Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Eski CIA yetkilisi Larry Johnson: ‘İran’dan sonra sırada Türkiye var’

Yayınlanma

Güneybatı Asya’da yaşanan savaşa dair kapsamlı ve ciddi bir değerlendirme sunan eski CIA istihbarat analisti ve terörle mücadele uzmanı Larry Johnson, İran’a yönelik ortak ABD-İsrail saldırısını “katastrofik bir stratejik hesap hatası” olarak nitelendirdi.

Stratejik Pusula programında Profesör Hasan Ünal’a konuşan Johnson; Washington ve Batı Kudüs’ün, İran’ın iç istikrarı ile askeri dayanıklılığını temelden yanlış yorumladığını, bunun da Batı’yı uzun süreli bir depresyona sürükleme tehdidi taşıyan küresel bir ekonomik krizi tetiklediğini belirtti.

Johnson’ın “ölümcül bir saldırı” olarak tanımladığı 28 Şubat olaylarının ardından gerçekleşen görüşme, İran liderliğine yönelik suikast ve sonrasında Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına odaklanıyor. Çatışmanın 14. gününe girilirken Johnson, bölgenin jeopolitik mimarisinin geri dönülemez bir şekilde parçalandığı uyarısında bulundu. Johnson ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in yıkıcı faaliyetleri için “sıradaki hedef” olarak riskli bir konumda bulunabileceğine dikkat çekti.

“Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail adına tam bir hesap hatası”

Mülakatın açılışında Profesör Ünal, mevcut çatışmaları ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen “apaçık bir saldırganlık” olarak tanımladı ve savaş sahasının, saldırganların orijinal planlarından önemli ölçüde saptığına işaret etti. Johnson bu görüşe katılarak Washington’daki istihbarat camiasının kendi kurguladığı anlatıların kurbanı olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri kabiliyetini hafife aldılar” diyen Johnson, Pentagon ve Mossad’ın “İran liderliğini yok etme kabiliyetlerini ise gözlerinde büyüttüklerini” belirtti. Johnson, Amerikalı planlamacıların; dini liderin ve üst düzey Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) yetkililerinin tasfiye edilmesinin halk ayaklanmasını tetikleyeceği yönündeki “yanlış bir inançla” hareket ettiklerini açıkladı. Johnson’a göre bu varsayım, CIA tarafından Demokrasi için Ulusal Vakıf (NED) ve USAID aracılığıyla finanse edilen kusurlu anket verilerine dayanıyordu.

Johnson, “İnternet üzerinden yapılan bir dizi kamuoyu yoklamasını finanse etmişlerdi; bu anketler İran halkının yüzde 80’inin İslam Cumhuriyeti’ne şiddetle karşı olduğunu iddia ediyordu. Ancak bunun bir yalan olduğu ortaya çıktı” dedi.

Maryland Üniversitesi’nin geleneksel telefon yöntemleriyle yaptığı ve rejimin yaklaşık yüzde 70 oranında desteğe sahip olduğunu gösteren karşı anketleri hatırlatan Johnson, “Yapılanları meşru kılacak hiçbir ifade yok; bu bir ihanet ve barbarlık eylemidir” diye konuştu. Johnson, mevcut ABD-İsrail tutumunu, Nazilerin Nürnberg’de yargılandığı saldırı savaşına benzetti.

“Türkler sıradaki hedefin kendileri olduğunun farkında mı?”

Görüşmenin önemli bir bölümü Ankara üzerindeki etkilere ayrıldı. Profesör Ünal’ın, Türkiye’nin İsrail retoriğine dair algısını tarif etmek için kullandığı “havlayan köpek ısırmaz” atasözüne rağmen Johnson sert bir uyarıda bulundu. Johnson, İsrail’in Tahran’la olan mevcut hesaplaşmasından sağ çıkması halinde, “tehlikeli ve kontrolden çıkmış” devlet aygıtını Türk liderliğine çevireceğini ifade etti.

Johnson, “İsrail dünyadaki en vahşi, en kontrolden çıkmış devlet yapısıdır” ifadelerini kullanarak şunları ekledi: “Başta Lübnan, Suriye, İran ve Yemen’de sivilleri katletmek üzere, başkalarına bu kadar fütursuzca ve düzenli olarak saldıran ve öldüren başka bir ülke yok.”

Türkiye’nin bu kaosun dışında kalabileceği düşüncesini reddeden Johnson, İsrail devletinin Türkiye’yi saygı duyulacak bir ortak olarak değil, alt edilmesi gereken stratejik bir engel olarak gördüğünü belirtti.

ABD’nin Türkiye’yi uzun süredir Ankara’nın uzun vadeli çıkarlarını gözetmeksizin kendi amaçları doğrultusunda kullandığını kaydeden Johnson, Washington’daki hakim görüşü “Türkiye, amaçlarımız için kullanılacak biridir” sözleriyle yansıttı.

Johnson, İran’ın “ezilmesi” konusunda yapılacak herhangi bir Türk işbirliğinin İsrail nezdinde minnetle değil, daha fazla yıkıcı faaliyetle karşılanacağı uyarısında bulundu: “Sizin de altınızı oyacaklar, sizi de mahvedecekler, sizden de kurtulacaklar.” Johnson, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İsraillileri idare etme çabalarını ise “akıl dışı” olarak nitelendirdi.

“Donald Trump Siyonistlerin kontrolü altında”

ABD’deki iç siyasi dinamiklere değinen Johnson, Amerikan hükümetinin İsrail lobisinin “işgali altında” olduğu yönündeki tartışmalı görüşünü yineledi.

Binyamin Netanyahu’nun Donald Trump göreve geldiğinden bu yana Washington’a yaptığı yedi ziyareti, yönetim hiyerarşisine “talimat verildiğinin” kanıtı olarak gösterdi.

“Donald Trump da birçok Kongre üyesi gibi Siyonistlerin kontrolü altında” diyen Johnson, ABD ve İsrail’in 46 yıldır İran’ın dünyanın önde gelen terör sponsoru olduğu yönündeki “tamamen asılsız” iddiayı yaydığını kaydetti.

Terörle Mücadele Bürosu’ndaki deneyimlerine; CIA ve Ulusal Terörle Mücadele Merkezi verilerine dayanan Johnson, son çeyrek asırda uluslararası terörizmin ana itici gücünün Tahran değil; genellikle Suudi milyarderlerle bağlantılı olan Tekfirci ve Vahhabi gruplar, yani Sünni cihatçı unsurlar olduğunu vurguladı.

“İran kesinlikle bir numaralı terör sponsoru değil, yanına bile yaklaşamaz” diyen Johnson, İran’ın tarihsel itidaline dikkat çekti. 1980’lerdeki sekiz yıllık Irak savaşında Tahran’ın, ABD tarafından sağlanan gazla hedef alınmasına rağmen kimyasal silahlarla karşılık vermeyi reddettiğini hatırlatan Johnson, bunu, bu tür silahları “Allah’a karşı işlenmiş bir günah” olarak gören liderliğin “manevi rehberliğine” bağladı.

“İran dünya ekonomisini boğazından yakaladı”

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılması, askeri çatışmayı küresel bir ekonomik kuşatmaya dönüştürdü. Johnson, büyük ölçüde enerji bağımsızlığına sahip olan ABD’de bile psikolojik ve piyasa etkilerinin ağır olduğunu bildirdi.

Florida’daki bir akaryakıt istasyonunda benzin fiyatlarının bir hafta içinde yüzde 54 artmasını, gelecek günlerin habercisi olarak niteledi.

Ancak Johnson, petrolden daha “tehlikeli bir kesinti” tespit etti: Gübre için gereken üre ve azot tedariki. “İnsanlar benzin olmadan yaşayabilir; araba sürmek yerine yürüyebilirsiniz… ama gübre yoksa gıda da yok” diyen Johnson, “Altı yedi ay sonrası için kıtlık ve açlık artık kesin bir ihtimal” uyarısında bulundu. Johnson, talepteki çöküş küresel bir depresyonu tetiklemeden önce petrolün varil fiyatının 200 dolara ulaşabileceğini öngördü.

İran’ın stratejik kozunun artık mutlak olduğunu belirten Johnson, “İran bu darboğazı bırakmayacak. Neden bıraksın ki?” diye sordu. Tahran’ın artık tazminat, yaptırımların tamamen kaldırılması ve bir daha asla ABD veya İsrail tarafından saldırıya uğramayacağına dair sarsılmaz güvenlik garantileri talep edebilecek konumda olduğunu kaydetti.

“İran’ın askeri tesisleri dağların içine inşa edilmiş… Batı füzelerine karşı bağışık sayılırlar”

Taktik sahada ise savaş, hem Batı hem de Doğu teknolojisinin sınırlarını ortaya çıkardı. Johnson, Çin menşeli bir hava savunma radar sisteminin çatışma ortamında başarısız olduğu haberlerine rağmen, İran ordusunun gelişmiş ABD yapımı MQ-9 Reaper ve İsrail yapımı Hermes dron’larını başarıyla düşürdüğünü belirtti.

Johnson, ABD’nin JASSM (Müşterek Havadan Karaya Ayrılma Füzesi) mühimmatının İran altyapısına zarar vermesine rağmen ülkeyi silahsızlandırmayı başaramadığını ifade etti.

“İran, Ukrayna’nın üç katı büyüklüğünde” hatırlatmasında bulunan Johnson; nüfusunun yüzde 55’i sadece iki şehirde (Hayfa ve Tel Aviv) yoğunlaşan İsrail’in aksine, İran’ın uçsuz bucaksız olduğunu ve kritik varlıklarının yerin derinliklerine gömüldüğünü kaydetti.

“İran’ın yüz farklı yeri hedef almasına gerek yok… Sadece iki yer için endişelenmesi yeterli: Hayfa ve Tel Aviv” diyen Johnson, Basra Körfezi’ndeki en az bir ABD üssünün “hava savunma korumasının tamamen tükendiğini” ve personelin savunmasız kaldığını açıkladı: “İran füzeleri buraları dilediği gibi delip geçebilir.”

“Rusya öyle bir konumda ki… Dünya artık onlara umutsuzca muhtaç”

Johnson’a göre bu bölgesel patlamanın asıl kazananı Moskova. Basra Körfezi’nin devre dışı kalmasıyla birlikte Rusya; petrol, sıvılaştırılmış doğalgaz ve gübre arzı bol olan tek küresel güç olarak kaldı. Johnson, “Rusya öyle bir konumda ki dünya artık ona umutsuzca muhtaç; eminim Rusya bu durumdan yararlanacaktır” dedi.

Kapanış konuşmasında Johnson, Ortadoğu’da on yıllardır koruma kisvesi altında Körfez Arap devletlerini “sağmaya” dayalı ABD hegemonyası döneminin sona erdiğini vurguladı. İran füze bombardımanlarını durdurmadaki başarısızlık ve İsrail’in “çok katmanlı” hava savunma sisteminin Hizbullah’ın dört saatlik yoğun saldırılarından korunamaması, ABD’nin yenilmezlik algısını parçaladı.

Johnson sözlerini şöyle tamamladı: “Amerika Birleşik Devletleri, Calut’tur. Ve şimdi İran, tıpkı Davud gibi, taşıyla Amerika Birleşik Devletleri’ni tam iki kaşının ortasından vurdu; Amerika Birleşik Devletleri ise yere yığıldı.”

Ortadoğu

BAE, veri merkezi planlarını revize ediyor

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, ABD dışında gerçekleştirilecek en büyük projelerden biri olan 5 gigawatt’lık yapay zeka veri merkezi projesinin planlarını sessizce revize ediyor.

BAE, İran savaşı sonrasında kritik altyapının nasıl ve nerede inşa edilmesi gerektiğine dair yeniden değerlendirme sürecine girdi.

Konuya yakın altı kaynağın Reuters’a verdiği bilgiye göre, başlangıçta Abu Dabi’de 26 kilometre kare büyüklüğünde bir kampüs olarak tasarlanan projenin, artık BAE genelinde yayılmış bir veri merkezi ağından oluşması muhtemel.

Kaynaklara göre, proje bu bakımdan yeniden şekillenecek.

Yetkililer, hava savunma sistemleri ve bazı tesislerin yer altına inşa edilmesi dahil olmak üzere, tesisleri insansız hava araçları ve füze saldırılarından daha iyi korumanın yollarını da değerlendirdiklerini belirttiler.

Amerikalı teknoloji şirketleriyle ortaklaşa inşa edilen BAE-ABD Yapay Zeka Kampüsü’ne ilişkin planlar, geçen yıl Başkan Donald Trump’ın zengin Körfez ülkesine yaptığı ziyaret sırasında duyurulmuştu.

Proje, ekonomisini petrolden uzaklaştırmaya çalışan BAE’nin küresel bir yapay zeka gücü olma hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Proje, BAE ulusal güvenlik danışmanı ve cumhurbaşkanının kardeşi Şeyh Tahnun bin Zayed el Nahyan’ın kontrolündeki yapay zeka şirketi G42 tarafından yürütülüyor.

Nvidia yapay zeka çiplerine ve diğer gelişmiş ABD teknolojilerine erişim karşılığında BAE, Çin ile yapay zeka alanındaki bağlarını kesmeyi ve Stargate girişiminin ABD’deki veri merkezlerine yatırım yapmayı kabul etmişti.

Stargate, OpenAI, Oracle ve SoftBank arasında yapay zeka altyapısı kurmak amacıyla kurulan bir ortak girişim.

Reuters, BAE yetkililerinin yeni bir ana planı sonuçlandırmaya ne kadar yaklaştığını veya önerilen değişikliklerin inşaat maliyetlerini ve zaman çizelgelerini ne ölçüde etkileyebileceğini belirleyemedi.

Stargate UAE olarak bilinen, 30 milyar dolarlık ve 1 gigawatt kapasiteli bir hesaplama kümesinden oluşan projenin ilk aşamasının inşaatı geçen yıl başladı.

İlk 200 megawattlık kapasitenin bu yıl devreye girmesi planlanıyor.

Projede G42 ile ortaklık yapan Oracle’ın Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Direktörü Larry Ellison’a göre, proje tamamlandığında BAE’deki tüm devlet kurumlarını ve ticari kuruluşları dünyanın en gelişmiş yapay zeka modellerine bağlayacak yeterli kapasiteye sahip olacak. 

Projede olası revizyonlara ilişkin Reuters’ın sorularına yanıt veren G42, yapay zeka kampüsü çalışmalarının planlandığı gibi ilerlediğini belirtti.

Şirket, ayrıntılara girmeden, “Projenin ayrıntıları, bu ölçekteki kritik altyapılardan beklenen güvenlik, dayanıklılık ve operasyonel standartlar doğrultusunda sürekli olarak gözden geçiriliyor,” dedi.

OpenAI, yapay zeka vizyonunu gerçekleştirmek için BAE ile birlikte çalıştığını ve “bunu hayata geçirmek için gerekli altyapı ve benimseme öncelikleri konusunda iyi ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynaklar Reuters’a, Tahran’ın İran’a yönelik ABD ve İsrail hava saldırılarına misilleme olarak, Amerikan kuvvetlerini barındıran Körfez komşularına füze ve insansız hava araçları fırlatmaya başlamasının hemen ardından Birleşik Arap Emirlikleri yetkililerinin yapay zeka altyapı planlarını gözden geçirmeye başladığını bildirdi.

Mart ayında gerçekleşen saldırılarda Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki iki Amazon Web Services (AWS) veri merkezi ile Bahreyn’deki bir veri merkezi hasar gördü.

Şirketin web sitesindeki son güncellemelere göre, bölgedeki bulut bilişim hizmetleri hâlâ kesintiye uğramış durumda.

Nisan ayında İran silahlı kuvvetleri, Stargate UAE’nin de potansiyel bir hedef olduğu yönünde bir uyarı videosu yayınladı.

Videoda, kompleksin inşa edildiği yeri gösterdiği iddia edilen bir harita yer alıyordu ve altında “Hiçbir şey gözümüzden kaçmaz” yazıyordu.

Konuya aşina iki kaynak, daha önce kamuoyuna açıklanmamış olan Al ⁠Dhafra Hava Üssü yakınlarındaki bir şantiyenin konumunu doğruladı.

Abu Dabi’nin dış mahallelerinde bulunan üs, ABD askerlerine ev sahipliği yapıyor ve Şubat ayında başlayan savaş sırasında hedef alınmıştı.

Başkan Joe Biden döneminde ABD Dışişleri Bakanlığı Arap Yarımadası İşlerinden Sorumlu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Benaim, uzun süredir kendilerini güvenli liman olarak pazarlayan Körfez ülkeleri için bu çatışmanın bir “iktisadi deprem” olduğunu söyledi.

Washington merkezli bir düşünce kuruluşu olan Orta Doğu Enstitüsü’nde araştırmacı olan Benaim, “Kritik altyapıyı güçlendirmek için değişiklikler hayati önem taşıyor. Bölgedeki her ülke, riski azaltmak ve uluslararası ortakları ile yatırımcıları güvence altına almak için neler yapabileceğini değerlendirecek,” dedi.

Sektörden bir yönetici ve konuyla ilgili bilgilendirilen bir başka kişiye göre, BAE’deki yapay zeka kampüsünün inşaatının ilk aşamasının, tesisi hava saldırılarından korumak için bazı değişiklikler yapılsa da planlandığı gibi devam etmesi bekleniyor.

Projenin geri kalan kısmının muhtemelen birden fazla lokasyona yayılacağını belirttiler.

İki kaynağa göre, yetkililer yeraltında inşaat yapmanın yanı sıra, ordunun kullandığı veriler gibi en hassas verileri barındıran tesisleri dağların içine yerleştirmeyi de değerlendiriyor.

ABD, Çin ve Avrupa’da veri merkezleri, kullanılmayan madenlerin, Soğuk Savaş döneminden kalma sığınakların veya mağaraların içine inşa ediliyor.

BAE, çoğunlukla düz, çöl arazisinden oluşuyor. Fakat Res’ül Hayme ve Fuceyre emirliklerinin kuzey ve kuzeydoğu bölgelerinde uzanan dağ sıraları bulunuyor.

Üç kaynağın belirttiğine göre, yeniden tasarım sürecine hava savunma sistemleri dahil ediliyor.

Bunlara insansız hava aracı ve füze önleyiciler ile elektronik sinyal bozma ekipmanları da dahil.

Bir başka kaynak ise, diğer olası önlemler arasında patlamaya dayanıklı beton kullanımı ile yedek güç ve soğutma sistemlerinin eklenmesinin yer aldığını belirtti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran depoladığı parçalarla balistik füze montajını canlandırıyor

Yayınlanma

İran, İsrail ve ABD’nin aksi yöndeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde depoladığı parçalarla balistik füze üretimine yeniden geçti. Wall Street Journal gazetesinin eriştiğini iddia ettiği istihbarat raporları, nisan ayındaki ateşkes sürecinde tünel girişleri açılan Hocir gibi merkezlerde hareketliliğin sürdüğünü belgeliyor.

İran, İsrail ve ABD makamlarının bu kapasitenin tamamen ortadan kaldırıldığı yönündeki açıklamalarına karşın yer altı tesislerinde balistik füze üretimine yeniden başladı.

The Wall Street Journal gazetesinin ABD’li ve Ortadoğulu yetkililere dayandırdığı haberine göre Tahran yönetimi, üretim sürecinde önceden depoladığı parçalardan yararlanıyor.

Yetkililer, savaşın başlangıcında füze sahalarına ve sanayi tesislerine düzenlenen saldırılara rağmen İran’ın hem katı hem de sıvı yakıtlı füzelerin montajına devam ettiğini aktarıyor.

İstihbarat verileri, ülkenin güneydoğusundaki Hocir kompleksi de dahil çok sayıda yer altı merkezinde hareketlilik olduğunu ve yeni hava saldırılarından korunmak amacıyla ilave yer altı montaj noktaları oluşturulmaya çalışıldığını gösteriyor.

ABD ve İsrail operasyonlarının bazı tesisleri tahrip etmesi ve deniz ablukasının katı yakıt bileşenleri ile parça ithalatını zorlaştırması nedeniyle, mevcut montaj işlemleri savaş öncesine kıyasla daha düşük hacimlerle sürdürülüyor.

ABD merkezli Füze Savunma İttifakı kıdemli analisti Tal Inbar, sürece ilişkin değerlendirmesinde tesislerin hedef alınmadığı anlarda hasarlı altyapının onarılabileceğini, diğer ülkelerden parça temin edilerek buralarda saklanabileceğini vurguladı.

Inbar, İran’ın füze üretim kapasitesini yeniden inşa etmediğini düşünmenin saflık olacağını kaydetti.

Tesislerin imha edildiğini ve Tahran’ın ciddi biçimde güç kaybettiğini savunan yetkili, İran’ın şu anda hiç olmadığı kadar zayıf bir durumda kaldığını, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu ülkenin nükleer silaha ulaşmasına asla müsaade etmeyeceğini söyledi.

Pentagon Sözcüsü Sean Parnell, ABD’nin İran’a ait insansız hava aracı, balistik füze ve donanma sanayi altyapısının yüzde 90’a varan kısmını yok ettiğini, Tahran’ın füze ve İHA fırlatma kabiliyetini büyük ölçüde zayıflattığını dile getirdi.

Bir diğer ABD hükümet yetkilisi, Tahran yönetiminin haziran ortasında Hürmüz Boğazı’nın açılması ve savaşın sonlandırılmasına dair Trump yönetimiyle yürüttüğü ön müzakerelerin ardından üretimi düşük ölçekte de olsa yeniden canlandırmış olabileceğine işaret etti. Yetkili, mevcut stoklarla en az iki yüz füzenin monte edilebilecek durumda olduğunu belirtti.

CNN televizyonunun mayıs sonundaki haberinde, ABD ve İsrail’in maliyetli mühimmatlarla vurduğu yer altı füze sığınaklarının Tahran yönetimi tarafından buldozer ve damperli kamyonlar kullanılarak yeniden açılmaya çalışıldığı aktarılmıştı.

Nisan ayındaki ateşkes kararının ardından kazı faaliyetleri hız kazandı; 18 farklı noktada isabet alan 69 tünel girişinden 50’si yeniden ulaşıma hazır hale getirildi.

Uzmanlar, sadece tünel girişlerini bombalayarak füze gücünü yok etmenin imkansız olduğunu, bunun bombardımanların sınırını ortaya koyduğunu vurguladı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth nisan ayında İran’ın füze programını fiilen bitirdiklerini iddia etmişti. Ancak NBC News’ün haberinde, Tahran’ın ateşkes sürecini askeri gücünü toparlamak amacıyla değerlendirdiğine dikkat çekilmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Pakistan: Husilere yönelik misillemeyi henüz görüşmedik

Yayınlanma

Pakistan, Yemen direnişinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarına yanıt olarak Mekke Anlaşması kapsamında İslamabad’dan gelecek bir askeri tepki konusunda herhangi bir görüşme yapılmadığını belirtti.

Öte yandan Pakistan Dışişleri, “zamanı geldiğinde” Pakistan’ın harekete geçeceğini de ekledi.

Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Saccad Haydar Han, haftalık basın toplantısında, İslamabad’ın Türkiye ve Suudi Arabistan ile imzalanan ortak savunma anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini nasıl yerine getirmeyi planladığına dair bir soruya yanıtladı.

Han, “Şu anda bu konuda herhangi bir görüşme yok… Zamanı geldiğinde anlaşma kapsamında harekete geçeceğiz,” dedi.

Geçen ay imzalanan ortak savunma anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırının, üçüne de yönelik bir saldırı olarak kabul edileceğini öngörüyor.

Bu soru, Yemen’deki Husilerin (Ensarullah) bu hafta Suudi şehirlerine ve enerji ⁠altyapısına saldırması üzerine gündeme geldi.

Reuters, İslamabad’ın Tahran’ı, “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını yoğunlaştıran Yemenli Husi müttefiklerini dizginlemesi konusunda uyardığını” bildirdi.

Yine Reuters‘ta yer alan habere göre, ​Suudi yetkililer ile Pakistan ve Türk ordularından üst düzey temsilciler, Husi saldırılarına verilecek yanıtı koordine etmek üzere Riyad’da bir araya geldi.

Taraflar, birliklerinin Yemen’e girmemesi ve verilecek herhangi bir yanıtın Suudi Arabistan topraklarından başlatılması konusunda anlaştı.

ABD ile İran arasındaki çatışmada arabuluculuk da yapan Pakistan, bu saldırıları kınadı fakat savunma anlaşmasının hükümleri uyarınca nasıl tepki verebileceğine dair ayrıntı vermedi.

Han ayrıca, Washington’un küresel enerji arzını da aksatan bölgesel kargaşayı kontrol altına almakta zorlanırken, Mekke İttifakı’nı genişletmeye yönelik herhangi bir planın bulunmadığını belirtti.

Bu arada Ensarullah, Yemen’in güney batısında, Bab el-Mendeb boğazına yakın sahil kenti Muha’yı ele geçirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English