Ortadoğu
Epstein, BAE-İsrail ilişkilerinin temellerini atmış

Jeffrey Epstein, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) elitlerini eğitmek ve İsrail ile BAE arasındaki ilişkiyi kurmak konusunda rol oynadı.
Drop Site, Epstein’in on yıldan fazla bir süredir sürdürdüğü özel yazışmalara dayanarak, Dubai Ports World finans imparatorluğunun güçlü başkanı ve BAE’nin yönetici aileleriyle yakın bağlantıları olan Sultan Sulayem ile olan samimi ilişkisini yazdı.
Siteye göre bu hikaye, Einstein’in ölümünden bir yıl sonra imzalanan İbrahim Anlaşmalarının gizli arka planını ortaya çıkarmaya yardımcı oluyor.
DP World, BAE ve İsrail dış politikasında da önemli bir rol oynuyor. 26 Aralık 2025’te İsrail, Somaliland Cumhuriyetini bağımsız bir devlet olarak tanıyan ilk ülke oldu. Bu sürpriz diplomatik açıklama, Somaliland’ın en önemli yabancı yatırımcılarından biri olan Dubai’nin DP World şirketinin aylarca süren kamuoyu kampanyasının ardından geldi.
Şirketin başkanı, ekim ayında düzenlenen bir konferansta, şirketin Berbera limanına yatırılan yüz milyonlarca doları öne sürerek, Somaliland’ın tanınması gerektiğini savunmuştu.
Somaliland’ın resmi olarak tanınması, BAE’nin Berbera’daki lojistik merkezini güçlendiriyor. İsrail, Kızıldeniz’deki denizcilik çıkarlarını Yemen direnişinin insansız hava araçları ve füze saldırılarından korumak için bu bölgede bir askeri üs inşa ediyor.
Somaliland’daki stratejik hamle, Tel Aviv ve Abu Dabi arasındaki derinleşen ilişkilerin yeni bir bölümünü işaret ediyor. Amerikan finansçı Jeffrey Epstein, hayatının son yirmi yılında, DP World’ün başkanı ve Dubai hükümdarının yakın arkadaşı olan Sultan Ahmed bin Sulayem aracılığıyla İsrail ve Emirlikler arasında gayri resmi bir diplomatik köprü görevi gördü.
Epstein, Fars Körfezinden geçen ticaret için önemli bir lojistik merkezi olan Dubai’deki Jebel Ali Serbest Bölgesini (JAFZA) kontrol eden, dünyanın en büyük konteyner terminali operatörlerinden biri olan DP World’e büyük ilgi gösterdi.
JAFZA, ABD Donanmasının en sık ziyaret ettiği yabancı liman ve ABD, BAE limanlarında, ABD dışındaki diğer limanlardan daha fazla gemiye sahip.
2009 yılında çocuk fuhuşu suçundan ilk kez hapis cezasını çektikten sonra, Epstein “kaçakçıların cenneti olan Afrika Boynuzundaki Cibuti derin su limanının sahibi” ile olan ilişkisini övünerek anlattı. Cibuti Limanı, o dönemde DP World’ün Afrika’daki en büyük konteyner terminaliydi. Epstein, Sulayem ile ilişkilerinin o kadar yakın olduğunu iddia etti ki, limanın “temel olarak sorumlusu” olduğunu söyledi.
Epstein’in liman hakkındaki yorumları abartılı bir övünme gibi geliyordu. Fakat Sulayem ile yakın bir dostluğu olduğu iddiası, şimdi Temsilciler Meclisi Denetim Komitesinin yayınladığı e-postalar, bir ABD federal mahkeme davası ve eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’ın hacklenen e-posta kutusu tarafından doğrulandı.
Konuşmalar, Epstein’in en azından 2006’dan 2019’daki ölümüne kadar Sulayem ile olağanüstü yakın bir bağı olduğunu ortaya koyuyor. Bu tarih aralığı, sızdırılan Yahoo! hesabından elde edilen e-postaların tarih aralığıyla örtüşüyor.
Epstein, Sulayem’in güvenilir bir arkadaşı ve danışmanıydı, fakat ağının Birleşik Arap Emirlikleri’nin yönetici kesimlerinin tüm katmanlarına yayılmış olduğu görülüyor. 2013 yılında Epstein’i ziyaret eden bir gazeteci, New York’taki malikanesinin antresinde sergilenen bir fotoğrafta Epstein’in Abu Dabi Veliaht Prensi Muhammed bin Zayid ile birlikte plaj kıyafeti ve şnorkel ekipmanı giyerken görüldüğünü belirtti.
2006 yılının başlarında, ABD’li politikacılar DP World’ün altı büyük ABD limanını satın almasını engelleyerek bu teklifi büyük bir ulusal güvenlik skandalına dönüştürdüğünde, BAE yönetimi “küçük düşürülmüş” hissediyordu.
Şirket geri çekilmek zorunda kaldıktan sonra, o dönem Abu Dabi Veliaht Prensi olan Şeyh Muhammed bin Zayid en-Nahyan, ülkenin Washington’da bir daha asla hazırlıksız yakalanmayacağına söz verdi.
Skandalın ardından, DP World ABD’deki faaliyetlerinden çekilirken, Sultan Ahmed bin Sulayem, Jeffrey Epstein’e e-posta göndererek Kasım 2006’da New York’ta bir toplantı ayarlamasını istedi. Epstein, Sulayem’e “daha erken gel” diye baskı yaparak toplantıyı sabırsızlıkla bekliyordu. Ertesi yıl, Sulayem, şirketin uluslararası genişlemesini sürdürmesi ve Washington ile ilişkilerini istikrara kavuşturması için DP World’ün başkanlığına atandı.
Epstein ve Sulayem, iş ilişkilerinin ötesinde yakın bir kişisel ilişkiye sahiplerdi. 2007 yılının kasım ayında, Florida’da cinsel istismar suçlamasıyla yargılandığı davadan birkaç ay sonra, Epstein Sulayem’e, ikisinin de tanıdığı bir kadından “komik bir hikaye” duyduğunu söyledi; Sulayem ise, “Evet, birkaç ay boyunca birkaç denemeden sonra New York’ta buluşmayı başardık. Bir yanlış anlaşılma var, o İŞ istiyordu! Ben ise sadece KADIN İSTİYORDUM!” diye cevap verdi. Epstein, “Allaha şükür, hâlâ senin gibi insanlar var,” diye karşılık verdi.
2007 yılının başlarında, DP World’ün beklenen halka arzı hakkında tavsiyelerde bulunurken, Epstein, Sulayem tarafından kendisine iletilen, Dubai’nin hükümdarı Muhammed bin Raşid el-Maktoum tarafından yazılan bir kitabın yayınlanmamış İngilizce çevirilerini inceledi ve kitabın yurtdışında daha iyi karşılanması için çeviriye ilişkin geri bildirimde bulundu.
İkili düzenli olarak iletişim halinde kaldı, iş stratejilerini tartıştı, üst düzey iş ve siyaset liderleriyle toplantılar düzenledi ve Epstein’in özel adası Little St. James’te tatiller ayarladı.
Epstein, Mart 2007’de birlikte geçirdikleri keyifli bir gezinin ardından Sulayem’e şöyle yazmış:
“Umarım eğlenmişsindir, seni arkadaşım olarak görmekten mutluluk duyuyorum, tanıştığım tek kişi sensin, benim kadar çılgın olan tek kişi.”
Epstein’in ölümünden sonra Miami Herald, komşu ada Great St. James’in 2016 yılında Sulayem’in adına satın alındığını keşfetti. Sulayem’in bir yardımcısı gazeteye, Epstein’e mülk tapusunda adını kullanma izni vermediğini söyledi. Ada daha sonra özel bir yatırım şirketine satıldı.
Epstein’in 2010 yılında kamu hayatına geri dönmesinden sonra, Ehud Barak’ın hacklenen gelen kutusundan alınan ikinci bir e-posta grubu, Epstein’in İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki elitler arasındaki bağları güçlendirmek için ortak bir çaba başlatmasıyla Epstein ve Sulayem’in ilişkilerinin gelişmeye devam ettiğini gösteriyor.
2010’ların ortalarında Epstein, Barak ve Sulayem arasında birkaç kez görüşme ayarladı ve bunları Barak’ın Dubai hükümdarına yakınlaşması ve İsrail’in diplomatik ve güvenlik çıkarlarını yurtdışında tanıtması için bir fırsat olarak sundu. Epstein, 18 Haziran 2013’te Barak’a, “Bence tanışmalısınız. O, Maktoum’un sağ kolu,” diye yazdı.
Epstein’ın aracılık ettiği ilişki gelişmeye devam etti. 5 Ağustos 2018’de Sulayem, Epstein’e, Epstein’in fon sağladığı ve Barak’ın başkanlığını yaptığı, acil durum görevlileri ve güvenlik hizmetlerinin telefonlardan kesin konum verilerini ve canlı video/ses akışını almasını sağlayan İsrailli siber güvenlik şirketi Carbyne hakkında bir e-posta gönderdi.
Epstein ve Barak’a gönderdiği mesajda Sulayem, finansçıya şirkete yatırım yapmayı planladığını ve Carbyne’nin kurucusu Amir Elichai ile bu teknolojinin “Dubai 911” ve DP World tarafından işletilen limanlarda personel güvenliği için nasıl kullanılabileceğini tartıştığını bildirdi.
Epstein, İsrail’in 8200 numaralı sinyal istihbarat biriminin kıdemli üyesi Elichai’den, Sulayem’in o yıl Carbyne’nin B Serisi fon toplama turuna katılımını öneren bir e-postayı iletti. Epstein ve Barak ile görüştükten sonra Peter Thiel de bu turda yatırım yaptı.
Epstein, Barak’ın Moğolistan’daki üst düzey güvenlik yetkilileriyle ilişkiler kurmasına yardımcı olurken, Barak ve Elichai’yi Thiel’in risk sermayesi fonlarından birine tanıttı. Bu görüşmeler, 2017 yılında İsrail ve Moğolistan arasında resmi bir güvenlik anlaşmasına dönüştü ve bu anlaşma, Carbyne’nin Moğolistan acil servislerine entegre edilmesini de içeriyordu.
Drop Site, Carbyne’nin nihayetinde Dubai’de mi yoksa DP World bağlantılı liman operasyonlarında mı kullanıldığını doğrulayamadı. Fakat daha sonra kamuoyuna açıklanan raporlar, BAE’li yatırımcıların 2020’deki İbrahim Anlaşmaları’nın normalleşmesinden sonra Carbyne’ye hızla dahil olduklarını gösteriyor.
2009 yılında Epstein, Sulayem ile o dönem JPMorgan CEO’su olan arkadaşı Jes Staley’i bir araya getirdi. Amacı, kraliyet ailesinin uzun süredir İsviçre bankalarını tercih ettiği Basra Körfezinde JPMorgan’ın konumunu güçlendirmekti.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?












