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.
Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak.
Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.
Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.
OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.
Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.
Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.
Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.
Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.
Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.
Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.
Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.
Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.
Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.
Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.
Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.
İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.
ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.
BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.
Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.
Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.
Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.
Ortadoğu
İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.
İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.
The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.
Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.
İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.
ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.
ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.
Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.
Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.
Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.
Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.
CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.
Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.
Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.
Ortadoğu
Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.
Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.
Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.
Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.
Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.
Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.
Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.
Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.
ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.
Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.
Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.
Avrupa4 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa3 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa4 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya1 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek












