Avrupa
Epstein ve Avrupa: Eski kıtada kimin eli kimin cebinde?

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışmalarına dair belgelerin Avrupa’daki muhtelif bürokratları ilgilendiren detayları da oldu. Slovakya’da eski Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák’ın istifasıyla başlayan süreç, İngiltere’de Lord Mandelson hakkındaki yolsuzluk ifşaatları ve İskandinav hanedan mensuplarının dahil olduğu kirli ilişkilerle genişlemeye devam ediyor.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışma dosyalarında adı geçen Avrupalılar arasında, siyasi bedel ödeyen ilk isim Miroslav Lajčák oldu. 2012-2020 yılları arasında Slovakya Dışişleri Bakanlığı yapan ve son dönemde Başbakan Robert Fico’nun danışmanlığını yürüten Lajčák, 2018 yılında Epstein ile kurduğu iletişimin ifşa olması üzerine 31 Ocak’ta istifasını sundu. Yayımlanan yazışmalardan birine göre Slovak diplomat, Kiev ve Moskova seyahatlerinin ardından “göz kamaştırıcı kızlardan” bahsediyordu. Epstein’in bu durumu “Rusya’nın en büyük ihraç ürünü” olarak nitelemesine karşılık, Lajčák şakayla karışık bir itirazda bulunmuştu: “Ham petrolden sonra gelir.”
Adı, ABD Adalet Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yayımladığı ilk parti dosyalarda da geçiyordu. O dönemde Başbakan Fico, “hakkında ilave bir ifşaat çıkması durumunda” Lajčák’ın görevine son verileceğini duyurmuştu. Danışmanının istifasını yorumlayan Slovak Başbakan, onun “büyük bir diplomata yaraşır şekilde davrandığını” ifade etti. Lajčák ise 2 Şubat’ta Slovakya Radyosu’nda kamuoyuna açıklamalarda bulundu. “Bugün o mesajları okuduğumda kendimi aptal gibi hissediyorum… Maksadını aşan bir iletişim kurdum. Bu mesajlar, erkek egosunun aptalca gevezeliklerinden başka bir şey değildi” diyerek günah çıkardı. Lajčák, Epstein ile iletişiminin “sözlerle sınırlı kaldığını” ve herhangi bir yasa dışı eylemde bulunmadığını savunuyor.
Lajčák, Epstein ile siyaseti de masaya yatırıyordu. Hem Avrupalı mevkidaşları hem de -dosyalarda adı onlarca kez zararsız bağlamlarda geçen diğer pek çok dünya lideri gibi- Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmelere dair izlenimlerini paylaşıyordu. Lajčák, Ekim 2018’de Epstein’e şöyle yazmıştı: “Rusya’da her şey harika geçti. Lavrov ile üç buçuk saat, finalde puro.” Epstein ise ABD’nin 42. Başkanı etrafında dönen seks skandalına atıfta bulunarak, “Clinton-Monica tarzı bir puro olmadığını tahmin ediyorum” şeklinde yanıt vermişti.
Lajčák, Mayıs 2019’da gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerini de Epstein ile tartışan isimlerden biriydi. Diplomat şöyle yazıyordu: “Büyük resmi görebilmek için bir saat daha beklememiz gerekecek. Slovakya cephesine gelince; daha kötüsü de olabilirdi… Sonuçları az önce okudum, sürpriz yok. Tam da beklendiği gibi: Ana akım partiler (Avrupa Halk Partisi [EPP] ve Sosyal Demokratlar [S&D] kastediliyor) güç kaybetti ama hâlâ hakimiyetlerini koruyorlar.”
2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda aşırı sağcı partiler mevzilerini güçlendirmişti: Kimlik ve Demokrasi (ID, ki o dönemde Almanya için Alternatif [AfD] bu gruptaydı) 73 sandalye, Avrupalı Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) ise 62 sandalye kazandı. Fakat bu partilerin temsilcileri parlamentoda yönetici pozisyonlara gelemedi. Oylama sonucunda, 1979’dan bu yana ilk kez iki geleneksel parti -EPP (182 sandalye) ve S&D (154 sandalye)- parlamentodaki mutlak çoğunluklarını yitirdi. Yine de EPP grubu en büyük grup olarak kalmayı başardı.
Slovakya’da şu an iktidarda olan Başbakan Robert Fico’nun partisi Smer, daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokratlar (S&D) grubuna üyeydi, ancak Ekim 2023’te üyelikleri askıya alındı. Fico, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın AB içindeki en kilit destekçisi olarak görülüyor; Smer temsilcileri ise Brüksel’de artık bağımsız milletvekili olarak yer alıyor. Fico, Temmuz ayında S&D’ye dönüş için, Ukrayna ve göç sorunları konusunda “kendi pozisyonunu koruma hakkı” da dahil olmak üzere bir dizi şart öne sürdü.
Sebastian Kurz’u öve öve bitirememişler: ‘Fevkalade donanımlı bir analist’
Epstein ayrıca, Mayıs 2019’da patlak veren ve “İbizagate” olarak bilinen hadisenin beraberinde güven oylamasıyla düşürülen Avusturya eski Şansölyesi Sebastian Kurz’un akıbetiyle de ilgileniyordu. Bu yolsuzluk meselesine, Kurz’un Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile koalisyon ortağı olan aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) temsilcileri karışmıştı. Epstein, 2019 tarihli bir yazışmada (bu belgeler geçtiğimiz kasım ayında ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komisyonu tarafından yayımlandı) “Kurz iktidara dönecek mi?” diye soruyordu. Lajčák’ın yanıtı netti: “Seçimleri kazanacağı kesin. Ancak şu an koalisyon kurabileceği bir ortağı yok.”
Kurz’un adı, Epstein’in Haziran 2018’de eski Norveçli diplomat Terje Rød-Larsen ile yaptığı yazışmalarda da geçiyor. Pedofil milyarder, Larsen aracılığıyla Kurz’u, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanlığından yaklaşık bir yıl önce ayrılan Steve Bannon ile bir araya getirmeye çalışıyordu. Epstein, “Kurz önemli biri. Trump ve Putin’i ağırlayacak” diye yazmıştı. Rød-Larsen ise yanıt olarak Kurz’a gönderilecek bir mesaj taslağını iletti:
“Değerli Sebastian, perde arkasında Washington’daki en ferasetli ve etkili aktörlerden biri olmaya devam eden ve Başkan’a çok yakın olan Steve Bannon, çeşitli konuları görüşmek üzere sizinle buluşmak istiyor… Bazı konularda görüşlerimiz ciddi şekilde ayrışsa da, kendisi son derece öngörülü ve fevkalade donanımlı bir analist ve aktördür!”
Yayımlanan bir başka yazışmada Epstein, Bannon’a, Kurz’un bizzat kendisiyle görüşmek istediğini iletiyor. Bannon ise Avusturyalı siyasetçiyi Avrupa’nın önde gelen figürlerinden biri olarak tanımlıyor ve onu “popülist, milliyetçi ve egemenlik hareketi yanlısı” olarak nitelendiriyor. Belgelerden bu görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılmıyor. Geçtiğimiz sonbaharda Kurz’un sözcüsü, Avusturya basınına verdiği demeçte eski şansölyenin ne Bannon’ı ne de Epstein’i tanıdığını beyan etmişti.
Yayımlanan bir diğer belgeye göre Bannon, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupalı sağcılara aktif danışmanlık yapıyordu. Bannon, 2018 baharında Epstein’e şunları yazıyordu:
“Şu anda Ulusal Cephe’nin (şimdiki adıyla Ulusal Birlik [RN], aşırı sağcı Fransız partisi), Salvini’nin Lega’sının, AfD’nin, İsviçrelilerin ve Orbán’ın danışmanlığını yapıyorum. Önümüzdeki mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri var; sandalye sayımızı 92’den 200’e çıkarabilir, kripto paralarla ilgili her türlü yasayı veya canımız ne isterse onu durdurabiliriz.”
Bannon’ın burada kastettiği, 2023 yılında ana akım Avrupalı partilerin girişimiyle kabul edilen Kripto Varlık Piyasaları Yönetmeliği (MiCA) idi. Bannon’ın anlattığına göre, yönetmeliğin tartışıldığı dönemde Avrupa Parlamentosu’ndaki sağ gruplar (ID ve ECR) bu girişime karşı çıkmıştı.
Diğer taraftan Bannon ve Epstein, Avrupa’daki isimlerden çoğunlukla alayla bahsediyordu. Bannon Mart 2018’de, AfD’nin oylarının yüzde 13 civarına ulaştığına dikkat çekerek, “May gitti; Merkel ve Macron’un da sayılı günü kaldı” diye yazıyordu.
Merkel’in adının geçtiği en absürt mesaj ise Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir sermayedar tarafından Epstein’in telefonuna gönderildi. Gönderilen siyah-beyaz fotoğrafta muhtemelen bikinili genç kadınlar yer alıyordu. Epstein bu mesaja cevaben “Şansölye Merkel’in gençliği!” yazdı. AfD’nin de adının geçtiği bu belgeleri yorumlayan Der Spiegel, Trump taraftarlarının daha ilk başkanlık döneminde Avrupa’da sağ-popülist bir dönüşüm umudu taşıdıkları sonucuna varmış.
Lord Mandelson vakasının öncesi ve sonrası
Avrupa Komisyonu, 3 Şubat’ta, İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi ve eski Avrupa Komiseri Lord Peter Mandelson’ın Epstein ile ilişkisine dair ortaya çıkan detaylar üzerine soruşturma başlattı. İngiltere Birlik’ten ayrılmış olsa da Komisyon, Mandelson’ın eski bir “Avrupa bürokratı” olarak etik yükümlülüklerinin devam ettiğini vurguluyor.
İfşa olan belgeler, gerilim romanını aratmayacak nitelikte. 2010 yılında İngiliz hükümetinde bakanlık koltuğunda oturan Mandelson’ın, Yunanistan kriziyle sarsılan Euro Bölgesi’ne yönelik 500 milyar euroluk kurtarma paketini, henüz resmiyet kazanmadan Epstein’e “fısıldadığı” öğrenildi. Epstein, AB bakanlar toplantısının arifesinde Mandelson’a “Kaynaklarım paketin hazır olduğunu söylüyor” diye yazmış; Mandelson ise Downing Street’ten ayrılmak üzere olduğunu belirterek, “Bu akşam açıklanacak” cevabını vermişti. Ayrıca Epstein’in, o dönem İşçi Partisi milletvekili olan Mandelson ile bağlantılı hesaplara 75 bin dolar aktardığına dair belgeler, İngiliz polisinin de radarına girdi. Mandelson, “Partime daha fazla zarar vermek istemiyorum” diyerek İşçi Partisi saflarından istifa ettiğini duyurdu.
Belgelerde adı geçen bir diğer isim, mevcut Slovakya Temsilcisi ve Avrupa Komiseri Maroš Šefčovič. Šefčovič, Epstein ile hiçbir temasının olmadığını, adının muhtemelen vatandaşı Lajčák tarafından “kendi çıkarları için” kullanıldığını savundu. Mevcut Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in adı ise yazışmalarda sadece pasif bir haber öznesi olarak geçiyor.
‘Mandelson skandalının temelinde para hırsı ve siyasi yozlaşma yatıyor’
Fransa’dan kimler var?
Fransız kültür ve siyaset hayatının simge ismi, eski bakan Jacques Lang’ın da Epstein ağında olduğunu gösteriyor. Le Monde ve Mediapart’ın incelemelerine göre Lang, Epstein’in uçak ve araçlarını kullanmış; kızı Caroline ise Epstein ile ticari ortaklıklar kurmuştu. Baba-kız, Epstein ile ünlü yönetmen Woody Allen aracılığıyla tanıştıklarını ve Epstein’in suçlarından habersiz, “inanılmaz derecede saf” olduklarını iddia ettiler.
Fransa’nın eski Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ise daha temkinli bir portre çiziyor. 2013 yılında bir aracı vasıtasıyla Epstein’in New York’taki malikanesine giden Le Maire, iddiaya göre “tuzağa düştüğünü” hissederek mekanı derhal terk etmişti. Ancak aracısı Olivier Colom ile Epstein arasındaki yazışmalar, dikkat çekici. Epstein, fuhuş adasını anlatırken, Colom şu cevabı veriyordu: “Suudi Kralı’nın sarayında köpekbalıkları var. Ben sizinkileri çok daha fazla tercih ederim.”
Norveç Veliaht Prensesi Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor
Belgelerde İskandinavya’nın “kusursuz” monarşilerinden isimler de var. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in, Epstein ile 2011-2014 yılları arasında samimi bir yazışma trafiği olduğu ortaya çıktı. Prenses, Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor, hatta 15 yaşındaki oğlu için “çıplak kadınlı sörf tahtası” görselleri konusunda fikir danışıyordu. “İskandinav kadınlarının en iyi eş adayı olduğu” ve Paris’in “aldatmak için ideal bir yer olduğu” gibi sığ sohbetler, Prenses’in “özür dilemesiyle” gündemden düşürüldü.
İsveç Prensesi Sofia da belgelerdeydi. Prens Carl Philip ile evlenmeden önceki modellik ve reality şov geçmişine atıfta bulunan Epstein, 2010 tarihli bir mesajında onun fotoğraflarını paylaşarak, “İsveç basını peşinde ama o bizim Sofia!” minvalinde ifadeler kullanmıştı. Prenses Sofia (eski soyadıyla Hellqvist), evlenmeden önce bir “glamour model” ve reality şov yıldızıydı. İsveç Sarayı’na girmesi modern bir “Külkedisi masalı” gibi sunulmuştu. İsveç Sarayı, Prenses’in Epstein ile 20 yıldır görüşmediğini belirterek suçlamaları yalanladı.
Avrupa
Polonya kendi uydu ağını kurarak Musk’a bağımlılığı bitirmeyi hedefliyor

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin Starlink benzeri yerli bir uydu iletişim ağı kuracağını açıkladı. 34. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı (MSPO) kapsamında konuşan Tusk, Polonya ve Avrupa’nın güvenliğinin “tek bir kişinin hevesine bağlı kalamayacağını” vurguladı.
Tusk, Polonya haber platformu Wiadomosci’nin aktardığı konuşmasında projenin ciddiyetine dikkat çekti: “Evet, bu bir meydan okuma, bir hayal; ancak kesinlikle boş bir heves değil. Bugün başlattığımız bu sürecin nihai hedefinin Polonya’nın kendi Starlink sistemi olabileceğini ve olacağını ifade ettik.”
Polonya’nın uzay alanında sahiden kayda değer bir ortak olduğunu belirten Tusk, bu girişimin yalnızca milli bir tatmin meselesi taşımadığını dile getirdi. Başbakan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Açık konuşayım: Polonya’nın ve Avrupa’nın güvenliği tek bir kişinin hevesine bırakılamaz. Kendi uydu iletişim sistemimiz olmadan tam bir güvenlikten söz edemeyiz.”
Donald Tusk, yıl sonuna kadar Polonya’nın uzaydan birkaç dakika içinde görüntü aktarabilen dokuz uyduya sahip olacağını kaydetti.
Tusk, savunma fuarında uydu projesinin yanı sıra yeni ağır piyade muharebe aracının adını da duyurdu. “Ayı” (Niedźwiedź) ismi verilen araç, mevcut Borsuk modelinden 12 ton daha ağır bir yapıyla üretildi. Aracın yüksek hareket kabiliyetini koruduğu ve mürettebat korumasını önceliklendirdiği bildirildi.
Polonya basınından Rzeczpospolita gazetesi, ağustos ayında Elon Musk’ın sahibi olduğu SpaceX şirketinin uydu interneti hizmet koşullarını değiştirdiğini yazmıştı.
Yeni kuralların Polonya’yı Avrupa mobil kapsama bölgesinden çıkarması, Polonyalı kullanıcılar açısından maliyet artışı riskini beraberinde getirdi.
Gelişmeler üzerine Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, sosyal medya üzerinden SpaceX’in sahibi Elon Musk’a yönelik bir uyarıda bulundu. Sikorski mesajında şu ifadelere yer verdi: “Bak Elon Musk, Polonyalı Starlink kullanıcılarına yönelik ayrımcılığı durdur; aksi takdirde hizmetlerin karşılığında sana ödediğimiz yıllık 50 milyon doları yeniden değerlendirebiliriz.”
Ukrayna ordusu, Şubat 2022’de çatışmaların başlamasından bu yana cephede Starlink uydu terminallerini yoğun biçimde kullanıyor. Ukrayna Silahlı Kuvvetleri için sağlanan Starlink hizmetinin faturasını Polonya Dijitalleşme Bakanlığı karşılıyor.
Geçen yılın mart ayında Musk, Starlink erişiminin kesilmesi halinde Ukrayna’nın cephe hattının çökeceğini ileri sürmüştü. Musk yaptığı paylaşımda, “Benim Starlink sistemim Ukrayna ordusunun omurgasını oluşturuyor. Sistemi kapatırsam tüm cephe hatları çöker” demişti.
Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski ise Musk’ın bu sözlerine karşılık, Ukrayna’daki Starlink bağlantısının masraflarını karşıladıklarını, böyle bir senaryoda yıllık 50 milyon dolar harcayan Polonya’nın farklı hizmet sağlayıcılarına yönelmek zorunda kalacağını belirtmişti.
Avrupa
Leipzig’deki İHA olayında tanık ifadeleri resmi iddialarla çelişiyor

Leipzig/Halle Havalimanı’nda geçen ay düşürülen insansız hava aracına ilişkin çalışan ifadeleri, Almanya’nın Rusya’yı suçlayan resmi anlatımıyla ve basına yansıyan patlayıcı görüntüleriyle uyuşmuyor. Görgü tanığı personel, kargo alanına inen sıradan bir tüketici cihazının elle yakalandığını, patlayıcı taşımadığını ve hemen peşinden özel ekiplerin olağandışı bir hızla sahaya ulaştığını savunuyor.
Almanya basını ile NATO müttefiklerinin yayın organlarında yer alan ve Leipzig Havalimanı sahasına geçen ay Rus ajanları tarafından yerleştirildiği iddia edilen patlayıcı düzeneğe ait fotoğrafların gerçek olmadığına dair ikna edici kanıtlar ortaya çıktı.
Ukraynalı araştırmacı gazeteci Anatoliy Şariy, havalimanı çalışanlarının tanıklıklarına dayandırdığı anlatımında, yayımlanan görsellerin olay yerindeki ilk manzarayla örtüşmediğini, söz konusu hava aracının ise fotoğraf ve video çekimi amacıyla üretilmiş, piyasada kolayca erişilebilen küçük ve ucuz bir tüketici cihazı olduğunu kaydetti.
Şariy’nin 6 Eylül tarihinde X platformunda paylaştığı ayrıntılı aktarım, insansız hava aracının ele geçirilişine ve sonrasındaki resmi müdahaleye bizzat tanıklık eden havalimanı personeline dayanıyor.
The source also draws attention to the situation around the airport following the incident. According to him, police officers are now stationed around the clock near the emergency gate by the S8a, where spotters previously gathered at night and from where drones had periodically…
— Anatolij Sharij (@anatoliisharii) September 6, 2026
Anlatılanlara göre çalışanlardan biri, böylesi bir cihazın kayda değer ilave bir yük taşıyabileceğinden dahi şüphe duyuyor.
Berlin yönetimi ise Leipzig’deki hadiseden doğrudan Moskova’yı sorumlu tutuyor. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, 1 Eylül günü yaptığı açıklamada Rusya’yı işaret ederek şunları söyledi:
“Leipzig’deki saldırı girişimiyle Rus yönetimi, zaten ağır baskı altındaki ikili ilişkilerimize bilinçli şekilde daha büyük zararlar verme kararı almıştır. Federal İçişleri Bakanı’nın az önce dile getirdiği hükümet çizgisi geçerlidir. Almanya güvenliğini koruyor; güvensizlik yaymak isteyen karşı güçlere karşı kendini savunuyor. Federal Hükümet bu nedenle Leipzig’deki hibrit saldırının faili olarak Rusya’ya karşı gerekli adımları atıyor.”
Wadephul, Rusya’nın sergilediği tutumu Avrupa genelindeki eylemlerin bir halkası olarak niteledi:
“Rusya Federasyonu’nun az önce tarif edilen tehlikeli adımları; Avrupa’ya dönük istikrarsızlaştırma, dezenformasyon yayma, tehdit, sabotaj ve saldırganlık girişimlerinin uzun bir zincirini oluşturuyor. Ne yazık ki Almanya da bunun dışında kalmadı. Rus liderliği ülkemize açık bir husumetle yaklaşıyor.”
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise aynı gün Rus basınına verdiği demeçte suçlamaları reddederek hadisenin bir kurgu olduğunu savundu. Putin, meselenin iç siyasetle ilişkili olduğunu öne sürdü:
“Bunun büyük ölçüde iç siyasi durumla ilgili olduğuna inanıyorum. Şansölye’nin siyasi pozisyonu karmaşık. Vatandaşları kendisine güvenmiyor. Bunun sebebi de açık; ulusal çıkarları savunmak yerine bunları heba ediyor. Belirgin ekonomik hatalar ortada: İşletmeler kapanıyor, insanlar işlerini kaybediyor, hayat standartları hızla geriliyor. Bu adımı neden attıkları meçhul. Sadece tek bir açıklamaları var: ‘Saldırgan Rusya’ya’ karşı durmak zorundalar. Kanıt mı istiyorsunuz? İşte oraya kendileri yerleştirdi.”
Kuzey Akım boru hattına yönelik sabotaja da değinen Putin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Birkaç ay ya da bir yıl önce Alman makamlarının Kuzey Akım boru hattını patlatmakla Rusya’yı suçladığını herkese hatırlatmak isterim. Böylesine tuhaf bir fikir ortaya atmalarına gerçekten şaşırmıştım; zira biz Avrupa’ya gaz satmak istiyorduk. Bugün de gaz sağlamaya hazırız. Yapmaları gereken tek şey düğmeye basmak, bu kararı almak. Ancak ABD yaptırımları ve diğer her şey yüzünden buna cesaret edemiyorlar. Güzel, ama şimdi attıkları adımların ardındaki sebepleri açıklamak zorundalar. Düşen oy oranları ve Saksonya dahil yaklaşan seçimler göz önüne alındığında, Alman iktidar çevrelerinin siyasi geleceği tartışmalı hale geliyor. Bence açıklama tam olarak budur. Bunun yeni bir hata olduğunu ve Alman halkının menfaatleriyle çeliştiğini düşünüyorum.”
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 6 Eylül’de yaptığı değerlendirmede, Berlin yönetiminin suçlamalarını fiili bir savaş ilanı olarak gördüklerini dile getirdi. Vesti internet sitesinin aktardığına göre Lavrov şu ifadeleri kullandı:
“Leipzig, havalimanı. Orada bir insansız hava aracı buldular. Rus yapımı olduğunu söylediler, kimse araştırmaya dahi gerek duymadı. Bu durum, özünde gerçek bir savaşın başlangıcıdır. Başkonsolosluğu Bonn’dan çıkardılar, anlaşmayı feshettiklerini ilan ettiler. Berlin’deki Rus Evi kapatılıyor. İkinci Dünya Savaşı’nın, daha doğrusu Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın başlamasından önce de Almanların diplomatik temsilciliklerini kapattığını hatırlıyorum. Merz’in Almanya’yı yeniden Avrupa’nın lider askeri gücü yapma yönündeki tüm açıklamaları hayata geçiriliyor. Aslında bize savaş açıyor. Tarihin dersleri hiç alınmamış. Nazizmin metastazlarının yeniden yüzeye çıktığı görülüyor. Bu tehlikeli bir gelişme. Rus liderliğinin gereken sonuçları çıkaracağına inanıyorum.”
Moskova’dan yazan deneyimli gazeteci John Helmer’ın aktardığı kulis bilgilerine göre bazı Alman kaynaklar, Alman polis ve istihbaratınca izlenen, içine sızılmış yerel muhalif grupların ve aşırı sol yapıların bu olayda kullanılmış olabileceğine işaret ediyor.
Güvenlik birimlerinin hadiseden önceden haberdar olabileceğini öne süren kaynaklar, Kızıl Ordu Fraksiyonu çizgisindeki aşırı sol unsurların askeri üretime müdahale tatbikatları yaptığını savunuyor.
Aynı kaynaklar, Ukrayna tarafının sahip olduğu insansız hava aracı tecrübesiyle Rus parçalarından cihazlar üretip sahte bayrak operasyonu yürütebilecek yetenekte olduğunu ve Kuzey Akım soruşturmasında Almanya’da tutuklanan dalgıçların intikamını alma saikine sahip olabileceğini iddia ediyor.
Hadiseye ilişkin yeni tanıklıkları kamuoyuna taşıyan Ukraynalı gazeteci Anatoliy Şariy, 2012 yılından bu yana sürgünde yaşıyor ve uzun yıllardır çeşitli fiziki saldırıların hedefi durumunda.
Şariy’nin İngilizce kaleme aldığı ve havalimanı tanıklıklarına dayanan haberi şu detayları aktarıyor:
Leipzig/Halle Havalimanı sahası daha önce güvenlik ihlallerine sahne olmuştu. 1 Ağustos 2024 tarihinde “Letzte Generation” (Son Nesil) adlı çevre hareketine mensup yedi eylemci, dış güvenlik çitlerini üç ayrı noktadan keserek havalimanının kısıtlı bölgesine girmişti. Eylemcilerden beşi kendilerini taksi yollarına yapıştırmış, diğer iki kişi ise eylemi gerçekleştiremeden yakalanmıştı. Yaşanan bu olay, yabancı kişilerin gece vakti güvenlik çemberini aşarak uçuş operasyon sahasına erişebildiğini belgelemişti.
Şariy’ye konuşan çalışan, insansız hava aracı hadisesinin kamuoyuna yansıtılandan çok farklı bir seyir izlediğini aktarıyor. Olay, gece saatlerinde DHL uçaklarının bakımının yapıldığı ve Antonov uçaklarının konuşlandığı “Vorfeld 2” bölgesinde, bir kargo uçağının yükleme aşamasında meydana geldi. Havalimanı personeli daha önce de tesis çevresinde uçan cihazlara rastlıyordu. Havalimanı sınırından geçen S8a karayolunun yakınında bir acil çıkış kapısı ile pisti rahat gören bir nokta bulunuyor. Gece saatlerinde havacılık meraklıları iniş ve kalkış yapan uçakları fotoğraflamak için bu alanda toplanıyor. Kaynak, geçmişte bu bölgede çok sayıda insansız hava aracının görüldüğünü, ancak bu araçların insanlara veya uçaklara bu denli yaklaşmadığını dile getiriyor.
Olay gecesi ise yükleme sürerken küçük bir hava aracı kargo uçağının etrafında dönmeye başladı ve bir personelin hemen yanında havada asılı kaldı. Görgü tanığı çalışanlar aygıtın nereden havalandığını göremedi. Cihaz yeterince alçaldığında personel müdahale ederek aracı eliyle yere bastırdı ve pervanelerine hasar vererek etkisiz hale getirdi. Ardından telsizle cihazın zaptedildiğini bildirdi.
Tanık çalışanın asıl dikkat çektiği nokta bundan sonraki süreç oldu. Telsiz anonsunun hemen ardından, yalnızca birkaç dakika içinde polis ekipleri, bomba imha uzmanları, itfaiye personeli, özel bomba imha robotu dahil ağır ekipmanlar ve televizyon ekipleri aprona ulaştı. Havalimanının Leipzig kent merkezine yaklaşık 20 kilometre mesafede yer alması, personelin zihninde soru işaretleri doğurdu. Zira dışarıdan gelen kişilerin doğrudan piste girmesi mümkün değil; güvenlik kontrolünden geçip “Tagesausweis” (günlük giriş kartı) almaları gerekiyor. Kaynak, yalnızca bu onay prosedürünün bile ciddi vakit aldığını, dolayısıyla tam teçhizatlı özel ekiplerin ve kameramanların anonsun hemen peşinden alana ulaşmasının olağandışı bir hız taşıdığını belirtiyor.
Tanık, cihazda patlayıcı veya fünye bulunduğu yönündeki haberleri kesin bir dille reddediyor. Aracı eliyle düşüren personelin hiçbir patlayıcı madde ya da fünye görmediğini aktaran kaynak, basında Çek yapımı Semtex patlayıcı ile servis edilen fotoğrafların sahadaki ilk durumla uyuşmadığını ifade ediyor. İlgili çalışan, haberleri izledikten sonra olayın kamuoyuna sunuluş biçimine tepki gösterse de işini kaybetme endişesiyle sessiz kalıyor.
Olayın ardından havalimanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Daha önce uçak gözlemcilerinin beklediği S8a yolu üzerindeki acil çıkış kapısı çevresinde artık polis ekipleri 24 saat nöbet tutuyor.
Mevcut tablo, hadiseye dair birbiriyle taban tabana zıt iki anlatı ortaya koyuyor: Resmi makamların sunduğu, tehlikeli bir insansız hava aracının tespit edilip acil durum protokollerinin işletildiği anlatım ile sıradan bir sivil cihazın personelce düşürüldüğü ve hemen ardından önceden hazırlanmış izlenimi veren geniş çaplı bir güvenlik ve medya operasyonunun başlatıldığını savunan çalışan anlatımı.
Havalimanı personelinin ifadeleri olayın kesin olarak provokasyon olduğunu tek başına kanıtlamasa da yanıtlanması gereken somut sorular barındırıyor: Telsiz anonsu tam olarak saat kaçta yapıldı; polis, uzmanlar ve gazeteciler hangi saatte arandı; ekipler kısıtlı alana ne zaman ayak bastı; patlayıcıyı ilk kim, hangi aşamada tespit etti; patlayıcı madde düşürüldüğü an cihaza monteli halde miydi; aygıtı ilk hangi görevli inceledi; bomba uzmanları gelmeden önce çekilmiş fotoğraflar mevcut mu ve medya çalışanları aprona nasıl giriş sağladı?
Avrupa
Almanya’da Rus gazı kesintisinin bütçeye faturası 50 milyar euroyu aştı

Rusya’nın sevkiyatı kesmesinin ardından enerji piyasasını dengelemeye çalışan Almanya federal bütçesinden 50,4 milyar euro harcandı. Maliye Bakanlığı verilerine göre kişi başına 600 euroya ulaşan bu fatura, tavan fiyat uygulamasını ve acil yardım paketlerini kapsıyor.
Rusya’nın doğalgaz sevkiyatını kesmesi, Almanya federal bütçesine 50 milyar euroyu aşkın mali yük getirdi.
Alman Bild gazetesinin haberine göre Maliye Bakanlığı, Yeşiller Partisi Federal Meclis Milletvekili Robin Wagener’in soru önergesine verdiği yanıtta krizin faturasını paylaştı.
Resmi belgedeki verilere göre krizin etkilerini sınırlamak için bütçeden 50,4 milyar euro harcandı. Enerji krizine karşı atılan acil yardım ve istikrar adımlarını kapsayan bu bütçe, gaz ve elektrik fiyatlarına tavan getirilmesini, Aralık ayı acil destek paketini ve diğer yardım ödemelerini finanse etti.
Gazete, söz konusu maliyetin kişi başına 600 euroya karşılık geldiğini aktardı.
Alman Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü (DIW Berlin) enerji uzmanı Claudia Kemfert, harcamaların büyüklüğünü Almanya’nın Rus gazına duyduğu bağımlılıkla açıkladı.
Kemfert, “Almanya kendisini yaklaşık yüzde 55 oranında Rus gazına dayanan tehlikeli, tek taraflı bir bağımlılığa sürükledi. Rusya sevkiyatı durdurduğunda, bu fiyat şoku ülkeyi bilhassa sert vurdu” değerlendirmesinde bulundu.
Alman Ekonomi Uzmanları Konseyi Üyesi Veronika Grimm, 50 milyar euroluk rakamı “gerçekçi” olarak nitelendirdi ancak krizin fiili sonuçlarının çok daha ağır olduğunu vurguladı.
Grimm, devlet müdahalelerinin iflas dalgasını önlemek ve haneleri aşırı mali yükten korumak adına zorunlu olduğunu belirtti.
Bonn Üniversitesi uzmanı Frank Umbach da yeni sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) terminalleri harcamaları ve yüksek enerji fiyatlarının getirdiği ek yükler hesaba katılmadığı için bütçeye yansıyan gerçek zararın çok daha yüksek olduğunu kaydetti.
Almanya için Alternatif (AfD) partisinin lideri Alice Weidel, 9 Eylül’de yaptığı açıklamada Kuzey Akım boru hatlarının onarılmasını ve Rus gazına geri dönülmesini talep etti.
Aynı gün Rusya Devlet Başkanı’nın yabancı ülkelerle yatırım ve ekonomik işbirliği özel temsilcisi Kirill Dmitriyev, “Rus gazı olmadan Alman sanayisi var olamaz” dedi.
2022 öncesinde Rusya, Almanya’nın ithal ettiği ham petrolün üçte birinden fazlasını ve tüketilen doğalgazın yarısından fazlasını sağlıyordu. Reuters ajansı, Almanya’nın Kuzey Akım boru hattının devre dışı kalmasının ardından toparlanmakta güçlük çektiğini yazdı.
İktidar koalisyonundaki Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) eş genel başkanı Lars Klingbeil ise geçen yıl Mart ayında yaptığı açıklamada, ülkenin Rus gazı olmadan yaşamaya alıştığını ve geçmişe dönmeyi düşünmediğini ifade etti.
Klingbeil, Ukrayna’daki çatışmalar sona erse dahi Berlin’in Rusya’dan enerji ithalatına bağımlı kalmaktan kaçınması gerektiğini söyledi.
Avrupa Birliği Konseyi açıklamasına göre AB, Rusya’dan boru hattı yoluyla gaz ithalatını 30 Eylül 2027, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını ise Ocak 2027 itibarıyla tamamen yasaklayacak; mevcut sözleşmeler için tanınan geçiş süreci de bu tarihlerde sona erecek.
Yasağa karşı çıkan Macaristan ve Slovakya, Rus yakıtını ithal etmeyi sürdürüyor ve her iki ülke kısıtlamaları iptal ettirmek üzere Avrupa Adalet Divanı’nda dava açtı.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa4 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya3 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek











