Bizi Takip Edin

Avrupa

Fransa’da Le Pen’e darbenin etkisi tüm Avrupa’ya yayılabilir

Yayınlanma

Fransa’nın ünlü sağ siyasetçisi Marine Le Pen pazartesi günü beş yıl süreyle seçilme yasağı cezasına çarptırıldı. Bu ceza, daha öncesinde temyize gidilmediği takdirde 2027’de cumhurbaşkanlığına adaylığını koymasını imkansız hale getirecek.

Paris’te bir mahkeme Le Pen’i Avrupa Parlamentosu (AP) fonlarını zimmetine geçirdiği gerekçesiyle ikisi tecilli, ikisi elektronik kelepçe takılmak üzere dört yıl hapis cezasına çarptırdı ve beş yıl süreyle siyasetten men etti.

Fransız liderin, partisi Ulusal Birlik’in (RN) Brüksel’de çalışan personel için ayrılan AP fonlarından 4,4 milyon avroyu zimmetine geçirdiği öne sürülüyor.

Salı günü yaptığı açıklamada Le Pen, “Sistem nükleer bombayı bıraktı ve eğer bunu yaptılarsa, bunun nedeni açıkça iktidarı kazanmanın eşiğinde olmamızdır. Vazgeçmeyeceğiz. Fransız halkının cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kendilerinden çalınmasına izin vermeyeceğiz,” dedi.

Le Pen’in yargıyı siyasallaşmakla suçlaması ile birlikte ABD Başkanı Donald Trump’a benzer bir karşı çıkış örgütleyeceği iddiaları gündeme geldi. Bununla birlikte RN yetkilileri, Trump ile aynı yolu izlemeyeceklerini, böylesi agresif bir yaklaşımın iki turlu başkanlık seçimini kazanmak için ihtiyaç duydukları kararsız seçmenleri kaçıracağını söylüyor.

6 Ocak 2021’de Trump destekçilerinin Joe Biden’ın seçim galibiyetini tanımadığı protestolara atıfta bulunan RN’nin üst düzey isimlerinden ve Le Pen’in kayınbiraderi Philippe Olivier, “Kongre [isyanı] yapmayacağız. Martin Luther King’i takip edeceğiz. Jean-Marie Le Pen de Trump gibi tepki verirdi ama Marine Le Pen ne babası ne de Trump gibi. Bunu farklı bir şekilde yapacağız,” dedi.

Le Pen’in halefi olarak belirlediği 29 yaşındaki RN Başkanı Jordan Bardella ise, “yargıçların tiranlığını” kınadı ve “Fransız demokrasisinin idam edildiğini” söyledi. 

Fakat salı sabahı CNews’e verdiği röportajda daha yumuşak bir ton tutturan Bardella, “Demokrasinin kelimelerin şiddeti olduğuna inanıyorum, asla fiziksel şiddet değil. Bugün Fransız halkının öfkelenmesi gerektiğine inanıyorum ve onlara şunu söylüyorum: Ayağa kalkın! Öfkeli olun!” dedi.

RN de “barışçıl bir kitlesel seferberlik” çağrısında bulundu ve pazar günü Paris’te Le Pen’i desteklemek üzere bir miting düzenleme kararı aldı.

Yetkililer ayrıca bu hafta sonu ülke genelinde seçmenlerle konuşmak ve broşür dağıtmak için bir plan olduğunu söyledi.

RN ayrıca destekçilerini toplamak için “Demokrasiyi kurtar, Marine’i destekle!” başlıklı bir imza kampanyası başlattı.

Fransa’nın en yüksek temyiz mahkemesi başsavcısı Rémy Heitz ise, bu tür tehditlerin vahim olduğunu söyledi ve mahkemeyi savundu.

Heitz, “Karar siyasi değil, üç bağımsız ve tarafsız yargıç tarafından verilen hukuki bir karardır. Yargıçlara yönelik tehditler bir demokraside kesinlikle kabul edilemez,” dedi.

Başbakan François Bayrou salı günü Ulusal Meclis’te yaptığı konuşmada yargının Fransız demokrasisini baltaladığı iddialarının doğru olmadığını savundu.

Öte yandan başbakan, “bir vatandaş olarak” temyiz yolları tüketilmeden derhal seçimlere katılmaktan men edilmenin uygun olup olmadığını sorguladığını da sözlerine ekledi.

Bayrou, “Yargıçların kararlarını verdikleri yasa parlamento tarafından kabul edildi . . . Bu yasanın değiştirilip değiştirilmeyeceğine karar verecek olan parlamentodur,” dedi.

Savcıların ilk kararı temyiz etmesinin ardından Bayrou ve partisi Demokrat Hareket, Le Pen’inkine benzer bir sahte sözleşme davasından ikinci kez yargılanıyor.

Fransa’da siyasetçiler için yasaklar da dahil olmak üzere yasal sıkıntılar yeni değil ve bu durumdan etkilenenler yargıçlardan da şikayetçi. Eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Libya’dan yasadışı kampanya katkıları aldığı iddiasıyla devam eden davasında mahkemeyi yetkisini aşmak ve tacizle suçlamıştı.

Sağcı eski başbakan François Fillon, Mayıs 2017’deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde, polisin aynı yılın mart ayında eşini parlamento asistanı olarak sahte bir işte çalıştırdığı gerekçesiyle hakkında resmi soruşturma başlatmasıyla liderliğini kaybetmişti.

2011 yılında eski cumhurbaşkanı Jacques Chirac kamu fonlarını zimmetine geçirmekten suçlu bulunmuş ve iki yıl ertelenmiş hapis cezası almıştı.

İsrail, Trump, Orban, Salvini ve Wilders’ten Le Pen’e destek

Aralarında Trump’ın da bulunduğu bazı sağcı liderler ise Le Pen’in arkasında durarak rakiplerini yargı yoluyla ortadan kaldırmaya çalıştığı iddiasıyla “radikal sola” saldırdı.

Trump pazartesi günü Le Pen’in yasağı için, “Bu çok büyük bir mesele” dedi ve kendisine karşı açılan ve birçoğu yeniden seçilmesinin ardından düşen bir dizi dava arasında paralellik kurdu.

Trump, “Kulağa bu ülke [ABD] gibi geliyor. Bu ülkeye çok benziyor,” diye konuştu.

Macaristan Başbakanı Viktor Orbán X’te “#JeSuisMarine” [“#BenMarine’im”] tag’ini başlatırken, İtalya Başbakan Yardımcısı ve Lega lideri Matteo Salvini kararı “Brüksel’in savaş ilanı” olarak nitelendirdi ve “seçmenlerin kararından korkanların genellikle mahkemelerin kararından güvence aradıklarını” ileri sürdü.

Hollandalı sağcı PVV’nin lideri Geert Wilders de Le Pen’i destekleyerek “Ona inanıyorum” dedi ve temyiz başvurusunu kazanacağına, yasağı kaldıracağına ve “Fransa’nın Cumhurbaşkanı olacağına” olan inancını dile getirdi.

PfE içerisinde yer alan Avusturyalı FPÖ milletvekili Harald Vilimsky “skandal bir karardan” söz ederken, Belçika’dan Vlaams Belang lideri Tom Van Grieken mahkeme kararını “demokrasiye saldırı” olarak nitelendirdi.

İspanyol partisi Vox’un lideri Santiago Abascal ise Fransız halkının ‘susturulamayacağını’ ilan etti.

İsrail Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, X’te yaptığı açıklamada “gerileyen elitlerin yargı sistemini bir silah olarak kullanarak halkın iradesini bastırmaya yönelik acınası ve şeffaf girişiminin” başarısız olacağını söyledi.

Avrupa’da tepki oyları yükselir mi?

Öte yandan Odoxa kamuoyu yoklama enstitüsü tarafından Pazartesi günü açıklanan anket sonuçlarına göre Le Pen, yüzde 37’lik onay oranıyla eski Başbakan Édouard Philippe (yüzde 36) ve RN partisinin lideri Jordan Bardella’nın (yüzde 35) hemen önünde Fransa’nın en popüler siyasetçisi konumunda.

Karar hukuki açıdan nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, Fransız nüfusu içindeki bölünmeyi derinleştirmiş ve sağa yeni sempatizanlar kazandırma tehdidi yaratmış gibi görünüyor.

Örneğin Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR), bunun bir sonraki seçimler öncesinde RN tabanının daha da mobilize edilmesine yardımcı olacağına inanıyor.

ECFR kısa süre önce yaptığı bir açıklamada, Le Pen aleyhindeki kararın Avrupa’da daha geniş ve önemli sonuçları olacağı uyarısında bulundu.

Avrupa’daki “müesses nizam karşıtı” hareketler için ani bir yükseliş ihtimalinden bahseden ECFR, Trump yönetimi tarafından yayılan, elitlerin liberal kesimlerinin “Batı’daki siyasi sistemleri ele geçirdiği” görüşünün daha da meşrulaşacağına işaret etti.

Aşırı sağın gelecekte “sistemin” kendilerini susturmak için çalıştığını daha güçlü bir şekilde iddia ettiğini göreceklerini öne süren ECFR, bunun Avrupa’nın ötesinde bile şimdiden gerçekleştiğini hatırlatarak, Brezilya’nın aşırı sağcı eski başkanı Jair Bolsonaro’nun “solun ve sistemin” rakiplerini “oyun dışı bırakmak” için çalıştığını söylediği aktarıyor.

Le Pen’in en güçlü halef adayı Bardella

Araştırma ve danışmanlık grubu Elabe tarafından pazartesi günü yaklaşık 1.000 kişiyle yapılan bir ankete katılanların yüzde 57’si ise Le Pen’e karşı verilen kararın, hakkındaki iddialar göz önüne alındığında “normal” olduğunu söyledi.

Ankete göre RN seçmenlerinin yüzde 89’u bunun adaletsiz olduğunu söylerken, diğer partilere oy verenlerin çoğunluğu bunun adil olduğunu düşünüyor.

Yeni Halk Cephesi (NFP) ve Macron’un partisi Ensemble seçmenleri yüzde 80’in üzerinde oylarla Le Pen hakkındaki kararın “siyasi” olmadığını düşündüğünü belirtti.

Yüzde 68’lik bir kesim de yasağın itirazlar sonuçlanmadan hemen uygulanmasının adil olduğunu söyledi.

RN seçmeninin yüzde 90’ına yakını Le Pen’in halefi olarak en iyi adayın Jordan Bardella olduğunu savundu.

Birkaç ay önce Bardella, Le Pen hakkındaki dava doruk noktasındayken, kendi kitabının tanıtımı için kent kent gezmesi nedeniyle bazı RN taraftarları tarafından “ihanet” ile suçlanmıştı.

Bardella, genç ve Le Pen ailesinin siyasi yüküne sahip olmayan daha “liberal” biri olarak görüldüğü için Avrupa’da da kabul görebilecek bir lider adayı olarak öne çıkıyor.

Yıllar boyunca müdavimleri arasında şu anda AP milletvekili ve aşırı sağcı Egemen Uluslar Avrupası grubunun üyesi olan Sarah Knafo; şu anda aşırı sağcı CNews kanalında yorumcu olan Pierre Gentillet ve şu anda milletvekili olan Alexandre Loubet’nin yer alan La Cave Saint-Germain barında takılan Bardella, şu anda RN içinde kendisini çevreleyen ve aralarında milletvekili Pierre-Romain Thionnet’in de bulunduğu yakın çevresini oluşturdu.

Bardella en azından kağıt üzerinde, akıl hocası Marine Le Pen’den önemli politika farklılıkları sergiliyor. Örneğin Rusya’ya karşı savaşında Ukrayna’yı alenen destekliyor.

Marine Le Pen Fransız aşırı sağının “sosyal” tarafını temsil ederken, Bardella, Elon Musk’ın Devlet Verimliliği Departmanı (DOGE) modelinde bir “Devlet Verimliliği Bakanlığı” kurulması için bastırıyor.

Avrupa

Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Yayınlanma

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.

Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.

Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.

Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.

Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.

Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı

Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.

Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.

Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.

Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.

Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.

1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.

Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.

Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.

Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor

Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.

Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.

Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.

Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.

Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.

Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.

Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.

Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.

Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.

Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek

Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.

Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.

Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.

Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.

Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.

Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.

Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.

Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor

Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.

Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.

Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.

Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.

Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.

Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.

Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.

Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek

Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.

Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.

Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.

Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.

Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.

Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Manchester City’nin başı dertte

Yayınlanma

Bağımsız bir komisyon, Manchester City’yi, 830 milyon sterlinden fazla gizli fonu gizlemek amacıyla ticari ortaklarla “sahte sözleşmeler” düzenlemek de dahil olmak üzere, 114 başlıkta suçlu buldu.

Kulüp, herhangi bir suçu olduğunu hâlâ reddediyor ve 2 Ekim tarihine kadar temyiz başvurusunda bulunma hakkı var.

City, 2009 ile 2018 yılları arasında mali kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle Şubat 2023’te Premier Lig tarafından yöneltilen 115 suçlamadan 114’ü konusunda suçlu bulundu.

Bağımsız heyet, para cezasından ağır puan kesintisine, ligden ihraç edilmeye veya şampiyonlukların iptal edilmesine kadar uzanan yaptırımlar konusunda henüz bir karar vermedi.

Manchester United, Liverpool ve Arsenal gibi rakip kulüplerin, bu kararın o dönemde kaçırdıkları ödül paraları ve sıralamalar açısından ne anlama gelebileceğini şimdiden değerlendirmeye başladıkları söyleniyor.

En ciddi suçlamalar ise sponsorluk gelirleri, ilişkili taraflarla yapılan ödemeler ve işletme giderleri ile ilgili muhasebe usulsüzlüklerine odaklanıyor.

40 sayfalık raporda Manchester City, “sahte” anlaşmalar, “dürüst olmayan” tanıklar ve Abu Dhabi United Group (ADUG) için “bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” Fordham Anlaşması ile suçlanıyor.

City, ADUG’un Abu Dabili sponsorlardan gelen sponsorluk ücretlerini kısmen karşıladığı bir “Gizli Finansman Planı” uyguladı.

Sonuç olarak, kulübün mali tablolarında 2009-10 sezonundan 2017-18 sezonuna kadar Abu Dabi sponsorlarından elde edilen ticari gelirin 949,94 milyon sterlin olduğu gösterildi.

Oysa gerçekte, Abu Dabi sponsorları bu dönemde City’ye sadece 119,25 milyon sterlin ödedi; kalan 830,69 milyon sterlin ise ADUG tarafından karşılandı.

City ayrıca, gelirleri 24,5 milyon sterlin fazla, giderleri ise 49,414 milyon sterlin eksik göstermek amacıyla Fordham adlı bir üçüncü tarafı bir araç olarak kullandı.

Komisyon, “Fordham Anlaşması”ni “ADUG için bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” bir düzenleme olarak nitelendirdi.

Bu davanın boyutu, onu İngiliz futbolunun daha önce karşılaştığı hiçbir duruma benzemiyor.

Everton, 2023-24 sezonunda kâr ve sürdürülebilirlik kurallarını tek bir kez ihlal ettiği için altı puan, Nottingham Forest ise dört puan düşürüldü.

Her iki vaka da City’ye yöneltilen 115 suçlamanın yanında nispeten sınırlı kalıyor.

Chelsea, kulübün önceki yönetim döneminde yapılan usulsüz ödemeleri fiilen ihbar ettikten sonra para cezasına çarptırıldı ve ertelenmiş bir transfer yasağı aldı; ayrıca soruşturma süreci boyunca yetkililerle işbirliği yaptı.

City ise bunların hiçbirini yapmadı. Davayı takip eden hukuk uzmanlarına göre kulüp, her bir suçlamayı reddetti ve Chelsea’nin yaptığı gibi işbirliği göstermedi.

Bu durum, yaptırımlar nihayet belirlendiğinde hoşgörü gösterilme olasılığını önemli ölçüde azaltıyor.

Premier Lig’den Richard Masters, ligin uygulanması gerektiğini düşündüğü yaptırımla ilgili sunumları denetleyecek.

Bunun ardından City’nin avukatları daha hafif bir sonuç için savunma yapabilecek.

Her iki taraf da, kararı veren aynı bağımsız heyetin huzurunda argümanlarını sunacak.

Söz konusu dönemde City’nin kazandığı şampiyonlukların elinden alınıp alınmayacağı konusu henüz netleşmedi.

Kulübün yaratmakla suçlandığı mali avantajın, sonraki on yıl boyunca İngiliz futboluna hakim olan ve 2023’teki üçlü zaferle doruğa ulaşan kadronun oluşturulmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle, 2009 ile 2018 arasındaki tüm sonuçların geçersiz sayılması yönünde bir görüş bulunuyor.

Buna karşılık, sahada yaşananların geriye dönük olarak iptal edilemeyeceği yönünde bir görüş de mevcut.

City’nin en görkemli döneminde kulübe antrenörlük yapan Pep Guardiola, karar açıklanmadan önce, 2023 yılında bu soruyu doğrudan ele almış ve şunları söylemişti:

“Hadi ama! Karar ne olursa olsun, o anlar bize aittir. Yaptıklarımızı bir düşünün… Sergio Aguero’nun QPR’a attığı o gol; kimse onu silemez. Bilmiyorum, Steven Gerrard’ın Anfield’da kaymasından biz mi sorumluyuz?”

2018-19 ve 2021-22 sezonlarında Liverpool takımıyla City’nin ardından ikinci sırada bitiren Jürgen Klopp, karar açıklanmadan önce, kulübün suçlu bulunması halinde bira alıp eski oyuncuları için kendi arka bahçesinde bir kutlama düzenleyeceğini söylemişti.

City taraftarları açısından bakıldığında, kulübe yakın kaynakların tarif ettiği ruh hali, davanın sürdüğü üç yıl boyunca direniş ve yorgunluk arasında gidip geldi.

Başkan Khaldoon Al Mubarak, taraftarlara ve genel müdür Ferran Soriano’ya bir mektup yazarak, bir kararın açıklandığı şu anda bile sürecin sonuçlanmasının hâlâ yıllar alabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Bu mesaj, kulübün kendisinin de temyiz davasının hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını beklemediğini gösteriyor.

Everton taraftarı olan İngiltere Başbakanı Andy Burnham da topa girdi. Başbakan, Manchester City’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen sahiplerinin, kulübün Premier Lig’in mali kurallarını ihlal ettiği tespit edildikten sonra kulübü satması durumunda “gerçekten endişeleneceğini” söyledi.

Burnham, 2008 yılından bu yana kulübün sahibi olan ve Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan tarafından yönetilen Abu Dhabi United Group’un başarılarını övdü:

“Onları kaybetmek beni gerçekten çok endişelendirir. Modern Manchester’ın inşasında ve tabii ki Manchester City’nin bugünkü küresel güç haline gelmesinde çok büyük bir ortak oldular. Aslında City Football Group’a ve daha geniş kapsamlı sahiplik yapısına, sadece Etihad [Stadyumu] ve çevresindeki kampüse değil, aynı zamanda şehre de yatırdıkları para için teşekkür ediyorum.”

Başbakan, City’ye ceza verilmesinin Birleşik Krallık-Abu Dabi ticaret ilişkileri üzerinde önemli bir etki yaratabileceği yönündeki uyarılara rağmen, herhangi bir disiplin sürecine müdahale etmeyeceğini söyledi.

Burnham, belediye başkanı olduğu dönemde City’nin sahipleriyle kurduğu ilişkilerin “elbette” incelemeye dayanacağından emin olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Papa Leo’dan Avrupa’nın silahlanmasına itiraz

Yayınlanma

Papa XIV. Leo, Avrupa’nın silahlanmasına olan itirazını yineleyerek, Ukrayna savaşında barış çabalarına destek verdi.

ABD kökenli ilk papa, Avrupa Birliği’nin kurucularından Robert Schuman’ın memleketi olan Metz’de Avrupalı liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Savaş geri döndü, hatta Avrupa’ya bile: Her gün sayısız sivilin hayatına mal olan yeni ve anlamsız bir katliam,” dedi.

Leo, Avrupa için bugüne kadarki en net siyasi vizyonunu ortaya koyarken, sağın bölge genelinde güç kazandığı bir dönemde entegrasyonu ve çokkültürlülüğü de övdü.

Fransızca yaptığı konuşmada Papa, Avrupalılara hukukun üstünlüğü ve ırk, renk, sınıf veya meslek ayrımı gözetmeksizin tüm insanların eşitliği dahil olmak üzere AB’nin kurucu değerlerini hatırlamaları çağrısında bulundu.

Leo’nun konuşması ayakta alkışlandı.

Leo, cuma günü başladığı dört günlük ziyaretine, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kuruluşların krizde olduğu ve uluslararası diyaloğun bir “maskaralık” haline gelme riski taşıdığı uyarısıyla başlamıştı.

Kıyamete beş kala – 2: Kiliseler savaşı

“Müzakerelerde cesaret göstermeli ve barışın daha büyük yararı için bazı tutumlarımızdan vazgeçmeye hazır olmalıyız,” diyen Leo, 1917’de Birinci Dünya Savaşı’nın kanlı günlerinde Papa XV. Benedict’in yaptığı benzer bir çağrıyı hatırlattı.

Leo ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın baskısı ve Rusya tehdidi gerekçesiyle geçen yıl Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en yüksek artışla artan Avrupa askeri harcamalarına muhalefetini yineledi.

Papa şöyle konuştu:

“Yeniden silahlanmanın çözüm olduğu yanılgısına da karşı koymalıyız. Bugün kendimize şunu sormalıyız: Dünya barışını ilerletmek için gerçekten yaratıcı çabalar gösteriyor muyuz, yoksa sadece ‘savaş dalgası ile baş etmeye’ ve hâlâ geleceğini varsaydığımız savaşlara kendimizi daha iyi hazırlamaya mı çalışıyoruz?”

Ayrıca Leo, Avrupalı liderlere kıtaya gelen göçmenleri topluma entegre etmeleri ve onlara sanki kendi aile üyeleriymiş gibi fırsatlar sunmaları çağrısında bulundu.

Liderlere sık sık göçmenlere daha insancıl davranmaları çağrısında bulunan Papa, göç için “yasal ve güvenli yollar” ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yönelik uluslararası işbirliği konusundaki çağrısını yineledi:

“Birini kabul etmek, onu kendi ailenin bir parçasıymış gibi entegre etmek ve ona yeteneklerini, becerilerini ve duyarlılıklarını geliştirme fırsatı sunmak demektir.”

Leo’nun konuşmasından birkaç saat önce, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç ⁠göçmen, Fransa’dan İngiltere’ye Manş Denizi’ni geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.

Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Leo ayrıca Trump’ın ABD’deki göç karşıtı politikalarını da eleştirdi ve Avrupa’yı hukukun üstünlüğünü korumaya ve çokkültürlülüğü benimsemeye çağırdı.

Avrupa’nın Hıristiyan köklerini de vurgulayan Papa, “Avrupa, geçmişinin en iyi yönlerinden yararlanabildiği ve başkalarıyla olan karşılaşmalar yoluyla bunları yeni ve yaratıcı şekillerde yeniden şekillendirebildiği zaman gelişmiş ve ilerlemiştir,” dedi ve şöyle devam etti:

“Günümüzde bireyler ve devletler arasındaki ilişkiler giderek daha da medeniyetsiz bir hal alıyor. Sözünü tutmanın değeri göz ardı ediliyor; bunun yerine insanlar yalanlar ve aldatmacalarla övünüyor. Avrupa, geliştirmeyi ve korumayı öğrendiği başkalarına saygı sayesinde bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir.”

Leo daha sonra Metz’deki 13. yüzyıldan kalma Gotik katedralde binlerce yerel Katolik ile birlikte bir ayin düzenledi ve burada Avrupa’nın çokkültürlü kimliğini övdü.

Kutsal Makam’ın lideri, “Avrupa’nın geleceği tekdüzelikte değil, farklılıkların uyumunda yatıyor,” dedi.

Papa Leo: Kilise, güncel olaylara seyirci kalamaz

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English