Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Eski CIA yetkilisi Larry Johnson: ‘İran’dan sonra sırada Türkiye var’

Yayınlanma

Güneybatı Asya’da yaşanan savaşa dair kapsamlı ve ciddi bir değerlendirme sunan eski CIA istihbarat analisti ve terörle mücadele uzmanı Larry Johnson, İran’a yönelik ortak ABD-İsrail saldırısını “katastrofik bir stratejik hesap hatası” olarak nitelendirdi.

Stratejik Pusula programında Profesör Hasan Ünal’a konuşan Johnson; Washington ve Batı Kudüs’ün, İran’ın iç istikrarı ile askeri dayanıklılığını temelden yanlış yorumladığını, bunun da Batı’yı uzun süreli bir depresyona sürükleme tehdidi taşıyan küresel bir ekonomik krizi tetiklediğini belirtti.

Johnson’ın “ölümcül bir saldırı” olarak tanımladığı 28 Şubat olaylarının ardından gerçekleşen görüşme, İran liderliğine yönelik suikast ve sonrasında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına odaklanıyor. Çatışmanın 14. gününe girilirken Johnson, bölgenin jeopolitik mimarisinin geri dönülemez bir şekilde parçalandığı uyarısında bulundu. Johnson ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in yıkıcı faaliyetleri için “sıradaki hedef” olarak riskli bir konumda bulunabileceğine dikkat çekti.

“Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail adına tam bir hesap hatası”

Mülakatın açılışında Profesör Ünal, mevcut çatışmaları ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen “apaçık bir saldırganlık” olarak tanımladı ve savaş sahasının, saldırganların orijinal planlarından önemli ölçüde saptığına işaret etti. Johnson bu görüşe katılarak Washington’daki istihbarat camiasının kendi kurguladığı anlatıların kurbanı olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri kabiliyetini hafife aldılar” diyen Johnson, Pentagon ve Mossad’ın “İran liderliğini yok etme kabiliyetlerini ise gözlerinde büyüttüklerini” belirtti. Johnson, Amerikalı planlamacıların; dini liderin ve üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkililerinin tasfiye edilmesinin halk ayaklanmasını tetikleyeceği yönündeki “yanlış bir inançla” hareket ettiklerini açıkladı. Johnson’a göre bu varsayım, CIA tarafından Demokrasi için Ulusal Vakıf (NED) ve USAID aracılığıyla finanse edilen kusurlu anket verilerine dayanıyordu.

Johnson, “İnternet üzerinden yapılan bir dizi kamuoyu yoklamasını finanse etmişlerdi; bu anketler İran halkının yüzde 80’inin İslam Cumhuriyeti’ne şiddetle karşı olduğunu iddia ediyordu. Ancak bunun bir yalan olduğu ortaya çıktı” dedi.

Maryland Üniversitesi’nin geleneksel telefon yöntemleriyle yaptığı ve rejimin yaklaşık yüzde 70 oranında desteğe sahip olduğunu gösteren karşı anketleri hatırlatan Johnson, “Yapılanları meşru kılacak hiçbir ifade yok; bu bir ihanet ve barbarlık eylemidir” diye konuştu. Johnson, mevcut ABD-İsrail tutumunu, Nazilerin Nürnberg’de yargılandığı saldırı savaşına benzetti.

“Türkler sıradaki hedefin kendileri olduğunun farkında mı?”

Görüşmenin önemli bir bölümü Ankara üzerindeki etkilere ayrıldı. Profesör Ünal’ın, Türkiye’nin İsrail retoriğine dair algısını tarif etmek için kullandığı “havlayan köpek ısırmaz” atasözüne rağmen Johnson sert bir uyarıda bulundu. Johnson, İsrail’in Tahran’la olan mevcut hesaplaşmasından sağ çıkması halinde, “tehlikeli ve kontrolden çıkmış” devlet aygıtını Türk liderliğine çevireceğini ifade etti.

Johnson, “İsrail dünyadaki en vahşi, en kontrolden çıkmış devlet yapısıdır” ifadelerini kullanarak şunları ekledi: “Başta Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’de sivilleri katletmek üzere, başkalarına bu kadar fütursuzca ve düzenli olarak saldıran ve öldüren başka bir ülke yok.”

Türkiye’nin bu kaosun dışında kalabileceği düşüncesini reddeden Johnson, İsrail devletinin Türkiye’yi saygı duyulacak bir ortak olarak değil, alt edilmesi gereken stratejik bir engel olarak gördüğünü belirtti.

ABD’nin Türkiye’yi uzun süredir Ankara’nın uzun vadeli çıkarlarını gözetmeksizin kendi amaçları doğrultusunda kullandığını kaydeden Johnson, Washington’daki hakim görüşü “Türkiye, amaçlarımız için kullanılacak biridir” sözleriyle yansıttı.

Johnson, İran’ın “ezilmesi” konusunda yapılacak herhangi bir Türk işbirliğinin İsrail nezdinde minnetle değil, daha fazla yıkıcı faaliyetle karşılanacağı uyarısında bulundu: “Sizin de altınızı oyacaklar, sizi de mahvedecekler, sizden de kurtulacaklar.” Johnson, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsraillileri idare etme çabalarını ise “akıl dışı” olarak nitelendirdi.

“Donald Trump Siyonistlerin kontrolü altında”

ABD’deki iç siyasi dinamiklere değinen Johnson, Amerikan hükümetinin İsrail lobisinin “işgali altında” olduğu yönündeki tartışmalı görüşünü yineledi.

Binyamin Netanyahu’nun Donald Trump göreve geldiğinden bu yana Washington’a yaptığı yedi ziyareti, yönetim hiyerarşisine “talimat verildiğinin” kanıtı olarak gösterdi.

“Donald Trump da birçok Kongre üyesi gibi Siyonistlerin kontrolü altında” diyen Johnson, ABD ve İsrail’in 46 yıldır İran’ın dünyanın önde gelen terör sponsoru olduğu yönündeki “tamamen asılsız” iddiayı yaydığını kaydetti.

Terörle Mücadele Bürosu’ndaki deneyimlerine; CIA ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi verilerine dayanan Johnson, son çeyrek asırda uluslararası terörizmin ana itici gücünün Tahran değil; genellikle Suudi milyarderlerle bağlantılı olan Tekfirci ve Vahhabi gruplar, yani Sünni cihatçı unsurlar olduğunu vurguladı.

“İran kesinlikle bir numaralı terör sponsoru değil, yanına bile yaklaşamaz” diyen Johnson, İran’ın tarihsel itidaline dikkat çekti. 1980’lerdeki sekiz yıllık Irak savaşında Tahran’ın, ABD tarafından sağlanan gazla hedef alınmasına rağmen kimyasal silahlarla karşılık vermeyi reddettiğini hatırlatan Johnson, bunu, bu tür silahları “Allah’a karşı işlenmiş bir günah” olarak gören liderliğin “manevi rehberliğine” bağladı.

“İran dünya ekonomisini boğazından yakaladı”

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, askeri çatışmayı küresel bir ekonomik kuşatmaya dönüştürdü. Johnson, büyük ölçüde enerji bağımsızlığına sahip olan ABD’de bile psikolojik ve piyasa etkilerinin ağır olduğunu bildirdi.

Florida’daki bir akaryakıt istasyonunda benzin fiyatlarının bir hafta içinde yüzde 54 artmasını, gelecek günlerin habercisi olarak niteledi.

Ancak Johnson, petrolden daha “tehlikeli bir kesinti” tespit etti: Gübre için gereken üre ve azot tedariki. “İnsanlar benzin olmadan yaşayabilir; araba sürmek yerine yürüyebilirsiniz… ama gübre yoksa gıda da yok” diyen Johnson, “Altı yedi ay sonrası için kıtlık ve açlık artık kesin bir ihtimal” uyarısında bulundu. Johnson, talepteki çöküş küresel bir depresyonu tetiklemeden önce petrolün varil fiyatının 200 dolara ulaşabileceğini öngördü.

İran’ın stratejik kozunun artık mutlak olduğunu belirten Johnson, “İran bu darboğazı bırakmayacak. Neden bıraksın ki?” diye sordu. Tahran’ın artık tazminat, yaptırımların tamamen kaldırılması ve bir daha asla ABD veya İsrail tarafından saldırıya uğramayacağına dair sarsılmaz güvenlik garantileri talep edebilecek konumda olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri tesisleri dağların içine inşa edilmiş… Batı füzelerine karşı bağışık sayılırlar”

Taktik sahada ise savaş, hem Batı hem de Doğu teknolojisinin sınırlarını ortaya çıkardı. Johnson, Çin menşeli bir hava savunma radar sisteminin çatışma ortamında başarısız olduğu haberlerine rağmen, İran ordusunun gelişmiş ABD yapımı MQ-9 Reaper ve İsrail yapımı Hermes dron’larını başarıyla düşürdüğünü belirtti.

Johnson, ABD’nin JASSM (Müşterek Havadan Karaya Ayrılma Füzesi) mühimmatının İran altyapısına zarar vermesine rağmen ülkeyi silahsızlandırmayı başaramadığını ifade etti.

“İran, Ukrayna’nın üç katı büyüklüğünde” hatırlatmasında bulunan Johnson; nüfusunun yüzde 55’i sadece iki şehirde (Hayfa ve Tel Aviv) yoğunlaşan İsrail’in aksine, İran’ın uçsuz bucaksız olduğunu ve kritik varlıklarının yerin derinliklerine gömüldüğünü kaydetti.

“İran’ın yüz farklı yeri hedef almasına gerek yok… Sadece iki yer için endişelenmesi yeterli: Hayfa ve Tel Aviv” diyen Johnson, Basra Körfezi’ndeki en az bir ABD üssünün “hava savunma korumasının tamamen tükendiğini” ve personelin savunmasız kaldığını açıkladı: “İran füzeleri buraları dilediği gibi delip geçebilir.”

“Rusya öyle bir konumda ki… Dünya artık onlara umutsuzca muhtaç”

Johnson’a göre bu bölgesel patlamanın asıl kazananı Moskova. Basra Körfezi’nin devre dışı kalmasıyla birlikte Rusya; petrol, sıvılaştırılmış doğalgaz ve gübre arzı bol olan tek küresel güç olarak kaldı. Johnson, “Rusya öyle bir konumda ki dünya artık ona umutsuzca muhtaç; eminim Rusya bu durumdan yararlanacaktır” dedi.

Kapanış konuşmasında Johnson, Ortadoğu’da on yıllardır koruma kisvesi altında Körfez Arap devletlerini “sağmaya” dayalı ABD hegemonyası döneminin sona erdiğini vurguladı. İran füze bombardımanlarını durdurmadaki başarısızlık ve İsrail’in “çok katmanlı” hava savunma sisteminin Hizbullah’ın dört saatlik yoğun saldırılarından korunamaması, ABD’nin yenilmezlik algısını parçaladı.

Johnson sözlerini şöyle tamamladı: “Amerika Birleşik Devletleri, Calut’tur. Ve şimdi İran, tıpkı Davud gibi, taşıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni tam iki kaşının ortasından vurdu; Amerika Birleşik Devletleri ise yere yığıldı.”

Ortadoğu

İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Yayınlanma

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.

İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.

Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.

Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.

Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.

Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.

Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.

Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.

Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.

Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü

İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.

Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.

Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.

Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.

Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.

Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.

İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.

Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.

ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.

15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.

Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

Yayınlanma

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.

İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.

İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.

Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.

Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor

Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.

Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.

Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.

Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.

Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.

Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti

Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.

Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.

Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.

Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor

Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.

Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.

Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.

Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.

Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Netanyahu’dan seçim öncesi tampon bölge ve ittifaklar haritası

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim genel seçimleri öncesinde ön alıcı saldırılar, sınır ötesi tampon bölgeler ve bölgesel ittifak bloklarına dayanan yeni güvenlik doktrinini haritayla duyurdu. Başbakanlık belgesi iç siyasette yapay ve yetersiz olduğu gerekçesiyle tepki topladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler öncesinde güncellediği güvenlik doktrinini kamuoyuyla paylaştı.

Başbakanlık tarafından 18 Ekim’de duyurulan ve Ulusal Güvenlik Konseyinin katkısıyla şekillenen çalışma, İsrail’in bölgesel müttefiklerini, hasımlarını ve etki alanlarını tasnif eden ayrıntılı bir harita içeriyor.

Yeni doktrin, tehdit olarak tanımlanan unsurları sınırlandırmak yerine ön alıcı askeri müdahalelerle doğrudan ortadan kaldırmayı, tampon bölgeleri genişletmeyi ve yeni bölgesel ortaklıklar kurmayı hedefliyor.

El-Cezire kanalı, bu yaklaşımın İsrail’in son dönemde komşu ülkelere yönelik askeri harekat ve saldırılarında fiilen uygulandığına işaret ediyor.

Haritada bölgesel kamplaşmalar ve müttefikler sınıflandırıldı

Netanyahu’nun tanıttığı harita yalnızca egemen devletleri değil; silahlı örgütleri, fiili yönetimleri ve farklı güçlerin denetimindeki coğrafyaları da bloklar halinde sınıflandırıyor.

Haritada kullanılan “ittifak” ve “dost” ibareleri, bu yapıların tamamıyla resmi ve bağlayıcı bir ortaklık kurulduğu anlamına gelmiyor.

Haritada İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) eksenindeki “Altıgen İttifakı” ve bu bloğa “dost” sayılan taraflar mavi ve açık mavi tonlarla gösteriliyor.

Bu grupta Azerbaycan, Yunanistan, Güney Kıbrıs, Suriye’nin Süveyda vilayetindeki Dürziler, Halife Hafter kontrolündeki Doğu Libya, Etiyopya, Somaliland, Puntland, Yemen’de BAE destekli eski Güney Geçiş Konseyi sahaları ile Sudan’da Hızlı Destek Kuvvetlerinin elindeki bölgeler yer alıyor.

Türkiye, Mısır, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın meydana getirdiği “Sünni Elmas İttifakı” ile çevre aktörleri ise yeşil ve açık yeşil tonlarla ayırt ediliyor.

Bu kümede Azerbaycan, Suriye, Katar, Kuveyt, Yemen’de Suudi Arabistan destekli Başkanlık Liderlik Konseyi sahaları, Eritre, Sudan, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan hükümeti, Kuzey Kıbrıs ve Somali işaretleniyor. Libya’da ise hem Trablus merkezli batı yönetimi hem de Hafter ağırlıklı doğu idaresi bu blokla ilişkili gösteriliyor.

İran ve Direniş Ekseni haritada kırmızı ve pembe renklerle tanımlanıyor. Irak’taki Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah’ın etkin olduğu doğu ve güney kesimleri, Yemen’de Ensarullah denetimindeki bölgeler ile Hamas idaresindeki Gazze bu eksende yer buluyor. Rusya ise bu bloğa “dost” statüsünde pembe renkle haritaya işleniyor.

NATO üyeleri, ittifak ortakları ve Washington ile dostane ilişkilere sahip aktörlerin çevresinde ayrıca turuncu ve sarı işaretlemeler kullanılıyor. Çizgiler, bloklar arasındaki geçişkenliği de gözler önüne seriyor.

Örneğin Azerbaycan hem İsrail-BAE ekseninin hem de Türkiye öncülüğündeki bloğun dostu olarak çift renkli çizgilerle sunulurken, Hindistan tarafların tamamıyla “dost” olarak sınıflandırılan tek aktör olarak öne çıkıyor.

Söz konusu haritanın, mayıs ayında Marc Saxer ve Marcus Schneider tarafından, 1978 yılından bu yana İsrail hükümetleriyle temas yürüten Almanya merkezli Friedrich Ebert Vakfı için hazırlandığı belirtiliyor.

Seçim öncesi “vazgeçilmez lider” söylemi

Hakkındaki yolsuzluk davası, 7 Ekim 2023 saldırıları ve sonrasındaki çatışma süreçlerinin yönetimine ilişkin eleştiriler sürerken Netanyahu, iktidarını koruma arayışıyla seçmenin karşısına çıkıyor.

El-Cezire‘nin analizine göre güvenlik doktrini ve haritanın seçim arifesinde açıklanması, Netanyahu’nun kendisini İsrail’i koruyabilecek tek yetkin lider olarak kabul ettirme stratejisine dayanıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim desteğini arkasına alan Netanyahu, sunumunda Beyaz Saray’da yaşanabilecek olası bir iktidar değişimine işaret etti.

İki yıl içinde Washington’da İsrail’e mesafeli veya hasmane bir yönetimin göreve gelebileceğini savunan Netanyahu, bu ihtimal nedeniyle ülkesinin ittifak ağını genişletmek ve cazip bir bölgesel ortak haline gelmek zorunda olduğunu söyledi.

Malcolm H. Kerr Carnegie Ortadoğu Merkezi Araştırmalardan Sorumlu Direktör Yardımcısı Muhenned Hac Ali, rakip bloklar ve güvenlik koridorları üzerine kurulu bu sunumun toplumdaki varoluşsal kaygıları derinleştirdiğini kaydetti.

Hac Ali’ye göre bu yaklaşım, seçmende sert bir lidere duyulan ihtiyacı pekiştiriyor; Netanyahu da belirsizlikten çekinen kitlelerin desteğini bu güvence üzerinden toplamayı deniyor.

İsrail muhalefetinden sert tepkiler geldi

Belgenin yayımlanması İsrail iç siyasetinde tepkilere yol açtı.

Yashar Partisi lideri ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, çalışmayı “gerçek bir güvenlik doktriniyle hiçbir bağlantısı olmayan sloganlarla doldurulmuş iki boş sayfadan ibaret” sözleriyle eleştirdi.

Netanyahu hükümetinin 7 Ekim’de “İsrail tarihinin en ağır başarısızlık ve felaketinden” sorumlu olduğunu vurgulayan Eisenkot, sonrasında tırmanan bölgesel çatışmaların da bütün cepheleri alevler içinde bıraktığını dile getirdi.

Eisenkot, belgenin geride bırakılan stratejik boşluğu sergilediğini, Başbakanın ise seçim vaatlerindeki yanıltıcı söylemlerden dikkati kaçırmak adına korkuları canlandırdığını savundu.

Gelecek Var Partisi lideri ve eski Başbakan Yair Lapid de metni yüzeysel bulduğunu belirtti.

Lapid, “Yorgunluk ve gerçeklikten kopuşla tanımlanan Netanyahu’nun bugünkü standartlarına göre bile bu belge, bir yapay zekâ sohbet robotunun ücretsiz sürümü kullanılarak yazılmış gibi görünüyor” dedi.

Lapid, alt alta sıralanmış başlıklardan ibaret bir metnin doktrin sayılamayacağını, girişimin doğrudan Başbakanın yol açtığı felaketlerin üzerini örtme çabasından ibaret olduğunu sözlerine ekledi.

Tampon bölge modeli

Strateji belgesinde öne çıkan tampon bölge kurgusu, İsrail’in sınır ötesi topraklarda doğrudan askeri denetim kurmasını temel alıyor.

El-Cezire, Gazze ve Güney Lübnan’daki mevcut işgal şartlarının bu politikanın fiili yansımaları olduğuna işaret ediyor.

Muhenned Hac Ali, askeri denetimi kalıcı hale getirmeye dayalı planın yeni çatışmaları ve etnik temizlik riskini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

Hac Ali ayrıca, Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri ve Hafter güçleri gibi aktörlerin İsrail-BAE ekseninde resmedilmesinin bu yapıların Arap coğrafyasındaki meşruiyetini zedeleyebileceğine dikkat çekti.

Bu tercihin Netanyahu’nun iç kamuoyu önceliklerini yansıttığını savunan Hac Ali, “İsraillilerin ne düşündüğü, müttefiklerinizin itibarından ve bu ittifakların sürdürülebilirliğinden daha önemli hâle geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Netanyahu’nun yıl başında gündeme getirdiği; Hindistan, Yunanistan, Güney Kıbrıs ile adı belirtilmeyen bazı Arap, Afrika ve Asya ülkelerini kapsayan “ittifaklar altıgeni” önerisi ise henüz resmiyet kazanmış değil.

Girişim uluslararası analizlerde bağlayıcı bir savunma paktından ziyade diplomatik imaj çalışması olarak nitelenirken, Hindistan gibi aktörlerin katı bloklar yerine ticari çıkarlara ve bağlantısızlık çizgisine öncelik verdiği hatırlatılıyor.

Hac Ali son olarak, sunulan haritanın Tahran yönetimi ile müttefiklerine propaganda zemini sağlayacağını, İsrail’in bölgede alan genişletme ve hakimiyet kurma emelleri taşıdığı yönündeki tezleri kuvvetlendireceğini belirtti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English