Ortadoğu
Fransa Suriye’yi alternatif enerji koridoru olarak görüyor

Fransa, Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek sevkiyat kesintilerine karşı Suriye’yi Basra Körfezi petrolünün Akdeniz’e taşınabileceği alternatif bir enerji koridoru olarak değerlendiriyor. Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, bu planın altyapı yatırımları ve güvenlik garantilerine bağlı olduğunu söylerken, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da TotalEnergies CEO’suyla birlikte Şam’da temaslarda bulundu.
Fransa, ABD ile İran arasında savaşın yeniden başlamasının ardından Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek kesintilere karşı Suriye üzerinden alternatif enerji güzergâhları oluşturmayı değerlendiriyor. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, Paris’in Basra Körfezi petrolünün taşınması için yeni geçiş hatları üzerinde çalıştığını, bu kapsamda Suriye’nin öne çıktığını söyledi.
Barrot, “Bu krizin başlangıcından bu yana yürüttüğümüz çalışmalar arasında, şurada ya da burada yaşanabilecek tıkanmalara bağımlı kalmamak için alternatif güzergâhlar hazırlama fikri de bulunuyor” dedi.
Barrot, Beşar Esad yönetiminin çöküşünün ardından yeniden birleşme sürecine giren Suriye’nin “yeni bir bölgesel merkez” hâline gelebileceğini belirtti. Fransız Bakan, ülkeyi Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek sevkiyat kesintilerinin etkisini azaltabilecek, Basra Körfezi petrolünün Akdeniz’e ulaştırılacağı stratejik bir koridor olarak tanımladı.
Fransa’nın Şam yönetimiyle ticari ve ekonomik işbirliğini genişletmek istediğini söyleyen Barrot, bu sayede Körfez’deki üretici ülkeler için güvenli bir geçiş güzergâhı oluşturmayı hedeflediklerini ifade etti.
Barrot’a göre bu planın hayata geçirilebilmesi için mevcut altyapının kapsamlı biçimde değerlendirilmesi ve gerekli güvenlik garantilerinin sağlanması gerekiyor. Fransız Bakan, bu çalışmaların küresel enerji piyasalarının güvence altına alınması açısından kritik önem taşıdığını dile getirdi.
Macron’a TotalEnergies CEO’su eşlik etti
Barrot’un açıklamaları, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un salı günü Şam’a yaptığı ziyaretin ardından geldi. Macron, burada eski El Kaide lideri ve kendisini Suriye Cumhurbaşkanı ilan eden Ahmed Şara ile görüştü.
Macron’un heyetinde TotalEnergies Üst Yöneticisi (CEO) Patrick Pouyanné de yer aldı. Pouyanné, Suriye’yi “Orta Doğu’nun kavşak noktasında” bulunan bir ülke olarak nitelendirerek Irak ile Akdeniz arasında hayati önemde bir enerji bağlantısı oluşturabileceğini söyledi.
Irak petrolü yeniden Suriye üzerinden taşınıyor
Irak, Hürmüz Boğazı’nın kapanması ihtimaline karşı nisan ayından bu yana petrolünü yeniden ihraç edilmek üzere tankerlerle Suriye üzerinden sevk ediyor.
Nisan ile haziran ayları arasında bu güzergâh üzerinden 600 bin tondan fazla akaryakıt ihraç edildi. Geçen ay Irak ve Suriye yetkilileri, Kerkük-Banyas petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesini ve enerji transit mekanizmalarının oluşturulmasını görüştü.
TotalEnergies de Akdeniz’deki bir açık deniz arama sahası için mutabakat zaptı imzaladı. Ancak Pouyanné, bunun dışında şirketin şu anda üzerinde çalıştığı somut bir proje bulunmadığını söyledi.
“Güvenlik durumu henüz faaliyet göstermemize izin vermiyor”
Pouyanné, ülkedeki güvenlik koşullarının istikrara kavuşmadığını belirterek, “Bugün güvenlik durumunun burada faaliyet göstermemize henüz izin vermediği açık. Ancak buraya, Şam’a gelmenin olumlu bir girişim olduğunu düşünüyorum” dedi.
Pouyanné’nin açıklamalarından kısa süre sonra Fransız heyetinin konakladığı Four Seasons Oteli yakınında iki bombanın patladığı bildirildi.
Suriye yönetimine ülke üzerindeki kontrolünü sağlaması için zaman tanınması gerektiğini söyleyen Pouyanné, “Çok fazla şey talep etmemeliyiz” ifadelerini kullandı ve “Biraz sabırlı olmamız gerekiyor” dedi.
Ortadoğu
Basra Körfezi’nin zenginleri miras için İngiliz hukukunu seçiyor

Basra Körfezi ülkelerindeki varlıklı aileler, şeriatın miras kurallarını aşmak ve varlıklarını çocukları arasında daha eşit dağıtmak amacıyla İngiliz hukukuna başvuruyor. İngiliz gazetesi Financial Times’ın aktardığına göre, dini kurallarla zorlaşan miras süreçlerinde “cinsiyet dengesi” sağlama stratejisi uzmanlar tarafından “hafifletilmiş şeriat” olarak adlandırılıyor. Londra merkezli hukuk firmaları, küreselleşmeyle birlikte Batı’da yaşayan ve daha özgürlükçü görüşlere sahip yeni nesil mirasçıların bu talebi artırdığını belirtiyor.
Basra Körfezi ülkelerindeki varlıklı aileler, şeriattaki katı miras kurallarını aşmak ve varlıkların erkek ve kız çocuklar arasında daha eşit dağıtılmasını sağlamak amacıyla giderek daha fazla İngiliz hukukuna başvuruyor.
Financial Times’ın haberine göre uzmanlar, dini kurallar nedeniyle uygulanması zorlaşan mirasta “cinsiyet dengesi” stratejisini “hafifletilmiş şeriat” (sharia-lite) olarak tanımlıyor.
İslam miras hukuku, müteveffanın parasından öncelikle cenaze ve buna bağlı masrafların ile varsa borçların ödenmesini şart koşuyor. Ardından mirasın yürürlüğe girmesi düzenleniyor; vasiyete tüm mal varlığının en fazla üçte biri dahil edilebiliyor ve bu pay yalnızca zorunlu mirasçılar arasında yer almayan kişilere devredilebiliyor.
Sonrasında ise miras, yakın akrabalara sabit paylar halinde aktarılıyor. Bu sistemde örneğin bir oğul, kız çocuğunun payının iki katına denk gelen bir pay alıyor. Ölen kişinin yalnızca kız çocukları varsa, tüm mal varlığının üçte ikisi bu çocuklara kalıyor.
İngiliz hukuku ise vasiyet sahibine neredeyse tam bir hareket özgürlüğü sunarak varlıkların istenen kişiye ve istenen oranlarda devredilmesine imkan tanıyor. Hukukçular, bu talebin arkasında küreselleşmenin yattığını, yeni nesil mirasçıların genellikle Batı’da yaşadığını ve daha özgürlükçü görüşlere sahip olduğunu ifade ediyor.
Addleshaw Goddard firmasının ortaklarından Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce uygulanmaya başladığını” ve şimdiden varlıklı Müslüman kadınların sayısında artışa yol açtığını söyledi.
Bunun yanı sıra yeni sistem, karmaşık ailevi durumlarda varlıkların eski eşlere veya diğer akrabalara geçmesi gibi risklere karşı koruma sağlıyor.
Londra merkezli Mishcon de Reya hukuk firmasının ortağı Charlie Sosna, müşteriler için “şeriat ruhuna uygun” hareket etmenin fakat aynı zamanda servetin dağıtımı konularında arzulanan sonuca ulaşmanın önemli olduğunu açıkladı.
Yöntemin popülerliğine rağmen “İngiliz vasiyetnamesi” kesin bir çözüm sunmuyor. Howard Kennedy firmasından Simon Malkiel, Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için İngiliz hukukunun değil, genellikle mal sahibinin ikamet ettiği ülkenin yasalarının uygulandığı konusunda uyarıda bulunuyor.
Hukukçular, stratejinin etkinliğinin doğrudan mirasçıların ölen kişinin iradesine mahkemelerde ne kadar agresif bir şekilde itiraz edeceğine bağlı olduğunu kaydediyor.
Tröst yapıları alternatif koruma sağlıyor
Uzmanlar daha güvenilir bir araç olarak, özellikle Manş Denizi’ndeki Britanya Taht Bağlılığı bölgesi olan Jersey yetki alanındaki tröstleri öne çıkarıyor.
Tröst yapıları, varlıkların tamamen şeriatın etki alanından çıkarılmasına olanak tanıyarak mülk sahibine kimin, ne zaman ve ne miktarda faydalanıcı olacağı konusunda tam kontrol sağlıyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Avrupa2 hafta önceİngiltere çelik üreticisi British Steel’i kamulaştırdı
Dünya Basını4 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Görüş2 hafta önceEndüstriyel futbolun kıskacında bir dev: 2026 Dünya Kupası ve küresel ticaretin gölgesi
Asya2 hafta önceTokyo’dan Hürmüz Boğazı’nı baypas edecek hatlara destek
Asya2 hafta önceRusya’nın benzin talebine Hindistan’dan ret
Dünya Basını3 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor











