Bizi Takip Edin

Avrupa

Fico suikasti: Neler biliyoruz?

Yayınlanma

Dün Slovakya Başbakanı Robert Fico, ülkenin batısında bulunan Handlová kentindeki Kültür Evi’nin önünde yurttaşları ile selamlaşırken silahlı saldırıya uğradı.

Bölgede bulunan Denník N muhabiri Daniel Vražda olayı görmediğini, fakat yakınlarda olup birkaç el silah sesi duyduğunu söyledi. Vražda, daha sonra başbakanın güvenlik görevlileri tarafından yerden kaldırıldığını, bir arabaya bindirildiğini ve götürüldüğünü gördü.

Olay yerinde bulunan tanıklara göre, Fico kendisini karşılamak için orada bulunan insanlara doğru yürüdü ve bu sırada birkaç el ateş edildi. Mevcut bilgiler toplamda dört ila beş el ateş edildiğini ve ardından Fico’nun yere düştüğünü gösteriyor.

Başbakanın durumu hâlâ kritik

Ateş ettiği iddia edilen kişi olay yerinde derhal gözaltına alındı. 

Olay hakkında açıklama yapan İçişleri Bakanı Matúš Šutaj Eštok, “Fail beş el ateş etti ve başbakanın durumu hâlâ kritik. Elde ettiğimiz ilk bilgiler saldırganın açık bir siyasi motivasyonu olduğunu ve (Başbakana saldırma) kararının cumhurbaşkanlığı seçimlerinden kısa bir süre sonra alındığını gösteriyor,” dedi.

Bakan, “anayasal temsilcilerin ve bazı medya kuruluşlarının yanı sıra hem koalisyon hem de muhalefetin siyasi temsilcilerinin korunmasının önümüzdeki birkaç gün içinde güçlendirileceğini” de sözlerine ekledi.

Fico yaklaşık 3,5 saat süren büyük bir ameliyat geçirdi. Savunma Bakanı Robert Kaliňák başbakanın durumunun “çok karmaşık” olduğunu söyledi.

Dennik N’de yer alan habere göre Kaliňák, “Bu travmayla başa çıkabilecek kadar güçlü olacağına inanıyoruz,” dedi.

Başbakan Yardımcısı Tomas Taraba ise perşembe sabahı BBC’ye yaptığı açıklamada “sanırım sonunda hayatta kalacak” dedi ve başbakanın “şu anda hayati tehlike altında olmadığını” sözlerine ekledi.

Tetikçi hakkındaki çelişkili iddialar

Slovak TV kanalı JOJ 24’ün ilk haberlerinde, saldırganın DÚHA (Gökkuşağı) Edebiyat Kulübü’nün kurucularından 71 yaşındaki Juraj Cintula olduğu iddia edildi.

Cintula 2016 yılına kadar edebiyat kulübünün başkanlığını yürüttü ve üç şiir kitabı yazdı. 2016 yılına kadar Levice’deki bir alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Cintula, görev başındayken saldırıya uğradıktan sonra işten ayrıldı.

Aynı zamanda Slovak Yazarlar Birliği üyesi olan suikatçi, bir iddiaya göre 8 sene önce “Şiddete Karşı Hareket” isimli bir siyasi parti kurmak istemişti.

Bratislava’da Macarca yayınlanan bir gazetenin portalına göre Juraj Cintula, “Rusya yanlısı paramiliter grup” Slovenskí Branci’nin (SB) sampatizanıydı. Cintula’nın 2016 yılında düzenli olarak örgütün toplantılarına katıldığı fotoğraflar servis edildi. Suikastçinin paramiliter grubun Facebook sayfasında “yazar ve yayıncı” olarak listelendiği ve bazı yazılarının yayınlandığı, Macarca sitenin iddiaları arasında.

Fakat işler burada biraz karmaşıklaşıyor. Yazılanlara göre, Cintula yazılarında mültecileri ve Slovak devletini eleştiriyor gibi görünüyor. Grubun, 1938-1945 yılları arasında Birinci Slovak Cumhuriyeti olarak adlandırılan faşist kukla devletin başkanı Jozef Tiso’nun mezarı başında üniformalı anma törenleri düzenlemesi ise ciddi bir çelişki olarak göze çarpıyor, zira SB, kendisini nazizme ve faşizme karşı bir örgüt olarak konumlandırıyor.

Új Szó haber portalı ise Markíza televizyon kanalına atıfta bulunarak, Cintula’nın gözaltına alındıktan kısa bir süre sonra, “hükümetin politikasına katılmadığı için suikastı bir aydır planladığını” söylediğini bildirdi.

Markíza’nın yayınladığı videoda zanlı, “Hükümetin politikalarına katılmıyorum. Medya neden hedef alınıyor? RTVS [Slovak devlet televizyonu] neden saldırı altında? [Yüksek Mahkeme Başkanı Ján] Mazák neden görevinden alındı?” diyor.

Fico suikast mi bekliyordu?

Öte yandan Fico bir ay önce sosyal medyada, “ilerici medyanın” kendisini ve hükümetini nasıl vuracağından bahsettiği bir video yayınladı. Video Avusturya gazetesi Der Standard tarafından sızdırıldı.

O dönemdeki siyasi mücadelenin bir parçası olan videoda başbakan, hükümet yetkililerine karşı şiddete yol açabileceğine inandığı “ilerici medyanın” metinlerini eleştiriyordu.

Fico, “Denník N. Smečko veya Aktualita tarafından bu kadar yoğun bir şekilde derinleştirilen bu hayal kırıklığının, hükümetin önde gelen siyasetçilerinden birinin suikastına kadar tırmanmasını bekliyorum ve bir milimetre bile abartmıyorum,” diyordu.

İçişleri Bakanı Eštok’un cumhurbaşkanlığı seçimlerine işaret etmiş olması da önemli. Geçen mart ve nisan aylarında, Slovakya’nın Batı yanlısı eski dışişleri bakanı Ivan Korčok ile iktidardaki Hlas partisinin lideri Peter Pellegrini cumhurbaşkanlığı için yarışmıştı. Son turdaki yarışı Pellegrini kazanmıştı. Pellegrini, başka bir NATO üyesi ülkenin Rusya tarafından saldırıya uğraması halinde, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. Maddesi gereğince Slovak Silahlı Kuvvetlerinin bu üye ülkeye yardım için gönderilmesine karşı çıkacağını belirterek dikkatleri üzerine çekmişti.

Bazı yorumcular ise Slovakya’daki siyasi atmosferin son yıllarda özellikle sert olduğuna işaret etti. 2018 yılında araştırmacı gazeteci Ján Kuciak ve nişanlısı Martina Kušnírová’nın öldürülmesi Slovakya’nın modern tarihindeki en büyük protestolardan birine yol açmış ve o dönem de başbakan olan Fico’yu istifaya zorlamıştı.

Kuciak, üst düzey Slovak siyasetçilerle bağlantıları olan bazı işadamlarının vergi yolsuzluklarını soruşturuyordu.

Slovakya Meclis Başkan Yardımcısı ve Fico’nun partisi Smer’in Başkan Yardımcısı Lubos Blaha ise “liberal medya”yı suçlayarak, “Smer adına bugün Handlová’da yaşananları şiddetle kınıyor ve aynı zamanda geçmiş yıllarda burada yaptıklarınızdan dolayı büyük bir tiksinti duyduğumu ifade etmek istiyorum. Siz, liberal medya ve siyasi muhalefet. Robert Fico’ya karşı ne kadar nefret yaydınız,” dedi.

Fico’nun Ukrayna savaşı konusundaki tutumu Batıyı mutsuz ediyordu

Pellegrini’nin sözleri, Başbakan Fico’nun ve partisinin görüşleri ile yakın ilişkili.

Pellegrini, Slovakya’nın AB ve NATO’ya bağlı kalmasının önemli olduğunu iddia ediyor fakat tıpkı Fico gibi, Ukrayna’ya askeri yardım göndermeyi reddediyor.

Geçen ocak ayında verdiği bir demeçte Fico, komşu Ukrayna’nın ‘egemen bir ulus’ olmadığını, ABD’nin ‘mutlak kontrolü altında’ olduğunu söylemişti.

Ukrayna’ya askeri yardıma karşı olan ve Rusya’ya yönelik yaptırımlara karşı çıkan lider, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasını istemediğini de yinelemişti.

Fico ayrıca Ukrayna’yı ‘dünyanın en yozlaşmış ülkelerinden biri’ olmakla suçlamış ve “Size gönderilen yardımın ne kadarının bir yerlerde kaybolduğunu yalnızca Tanrı bilir,” diye eklemişti.

Mevcut çatışmaya askeri bir çözüm olmadığını savunan Fico, Ukrayna’nın topraklarının bir kısmından vazgeçmek zorunda kalacağını savunmuştu.

Her iki taraf için de ‘çok acı verici’ olacak bir tür uzlaşmayı destekleyen Slovak lider, “Peki ne bekliyorlar? Rusların ayrılacağını mı? Bu gerçekçi değil,” iddiasında bulunmuştu.

Seçim zaferinden hemen sonra Kiev’e askeri yardımı kesen Fico, bununla birlikte AB zirvesinde Brüksel’in Kiev’e yardımının önüne taş koymamış ve uzlaşma sağlanmıştı.

Son olarak Fico, Slovakya’nın Kiev’e sadece insani yardım sağlayacağını ve mayın temizleme makineleri tedarik etme olasılığını da değerlendirdiğini açıklamıştı.

Başbakan, ülkesinin Ukraynalı askerlerin eğitimi konusunda Ukrayna’ya yardımcı olacağını da bildirmişti.

Fico, Macar lider Viktor Orban ile birlikte Orta Avrupa’da AB ve ABD yanlısı politikalara karşı bir ‘çıkıntı’ olarak görülüyordu.

Suikast, Avrupa’yı “şok etti”

Eylül 2023’te dördüncü kez Slovakya Başbakanlığı görevine gelen Fico, “Rusya yanlısı tutumu”nun yanı sıra, medya ve STK’lara yönelik düzenlemeleri ve hükümetinin geçirmeye çalıştığı yasalar nedeniyle Avrupa Komisyonu başta olmak üzere Batılı ülkelerin eleştirilerine maruz kalıyordu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen suikastin ardından saldırıyı kınadı ve “Bu tür şiddet eylemlerinin toplumumuzda yeri yoktur ve en değerli ortak varlığımız olan demokrasiye zarar vermektedir,” dedi.

Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel de X’te yaptığı açıklamada “haberler karşısında şoke olduğunu” söyledi ve “Hiçbir şey şiddeti ya da bu tür saldırıları haklı gösteremez. Düşüncelerim başbakan ve ailesiyle birlikte,” dedi.

Komşu Çekya’nın Batı yanlısı Başbakanı Petr Fiala olaydan kısa bir süre sonra X internet sitesinde bir açıklama yayınladı ve haberi “şok edici” olarak nitelendirdi.

Aralarında Fico’nun Macar mevkidaşı Viktor Orban’ın da bulunduğu diğer Avrupalı liderler de silahlı saldırı karşısında “şok olduklarını” ifade ederek siyasi şiddeti kınayıp Fico’ya acil şifalar dilerken, Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis “temel AB değerlerimizi tehdit eden” bu “aşırılıkçı eylemi” kınadı.

Almanya Şansölyesi Olaf Scholz “korkakça” bir suikast girişimini kınadı ve şiddetin Avrupa siyasetinde yeri olmaması gerektiğini vurguladı.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni de “korkakça” olarak nitelendirdiği saldırı haberini öğrendiğinde “şoke olduğunu” açıkladı ve her türlü şiddeti demokrasi ve özgürlüğün temel ilkelerine yapılan saldırılar olarak kınadı.

İspanya Başbakanı ve Sosyal Demokrat Pedro Sánchez de öfkesini dile getirerek hiçbir şeyin şiddeti haklı gösteremeyeceğini söyledi.

Bulgaristan’da Cumhurbaşkanı Rumen Radev ve eski başbakan ve ülkenin en büyük partisi GERB’in lideri Boyko Borissov şiddeti şiddetle kınarken, “Rusya yanlısı” olarak lanse edilen Vazrajdane partisinin lideri Kostadin Kostadinov, Fico’yu kimin öldürmek isteyeceği sorusunu gündeme getirdi ve “Bu durumda her normal Avrupalı kendisine iki soru sormalıdır: Slovak siyasetçinin ölümünde kimin çıkarı var? Sıradaki kim olacak?” diye sordu.

Kostadinov ayrıca Fico’nun Ukrayna’ya askeri yardım sağlanmasına, Ukrayna’nın NATO’ya katılmasına ve Ukrayna’daki askeri çatışmanın tırmanmasına karşı olduğunu defalarca dile getirdiğini hatırlattı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy saldırıyı kınayarak “şiddetin hiçbir ülkede, biçimde ya da alanda norm haline gelmemesi” için çaba gösterilmesi çağrısında bulundu.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise, “Slovak Cumhuriyeti Başbakanı Robert Fico’nun hayatına kast edilmesini öfkeyle öğrendim. Bu iğrenç suçun hiçbir haklı gerekçesi olamaz,” açıklamasını yaptı ve Fico’ya en içten desteklerini acil şifa dileklerini iletti.

Avrupa

AB’ye geri dönüş Londra’ya serbest ticaret anlaşmalarını feda ettirebilir

Yayınlanma

İngiltere’de yeni Başbakan Andy Burnham’ın AB’ye geri dönüş olasılığını gündeme alması, İşçi Partili eski hükümet yetkililerinin maliyet uyarılarına yol açtı. Bloomberg’ün haberinde, Margaret Thatcher döneminde kazanılan bütçe indiriminin kalkması halinde Londra’nın yıllık 5 milyar sterlin ek harcamayla karşılaşacağı ve Brexit sonrası imzalanan üçüncü ülke anlaşmalarının iptal edileceği kaydedildi.

İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üye olarak geri dönmesi durumunda, ülkenin her yıl yaklaşık 5 milyar sterlin (6,6 milyar dolar) ek harcama yapmak zorunda kalabileceği belirtildi.

Bloomberg’in eski Başbakan Keir Starmer yönetiminde görev almış İşçi Partili yetkililere dayandırdığı habere göre, olası bir geri dönüş Londra açısından ciddi bir mali yük ve ticari tavizler getirecek.

Söz konusu maliyet artışının temel nedenlerinden birini, eski Başbakan Margaret Thatcher döneminde elde edilen bütçe indiriminin kaldırılma ihtimali oluşturuyor.

İngiltere’nin ortak AB bütçesine yaptığı net katkıyı yüzde 66 oranında düşüren bu mekanizmanın yürürlükten kalkması, Starmer’ın eski çalışma arkadaşlarına göre İngiliz ekonomisine doğrudan ek yük getirecek.

Yetkililer mali faturaya karşılık Brüksel’in bazı başlıklarda taviz verebileceğini dile getiriyor.

Bu kapsamda AB yönetiminin, İngiltere’yi Schengen Bölgesi’ne katılmaya ya da euro para birimine geçmeye zorlamayabileceği değerlendiriliyor.

Buna karşın üyeliğe dönüş doğrudan mali harcamaların ötesinde kapsamlı ticari zorunlulukları da beraberinde getirecek.

Haberde, Londra’nın AB’den ayrıldıktan sonra üçüncü ülkelerle imzaladığı bütün bağımsız ticaret anlaşmalarını iptal etmek zorunda kalacağına dikkat çekildi.

Temmuz ayı sonunda başbakanlık görevinden ayrıldığını duyuran Keir Starmer’ın yerine geçen yeni Başbakan Andy Burnham, bir sonraki genel seçimlerde İngiltere’nin birliğe geri dönüşü için kampanya başlatabileceğini açıklamıştı.

Yıl sonunda düzenlenmesi planlanan zirvede ele alacağı üç seçeneği paylaşan Burnham; tam üyelik, AB tek pazarına erişim ve gümrük birliğine katılım başlıklarını değerlendireceğini bildirdi.

Starmer da başbakanlığı öncesinde Brexit sürecine destek vermemiş, ayrılık koşullarının yumuşatılmasını savunarak sürecin iptalini de seçenekler arasına alan ikinci bir teyit referandumu düzenlenmesi için çaba göstermişti.

İngiltere’de 23 Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 51,9’u birlikten ayrılma yönünde oy kullanmıştı.

Ülke, 47 yıllık üyeliğin ardından 31 Ocak 2020’de AB’den resmen ayrıldı. Londra, üyelik sürecinde çeşitli ayrıcalıklar ve istisnalar içeren özel bir statüye sahipti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Hamburg Limanı, NATO askeri lojistiği için modernize edilecek

Yayınlanma

Almanya, Hamburg Limanı’nı hem ekonomik rekabet gücünü artırmak hem de NATO’nun savunma lojistiğine hizmet etmek amacıyla genişletmeye hazırlanıyor. Federal hükümetin 2028 yılından itibaren kaynak aktaracağı projeyle rıhtımlar yenilenecek, gemi dönüş alanı 600 metreye çıkarılacak.

Almanya’nın en büyük limanı konumundaki Hamburg Limanı, hem ülke ekonomisini canlandırma hem de NATO’nun askeri lojistik ihtiyaçlarını karşılama hedefiyle kapsamlı bir yenileme sürecine giriyor.

Bild gazetesinin haberine göre limanın, 2028 yılından itibaren özel bir federal fondan mali destek alması planlanıyor.

Hamburg liman sahalarının devlet teşvik haritasına dahil edilmesine ilişkin resmi kararın bu yılın sonuna kadar çıkması bekleniyor.

Projeyle birlikte rıhtım duvarlarının yenilenmesi, eskiyen vinçlerin modern alternatifleriyle değiştirilmesi ve bağlantı yollarının geliştirilmesi hedefleniyor.

Yatırımların temel amacını, limanın Avrupa’nın önde gelen lojistik merkezleri arasındaki konumunu yeniden güçlendirmek oluşturuyor.

Liman altyapısında sivil ve askeri hedefleri birleştiren “çift kullanım” yaklaşımı öne çıkıyor.

Plan çerçevesinde inşa edilecek altyapı, standart konteyner trafiğini hızlandırmanın yanı sıra olası bir kriz anında NATO’ya ait ağır askeri teçhizat ve zırhlı araçların sevkiyatına da kesintisiz lojistik zemin hazırlayacak.

Gazetenin aktardığı ayrıntılara göre 2030’lu yıllara kadar gemi manevra alanının çapının 600 metreye çıkarılması öngörülüyor. Bu genişletme adımı, yeni nesil mega konteyner gemilerinin limana güvenli şekilde yanaşabilmesini sağlayacak.

Liman idaresi, yılın başında kaydedilen yük trafiğindeki gerileme ve pazar payı kaybının ardından toparlanma işaretleri görüldüğünü bildirdi.

İyileşme sürecinde, liman işletmecisi HHLA şirketinin bir buçuk yıldır kilit hissedarları arasında yer alan dünyanın en büyük deniz taşımacılığı firması MSC belirleyici rol oynuyor.

Şirket, HHLA terminalleri üzerinden gerçekleştirdiği elleçleme hacmini artırma taahhüdünde bulundu.

Hamburg eyalet yönetimi ise büyük taşımacılık şirketlerine bağımlılığı dengelemek adına yük trafiğini çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.

Hamburg Ekonomi Senatörü Melanie Leonhard, kentin Avrupa, Güney Amerika ve Hindistan ile ticari bağlarını genişletmeyi hedeflediklerini açıkladı.

Almanya’nın liman hamlesi, savunma harcamalarındaki genel artış eğilimiyle eşzamanlı ilerliyor.

2025 yılında Avrupa’da savunmaya en fazla bütçe ayıran ülke olan Almanya’nın, ordunun imkanlarını geliştirerek 2030’a kadar kıtanın önde gelen askeri gücüne dönüşebileceği belirtiliyor.

ABD merkezli Foreign Affairs dergisi şubat ayındaki değerlendirmesinde, Berlin’in bu askeri yükselişinin Avrupa’yı güçlendirmek yerine kıta içinde yeni bölünmelere yol açabileceği uyarısına yer vermişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Yayınlanma

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.

Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.

Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.

Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.

Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.

Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı

Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.

Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.

Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.

Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.

Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.

1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.

Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.

Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.

Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor

Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.

Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.

Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.

Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.

Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.

Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.

Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.

Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.

Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.

Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek

Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.

Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.

Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.

Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.

Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.

Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.

Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.

Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor

Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.

Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.

Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.

Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.

Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.

Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.

Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.

Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek

Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.

Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.

Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.

Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.

Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.

Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English