Ortadoğu
Eski Ürdün Başbakanı ve Uluslararası Adalet Divanı eski Başkan Yardımcısı yanıtladı: Netanyahu UCM’de yargılanacak mı?

Eski Ürdün Başbakanı ve Uluslararası Adalet Divanı eski Başkan Yardımcısı Awn Shawkat Al-Khasawneh Harici’ye konuştu. 5 devletin Netanyahu’nun yargılanması için UCM’ye başvurduğunu söyleyen Al-Khasawneh, uluslararası toplumun yapısı gereği ‘kararların uygulanmaya konulmasının zor olduğunu’ belirtti.
2011-2012 yıllarında Ürdün Başbakanı olarak görev yapan Awn Shawkat Al-Khasawneh, ayrıca 2000’den beri Uluslararası Adalet Divanı üyesidir ve başbakanlığı öncesinde bir dönem Divan’da başkan yardımcılığı yürütmüştür.
Ürdünlü bir uluslararası hukukçu, devlet adamı ve diplomat olan Awn Shawkat Al-Khasawneh, Haşimi Kraliyet Mahkemesi başkanlığının yanı sıra, Birleşmiş Milletler Uluslararası Hukuk Komisyonu ve Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonunda görev yaptı. Al-Khasawneh, dünyanın önde gelen üniversitelerinde çeşitli uluslararası hukuk konularında yayınlar yapmakta ve dersler vermektedir.
İsrail’in 7 Ekim’de Hamas’ın baskınına karşılık olarak Gazze’de sivillere yönelik başlattığı hedef gözetmeyen saldırılar 2 ayı geride bırakırken, en az 8 bini çocuk, 6 bini kadın olmak üzere, 18 bini aşkın insan öldürüldü. Gazzeli sivillere yönelik abluka ve saldırılar sonucu uluslararası kamuoyunda tepkiler artarken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) “savaş suçu, soykırım suçu ve insanlığa karşı suçlardan” yargılanması yönünde talepler yükseliyor.
Awn Shawkat Al-Khasawneh, uluslararası kurumların ve UCM’nin atabileceği adımlar ve bölge ülkelerinin çatışmadaki rolü hakkında Esra Karahindiba’nın sorularını yanıtladı.

‘Nüfus transferi yapmama yükümlülüğü var’
İsrail’in Filistinlileri Gazze Şeridi’nden göç etmeye zorlaması Ürdün’ü doğrudan tehdit ediyor. Kral Abdullah, Ürdün’ün Filistinli mültecileri istemediğini açıkça ifade etti. Ürdün’ün bu konuda aldığı önlemler var mı? Yoksa Ürdün kapılarını açacak mı? ABD, Ürdün’ü bu konuda anlaşmaya varmaya ikna edebilir mi?
Öncelikle konuyu Ürdün-İsrail Barış Anlaşması’ndan görelim. Anlaşmanın önsözünde iki devletin zorla nüfus transferi yapmamakla yükümlü olduğunu belirten bir madde var. Eğer böyle bir şey olursa, bu anlaşmanın ihlali anlamına gelecektir. Böyle bir durumda Ürdün’ün ne yapacağını gerçekten bilmiyorum ve kimse de bilmiyor. İşlerin bu noktaya gelmemesini ve bu durumda -ben eski bir yargıcım dolayısıyla yargı konusunu atlamayacağım- muhtemelen bunun bir savaş suçu ve insanlığa karşı suç olacağını umduğumuzu ifade ettik. Bu durum birçok uluslararası anlaşma metnine de yansımıştır.
‘5 devlet Netanyahu’ya karşı UCM’ye başvurdu’
Siz yargı konusundan söz etmişken, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere liderlerden Netanyahu’nun işlediği savaş suçlarından dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanması yönünde çağrılar geldi. Uluslararası hukuk otoritelerinin Netanyahu’ya karşı herhangi bir adım atabileceğini düşünüyor musunuz?
Başbakan Netanyahu’nun da aralarında bulunduğu İsrailli yetkililerin adalet önüne çıkarılması için halihazırda beş devletin UCM’ye başvurma kararı var.* Ama yine ne olacağı şu an için bir soru işareti, UCM’de yavaşlığı nedeniyle bu başvurulara yanıt verecek kararlar çıkamıyor.
‘Sadece mağlup bir ülke olduğunda uluslararası mahkeme kuruluyor’
Uluslararası toplumun İsrail üzerinde hiçbir gücü ve etkisi yok. Netanyahu, UCM’de yargılansa bile ciddi bir sonuç alınabileceğini düşünüyor musunuz?
Şu anki durumda, üzücü gerçek şu ki (onun suçunu) ne kadar hissedersek hissedelim, suçluluğu kanıtlanana kadar herkesin masum olduğu varsayımı uygulanacak. Tabii ki, kanıtlar makul bir durumun olduğunu gösteriyor ancak bunun ötesine geçmek için dava edildiğini varsayarsak, birçok durumda devletlerin – hatta bazen yoksul ve dost devletler için bile geçerli – ve uluslararası toplumun doğası nedeniyle bu kararları uygulamaya koymak zor olmuştur. Aslında bu, şu anlama geliyor; eğer savaş suçundan suçlu bulunursanız, bu sizin üzerinizde bir damga olarak durur ve gelecekte işler değişebilir. Ancak sadece mağlup bir ülke olduğunda, Nürnberg Mahkemeleri (2. Dünya Savaşı’nın galipleri tarafından 1945’te Almanya’nın Nürnberg şehrinde kurulan ve Nazi savaş suçlularını yargılayan mahkeme) gibi, uluslararası bir mahkemenin mümkün olabileceğini düşünmekten nefret ediyorum. Bu organların yaratılma sebeplerinden biri de bunun sadece galip gelenin davasının adaleti olmasını engellemekti.
‘Arapların, İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarını durdurması için ısrar etmemesi stratejik bir hataydı’
1994’te İsrail’le barış anlaşmasını müzakere eden Ürdün ekibinin hukuk danışmanıydınız. Ürdün, Mısır’dan sonra İsrail’i resmen tanıyan ikinci Arap ülkesi oldu. Bugün Gazze’deki katliama baktığımızda, bu noktada Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İsrail’in tüm dünyanın gözü önünde böyle bir katliam gerçekleştirmesinde Arap ülkelerinin İsrail’le normalleşme çabalarının rolü var mı? Gazze savaşı sonrasında İsrail ile normalleşme süreci devam edecek mi?
Aslına bakarsanız işler çok değişti. Ürdün ile İsrail arasında barış anlaşmasının imzalanmasından bu yana işler tamamen değişti. Esasında bunu kişiliklere indirgemek istemiyorum ama o dönemde iki önemli siyasetçi vardı. Bir yanda merhum Kral Hüseyin**, bir yanda merhum İzak Rabin. Büyük beklentiler vardı: Bu, Ortadoğu’nun tamamını kapsayacak bir barışın başlangıcı olacaktı. Bizim, Arapların yaptığı stratejik hatanın İsrail’in Batı Şeria’daki yerleşim politikalarının durdurulmasında ısrar etmemesi olduğunu düşünüyorum. Şimdi geriye dönüp baktığımızda ilk olarak Rabin öldürüldü. Bu bir soru işaretidir; Rabin’in eşi Liya’nın İsrail’in şu anki liderinin elinde kocasının kanının olduğunu söylediği kayıtlarda yer alıyor.
Yani bu beklentilerin hiçbiri gerçekleşmedi. Bunun yerine Kral Hüseyin ve Rabin’in vefatından bu yana anlaşmanın uygulamaya konulan tek kısmı normalleşme oldu. Normalleşmenin Filistin halkının temel haklarının hayata geçirilmesiyle eşgüdümlü ilerleyeceği her zaman anlaşılmıştır. Bana göre İsrail, iyi niyetle pazarlığın kendi payına düşen kısmını tam olarak yerine getirmedi. Bunun çok üzücü bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü o anlaşmayı müzakere eden biri olarak o dönemde Araplarla Yahudilerin bir arada yaşaması umudumuzdu. Müslümanlar ve Yahudiler bir arada yaşayacaktı. Çünkü bu bizim tarihimiz. İsrail için demek istemedim, örneğin Osmanlı İmparatorluğu dahil olmak üzere iyi bir örneği kastettim. Sözde Reconquista*** (Yeniden Fetih) sonrasında Yahudilerin İspanya’dan nereye sürüldüklerini, Filistin’e, Türkiye’ye ve Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer bölgelerine sığındıklarını, Yahudi topluluklarının Müslüman dünyasının her yerinde var olduğunu hatırlıyorsunuzdur. İsrail’le barış anlaşmasını müzakere eden ekibe katılmayı kendime haklı çıkarabilmemin nedenlerinden biri de buydu.
‘İsrail’le barış anlaşmasının geldiği nokta’
Tabii ki, anlaşma bir uzlaşmaydı. Saf adalet açısından bakacak olursak Filistinlilerin haklarından vazgeçmenin hiçbir anlamı yoktu. Ama bazen adalet ile barışın birbiriyle çeliştiğini düşündük. Bu Ortadoğu halklarının acılarına son verecekti. Ne yazık ki durumun böyle olmadığı kanıtlandı. Ve bu, mevcut durumu sadece büyük can kayıpları açısından tehlikeli ve üzücü kılmakla kalmıyor. Orantısız ve korkunç üç ay… Sivil nüfusun su, yatak gibi temel ihtiyaçların reddedildiği Orta Çağ’daki barbarların savaşları gibi. Ve siz ayrım gözetmeksizin çocukları öldürüyorsunuz, buna ek olarak, bu Ortadoğu’yu gerçekten de İsrail’i dönüp avlayabilecek bir savaş yoluna sokmuş olacak. (İsrail) ilk etapta gösterdiği tutumdan çok büyük pişmanlık duyabilir.
‘Özgür bir seçim olursa Hamas kazanır’
Sizce Gazze savaşı sonrası ne olacak?
Savaştan sonra Gazze’yi kimin yöneteceğine dair pek çok plan var. İsrailliler gerçekten de Gazze’yi kimin yöneteceğine dair -kara mizah tadında- planlar yapıyor, planlar hazırlıyor. Buna eninde sonunda karar verecek olan Gazze halkıdır. Ve bunun yokluğunda, kendilerinin ve dünyadaki pek çok insanın terör örgütü olarak değil, ulusal kurtuluş örgütü olarak gördüğü Hamas, özgür bir seçim olması durumunda muhtemelen yeniden kazanacak gibi görünüyor. Birçok kişi Gazze’de yapılan seçimin Ortadoğu’da demokratik olarak yapılan tek seçim olduğunu söylüyor. Yani Batı ‘demokrasi’ deyip demokrasiyi yaymak istediğinde örneğin; Hillary Clinton şunu bunu söylüyor ama seçim sevmediği insanları ortaya çıkardığında bunların hepsinin bir anda yok oluyor olması şaşırtıcı.
‘Irak, Suriye ve Libya’nın tahribatı bu sonucu doğurdu’
Bugün neden Arap ve Müslüman ülkeler İsrail’i caydırmak için kınamanın ötesinde adımlar atmıyor? Geçmişte Araplar İsrail’e karşı birçok kez savaştı. Ancak bugün İsrail’in en sert mücadelelerini bile kınamakla yetiniyorlar. Bu ülkelerin liderleri artık Filistin sorunu ile kendi ülkelerinin çıkarını bir görmüyor mu?
En azından İslam dünyasının Arap kesimi için üzücü bir yorum. O kampta bir kargaşa var. Bu birkaç ay öncesinin ürünü değil. Irak’ın tahribatı, Suriye’nin tahribatı, Mısır’ın ekonomik sorunları, Libya’nın yıkılması vs. ile uzun bir süreç oldu. Ne yazık ki hepsi bu sonucu doğurdu. Ama sizi temin ederim ki, Arap ülkelerini yönetenler ne düşünürse düşünsün, Filistin meselesi Arap dünyasında yaşayan herkesin kalbindedir. 7 Ekim’de yaşananlara verilen spontane tepkide tam da bu yaşandı. Çünkü bunun çok uzun süredir dayanılmaz bir durum olduğu ve bu durumdaki pek çok insanın bu durumdan kurtulmaya çalışmasının kaçınılmaz olduğu pek çok saygın insan tarafından hissediliyor. Kim olursa olsun sivillerin öldürülmesini hiçbir şekilde tasvip etmiyorum. Ama bunun durup dururken olmadığını düşünüyorum. Bu, insanları bir toplama kampı olarak gerçekte tüm niyet ve amaçlara varan bir yere koyma bağlamının, aşağılama bağlamının bir parçasıydı; bu, Nazizm yönetimindekilerle aynı özelliklerde değil belki ama aynı derecede kötü ve sakıncalı.
ABD’nin Suriye ve Irak’taki üsleri sık sık saldırıya uğruyor. Pentagon’un güçlerini daha çok Ürdün ve BAE’deki üslerinde yoğunlaştırabileceği söyleniyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Ortadoğu’da, Ortadoğu’nun hemen hemen tüm ülkelerinde Amerikan üsleri var. Kızıldeniz’de ondan az Amerikan üssünün olmadığı söyleniyor. Yani bir anlamda dünya üzerinde ilan edilmemiş bir Amerikan İmparatorluğu’nda yaşıyoruz. Nasıl değişecekleri gerçekten benim bilgimin ötesinde.
‘Farklı bir dünyanın doğumunun kanlı olması kaçınılmaz’
Ukrayna ve Gazze savaşları ABD’nin Ortadoğu’daki etkisinin azalmasına yol açarken, Çin ve küresel güney ülkeleri Gazze çatışmasında arabulucu olma yolunda öne çıkıyor. Bu süreçte Arap ülkeleri liderlerinin ilk olarak Çin’i ziyaret ettiğini de düşünürsek, Gazze’de çözüm bulunmasında başta Çin olmak üzere küresel güney ülkelerinin rol oynayabileceğini düşünüyor musunuz?
Güçlü şüphelerim var. Çin’in ve hatta Rusya’nın rolü konusunda güçlü şüphelerim var. Söyleyebileceğim tek şey, bilge insanların, zamanlarını en iyi yorumlayabilen kişiler olduğudur. Ve Batı’nın bu hakimiyetine meydan okunduğu bir dönemden geçiyoruz. Ve tarihin derslerinden biri de ister belirli bir ülke içinde ister uluslararası alanda olsun, egemen bir grup ayrıcalıklı bir konumda olduğunu hissettiğinde, bu onların mantık dışı ve hatta bazen suç teşkil eden eylemlere başvurduğu zaman olduğunu söyler. Temel değişikliklerin olduğu bir dönemde, tek kutuplu bir dünyada, muhtemelen aynı güçte olmayan diğer kutuplaşmaların ortaya çıktığı bir dünyada, zor bir doğum olması kaçınılmaz; kanlı bir doğum olması kaçınılmaz.
* UCM’nin 17 Kasım’da yaptığı çalışmalara göre, mahkemeye üye 5 ülke; Güney Afrika, Bolivya, Bangladeş, Komorlar Birliği ve Cibuti, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıları hakkında soruşturma talebinde bulundu.(AA)
** Kral Hüseyin bin Talal (1935-1999) modern Ürdün’ün ‘babası’ olarak biliniyor. 1991’de Kral Hüseyin, Madrid Barış Konferansı’nın toplanmasında önemli bir rol oynadı. (http://www.kinghussein.gov.jo/biography.html)
*** Granada Krallığı 1238’de Kral V. Ferdinand ve Kraliçe I. Isabella’nın Hıristiyan kuvvetlerinin eline geçer ve Mağribiler, İspanya’daki son dayanaklarını da kaybeder. (https://www.history.com/this-day-in-history/reconquest-of-spain)
Ortadoğu
Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.
Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.
Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.
Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.
İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.
Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu
İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.
Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.
İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.
Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.
Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.
İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.
Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.
İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.
Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.
Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor












