Ortadoğu
Suudi Arabistan ABD ile nükleer anlaşmada Trump’ın İsrail şartına direniyor

ABD ile sivil nükleer enerji anlaşması imzalayan Suudi Arabistan, Başkan Donald Trump’ın sonradan öne sürdüğü İsrail ile diplomatik ilişki kurma şartını kabul edeceğine dair bir işaret vermiyor. Riyad yönetimi anlaşmanın iptal edildiğini kabul etmezken, ABD Kongresindeki onay takvimi ve Orta Doğu’daki dengeler sürecin geleceğini belirleyecek.
Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump’ın nükleer enerji anlaşması kapsamında Riyad’ın İsrail ile diplomatik ilişki kurması yönündeki sonradan getirdiği şartı kabul edeceğine dair herhangi bir sinyal vermiyor.
Suudi liderler, geçen hafta imzalanan anlaşmanın yürürlükten kalktığını dahi kabul etmiş değil.
İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki normalleşme, ilk Trump yönetimi ve ardından Joe Biden yönetimi sırasında müzakere edilen ve ABD’nin krallığın sivil nükleer programını inşa etmede ortak olmasına yönelik paket anlaşmanın temel sütunlarından biriydi.
Ancak Enerji Bakanı Chris Wright çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Amerikan şirketlerinin petrol zengini ülkede ortaklaşa bir sivil nükleer program inşa etmesi için Suudi Arabistan ile büyük bir anlaşma imzaladığını duyurduğunda bu talep ortada görünmüyordu.
Suudi jeopolitik analist ve Suudi Elite danışmanlık grubunun başkanı Mohammed Alhamed, Trump’ın İbrahim Anlaşmaları hakkındaki taleplerinin “anlaşmanın esasını değiştirmediğini” belirtti.
The Hill gazetesine konuşan Alhamed şunları kaydetti:
“Suudi Arabistan’ın İsrail’i tanıması nükleer anlaşma için resmi bir şart olsaydı, anlaşma imzalanmadan önce müzakere edilir ve şartlarına açıkça dahil edilirdi. Başkan Trump’ın Washington’daki İsrail’e ve destekçilerine güvence vererek öncelikle iç politikadaki seçmen kitlesine hitap ettiğine inanıyorum. Bu durum, Suudi Arabistan’ın tutumunu değiştirdiği anlamına gelmiyor.”
Trump cuma günü, Wright’ın nükleer anlaşmayı pekiştirmesi karşısında hazırlıksız yakalandığına dair çıkan haberlere tepki gösterdi.
Arkasında Wright ile birlikte Oval Ofis’te konuşan Trump, “Hayır, kimse öne geçmedi. Demek istediğim, bu anlaşmayı yapmak için İbrahim Anlaşmaları’nın bir üyesi olmaları gerektiğini söylüyorum” ifadelerini kullandı.
Trump konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İbrahim Anlaşmaları’na katılmazlarsa bu anlaşmayı yapmayacağım her zaman anlaşılmıştı; Chris de biliyordu, Suudi Arabistan da biliyordu.”
Suudi Arabistan’ın Washington Büyükelçiliği, nükleer anlaşmanın durumu veya İsrail ile nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkeler arasında ilişkiler kuran 2020 tarihli anlaşmaya katılmayı düşünüp düşünmediği konusunda resmi bir açıklama yapmaktan kaçındı.
ABD’nin eski Suudi Arabistan Büyükelçisi Michael Ratney, Suudi yetkililerin derin bir nefes alarak Trump’ın talebini daha da baskılamasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçındığını aktardı.
Ratney şu değerlendirmeyi yaptı:
“Suudilerin yerinde olsanız, ‘Pekala, bunun nereye varacağını görelim. Belki kademeli olarak bazı görüşmeler yapmaya başlarız’ dersiniz. Trump gerçekten bu büyük anlaşmayı rafa kaldırmak istiyor mu? Trump için bu büyük bir anlaşma çünkü teorik olarak Amerikan şirketleri için büyük bir iş anlamına geliyor. Yani bunu gerçekten rafa kaldırmak ister misiniz? Bir duraklama yapacaklarını, derin bir nefes alacaklarını, sessiz görüşmeler yürüteceklerini ve sürecin nerede durulacağını göreceklerini düşünüyorum.”
Kongre sürecindeki kritik zamanlama
Trump için temel sınav, Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi ve Senato’daki çoğunlukları kaybetme ihtimali belirmeden önce, önümüzdeki haftalarda nükleer anlaşmayı Kongre’ye iletip iletmeyeceği olacak.
Anlaşma Kongre’ye iletildikten sonra milletvekillerinin anlaşmaya karşı çıkmak veya ilerlemesine izin vermek için 90 günü bulunuyor. Trump anlaşmayı eylül ayından sonraya ertelerse, neredeyse kesin olarak daha dar bir Cumhuriyetçi çoğunlukla veya Demokrat çoğunlukla mücadele etmek zorunda kalacak.
Anlaşmanın metni kamuoyuna açıklanmadı; ancak basına sızan ayrıntılar arasında Amerikan şirketlerine Suudi Arabistan’ın nükleer altyapısını geliştirmede merkezi bir rol veren 30 yıllık ve milyarlarca dolarlık bir sözleşme yer alıyor.
ABD Ticaret Odası Küresel Enerji Enstitüsü Kıdemli Başkan Yardımcısı Christopher Guith, “ABD hükümetine bunu başarması için onlarca yıldır baskı yapıyorduk” dedi.
Guith, “gelinen noktada” Trump’ın Suudi-İsrail ilişkileri talebinin anlaşmanın uygulanmasını geciktirebileceğini ifade etti.
Biden yönetiminde Savunma Bakanlığı Ortadoğu Müsteşar Yardımcısı olarak görev yapan Daniel Shapiro, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın ABD ile nükleer enerji ortaklığını her zaman “kutsal kase” olarak gördüğünü aktardı.
Shapiro, Suudilerin özellikle İran’ın nükleer silah edinme çabalarına karşı bir önlem olarak muhtemel uranyum zenginleştirmeye izin veren “özel muafiyetler” elde etmeye odaklandığını ekledi.
Shapiro, “Veliaht Prens, İran bu kabiliyeti elde ederse Suudi Arabistan’ın da bu yetkinliğe ulaşmasını sağlayacağını her zaman söyledi” dedi.
Anlaşmada, nükleer yakıtın ABD tarafından taşınması yerine Suudi Arabistan’da uranyum zenginleştirmesinin yapılıp yapılmayacağını belirleyecek iki yıllık bir fizibilite çalışması da dahil olmak üzere farklı aşamalar yer alıyor.
Bu hüküm, eski diplomatlar ve nükleer silahların yayılmasını önleme uzmanları tarafından Riyad’ın nükleer silah geliştirmesi için potansiyel bir yol olarak değerlendirilerek kaygıyla karşılandı. Basına yansıyan diğer ayrıntılar da nükleer güvenlik ve silahların yayılmasının önlenmesi konularında gevşek denetim çekincelerine yol açtı.
Riyad ile Washington’ın stratejik bağları
Riyad yönetiminin, Trump’ın İsrail ile ilgili talepleri nedeniyle ABD ile yapılan anlaşmayı bir kenara atması beklenmiyor.
Shapiro, Başkan’ın Truth Social paylaşımına atıfta bulunarak, “Anlaşmanın ilerlemesini ve Trump’ın paylaşımından geri adım atmasını umuyorlar” dedi.
Rusya ve Çin sivil nükleer işbirliği için alternatif oluştururken Suudi Arabistan, Trump’ın dalgalı diplomasisine, Kongre’de dış politika konusunda artan partizanlığa ve İran ile yapılan savaşın devasa sonuçlarına rağmen ABD ile uzun vadeli bir ortaklığa daha fazla değer verdiğini gösteriyor.
Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde kıdemli danışman olan Ratney, “Suudiler güvenliklerinin ABD’ye çıpalanmasını gerçekten istiyor” diye konuştu.
Ratney sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yani bu durum bunun bir parçası. Nükleer enerji geliştireceklerse bunun ABD ile olan bir ilişkiye dayanmasını isterler. Her zaman bu tutumu sergilediler. Bunu nükleer güçleri için alternatifleri öne sürme nedeni olarak göreceklerini sanmıyorum.”
Suudi danışman Alhamed, hem Trump yönetimi hem de Riyad için nükleer anlaşmanın hayata geçirilmesinde açık teşvikler bulunduğunu söyledi.
Alhamed şunları kaydetti:
“Amerika Birleşik Devletleri açısından anlaşma onlarca yıllık stratejik ortaklığı güçlendiriyor, Amerikan şirketlerini ve ABD ekonomisini destekliyor ve ABD etkisini koruyor. Suudi Arabistan açısından ise Washington ile güvenilir bir ortaklığı pekiştirirken Krallığın uzun vadeli enerji ve ekonomik dönüşümünü ileriye taşıyor.”
Filistin meselesi ve normalleşme engeli
Ancak Riyad’ın veya Trump’ın İbrahim Anlaşmaları konusundaki tutumlarından vazgeçmeye hazır olup olmadığı belirsizliğini koruyor.
Suudi Arabistan, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun engelleyeceğine dair söz verdiği Filistin devletine giden bir yol üzerinde ısrar ederek İsrail’i normalleşmenin önündeki engel olarak görüyor.
İsrail’in uzun süredir görev yapan lideri ayrıca Filistinlilerle çözüm konusunun neredeyse tüm İsrailli siyasetçiler için son derece riskli olduğu 27 Ekim’deki kritik seçimlere gidiyor.
Alhamed, “Lider Arap ve İslam ülkesi olarak Suudi Arabistan daha geniş bölgesel sorumluluklar taşıyor; bu da Filistin hakları konusunda anlamlı bir ilerleme ve iki devletli çözüme giden inandırıcı bir yol olmadan normalleşmeyi zorlaştırıyor” dedi.
Ortadoğu
Mısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi

Mısır yönetimi Suudi Arabistan’a askeri yardım sunmaya hazır olduğunu duyururken Cumhurbaşkanı Sisi’ye asker gönderme yetkisi verecek parlamento oylaması ertelendi. Kapalı oturumda yaklaşık 300 milletvekilinin söz talep etmesi üzerine görüşmeler uzatıldı.
Mısır’da Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’ye Suudi Arabistan’a asker gönderme yetkisi vermesi öngörülen parlamento oturumunda oylama ertelendi.
Sisi yönetiminin Riyad’a askeri destek sunmaya hazır olduğunu ilan etmesinin ardından başlayan müzakereler, milletvekillerinin söz talepleri ve planın ayrıntılarına dair sorular nedeniyle uzadı.
Reuters‘a konuşan iki parlamenter, 18 Ekim Pazar günü başlayan temasların pazartesi günü de devam edeceğini bildirdi. Olağanüstü toplantı çağrısını bizzat yapan Sisi, Suudi Arabistan’ın talep etmesi durumunda müttefik ülkenin savunmasına katkı sunulmasını amaçlıyor.
Kapalı oturumda söz talebi üç yüzü buldu
AFP‘ye konuşan milletvekili İbrahim Huleyf ile parlamento üyesi Maha Abdunnasır, bütün milletvekillerinin görüşlerini dile getirebilmesi için oturumun uzatıldığını açıkladı. Her iki vekil de Mısır’ın sağlayacağı askeri yardımın içeriği ile operasyonel biçimine dair somut detayların henüz ele alınmadığını dile getirdi.
El Mısri el Yevm gazetesinin meclis kaynaklarına dayandırdığı bilgilere göre, basına kapalı yapılan oturumda yaklaşık 300 parlamenter askeri kararın ayrıntılarını öğrenmek ve değerlendirmelerini paylaşmak üzere söz istedi.
Meclis Başkanı Hişam Bedevi, kapsamlı açıklamaların yapılması ve konuşma sırası bekleyen her vekilin dinlenebilmesi amacıyla üç ya da daha fazla oturum düzenleneceğini duyurdu. Habere göre üç milletvekili askeri hamle yerine diplomatik kanalların işletilmesi gerektiğini savunarak karara çekince koydu.
Savunma Konseyi onay verdi, meclis yetkisi bekleniyor
Parlamentodaki müzakerelerin öncesinde Sisi başkanlığında toplanan Ulusal Savunma Konseyi, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünü, güvenliğini ve İslam’ın kutsal mekânlarını muhafaza etmek amacıyla “gerekli ve mümkün olan her türlü desteğin” sağlanmasını kabul etti. Alınan bu karar doğrudan asker sevkiyatı anlamına gelmiyor; yasal sürecin tamamlanması için meclis yetkisi gerekiyor.
Milletvekili Mustafa Bekri ise konseyin Suudi Arabistan’a asker sevkini ve bu birliklerin icra edeceği savunma misyonunu onayladığını aktardı.
Suudi Arabistan’ın Mısır ulusal güvenliğinin ayrılmaz bir parçası sayıldığını vurgulayan Bekri, “Onun güvenliğine ve istikrarına yönelik her tehdit, bize yönelik bir tehdittir” değerlendirmesini yaptı.
Cumhurbaşkanı Sisi, cumartesi günkü beyanatında da benzer bir çizgi çizerek, “Mısır, güvenliğini ve egemenliğini savunmak için Suudi Arabistan’ın talep edeceği her türlü önlemi almaya hazırdır” ifadelerine yer verdi.
Bölgesel gerilim ve pakt iddiaları
Kahire’deki askeri hazırlıklar, Yemen’deki çatışma hattının yeniden hareketlendiği ve Suudi Arabistan, Pakistan ile Türkiye arasındaki Mekke Savunma Paktı’nın devreye girdiği yönündeki iddiaların yayıldığı bir döneme denk geldi.
İslamabad yönetimi, Pakistan savaş uçaklarının Yemen’i hedef aldığı iddialarını geri çevirdi; ancak Suudi Arabistan topraklarında binlerce Pakistan askeri görev yapıyor. İddialar arasında Türkiye’nin de Yemen’deki operasyonlar kapsamında kullanılmak üzere kayda değer miktarda teçhizat ve personel yolladığı öne sürülüyor.
Riyad yönetimi on yılı aşkın bir süredir Yemen’e yönelik askeri harekât ve abluka uyguluyor. Suudi Arabistan’ın temmuz ayında hava operasyonlarını sıklaştırması üzerine Yemen Silahlı Kuvvetleri de Suudi üslerine, havalimanlarına ve enerji altyapısına füze ile insansız hava aracı misillemelerini artırdı.
Yemen güçleri Suudi taarruz helikopterini düşürdü
Ensarullah öncülüğündeki Yemen Silahlı Kuvvetleri, pazar günü Necran bölgesi yakınlarında AH-6i tipi bir Suudi taarruz helikopterini yerli üretim karadan havaya füzeyle düşürdüğünü bildirdi ve olaya ait video kayıtlarını paylaştı.
Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon, “düşmanca faaliyet yürüttüğü” gerekçesiyle vurulan helikopterdeki mürettebatın tamamının hayatını kaybettiğini doğruladı.
Daha önce Yemen’in batısındaki Hudeyde liman kentini vuran Suudi savaş uçakları, Yemen askeri yetkililerinin paylaştığı rakamlara göre temmuz ayından bu yana 2 bin 500’den fazla saldırı gerçekleştirdi.
Bu operasyonlarda onlarca sivil hayatını kaybederken Yemen Silahlı Kuvvetleri, Suudi Arabistan’ın stratejik enerji sahalarını ve ulaşım merkezlerini kamikaze İHA’lar ve füzelerle hedef almaya devam ediyor.
Ortadoğu
Suudi Arabistan, yöneticilerin FII konferansına uzaktan katılmalarına izin verecek

Suudi Arabistan, kritik önemdeki yatırım konferansını hibrit bir etkinlik haline getirip yöneticilere uzaktan katılma seçeneği sunacak.
Reuters’a konuşan bir kaynak, bazı katılımcıların yine de uçakla gelmesinin beklendiğini ve Riyad dışındaki havaalanlarına, hatta komşu Körfez ülkelerine inip, ardından bu ayın sonlarında düzenlenecek olan Future Investment Initiative’e (Gelecek Yatırım Girişimi – FII) katılmak üzere başkente arabayla gelebileceğini belirtti.
Bu ayın başlarında, organizatörler, krallıkta önemli hedefleri vuran füze ve insansız hava aracı saldırılarına rağmen etkinliğin gerçekleştirileceğini açıklamışlardı.
Enerji Bakanlığı, doğudaki Dhahran kentinde bulunan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun genel merkezindeki bir idari binanın salı akşamı saldırıya uğradığını belirtti ve saldırıda yaralanan ya da ölen kimsenin olmadığını ekledi.
Konuyla ilgili yorum istenen bir FII medya temsilcisi, Reuters’a cumartesi günkü saldırılardan önce FII Enstitüsü’nün CEO’su ve başkanının imzaladığı ortak açıklamayı gösterdi.
CEO Maha Al Saud ve yürütme kurulu başkanı Richard Attias, “Future Investment Initiative’in olağanüstü 10. edisyonu için Riyad’da binlerce delegenin ağırlanmasına hazırlanırken, onların güvenliği ve refahı bizim en büyük önceliğimiz olmaya devam ediyor,” dedi
Pazartesi günü, önde gelen petrol şirketi yöneticileri, Riyad Havalimanı’na 10 km uzaklıktaki bir kongre merkezinde planlandığı gibi yüz yüze devam eden uluslararası bir konferanstan çekildiler.
FII’nın hibrit modele geçmesi, Suudi Arabistan’ın Riyad’ı küresel etkinliklerin merkezi haline getirme çabalarını zorlayan Yemen’le tırmanan savaş rağmen, küresel yatırımları çekme çabasını sürdürmeye çalıştığını gösteriyor.
Krallık, FII’yı ekonomisini petrolden uzaklaştırma ve yabancı yatırımları çekme planlarını sergilemek için kullandı.
Etkinliğe genellikle çok sayıda dünya lideri, şirket yöneticisi ve finansçının katılması, İsviçre’de düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun yıllık toplantısına atıfta bulunularak etkinliğe “çöldeki Davos” lakabının takılmasına neden olmuştu.
Riyad’da organizatörler Pazartesi günü, Veliaht Prens Muhammed bin Selman tarafından kurulan ve gençlere odaklanan yıllık bir etkinlik olan bu yılki Misk Global Forumu’nun, organizasyonel ve lojistik zorluklar nedeniyle gerçekleştirilmeyeceğini açıkladılar.
6 Ekim tarihli web sitesinde yer alan taslak programa göre, Goldman Sachs CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı David Solomon, Standard Chartered CEO’su Bill Winters ve Citi CEO’su Jane Fraser gibi küresel finans devlerinin FII etkinliğinde konuşma yapması planlanıyordu.
10. kez düzenlenecek olan FII etkinliği, Riyad’ın batı ucundaki Kral Abdulaziz Uluslararası Konferans Merkezi’nde gerçekleştirilecek.
Ortadoğu
INSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor

İsrail’in önemli düşünce kuruluşlarından INSS, İsrail’in yeni ulusal güvenlik konseptinin ABD’yi gerileyen bir güç olarak gördüğünü ve “sonsuz savaş”ın bir gereklilik haline geldiğini yazdı.
Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (INSS) İcra Direktörü ve ve eski İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) İstihbarat Müdürlüğü Başkanı Tamir Hayman imzalı analizde, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı operasyonunun ardından, İsrail’in ulusal güvenlik çerçevesinin devletin savunma, diplomasi ve bölgesel istikrara yaklaşımını kökten değiştiren “derin ve yazılı olmayan bir dönüşüm” geçirdiğini savunuyor.
Hayman’a göre ortaya çıkan bu paradigma, demokratik normların yerine etnik Yahudi kimliğini önceliklendiriyor, sürekli savaşı geçici bir aksaklık değil bir zorunluluk olarak görüyor ve bölgesel barış antlaşmalarını “aldatıcı düzenlemeler” olarak reddediyor.
Ayrıca bu strateji, ABD’ye olan stratejik bağımlılığı azaltarak tamamen kendi kendine yeterliliği savunuyor ve sivil karakollarla desteklenen “ileri savunma bölgeleri”nin yanı sıra “önleyici saldırı” eylemlerini vurguluyor.
Yeni konseptte İsrail devleti sivilleri, ileri karakolları ve çatışma bölgesi yerleşimlerini doğrudan aktif savunma ağına dahil ediyor.
Bu da, sivillerin cephe hattında kalkan görevi gördüğü, devletin kurulmasından önceki Yişuv dönemindeki ilkelere geri dönüş anlamına geliyor.
ABD’yi “uyumsuz ilerici değerlere” sahip, gerileyen bir güç olarak gören yeni konsept, ABD’ye olan stratejik bağımlılığın kesilmesini ve savunma teknolojisi alanında içsel kendi kendine yeterliliğin sağlanmasını savunuyor.
Küresel tedarik zincirlerine karşı maruz kalınan riskleri azaltmak amacıyla, bu yeni strateji, diğer sektörlere kıyasla yerli üretime öncelik verilmesini ve savunma teknolojisi sektörüne (savunma sanayii, siber güvenlik ve yapay zeka) yoğun yatırım yapılmasını gerektiriyor.
AB’nin “Horizon” programı gibi uluslararası işbirliği çerçevelerine katılmak yerine, teknolojiyi destekleyen araştırmaların bağımsız olarak ilerletilmesini savunuyor.
Hayman, bu değişimin göç ve büyük çaplı beyin göçünü tetikleyebileceği ve bunun da ekonominin kalitesini, dayanıklılığını ve sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit edeceği konusunda uyarıyor.
Hayman’a göre “yeni İsrail”, Filistin ulusunu ve iki devletli çözümü tamamen reddederek, sınırsız yerleşim genişlemesi yoluyla güvenlik sağlamaya çalışıyor ve komşu Arap devletlerinin istikrarının bozulmasını teşvik ediyor.
Hayman, bu operasyonel dönüşümün resmi bir yasama onayı bulunmadığından, ülkenin “demokratik” yapısı, uluslararası konumu ve uzun vadeli ulusal kimliği üzerindeki derin etkilerini değerlendirmek üzere kapsamlı bir kamuoyu tartışması yapılmasını talep ediyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Görüş2 hafta önceOrtadoğu’da Koridor İttifakları Devri
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Richard Wolff: ABD’de oligarklar devleti rehin alarak piyasayı yönetiyor
Amerika2 hafta önceBrezilya’da başkanlık seçimleri ikinci tura kaldı
Asya2 hafta önceJaponya Başbakanı Takaichi piyasaları harcama gündemi konusunda yatıştırmaya çalışıyor
Asya2 hafta önceÇin’de bankacılık reformu: 2025’te 670’ten fazla banka kapatıldı
Asya2 hafta önceAvustralya muhalefeti, ülke tarihindeki “en büyük göçmenlik kesintisini” vaat etti
Asya2 hafta önceHindistan’da 130 milyon seçmen kaydı silindi: Protestolar büyüyor








