Bizi Takip Edin

Avrupa

Epstein ve Avrupa: Eski kıtada kimin eli kimin cebinde?

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışmalarına dair belgelerin Avrupa’daki muhtelif bürokratları ilgilendiren detayları da oldu. Slovakya’da eski Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák’ın istifasıyla başlayan süreç, İngiltere’de Lord Mandelson hakkındaki yolsuzluk ifşaatları ve İskandinav hanedan mensuplarının dahil olduğu kirli ilişkilerle genişlemeye devam ediyor.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışma dosyalarında adı geçen Avrupalılar arasında, siyasi bedel ödeyen ilk isim Miroslav Lajčák oldu. 2012-2020 yılları arasında Slovakya Dışişleri Bakanlığı yapan ve son dönemde Başbakan Robert Fico’nun danışmanlığını yürüten Lajčák, 2018 yılında Epstein ile kurduğu iletişimin ifşa olması üzerine 31 Ocak’ta istifasını sundu. Yayımlanan yazışmalardan birine göre Slovak diplomat, Kiev ve Moskova seyahatlerinin ardından “göz kamaştırıcı kızlardan” bahsediyordu. Epstein’in bu durumu “Rusya’nın en büyük ihraç ürünü” olarak nitelemesine karşılık, Lajčák şakayla karışık bir itirazda bulunmuştu: “Ham petrolden sonra gelir.”

Adı, ABD Adalet Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yayımladığı ilk parti dosyalarda da geçiyordu. O dönemde Başbakan Fico, “hakkında ilave bir ifşaat çıkması durumunda” Lajčák’ın görevine son verileceğini duyurmuştu. Danışmanının istifasını yorumlayan Slovak Başbakan, onun “büyük bir diplomata yaraşır şekilde davrandığını” ifade etti. Lajčák ise 2 Şubat’ta Slovakya Radyosu’nda kamuoyuna açıklamalarda bulundu. “Bugün o mesajları okuduğumda kendimi aptal gibi hissediyorum… Maksadını aşan bir iletişim kurdum. Bu mesajlar, erkek egosunun aptalca gevezeliklerinden başka bir şey değildi” diyerek günah çıkardı. Lajčák, Epstein ile iletişiminin “sözlerle sınırlı kaldığını” ve herhangi bir yasa dışı eylemde bulunmadığını savunuyor.

Lajčák, Epstein ile siyaseti de masaya yatırıyordu. Hem Avrupalı mevkidaşları hem de -dosyalarda adı onlarca kez zararsız bağlamlarda geçen diğer pek çok dünya lideri gibi- Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmelere dair izlenimlerini paylaşıyordu. Lajčák, Ekim 2018’de Epstein’e şöyle yazmıştı: “Rusya’da her şey harika geçti. Lavrov ile üç buçuk saat, finalde puro.” Epstein ise ABD’nin 42. Başkanı etrafında dönen seks skandalına atıfta bulunarak, “Clinton-Monica tarzı bir puro olmadığını tahmin ediyorum” şeklinde yanıt vermişti.

Lajčák, Mayıs 2019’da gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerini de Epstein ile tartışan isimlerden biriydi. Diplomat şöyle yazıyordu: “Büyük resmi görebilmek için bir saat daha beklememiz gerekecek. Slovakya cephesine gelince; daha kötüsü de olabilirdi… Sonuçları az önce okudum, sürpriz yok. Tam da beklendiği gibi: Ana akım partiler (Avrupa Halk Partisi [EPP] ve Sosyal Demokratlar [S&D] kastediliyor) güç kaybetti ama hâlâ hakimiyetlerini koruyorlar.”

2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda aşırı sağcı partiler mevzilerini güçlendirmişti: Kimlik ve Demokrasi (ID, ki o dönemde Almanya için Alternatif [AfD] bu gruptaydı) 73 sandalye, Avrupalı Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) ise 62 sandalye kazandı. Fakat bu partilerin temsilcileri parlamentoda yönetici pozisyonlara gelemedi. Oylama sonucunda, 1979’dan bu yana ilk kez iki geleneksel parti -EPP (182 sandalye) ve S&D (154 sandalye)- parlamentodaki mutlak çoğunluklarını yitirdi. Yine de EPP grubu en büyük grup olarak kalmayı başardı.

Slovakya’da şu an iktidarda olan Başbakan Robert Fico’nun partisi Smer, daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokratlar (S&D) grubuna üyeydi, ancak Ekim 2023’te üyelikleri askıya alındı. Fico, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın AB içindeki en kilit destekçisi olarak görülüyor; Smer temsilcileri ise Brüksel’de artık bağımsız milletvekili olarak yer alıyor. Fico, Temmuz ayında S&D’ye dönüş için, Ukrayna ve göç sorunları konusunda “kendi pozisyonunu koruma hakkı” da dahil olmak üzere bir dizi şart öne sürdü.

Sebastian Kurz’u öve öve bitirememişler: ‘Fevkalade donanımlı bir analist’

Epstein ayrıca, Mayıs 2019’da patlak veren ve “İbizagate” olarak bilinen hadisenin beraberinde güven oylamasıyla düşürülen Avusturya eski Şansölyesi Sebastian Kurz’un akıbetiyle de ilgileniyordu. Bu yolsuzluk meselesine, Kurz’un Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile koalisyon ortağı olan aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) temsilcileri karışmıştı. Epstein, 2019 tarihli bir yazışmada (bu belgeler geçtiğimiz kasım ayında ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komisyonu tarafından yayımlandı) “Kurz iktidara dönecek mi?” diye soruyordu. Lajčák’ın yanıtı netti: “Seçimleri kazanacağı kesin. Ancak şu an koalisyon kurabileceği bir ortağı yok.”

Kurz’un adı, Epstein’in Haziran 2018’de eski Norveçli diplomat Terje Rød-Larsen ile yaptığı yazışmalarda da geçiyor. Pedofil milyarder, Larsen aracılığıyla Kurz’u, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanlığından yaklaşık bir yıl önce ayrılan Steve Bannon ile bir araya getirmeye çalışıyordu. Epstein, “Kurz önemli biri. Trump ve Putin’i ağırlayacak” diye yazmıştı. Rød-Larsen ise yanıt olarak Kurz’a gönderilecek bir mesaj taslağını iletti:

“Değerli Sebastian, perde arkasında Washington’daki en ferasetli ve etkili aktörlerden biri olmaya devam eden ve Başkan’a çok yakın olan Steve Bannon, çeşitli konuları görüşmek üzere sizinle buluşmak istiyor… Bazı konularda görüşlerimiz ciddi şekilde ayrışsa da, kendisi son derece öngörülü ve fevkalade donanımlı bir analist ve aktördür!”

Yayımlanan bir başka yazışmada Epstein, Bannon’a, Kurz’un bizzat kendisiyle görüşmek istediğini iletiyor. Bannon ise Avusturyalı siyasetçiyi Avrupa’nın önde gelen figürlerinden biri olarak tanımlıyor ve onu “popülist, milliyetçi ve egemenlik hareketi yanlısı” olarak nitelendiriyor. Belgelerden bu görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılmıyor. Geçtiğimiz sonbaharda Kurz’un sözcüsü, Avusturya basınına verdiği demeçte eski şansölyenin ne Bannon’ı ne de Epstein’i tanıdığını beyan etmişti.

Yayımlanan bir diğer belgeye göre Bannon, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupalı sağcılara aktif danışmanlık yapıyordu. Bannon, 2018 baharında Epstein’e şunları yazıyordu:

“Şu anda Ulusal Cephe’nin (şimdiki adıyla Ulusal Birlik [RN], aşırı sağcı Fransız partisi), Salvini’nin Lega’sının, AfD’nin, İsviçrelilerin ve Orbán’ın danışmanlığını yapıyorum. Önümüzdeki mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri var; sandalye sayımızı 92’den 200’e çıkarabilir, kripto paralarla ilgili her türlü yasayı veya canımız ne isterse onu durdurabiliriz.”

Bannon’ın burada kastettiği, 2023 yılında ana akım Avrupalı partilerin girişimiyle kabul edilen Kripto Varlık Piyasaları Yönetmeliği (MiCA) idi. Bannon’ın anlattığına göre, yönetmeliğin tartışıldığı dönemde Avrupa Parlamentosu’ndaki sağ gruplar (ID ve ECR) bu girişime karşı çıkmıştı.

Diğer taraftan Bannon ve Epstein, Avrupa’daki isimlerden çoğunlukla alayla bahsediyordu. Bannon Mart 2018’de, AfD’nin oylarının yüzde 13 civarına ulaştığına dikkat çekerek, “May gitti; Merkel ve Macron’un da sayılı günü kaldı” diye yazıyordu.

Merkel’in adının geçtiği en absürt mesaj ise Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir sermayedar tarafından Epstein’in telefonuna gönderildi. Gönderilen siyah-beyaz fotoğrafta muhtemelen bikinili genç kadınlar yer alıyordu. Epstein bu mesaja cevaben “Şansölye Merkel’in gençliği!” yazdı. AfD’nin de adının geçtiği bu belgeleri yorumlayan Der Spiegel, Trump taraftarlarının daha ilk başkanlık döneminde Avrupa’da sağ-popülist bir dönüşüm umudu taşıdıkları sonucuna varmış.

Hindistan, Modi ve Epstein bağlantısı üzerine

Lord Mandelson vakasının öncesi ve sonrası

Avrupa Komisyonu, 3 Şubat’ta, İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi ve eski Avrupa Komiseri Lord Peter Mandelson’ın Epstein ile ilişkisine dair ortaya çıkan detaylar üzerine soruşturma başlattı. İngiltere Birlik’ten ayrılmış olsa da Komisyon, Mandelson’ın eski bir “Avrupa bürokratı” olarak etik yükümlülüklerinin devam ettiğini vurguluyor.

İfşa olan belgeler, gerilim romanını aratmayacak nitelikte. 2010 yılında İngiliz hükümetinde bakanlık koltuğunda oturan Mandelson’ın, Yunanistan kriziyle sarsılan Euro Bölgesi’ne yönelik 500 milyar euroluk kurtarma paketini, henüz resmiyet kazanmadan Epstein’e “fısıldadığı” öğrenildi. Epstein, AB bakanlar toplantısının arifesinde Mandelson’a “Kaynaklarım paketin hazır olduğunu söylüyor” diye yazmış; Mandelson ise Downing Street’ten ayrılmak üzere olduğunu belirterek, “Bu akşam açıklanacak” cevabını vermişti. Ayrıca Epstein’in, o dönem İşçi Partisi milletvekili olan Mandelson ile bağlantılı hesaplara 75 bin dolar aktardığına dair belgeler, İngiliz polisinin de radarına girdi. Mandelson, “Partime daha fazla zarar vermek istemiyorum” diyerek İşçi Partisi saflarından istifa ettiğini duyurdu.

Belgelerde adı geçen bir diğer isim, mevcut Slovakya Temsilcisi ve Avrupa Komiseri Maroš Šefčovič. Šefčovič, Epstein ile hiçbir temasının olmadığını, adının muhtemelen vatandaşı Lajčák tarafından “kendi çıkarları için” kullanıldığını savundu. Mevcut Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in adı ise yazışmalarda sadece pasif bir haber öznesi olarak geçiyor.

‘Mandelson skandalının temelinde para hırsı ve siyasi yozlaşma yatıyor’

Fransa’dan kimler var?

Fransız kültür ve siyaset hayatının simge ismi, eski bakan Jacques Lang’ın da Epstein ağında olduğunu gösteriyor. Le Monde ve Mediapart’ın incelemelerine göre Lang, Epstein’in uçak ve araçlarını kullanmış; kızı Caroline ise Epstein ile ticari ortaklıklar kurmuştu. Baba-kız, Epstein ile ünlü yönetmen Woody Allen aracılığıyla tanıştıklarını ve Epstein’in suçlarından habersiz, “inanılmaz derecede saf” olduklarını iddia ettiler.

Fransa’nın eski Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ise daha temkinli bir portre çiziyor. 2013 yılında bir aracı vasıtasıyla Epstein’in New York’taki malikanesine giden Le Maire, iddiaya göre “tuzağa düştüğünü” hissederek mekanı derhal terk etmişti. Ancak aracısı Olivier Colom ile Epstein arasındaki yazışmalar, dikkat çekici. Epstein, fuhuş adasını anlatırken, Colom şu cevabı veriyordu: “Suudi Kralı’nın sarayında köpekbalıkları var. Ben sizinkileri çok daha fazla tercih ederim.”

Norveç Veliaht Prensesi Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor

Belgelerde İskandinavya’nın “kusursuz” monarşilerinden isimler de var. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in, Epstein ile 2011-2014 yılları arasında samimi bir yazışma trafiği olduğu ortaya çıktı. Prenses, Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor, hatta 15 yaşındaki oğlu için “çıplak kadınlı sörf tahtası” görselleri konusunda fikir danışıyordu. “İskandinav kadınlarının en iyi eş adayı olduğu” ve Paris’in “aldatmak için ideal bir yer olduğu” gibi sığ sohbetler, Prenses’in “özür dilemesiyle” gündemden düşürüldü.

İsveç Prensesi Sofia da belgelerdeydi. Prens Carl Philip ile evlenmeden önceki modellik ve reality şov geçmişine atıfta bulunan Epstein, 2010 tarihli bir mesajında onun fotoğraflarını paylaşarak, “İsveç basını peşinde ama o bizim Sofia!” minvalinde ifadeler kullanmıştı. Prenses Sofia (eski soyadıyla Hellqvist), evlenmeden önce bir “glamour model” ve reality şov yıldızıydı. İsveç Sarayı’na girmesi modern bir “Külkedisi masalı” gibi sunulmuştu. İsveç Sarayı, Prenses’in Epstein ile 20 yıldır görüşmediğini belirterek suçlamaları yalanladı.

Tom Barrack ve Jeffrey Epstein: Neler biliyoruz?

Avrupa

Fransa’daki eylemler göç tartışmasını tekrar tetikledi

Yayınlanma

Fransa’daki protestolardan hafta sonu boyunca gelen sarsıcı görüntüler, Avrupa’da göç konusunda yaşanan şiddetli tartışmaları tekrar alevlendirdi.

Macaristan Başbakanı Péter Magyar dün X platformunda yaptığı açıklamada, birçok Fransız şehrini kasıp kavuran kaosun “Macaristan’ın göç konusunda neden mümkün olan en sert yaklaşımı savunduğunu herkese açıkça gösterdiğini” söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump da Truth Social’da paylaşım yaparak duruma müdahil oldu ve “Sınırlarınızı kapatın ve çok geç olmadan kontrolü ele alın!” dedi.

AB liderlerinin yorumları, kritik bir seçim yılına girilirken Avrupa Konseyi masasında bu konudaki bölünmelerin arttığına işaret ediyor.

Magyar ve Polonya Başbakanı Donald Tusk, Brüksel’deki geçen hafta yapılan liderler zirvesinde, bir diplomatın “korkunç” olarak nitelendirdiği göç oturumunda pozisyonlarını savundular.

Liderler arasındaki kapalı kapılar ardındaki görüşmeleri ele almak üzere isimlerinin açıklanmasını istemeyen iki AB diplomatı, cuma günkü göç tartışmasının “ateşli”, “çirkin”, “çok doğrudan” ve “bir Avrupa Konseyi ortamına yakışmayacak düzeyde” geçtiğini söyledi.

Diplomatlardan biri, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın araya girerek tartışmayı erken sonlandırması gerektiğini belirtti.

Avrupa Konseyi toplantısında sert tartışma

Ne söylendiğine dair anlatımlar farklılık gösterse de iki diplomat, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ile Çek Başbakanı Andrej Babiš’in göç politikalarını “Avrupa medeniyetinin savunulması” ile ilişkilendiren “duygu yüklü bir dille” konuştuğu konusunda hemfikir oldu.

Üçüncü bir diplomat ise tartışmaların tutkulu ama “siyasi” olduğunu ve “tartışmanın seçmenlerin gerçek kaygılarına daha yakınlaştırılması için gerekli” olduğunu söyledi.

Bu tartışma, Danimarka, İtalya ve Polonya öncülüğünde, zirve sonuç bildirgesindeki göç ifadelerinin sert bir şekilde ağırlaştırılması yönündeki girişimin ardından geldi.

Üç diplomatın aktardığına göre bu hamle bir düzineden fazla ülkeden destek gördü fakat Emmanuel Macron, Lüksemburg Başbakanı Luc Frieden ve İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in imzalamayı reddetmesiyle nihayetinde başarısızlığa uğradı.

Bu anlamda, Magyar ve Tusk’un (her ikisi de daha sert çizgiyi desteklemişti) dün yaptığı sosyal medya paylaşımları, tam da AB liderlerinin bloğun uzun vadeli bütçesi ve Ukrayna’ya finansman konusunda bir anlaşmaya varması gerektiği bir dönemde gerilimleri açıkça gözler önüne seriyor.

Fransız hükümetinin alanı daralıyor

POLITICO’ya göre bu nedenle göç, Avrupa için bir barut fıçısı: Fransa’dan Almanya ve İspanya’ya kadar liderler cesaretlenmiş “sağ ve aşırı sağcı” rakiplerle karşı karşıyayken bu durum daha da belirginleşiyor.

Ayaklanmalar ve yağmalar, sağı iktidara taşıyacak kıvılcımı sağlayabilir.

Macron dün gece ulusa sesleniş konuşmasında sükûnet çağrısında bulunarak, hayat pahalılığına karşı düzenlenen kitlesel gösterilerin nasıl kundaklama, yağma ve polisle çatışmalara dönüştüğünü hükümetinin soruşturduğunu belirterek “tam şeffaflık” sözü verdi.

Fakat şiddet, suçun kimde olduğuna dair şiddetli bir siyasi tartışmaya yol açtı: “Aşırı sol” huzursuzluğu körüklemekle suçlanırken, Macron yönetimi de kontrolü kaybetmekle eleştiriliyor.

Macron için siyasi fırtına sadece iç politika ile sınırlı değil. Hafta sonu protestoları, iki diplomatın POLITICO’ya aktardığına göre, Fransa Cumhurbaşkanının Avrupa Konseyi masasındaki konumunu daha da zayıflatıyor. Diplomatlardan biri, “Bu durum sadece onun hareket kabiliyetini kısıtlıyor,” dedi.

Macron, ‘yasadışı’ protestoları yasakladı

Macron dün yaptığı açıklamada, Macron, önümüzdeki günlerde “yasadışı” gösterilerin yasaklanacağını söyledi.

İstihbarat yetkilileri ve üst düzey bakanlarla yaptığı toplantının ardından perşembe günü (22 Ekim) açıklamalarda bulunan Fransa Cumhurbaşkanı, tanınmış gruplar tarafından düzenlenen gösterilere izin verileceğini ama güzergâhlarının değiştirilebileceğini belirtti.

Macron, “meşru yetkisi olmayan kişi veya gruplar” tarafından talep edilen protestoların yasaklanacağını söyledi. 

Bu önlemlerin şehir merkezlerini, işyerlerini ve kamu binalarını korumak için gerekli olduğunu belirten Macron, sözlerine şöyle devam etti:

“Kurallar basit ve bence sağduyuya dayalı. Genel tavsiye, önümüzdeki günlerde herhangi bir gösteri yapılmaması yönünde.”

Macron, geçen hafta sonu yaşanan kargaşa ve yağmalamaların büyük bir kısmını, açıkça yağmalamak amacıyla gelen isyancılara yükledi fakat şiddetin en kötü kısmının “cumhuriyeti yıkmayı amaçlayan aşırı sol grupların siyasi ve kışkırtıcı eylemlerinden” kaynaklandığını savundu.

“Önceliğimiz sükûnetin yeniden sağlanmasıdır,” diyen Cumhurbaşkanı, cumartesi günü ve sonrasında yapılması çağrısı yapılan yeni ülke çapındaki gösteriler için somut “sonraki adımları” belirlemek üzere cuma günü (23 Ekim) kilit bakanların katılacağı bir savunma konseyi toplantısına başkanlık edeceğini de sözlerine ekledi.

Paris’te sarı yelekliler ile öğrencilerin eylemi yasaklandı

Perşembe günü Paris’te planlanan bir öğrenci protestosuna ilişkin polisin ilk olarak getirdiği yasak bir mahkeme kararıyla kaldırıldı; ancak aynı gün Grenoble, Rouen, Le Havre ve Toulon’da da planlanan yürüyüşler durduruldu.

Yetkililer, geçen hafta sonu 200 ila 300 dükkânın yağmalandığı ve turizm ofisinin ateşe verildiği Fransa’nın üçüncü büyük şehri Lyon’un merkezinde cumartesi günü “tüm protestolar”a yasak getirildiğini duyurdu.

Marsilya, Nice ve Toulon’daki yetkililer de cumartesi günü için benzer yasaklar açıkladı. Paris’te ise Cumartesi günü başkentin doğusunda, Bastille Meydanı’ndan başlayacak şekilde planlanan bir yürüyüşe izin verildi ama şehir merkezine doğru ilerlemesi yasaklandı.

Fakat başkent yetkilileri, 2018 ve 2019 yıllarında akaryakıt fiyatlarına karşı protestolarıyla Fransa’yı sarsan gilets jaunes (sarı yelekliler) hareketinin bazı üyeleri ile öğrenciler tarafından cumartesi günü başkentte düzenlenmesi planlanan ayrı bir yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıkladı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Palantir: Avrupalı rakiplerimizin savaş tecrübesi yok

Yayınlanma

İngiltere’deki Palantir yöneticisi, Avrupa’da bulunan savunma alanındaki rakiplerinin savaş tecrübesine sahip olmadığını söyledi.

Avrupalı savunma yazılım şirketlerinin henüz savaş alanında yeteneklerini kanıtlamadığını öne süren şirketin Birleşik Krallık ve Avrupa sorumlusu Louis Mosley, Palantir şirketinin teknolojisinin ise halihazırda Ukrayna’da ve İran’da Batılı ordular tarafından kullanıldığını söyledi.

Rapporteur’de yayınlanan mülakatında, “Sözde Avrupalı rakipler şu anda… şey, bunların işe yarayıp yaramadığını kimse tam olarak bilmiyor,” diyen Mosley, Palantir’in operasyonel deneyiminin Avrupalı alternatiflere karşı şirkete benzersiz bir avantaj sağladığını savundu.

Mosley, Avrupa hükümetlerinin teknolojik egemenliği sanayi politikasıyla karıştırma riski taşıdığını savunarak, asıl sorunun tedarikçinin merkezinin nerede olduğu değil, müşterilerin kullandıkları teknolojiyi kontrol edip edemediği olması gerektiğini söyledi:

“Egemenliği şirketin merkezinin bulunduğu yer açısından tanımlayacaksanız, o zaman egemenlik politikasını sanayi politikasıyla karıştırıyorsunuz demektir.”

Mosley, egemenliğin kontrol ile ilgili olduğunu ve “kontrol ile mülkiyetin iki farklı şey olduğunu” ekledi.

Palantir bağlantılı Mandelson ve Mosley BBC’de boy gösterdi

Palantir’in bir Amerikan şirketi olmasına rağmen Avrupa’nın teknolojik kontrol gerekliliklerini karşılayabileceğini savunan Mosley, bir Avrupa kurumunun hassas operasyonları bir ABD’li tedarikçiye emanet edebileceğinin kanıtı olarak, şirketin Fransa’nın iç istihbarat servisi DGSI ile uzun süredir devam eden ilişkisini gösterdi:

“Bu kuruluş, Fransa’daki en hassas ve egemenlik niteliğindeki verileri korumakla görevli ve on yılı aşkın bir süredir iç güvenlikleri için Palantir’e güveniyor.”

Mosley, Palantir’in şu anda hiçbir AB kurumu ile doğrudan çalışmadığını doğruladı.

Yine de şirket, Rapporteur’e verdiği bilgiye göre, Birleşik Krallık, İsveç, Hollanda ve Fransa dahil olmak üzere Avrupa genelinde hükümetlerle sözleşmeler imzalamış durumda. Ayrıca NATO ile de bir anlaşması bulunuyor.

Şirket, ulusal hükümetlerle olan bazı ilişkilerini gizli tutsa da diğer AB ülkelerinde de faaliyet gösteriyor.

Kritik teknolojinin nihai olarak kim tarafından kontrol edildiği sorusu, tartışmanın merkezinde yer almaya devam ediyor.

Mosley, askeri operasyonların özel sektör altyapısına bağlı olduğu durumlarda ortaya çıkabilecek belirsizliğin bir örneği olarak, Ukrayna’nın Elon Musk’ın SpaceX şirketiyle ilişkili uydu iletişim hizmeti Starlink ile ilgili deneyimini gösterdi.

Avrupa’nın Palantir bağımlılığı

“Ukraynalıların vurguladığı nokta, Starlink’i kontrol etmedikleri,” diyen Mosley, kontrolün nihai olarak Musk’ta mı, Pentagon’da mı yoksa her ikisinin birleşiminde mi olduğu sorusunu gündeme getirdi.

Hizmetin uzaktan yavaşlatılıp yavaşlatılamayacağı sorulduğunda Mosley, Palantir’in sistemlerinin, yabancı bir gücün bir müşterinin yeteneklerini uzaktan devre dışı bırakmasını önleyecek teknik güvenlik önlemleriyle yapılandırılabileceğini söyledi.

Mosley, Palantir’in savunma alanında güçlü bir büyüme kaydettiğini belirtirken, yapay zeka (AI) benimseme konusunda Amerikan ve Avrupalı şirketler arasındaki uçurumun ciddi bir iktisadi soruna dönüşebileceği uyarısında bulundu.

“Gelirimiz, yapay zekanın uygulanmasından kaynaklanıyor,” diyen Mosley, Palantir’in iş modelini her sektördeki benimseme hızının potansiyel bir göstergesi olarak tanımladı.

Mosley, Amerikan şirketlerinin yapay zekayı “ışık hızında” benimsediğini savundu ve yapay zekayı başarıyla entegre eden Amerikan şirketlerinin, Avrupalı rakiplerine kıyasla önemli ölçüde daha üretken ve daha güçlü bir sermaye yapısına sahip hale gelebileceği konusunda uyarıda bulundu.

NATO, Rusya ordusunu Palantir sistemiyle izleyecek

Yönetici, “Avrupalı rakipleri bu yapay zeka devriminden aynı hızla yararlanamazlarsa, dört ya da beş yıl içinde artık rekabet edemez hale gelecekler,” dedi.

NATO’nun Palantir’in Maven Akıllı Sistemi’ni yedi ayda tedarik edip benimsemesini örnek gösteren Mosley, “Yapay zekada her gün, her hafta ilerleme kaydedildiğini görüyoruz,” diye konuştu.

Yeni yetenekleri benimseme aciliyetinin özellikle belirgin olduğunu ve Rusya’ya yakınlığın güvenlik endişelerini artırdığı Doğu Avrupa’da şirket için bir dizi iş fırsatı yarattığını belirtti ve şöyle devam etti:

“En son teknolojinin öncüsü olmalısınız ve bu da yapay zeka. İnternet devrimini kaçırdık. Bunu da mı kaçıracağız?”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Nokia, Ukrayna’ya uydu desteği sağlayacak

Yayınlanma

Nokia ve ICEYE, kontrolü doğrudan Kiev yönetimine ait olacak bağımsız bir uydu haberleşme sistemi kurmak üzere Ukrayna Savunma Bakanlığı ile niyet mektubu imzaladı. Finlandiya Başbakanının Kiev ziyaretinde duyurulan adım, Amerikan Starshield terminallerine getirilen hız kısıtlamaları ve Avrupa’daki tepkilerin hemen ardından geldi.

Nokia ve uzay teknolojileri şirketi ICEYE, Ukrayna Savunma Bakanlığı ile Kiev yönetiminin kendi kontrolünde olacak bir uydu haberleşme ağı kurulması konusunda mutabakat zaptı imzaladı.

Nokia’dan yayımlanan basın bülteninde, tarafların Ukrayna denetimindeki haberleşme sisteminin hayata geçirilme olanaklarını ortaklaşa inceleyeceği kaydedildi.

Anlaşma, Finlandiya Başbakanının Ukrayna ziyareti sırasında 22 Ekim’de duyuruldu. İşbirliğinin temel hedefi, öncelikle ülkenin kendi bağımsız uydu iletişim kapasitesini güçlendirerek savunma kabiliyetlerine katkı sağlamak olarak açıklandı.

ICEYE ve Nokia, ekim ayı başında kamu kurumlarına yönelik alçak dünya yörüngesinde çalışacak güvenli geniş bant iletişim sistemlerini ortaklaşa geliştireceklerini açıklamıştı.

Savunma, sınır güvenliği, acil durum birimleri ve afet müdahale ekipleri için tasarlanan bu Avrupa menşeli teknolojilerin, devletlere kendi uydularına, yer altyapılarına ve terminallerine doğrudan sahip olma ve bunları bağımsız yönetme imkanı tanıdığı belirtiliyor.

ICEYE Üst Yöneticisi ve Kurucu Ortağı Rafal Modrzewski, konuya dair açıklamasında Ukrayna’nın kontrolü tamamen kendisinde olan güvenli, egemen ve yüksek kapasiteli uydu haberleşme sistemlerine ihtiyaç duyduğunu dile getirdi.

Nokia Jeopolitik ve Hükümet İlişkileri Direktörü ve Nokia Savunma Yönetim Kurulu Başkanı Mikko Hautala ise uydu ağlarının karasal iletim altyapısı zarar gördüğünde bile iletişimin sürmesini sağladığına dikkat çekti.

Hautala, güvenilir ve egemen bir uydu haberleşmesinin Ukrayna’nın direncini nasıl artırabileceğini ve bağımlı olduğu iletişim üzerinde Kiev yönetimine nasıl kontrol sağlayabileceğini ICEYE ile birlikte araştıracaklarını söyledi.

Finlandiya merkezli bir uzay şirketi olan ICEYE, radar uyduları geliştirip üretiyor ve bu uydulardan elde edilen verileri kullanıma sunuyor.

Şirketin aktardığı bilgilere göre geliştirdiği teknolojiler savunma ve istihbaratın yanı sıra çevre izleme, sigortacılık ve acil durum müdahalelerinde de kullanılıyor.

Ukrayna ordusunun kullandığı Amerikan uydu bağlantısına kısıtlamalar getirildiğine yönelik haberler, bu anlaşmanın hemen öncesinde gündeme gelmişti.

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Danışmanı Serhiy Sternenko, 14 Ekim gecesi yaptığı paylaşımda terminallerin saatte 160 kilometre hızla hareket ederken bağlantıyı kaybettiğini, ilerleyen süreçte bu kesintilerin saatte 60 ila 70 kilometre hızlarda da yaşandığını aktarmıştı.

SpaceX yöneticisi Elon Musk, Starlink’in askeri versiyonu olan Starshield’ın mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu, bu sebeple kısıtlama kararlarının Amerikan makamlarınca alındığını savunmuştu.

Beyaz Saray ise kısıtlamalarla bir ilgisi olmadığını açıklamıştı.

The Wall Street Journal gazetesinin 22 Ekim’de Amerikalı yetkililere dayandırdığı haberine göre ABD Başkanı Donald Trump, Musk’tan bizzat söz konusu sınırlamaları kaldırmasını istedi.

Amerikalı ve Ukraynalı yetkililer, yapılan görüşmenin ardından sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını ifade etti; kimi Ukraynalı temsilciler ise işlevlerin henüz bütünüyle eski haline dönmediğini dile getirdi. Trump, Ukrayna’nın Starshield erişiminin yeniden sağlandığını doğruladı.

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Söz konusu kısıtlamalar Avrupa tarafında tepkiyle karşılandı.

Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski, Musk’ı siyasi oyunlar oynamakla suçlayarak X platformunda “Biz senin Avrupalı müşterileriniz, seni izliyoruz” paylaşımını yaptı.

Polonya, 2022 yılından bu yana Ukrayna için yaklaşık 25 bin Starlink terminali satın aldı ve Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin uydu bağlantı masraflarını karşılamayı sürdürüyor.

Gelişmelerin ardından Avrupa Komisyonu da Ukrayna’nın Govsatcom programına dahil edilmesinin değerlendirildiğini açıkladı.

AB üyesi ülkelerin mevcut uydu kapasitelerini bir araya getiren güvenli iletişim programının, Brüksel tarafından 2027 yılının başında ticari hizmetlerle genişletilmesi planlanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English