Bizi Takip Edin

Avrupa

Epstein ve Avrupa: Eski kıtada kimin eli kimin cebinde?

Yayınlanma

ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışmalarına dair belgelerin Avrupa’daki muhtelif bürokratları ilgilendiren detayları da oldu. Slovakya’da eski Dışişleri Bakanı Miroslav Lajčák’ın istifasıyla başlayan süreç, İngiltere’de Lord Mandelson hakkındaki yolsuzluk ifşaatları ve İskandinav hanedan mensuplarının dahil olduğu kirli ilişkilerle genişlemeye devam ediyor.

ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açıklanan, pedofil fuhuş şebekesi yöneticisi Jeffrey Epstein’in yazışma dosyalarında adı geçen Avrupalılar arasında, siyasi bedel ödeyen ilk isim Miroslav Lajčák oldu. 2012-2020 yılları arasında Slovakya Dışişleri Bakanlığı yapan ve son dönemde Başbakan Robert Fico’nun danışmanlığını yürüten Lajčák, 2018 yılında Epstein ile kurduğu iletişimin ifşa olması üzerine 31 Ocak’ta istifasını sundu. Yayımlanan yazışmalardan birine göre Slovak diplomat, Kiev ve Moskova seyahatlerinin ardından “göz kamaştırıcı kızlardan” bahsediyordu. Epstein’in bu durumu “Rusya’nın en büyük ihraç ürünü” olarak nitelemesine karşılık, Lajčák şakayla karışık bir itirazda bulunmuştu: “Ham petrolden sonra gelir.”

Adı, ABD Adalet Bakanlığı’nın Kasım 2025’te yayımladığı ilk parti dosyalarda da geçiyordu. O dönemde Başbakan Fico, “hakkında ilave bir ifşaat çıkması durumunda” Lajčák’ın görevine son verileceğini duyurmuştu. Danışmanının istifasını yorumlayan Slovak Başbakan, onun “büyük bir diplomata yaraşır şekilde davrandığını” ifade etti. Lajčák ise 2 Şubat’ta Slovakya Radyosu’nda kamuoyuna açıklamalarda bulundu. “Bugün o mesajları okuduğumda kendimi aptal gibi hissediyorum… Maksadını aşan bir iletişim kurdum. Bu mesajlar, erkek egosunun aptalca gevezeliklerinden başka bir şey değildi” diyerek günah çıkardı. Lajčák, Epstein ile iletişiminin “sözlerle sınırlı kaldığını” ve herhangi bir yasa dışı eylemde bulunmadığını savunuyor.

Lajčák, Epstein ile siyaseti de masaya yatırıyordu. Hem Avrupalı mevkidaşları hem de -dosyalarda adı onlarca kez zararsız bağlamlarda geçen diğer pek çok dünya lideri gibi- Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ile yaptığı görüşmelere dair izlenimlerini paylaşıyordu. Lajčák, Ekim 2018’de Epstein’e şöyle yazmıştı: “Rusya’da her şey harika geçti. Lavrov ile üç buçuk saat, finalde puro.” Epstein ise ABD’nin 42. Başkanı etrafında dönen seks skandalına atıfta bulunarak, “Clinton-Monica tarzı bir puro olmadığını tahmin ediyorum” şeklinde yanıt vermişti.

Lajčák, Mayıs 2019’da gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerini de Epstein ile tartışan isimlerden biriydi. Diplomat şöyle yazıyordu: “Büyük resmi görebilmek için bir saat daha beklememiz gerekecek. Slovakya cephesine gelince; daha kötüsü de olabilirdi… Sonuçları az önce okudum, sürpriz yok. Tam da beklendiği gibi: Ana akım partiler (Avrupa Halk Partisi [EPP] ve Sosyal Demokratlar [S&D] kastediliyor) güç kaybetti ama hâlâ hakimiyetlerini koruyorlar.”

2019 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonucunda aşırı sağcı partiler mevzilerini güçlendirmişti: Kimlik ve Demokrasi (ID, ki o dönemde Almanya için Alternatif [AfD] bu gruptaydı) 73 sandalye, Avrupalı Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) ise 62 sandalye kazandı. Fakat bu partilerin temsilcileri parlamentoda yönetici pozisyonlara gelemedi. Oylama sonucunda, 1979’dan bu yana ilk kez iki geleneksel parti -EPP (182 sandalye) ve S&D (154 sandalye)- parlamentodaki mutlak çoğunluklarını yitirdi. Yine de EPP grubu en büyük grup olarak kalmayı başardı.

Slovakya’da şu an iktidarda olan Başbakan Robert Fico’nun partisi Smer, daha önce Avrupa Parlamentosu’ndaki Sosyal Demokratlar (S&D) grubuna üyeydi, ancak Ekim 2023’te üyelikleri askıya alındı. Fico, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın AB içindeki en kilit destekçisi olarak görülüyor; Smer temsilcileri ise Brüksel’de artık bağımsız milletvekili olarak yer alıyor. Fico, Temmuz ayında S&D’ye dönüş için, Ukrayna ve göç sorunları konusunda “kendi pozisyonunu koruma hakkı” da dahil olmak üzere bir dizi şart öne sürdü.

Sebastian Kurz’u öve öve bitirememişler: ‘Fevkalade donanımlı bir analist’

Epstein ayrıca, Mayıs 2019’da patlak veren ve “İbizagate” olarak bilinen hadisenin beraberinde güven oylamasıyla düşürülen Avusturya eski Şansölyesi Sebastian Kurz’un akıbetiyle de ilgileniyordu. Bu yolsuzluk meselesine, Kurz’un Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile koalisyon ortağı olan aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) temsilcileri karışmıştı. Epstein, 2019 tarihli bir yazışmada (bu belgeler geçtiğimiz kasım ayında ABD Temsilciler Meclisi Gözetim Komisyonu tarafından yayımlandı) “Kurz iktidara dönecek mi?” diye soruyordu. Lajčák’ın yanıtı netti: “Seçimleri kazanacağı kesin. Ancak şu an koalisyon kurabileceği bir ortağı yok.”

Kurz’un adı, Epstein’in Haziran 2018’de eski Norveçli diplomat Terje Rød-Larsen ile yaptığı yazışmalarda da geçiyor. Pedofil milyarder, Larsen aracılığıyla Kurz’u, ABD Başkanı Donald Trump’ın danışmanlığından yaklaşık bir yıl önce ayrılan Steve Bannon ile bir araya getirmeye çalışıyordu. Epstein, “Kurz önemli biri. Trump ve Putin’i ağırlayacak” diye yazmıştı. Rød-Larsen ise yanıt olarak Kurz’a gönderilecek bir mesaj taslağını iletti:

“Değerli Sebastian, perde arkasında Washington’daki en ferasetli ve etkili aktörlerden biri olmaya devam eden ve Başkan’a çok yakın olan Steve Bannon, çeşitli konuları görüşmek üzere sizinle buluşmak istiyor… Bazı konularda görüşlerimiz ciddi şekilde ayrışsa da, kendisi son derece öngörülü ve fevkalade donanımlı bir analist ve aktördür!”

Yayımlanan bir başka yazışmada Epstein, Bannon’a, Kurz’un bizzat kendisiyle görüşmek istediğini iletiyor. Bannon ise Avusturyalı siyasetçiyi Avrupa’nın önde gelen figürlerinden biri olarak tanımlıyor ve onu “popülist, milliyetçi ve egemenlik hareketi yanlısı” olarak nitelendiriyor. Belgelerden bu görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılmıyor. Geçtiğimiz sonbaharda Kurz’un sözcüsü, Avusturya basınına verdiği demeçte eski şansölyenin ne Bannon’ı ne de Epstein’i tanıdığını beyan etmişti.

Yayımlanan bir diğer belgeye göre Bannon, Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Avrupalı sağcılara aktif danışmanlık yapıyordu. Bannon, 2018 baharında Epstein’e şunları yazıyordu:

“Şu anda Ulusal Cephe’nin (şimdiki adıyla Ulusal Birlik [RN], aşırı sağcı Fransız partisi), Salvini’nin Lega’sının, AfD’nin, İsviçrelilerin ve Orbán’ın danışmanlığını yapıyorum. Önümüzdeki mayıs ayında Avrupa Parlamentosu seçimleri var; sandalye sayımızı 92’den 200’e çıkarabilir, kripto paralarla ilgili her türlü yasayı veya canımız ne isterse onu durdurabiliriz.”

Bannon’ın burada kastettiği, 2023 yılında ana akım Avrupalı partilerin girişimiyle kabul edilen Kripto Varlık Piyasaları Yönetmeliği (MiCA) idi. Bannon’ın anlattığına göre, yönetmeliğin tartışıldığı dönemde Avrupa Parlamentosu’ndaki sağ gruplar (ID ve ECR) bu girişime karşı çıkmıştı.

Diğer taraftan Bannon ve Epstein, Avrupa’daki isimlerden çoğunlukla alayla bahsediyordu. Bannon Mart 2018’de, AfD’nin oylarının yüzde 13 civarına ulaştığına dikkat çekerek, “May gitti; Merkel ve Macron’un da sayılı günü kaldı” diye yazıyordu.

Merkel’in adının geçtiği en absürt mesaj ise Birleşik Arap Emirlikleri’nden bir sermayedar tarafından Epstein’in telefonuna gönderildi. Gönderilen siyah-beyaz fotoğrafta muhtemelen bikinili genç kadınlar yer alıyordu. Epstein bu mesaja cevaben “Şansölye Merkel’in gençliği!” yazdı. AfD’nin de adının geçtiği bu belgeleri yorumlayan Der Spiegel, Trump taraftarlarının daha ilk başkanlık döneminde Avrupa’da sağ-popülist bir dönüşüm umudu taşıdıkları sonucuna varmış.

Hindistan, Modi ve Epstein bağlantısı üzerine

Lord Mandelson vakasının öncesi ve sonrası

Avrupa Komisyonu, 3 Şubat’ta, İngiltere’nin eski Washington Büyükelçisi ve eski Avrupa Komiseri Lord Peter Mandelson’ın Epstein ile ilişkisine dair ortaya çıkan detaylar üzerine soruşturma başlattı. İngiltere Birlik’ten ayrılmış olsa da Komisyon, Mandelson’ın eski bir “Avrupa bürokratı” olarak etik yükümlülüklerinin devam ettiğini vurguluyor.

İfşa olan belgeler, gerilim romanını aratmayacak nitelikte. 2010 yılında İngiliz hükümetinde bakanlık koltuğunda oturan Mandelson’ın, Yunanistan kriziyle sarsılan Euro Bölgesi’ne yönelik 500 milyar euroluk kurtarma paketini, henüz resmiyet kazanmadan Epstein’e “fısıldadığı” öğrenildi. Epstein, AB bakanlar toplantısının arifesinde Mandelson’a “Kaynaklarım paketin hazır olduğunu söylüyor” diye yazmış; Mandelson ise Downing Street’ten ayrılmak üzere olduğunu belirterek, “Bu akşam açıklanacak” cevabını vermişti. Ayrıca Epstein’in, o dönem İşçi Partisi milletvekili olan Mandelson ile bağlantılı hesaplara 75 bin dolar aktardığına dair belgeler, İngiliz polisinin de radarına girdi. Mandelson, “Partime daha fazla zarar vermek istemiyorum” diyerek İşçi Partisi saflarından istifa ettiğini duyurdu.

Belgelerde adı geçen bir diğer isim, mevcut Slovakya Temsilcisi ve Avrupa Komiseri Maroš Šefčovič. Šefčovič, Epstein ile hiçbir temasının olmadığını, adının muhtemelen vatandaşı Lajčák tarafından “kendi çıkarları için” kullanıldığını savundu. Mevcut Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in adı ise yazışmalarda sadece pasif bir haber öznesi olarak geçiyor.

‘Mandelson skandalının temelinde para hırsı ve siyasi yozlaşma yatıyor’

Fransa’dan kimler var?

Fransız kültür ve siyaset hayatının simge ismi, eski bakan Jacques Lang’ın da Epstein ağında olduğunu gösteriyor. Le Monde ve Mediapart’ın incelemelerine göre Lang, Epstein’in uçak ve araçlarını kullanmış; kızı Caroline ise Epstein ile ticari ortaklıklar kurmuştu. Baba-kız, Epstein ile ünlü yönetmen Woody Allen aracılığıyla tanıştıklarını ve Epstein’in suçlarından habersiz, “inanılmaz derecede saf” olduklarını iddia ettiler.

Fransa’nın eski Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ise daha temkinli bir portre çiziyor. 2013 yılında bir aracı vasıtasıyla Epstein’in New York’taki malikanesine giden Le Maire, iddiaya göre “tuzağa düştüğünü” hissederek mekanı derhal terk etmişti. Ancak aracısı Olivier Colom ile Epstein arasındaki yazışmalar, dikkat çekici. Epstein, fuhuş adasını anlatırken, Colom şu cevabı veriyordu: “Suudi Kralı’nın sarayında köpekbalıkları var. Ben sizinkileri çok daha fazla tercih ederim.”

Norveç Veliaht Prensesi Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor

Belgelerde İskandinavya’nın “kusursuz” monarşilerinden isimler de var. Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit’in, Epstein ile 2011-2014 yılları arasında samimi bir yazışma trafiği olduğu ortaya çıktı. Prenses, Epstein’e “bebeğim” diye hitap ediyor, hatta 15 yaşındaki oğlu için “çıplak kadınlı sörf tahtası” görselleri konusunda fikir danışıyordu. “İskandinav kadınlarının en iyi eş adayı olduğu” ve Paris’in “aldatmak için ideal bir yer olduğu” gibi sığ sohbetler, Prenses’in “özür dilemesiyle” gündemden düşürüldü.

İsveç Prensesi Sofia da belgelerdeydi. Prens Carl Philip ile evlenmeden önceki modellik ve reality şov geçmişine atıfta bulunan Epstein, 2010 tarihli bir mesajında onun fotoğraflarını paylaşarak, “İsveç basını peşinde ama o bizim Sofia!” minvalinde ifadeler kullanmıştı. Prenses Sofia (eski soyadıyla Hellqvist), evlenmeden önce bir “glamour model” ve reality şov yıldızıydı. İsveç Sarayı’na girmesi modern bir “Külkedisi masalı” gibi sunulmuştu. İsveç Sarayı, Prenses’in Epstein ile 20 yıldır görüşmediğini belirterek suçlamaları yalanladı.

Tom Barrack ve Jeffrey Epstein: Neler biliyoruz?

Avrupa

Çekya’da NATO zirvesine kim katılacak krizi

Yayınlanma

Çekya Başbakanı Andrej Babiš, ülkesinin cumhurbaşkanının önümüzdeki ay Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesine katılımını engelledi.

Bu durum, Prag’ı yurtdışında temsil etme yetkisine kimin sahip olduğu konusunda anayasal bir tartışmaya yol açtı.

Eski bir NATO komutanı ve Ukrayna’nın sadık bir destekçisi olan Cumhurbaşkanı Petr Pavel, salı günü yaptığı açıklamada, cumhurbaşkanının yetkilerini ihlal eden ve “benzeri görülmemiş ve son derece talihsiz bir adım” olarak nitelendirdiği bu durumla ilgili olarak anayasa mahkemesine başvuracağını söyledi.

Bu çatışma, Pavel ile Babiš arasındaki iktidar mücadelesinde yaşanan en son tırmanışı işaret ediyor.

Trump’ın da müttefiki olan milyarder başbakan Babiš, Çek vatandaşlarının Ukrayna’nın silah masraflarını karşılamasına karşı kampanya yürüttükten sonra aralık ayında yeniden göreve dönmüştü.

Pavel, 2023’teki cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerinde Babiš’i mağlup etmişti. Fakat Babiš, geçen yıl ANO partisinin parlamento seçimlerini kazanmasının ardından koalisyon hükümetinin başında yeniden iktidara gelmişti.

Prag’daki bu gergin ortak yaşam ortamına rağmen Pavel, NATO zirvesindeki temsil konusunda hükümetle “aylarca sürecek kamuoyu önünde tartışmaları” önlemek için defalarca çaba gösterdiğini belirtti.

Her ikisinin de Ankara’ya gidebileceğini, kendisinin gayri resmi bir akşam yemeğine katılmakla yetineceğini, resmi müzakereleri ise Babiš’e bırakacağını önerdi.

Pavel şunları söyledi:

“Bu anlaşmazlık aslında tek bir dış toplantıdaki tek bir koltukla ilgili değil. Bu, cumhurbaşkanını, silahlı kuvvetlerin başkomutanını ve eski bir NATO yüksek temsilcisini, Çek Cumhuriyeti’nin ve vatandaşlarının güvenliği yararına hayat boyu edindiği uzmanlığını kullanabileceği bir zamanda ittifakın zirvesinden dışlamak için hükümetin bilinçli olarak aldığı bir kararla ilgilidir.”

Pavel, Anayasa Mahkemesi’nden zirveye katılım konusunda kimin karar verebileceğini netleştirmesini ve hükümete cumhurbaşkanını engellememesini, bunun yerine onunla işbirliği yapmasını emretmesini istedi.

Ayrıca, Çek cumhurbaşkanlarının sağlık sorunları nedeniyle bir kez hariç, son 20 NATO zirvesinin 19’unda ülkeyi temsil ettiklerini de belirtti.

Pavel salı günü yaptığı açıklamada şöyle devam etti:

“Bu gelenek herhangi bir nedenle değişecekse, bu yine müzakereler ve mutabakat yoluyla gerçekleşmeli, hükümetin tek taraflı bir kararıyla değil. Başbakan Andrej Babiš geçtiğimiz günlerde cumhurbaşkanının kendisinin üstü olmadığını söyledi. Bu konuda haklı. Ben sadece bunun tersinin de geçerli olduğunu eklemek isterim.”

Babiš, dışişleri ve savunma bakanlarıyla birlikte Ankara’ya gelmeye hazırlanıyor. Çek lider, Prag’ın NATO savunma harcamaları hedeflerini tutturamaması nedeniyle ABD başkanının öfkesinden kaçınmak için Trump’a olan yakınlığına güveniyor.

Babiš geçen ay Financial Times’a verdiği demeçte, hükümetinin bu yıl GSYİH’nın yüzde 2’sini savunmaya ayırma hedefini “muhtemelen” tutturamayacağını ama bölgedeki ABD başkanını açıkça destekleyen son liderlerden biri olmanın “avantajına” güvendiğini söylemişti.

Çek başbakanı, Ukrayna’yı silahlandırma konusunda da daha az kararlı bir tutum sergiliyor. Oysa Pavel, 2024 yılında Prag öncülüğünde Kiev’e top mermisi sağlayan uluslararası bir girişimin başlatılmasına yardımcı olmuştu.

Babiš, projeye finansman sağlamayı durdurdu ve projeye katılan ülke sayısı geçen yıldan bu yana yarı yarıya azaldı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Aşırı sıcaklar Avrupa genelinde uyarıları artırdı

Yayınlanma

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın birçok ülkesini etkisi altına alırken, Fransa, İspanya ve İtalya’da yetkililer alarm seviyelerini yükseltti. Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu, son beş günde ülkede 40 kişinin boğularak hayatını kaybettiğini açıkladı. Bazı ülkelerde okullar ve belirli işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Aşırı sıcak hava dalgası Avrupa’nın çeşitli ülkelerini etkisi altına alırken, Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu salı günü yaptığı açıklamada, ülkede son beş gün içinde 40 kişinin aşırı sıcakların yaşandığı dönemde boğularak hayatını kaybettiğini bildirdi.

Avrupa’daki birçok ülkenin yetkilileri tehlike uyarıları yayımlarken, bazı okullar ve işyerleri faaliyetlerini durdurdu.

Dünya Meteoroloji Örgütüne göre Avrupa kıtası, küresel ortalamaya kıyasla iki kat daha hızlı ısınıyor. Bu durum, uzun süreli sıcak hava dalgalarının daha sık görülme olasılığını artırıyor.

Meteorologlar, mevcut sıcak hava dalgasının “omega blokajı” olarak bilinen atmosferik basınç sistemiyle bağlantılı olduğunu belirtiyor.

Adını şeklinin Yunan alfabesindeki omega harfine benzemesinden alan bu yapıda, yüksek basınç merkezinde sıcak hava bulunurken iki yanında daha serin hava kütleleri yer alıyor.

Meteorologların aktardığına göre bu durum, Batı ve Orta Avrupa üzerinde sıcak havanın hapsolduğu bir “ısı kubbesi” oluşturdu. Hapsolan sıcak hava nedeniyle sıcaklıklar her gün daha da yükseliyor.

Meteo France verilerine göre Fransa’nın neredeyse tamamında sıcak hava uyarısı yürürlükte bulunuyor. Ülkenin batısındaki bazı bölgelerde sıcaklığın 43 dereceye kadar çıkması bekleniyor.

İtalya Sağlık Bakanlığı, 15 kent için en yüksek alarm seviyesini ilan etti. Ülkedeki bazı üretim tesislerinde çalışmalar durduruldu.

Birleşik Krallık Meteoroloji Servisi, salı günü İngiltere’nin güneyinde sıcaklığın 37 dereceye ulaşacağını ve sonraki iki gün içinde daha da yükseleceğini öngördü.

Kuruma göre bu durum, haziran ayı için yeni bir sıcaklık rekoruna yol açabilir.

İspanya Devlet Meteoroloji Ajansı ise bazı bölgelerde kırmızı alarm ilan etti. Bu bölgelerde hava sıcaklığının 44 dereceye kadar yükselmesi beklenirken, Andujar belediyesinde pazartesi günü sıcaklık 45 dereceyi aştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman istihbarat teşkilatı BND yeniden yapılandırılıyor

Yayınlanma

Almanya’nın dış istihbarat servisi BND, “Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak” amacıyla daha etkili bir hizmet vermek istiyor.

Financial Times’ta (FT) yer alan habere göre siyasetçiler ve hatta BND personeli, 6.500 çalışanı bulunan bu kurumun, İngiltere’nin SIS’i, ABD’nin CIA’i ve Fransa’nın DGSE’si gibi “et yiyen” muadillerine kıyasla “vejetaryen” olduğunu esprili bir şekilde dile getiriyorlardı.

2022’de ise BND, Rusya konusunda o kadar geride kalmıştı ki, Kiev’e bombalar düşmeye başladığında kurumun o dönemki başkanı şehirde mahsur kaldı ve Polonya sınırına ulaşması iki gün sürdü. Buna karşılık, CIA ve SIS bir saldırı olacağı konusunda uyarıda bulunmuştu.

Dört yıl sonra, Avrupa liderlerinin artık ABD’ye bu kadar fazla güvenemeyeceklerine karar verdikleri bir dönemde Almanya, Rusya’dan gelen tehdide karşı koymak için BND’yi daha modern ve etkili bir istihbarat servisi haline getirmeye çalışıyor.

Ukrayna savaşının ardından Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) hızla yeniden silahlanırken, hükümet BND’nin de yeniden donatılması, genişletilmesi ve savaş hazırlığına geçirilmesi zamanının geldiğine inanıyor.

Berlin, hem istihbarat yetkilileri hem de askerleri için bir Zeitenwende (“dönüm noktası”) planlıyor.

Almanya’da baskı artıyor: BND yasası değiştirilecek

Şansölye Friedrich Merz geçen sonbaharda yaptığı bir konuşmada, “Avrupa’da üstlendiğimiz sorumluluk, büyüklüğümüz ve ekonomik gücümüz göz önüne alındığında, BND’nin istihbarat alanında en üst düzeyde faaliyet göstermesi hedefimizdir,” demişti.

Hükümet, bu yıl BND’nin bütçesini yaklaşık yüzde 25 artırarak 1,51 milyar avroya çıkardı ve sonbahara kadar kurumla ilgili yeni bir yasa tasarısını Federal Meclis’e sunması bekleniyor.

Sızan ilk taslaklar, BND’nin 70 yıllık tarihindeki en önemli reformlar olacak ve kuruma önemli yeni yetkiler kazandıracak kapsamlı bir reform paketine işaret ediyor.

Merz’in 2025 yılında atadığı BND Başkanı Martin Jäger, nisan ayında kapalı kapılar ardında yaptığı bir konuşmada çalışanlara, “Almanya’nın ilk savunma hattı olmalıyız ve olacağız,” dedi.

Fakat FT’nin siyasetçiler, yetkililer ve BND’nin eski ve mevcut çalışanlarıyla yaptığı bir dizi mülakat, bu girişimin hâlâ Alman devletinin pek çok kesimini etkileyen bürokrasi ve yasalcılıkla  ve ayrıca kurumun kendi zihniyetiyle engellenebileceğini gösteriyor.

Hükümetin önerdiği yeni yasa, BND’nin şu anda tabi olduğu siyasi ve hukuki denetim sistemini ortadan kaldıracak ve kimin gözetim altına alınabileceği, kimin alınamayacağına ilişkin kuralları değiştirecek.

Bir Alman diplomat ise, “Yeni bir yasa taslağı hazırlamak, bir soruna çok ‘Alman’ bir çözüm. Asıl sorun . . . [ise] siyasi kültürle ilgili,” diyerek, ülkede özellikle Soğuk Savaş sonrasında hassas bir konu olan “gözetim” alerjisine dair kamuoyu hafızasına işaret ediyor.

BND’de deneyimi olanlar, değişimin sadece gerekli değil, aynı zamanda acil olduğunu ileri sürüyor.

Örneğin eski bir BND yetkilisi şunları söylüyor:

“Gerçek şu ki, son yirmi yılın büyük bir bölümünde, dünya daha istikrarsız hale gelip Almanya’ya yönelik tehditler artarken, BND’nin [müdahale kuralları] giderek daha katı hale geldi. Ya radikal bir adım atarız ya da sonuçlarına gerçekten katlanırız diye bir kırılma noktasına geldik.”

Öte yandan BND’nin geçmişi pek de temiz değil. Bu kurumun öncülü, Nazi rejiminden gelen eski Alman askeri istihbarat ajanlarından oluşan ve ABD tarafından desteklenen bir ağ olan “Gehlen Örgütü” idi.

Almanya, istihbarat teşkilatına geniş yetkiler vermeyi planlıyor

1956’da örgütün ilk başkanı olan Reinhard Gehlen, İkinci Dünya Savaşı sırasında Wehrmacht’ın doğu cephesindeki casusluk şefi olarak görev yapmıştı.

Soğuk Savaş döneminde de BND özellikle CIA ile birlikte çalışarak adından söz ettirdi. On yıllar boyunca, CIA ile birlikte, İsviçre merkezli Crypto AG adlı, ticari açıdan dünyanın en başarılı şifreleme şirketinin gizli sahibi de BND idi. 1980’lere gelindiğinde, küresel diplomatik iletişimin tahmini olarak yüzde 40’ı Crypto AG makineleri kullanılarak gönderiliyordu. CIA ve BND bu iletişimin tamamını okuyabiliyordu.

Soğuk Savaş sonrasında ise BND biraz daha geri plana itildi. 2013 yılında eski ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden tarafından sızdırılan belgeler, ABD istihbarat kurumlarının Alman topraklarında BND ile el ele yürüttüğü kitlesel gözetim faaliyetlerini ortaya çıkarmış ve bu durum, zaten var olan güvensizliği daha da derinleştirmişti.

Bu ifşaatlara yanıt olarak Almanya, BND’yi düzenleyen BND Kanunu’nu sıkılaştırarak yeni kısıtlamalar getirdi.

Ama 2022 başlayan Ukrayna savaşından bu yana durum değişti. BND’nin çalışmalarını denetleyen güçlü Bundestag komitesinin CDU’lu başkanı Marc Henrichmann bu konuda şunları söylüyor:

“İnsanlar artık, bu ülkeyi son yıllarda yapabildiğimizden daha iyi korumamız gerektiğini fark ettikleri bir noktaya geldi. Artık burada siber saldırıların ne kadar sık gerçekleştiğinin farkında olmayan tek bir girişimciye bile rastlamıyorum. Herkes havaalanında insansız hava araçlarını gördü. Herkes haberlerde ya da başka yerlerde ‘gölge filo’ tankerlerini görüyor.”

BND’nin artık bilgi almak için ABD istihbarat kurumlarına güvenemeyeceği düşüncesi birçok Alman’da yankı buldu.

Mart 2025’te Donald Trump yönetimi Ukrayna ile istihbarat paylaşımını kısa süreliğine askıya aldığında, bir Avrupalı istihbarat yetkilisi bunun kıtadaki herkesin dikkatini çektiğini söyledi.

Merz hükümeti, yeni BND yasasının bu sorunu çözeceğini savunuyor. Yeni yasanın ayrıntıları hâlâ üzerinde çalışılıyor olsa da, BND ve Şansölyelik yetkilileri, yasanın dört alanı kapsamayı hedeflediğini belirtiyor: sinyal istihbaratı, yapay zeka ve teknolojinin kullanımı, kurumun düşmanlara “karşılık verebilmesi” için yeni yetkiler ve BND’nin denetimi.

Henrichmann, yasanın ilk taslaklarının bu yıl sızdırılması üzerine, kamuoyundaki tepkilerin reform sürecini bozacağını ya da en azından yeniden gözden geçirilmesine yol açacağını düşündüğünü söylüyor.

Fakat Henrichmann’a göre, “Tepkiler çok hafifti… Bana yazanların çoğu, ‘Nihayet bir şeyler oluyor’ dedi.”

2020 yılında, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, Snowden’ın ifşaatlarından bu yana BND’nin gözetim uygulamalarına karşı mücadele eden bir grup sivil haklar savunucusunun lehine tarihi bir karar vermişti.

Mahkemenin, BND’nin gözetleme faaliyetlerini denetlemek ve onaylamak üzere bir yargıçlar konseyi kurmasını öngören kararının etkisi, 332 maddelik kararın birinci maddesinde şu şekilde ifade edildi: “Alman Anayasası’nın . . . gözetleme faaliyetlerine karşı savunma hakkı olarak sağladığı korumalar, yurtdışındaki yabancı uyruklular için de geçerlidir.”

BND şu anda en az dört ayrı kurum tarafından denetleniyor. 2020 tarihli kararla kurulan konseye ek olarak, BND, çoğunlukla gizli toplantılar düzenleyen ve ABD Kongresi’ndeki istihbarat komiteleri gibi geniş denetim ve kontrol yetkilerine sahip olan Henrichmann’ın komitesi tarafından da denetleniyor.

Ayrıca, komite tarafından atanan ve BND’nin gözetleme faaliyetlerini geriye dönük olarak izleyen, uzmanlar ve eski milletvekillerinden oluşan 10 kişilik bir komisyon da bulunuyor.

Bu komisyon da endişe duyduğu konuları, geniş yaptırım yetkilerine sahip olan Almanya Federal Veri Koruma ve Bilgi Özgürlüğü Komiserine havale edebilir.

Dünyanın en büyük iletişim merkezlerinden biri olan Frankfurt’taki DE-CIX internet değişim noktasından BND, günlük yaklaşık 1,2 trilyon iletişim verisini süzüp Münih yakınlarındaki Pullach’taki teknik merkezine kopyalayabilir.

Bu, kurumun temel görevlerinden biri. Fransa’nın DGSE’si gibi, telekom ağlarından gelen dijital verilerin toplu olarak dinlenmesi ve analizinden, bilgisayar korsanlığı faaliyetlerinden ve elde edilen veri setlerinden sorumlu.

Bu işler ABD ve Birleşik Krallık’ta sırasıyla NSA ve GCHQ tarafından yürütülüyor.

Ancak şu anda, katı kurallar bu bilgi hazinesinin nasıl kullanılacağını sınırlıyor. Verileri filtrelemek için, ayrıntılı bir dizi yasal gereklilikle gerekçelendirilmiş bir arama terimi veya terim grubu kullanması gerekir.

Kurum , Alman vatandaşları veya gazetecilerle ilgili verilere ya da cinsel mahremiyet içeren veya bir kişinin dini inançlarına atıfta bulunan herhangi bir bilgiye erişemez.

FT’ye göre bundan dolayı, “Kremlin’in kontrolündeki medya kuruluşlarından birinde gazeteci olarak çalışan şüpheli bir Rus casusu, Alman anayasası sayesinde gözetimden korunuyor.”

Veri saklama konusunda da sıkı kısıtlamalar bulunuyor. Bazen BND, veri setlerini sadece iki hafta sonra silmek zorunda kalır.

Bu durum, ipuçlarını araştırmak için daha uzun süreye ihtiyaç duyan analistleri zor durumda bırakıyor.

Bilgilerin saklanmasına izin verildiği durumlarda bile, 2020 tarihli anayasa kararının gerektirdiği çok sayıda onay ve güvenlik önlemi, analiz sürecini yavaşlatıyor.

Bir kıdemli subay şaka yollu olarak, kurumun Berlin veya müttefikleri için “anlık istihbarat” hazırladığında, bunu alan herkesin önce “bu bir BND dakikası mı, yoksa gerçek bir dakika mı?” diye sorması gerektiğini söylüyor.

Yeni yasa, bu tür sorunları gidermeyi amaçlıyor. Hükümet, denetimi geri çekmeyi değil, daha yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini belirtiyor.

Örneğin, kurumun filtrelerinden geçen belirli verilerin ve meta verilerin saklanma süresini mevcut altı aylık üst sınırın çok ötesine uzatarak.

BND ayrıca, her gün yakaladığı filtrelenmemiş çevrimiçi bilgilerin tamamını çok daha uzun süre saklamayı umuyor. Bu veriler şu anda sadece birkaç gün boyunca tutuluyor.

Bu önemli bir husus çünkü şu anda Almanya ticari kuruluşlardan verileri saklamalarını zorunlu kılmıyor.

BND, arama emri olsa bile, internet şirketleri bu verileri silmiş oldukları için genellikle değerli bilgilere erişemiyor.

Buna karşılık örneğin Birleşik Krallık, telekom ve internet servis sağlayıcılarından verileri bir yıla kadar saklamalarını talep edebiliyor.

BND’ye, dinleme merkezlerinden topladığı büyük veri yığınını daha uzun süre (meta veriler için 15 aya kadar) saklama konusunda yasal yetki vermek, BND jargonunda kurumun “soğuk başlangıç” yeteneği olarak bilinen şey için hayati önem taşıyor.

Beklenmedik bir durum meydana geldiğinde, geriye dönük olarak taranabilecek depolanmış bir veri “tamponu” (küresel internet trafiğinin bir anlık görüntüsü) ipuçları bulmak için hayati öneme sahip olabilir.

Fakat CIA gibi istihbarat teşkilatlarının işkence ve olağandışı teslim (extraordinary rendition) gibi eylemlere karıştığı bir yüzyılda, birçok yorumcu denetim ve incelemenin önemini vurguluyor.

Ayrıca yeni yasa ile BND’nin yalnızca bilgi toplayan bir istihbarat servisi olmaktan çıkarak kendi operasyonlarını da yürüten bir kurum haline gelmesi hedefleniyor.

Örneğin Alman istihbarat yetkilileri, hedeflerine karşı “karşılık olarak siber saldırı” düzenleyebilecek.

Ajansın bir yetkilisi, örneğin BND’nin kötü amaçlı yazılım kullanarak Rus insansız hava aracı fabrikalarına fiziksel hasar verememesinin nedenini sorguluyor.

Bunun yanı sıra, BND yetkililerinin hesaplı riskler almayı düşünmeye ve daha proaktif olmaya teşvik edildiği daha geniş kapsamlı bir kültürel dönüşümü desteklemek de amaçlanıyor.

Çalışanlar, şu anda kurumun operasyonlarının ajanlar yerine avukatlar tarafından tasarlandığı izlenimini veriyor.

Bununla birlikte, BND’nin kültürünü değiştirmek için yeni bir yasadan fazlası gerekebilir. Eski bir yetkiliye göre sorun, BND’den ziyade Alman devletinin kendisiyle ilgili.

ABD, Birleşik Krallık ve Fransa’da, dış istihbarat servisleri cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığın yetki ve nüfuzunun temel bileşenleri iken Almanya’da, BND genellikle başbakanlar ve bakanları tarafından potansiyel bir siyasi yükümlülük kaynağı olarak görülür.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English