Bizi Takip Edin

Avrupa

Alman siyaset bilimci Guérot’tan 9 Mayıs çağrısı: Avrupa barış için ses versin

Yayınlanma

Alman siyaset bilimci Prof. Ulrike Guérot, NachDenkSeiten‘e verdiği mülakatta 9 Mayıs Avrupa Günü’nde kıta çapında bir barış projesi düzenleneceğini duyurdu. Guérot, yurttaşları saat 17.00’de pencerelerinden barış manifestosu okumaya çağırarak, “Belarus ve Rusya ile barış istiyoruz,” mesajı verdi. Ayrıca Alman medyasının savaşı körükleyen tutumunu eleştirdi.

Alman siyaset bilimci Prof. Ulrike Guérot, Avrupa’nın barış projesinin Rusları da kapsaması gerektiğini belirterek, Beethoven’ın 9. Senfonisi ve Avrupa marşının “Tüm insanlar kardeş olacak” mottosunun Ruslar için de geçerli olduğunu vurguladı.

Guérot, Alman NachDenkSeiten portalına verdiği mülakatta, 9 Mayıs Avrupa Günü’nde kıta çapında düzenlenecek yeni bir barış projesinin ayrıntılarını paylaştı.

“9 Mayıs’ta Avrupa çapında barış için bir işaret verilecek. Bu nasıl bir proje?” sorusuna yanıt veren Guérot, projenin iki benzersiz özelliğini vurguladı ve “Bu sadece imzalanabilecek bir çağrı değil, bireysel katılımı öngören bir proje; ikincisi ise Avrupa çapında olması ve tüm kıtayı kapsaması. Avrupa’daki her yurttaş, nerede olursa olsun, evinden katılabilecek,” dedi.

Guérot, projenin özünü şöyle açıkladı: “9 Mayıs Avrupa Günü ve aynı zamanda Kurtuluş Günü’nde, tam saat 17.00’de pencereyi açmak ve eş zamanlı olarak tüm Avrupa dillerinde bir barış manifestosu okumak. Bunun için yaklaşık 20 Avrupa diline çevrilmiş kısa bir metni web sitemize (europeanpeaceproject.com) koyduk. Herkes metni kendi dilinde yazdırıp katılabilir ve 9 Mayıs saat 17.00’de okuyabilir. Metin istenirse değiştirilebilir ve kişiselleştirilebilir. Bu performatif konuşma eylemiyle tüm Avrupa’da bir barış dalgası yaratmak istiyoruz.”

Profesör, ayrıca Neuss’lu sanatçı Regina Bender tarafından tasarlanan sanatsal posterlerin web sitesinden indirilebileceğini belirtti.

Guérot, “Herkes bunları yerel bir fotokopicide bastırıp penceresine, dükkanına veya kapısının önündeki ağaca asarak projeyi tanıtabilir. Veya tişörtlere, rozetlere bastırabilir. Regina Bender’in tasarımlarını yakında web sitemizde açık artırmayla satarak, örneğin web sitesi masrafları için biraz para toplamayı planlıyoruz. Ayrıca her katılımcıdan en az 1 avro bağış yapmasını rica ediyoruz,” diye ekledi.

‘Fikir 2018’deki projeden doğdu’

Bu fikrin nasıl ortaya çıktığı sorulan Guérot, 2018’de İsviçreli tiyatro yönetmeni Milo Rau ve Avusturyalı yazar Robert Menasse ile birlikte Avrupa çapında benzer bir proje yürüttüğünü hatırlattı.

Guérot, o dönemki projeyle ilgili şunları söyledi: “O zamanlar bankacılık krizi, tamamen antidemokratik avro yönetişimi ve AB’nin uyguladığı anti-sosyal kemer sıkma politikalarının ardından, Avrupa’nın aslında demokratik ve sosyal olması gerektiğini hatırlatmak istedik. Bunu ‘Avrupa Cumhuriyeti’ kavramıyla ifade etmeye çalıştım. Daha önce, 2016’da, bu konuda oldukça başarılı olan ve pek çok Avrupa diline çevrilen ‘Avrupa Neden Bir Cumhuriyet Olmalı?’ adlı küçük bir ütopya yazmıştım. Bu ütopik taslak, bürokratik bir ‘AB süper devleti’nin tam tersi; yurttaş temelli, demokratik, sosyal ve ademi merkeziyetçi bir Avrupa fikriydi; egemen olanın AB Komisyonu veya Avrupa Konseyi değil, Avrupalı yurttaşlar olduğu bir Avrupa.”

Guérot, bu temel üzerine 2018’de benzer bir projeyle Avrupa çapında “Avrupa Cumhuriyeti’nin İlanı”nı performatif bir konuşma eylemi olarak sahnelediklerini belirtti.

Siyaset bilimci, “O zamanlar Viyana Burgtheater, Hamburg Thalia Tiyatrosu veya Roland Auzet yönetimindeki Fransız tiyatro grubu gibi yaklaşık 140 Avrupa şehri ve tiyatrosu katılmıştı. Projeyle ilgili en güzel videoyu Schauspiel Graz yapmıştı. Toplamda yaklaşık 25 bin Avrupalı yurttaş katıldı ve bize fotoğraf ve video kayıtlarını gönderdi. Tüm bu materyali Mart 2019’da Berlin’de bir sergide gösterdik ve daha sonra bugün hala sipariş edilebilen bir katalogda bastırdık. Büyük bir başarıydı. Bugün de manifestoyu okumaya katılanlardan bize fotoğraf ve video enstalasyonlarını göndermelerini rica ediyoruz,” diye konuştu.

‘Amacımız barış mesajını Moskova’ya duyurmak’

Projeyle neyi hedefledikleri sorusuna Guérot, “Öncelikle katılım ve neşe! Avrupa Günü olan 9 Mayıs’ı ‘barış’ kavramıyla doldurmak istiyoruz, zira o gün AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Emmanuel Macron veya Friedrich Merz gibi isimlerden birçok ikiyüzlü açıklama duymamız bekleniyor. 9 Mayıs’ın Avrupa Günü ve Kurtuluş Günü olarak, 70 yılı aşkın süredir ‘Avrupa demek, bir daha asla savaş demek’ anlamına gelmesine rağmen, sembolik olarak bir savaş projesi için gasp edilme tehlikesi var,” yanıtını verdi.

Guérot, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu yüzden 9 Mayıs’ta tüm kıtada pencerelerden ‘Barış’ diye haykırmak istiyoruz! Dublin’den Selanik’e, Lizbon’dan Bükreş’e kadar on binlerce yurttaşın katılmasını umuyoruz ki bu çağrı Moskova’ya kadar ulaşsın: Rusya ve Rusya yurttaşlarıyla barış istiyoruz! Beethoven’ın 9. Senfonisi’nin ‘Tüm insanlar kardeş olacak’ mottosu, ki bu Avrupa marşıdır, Rusya’daki Avrupalı yurttaşlarımız için de geçerlidir! Özellikle savaşın yıprattığı Ukrayna’da birçok yurtaşşın projeye katılmasını umuyoruz! Rusya’da projemiz hakkında kesinlikle haber yapılacaktır ve bu iyi bir şey.”

Guérot, 9 Mayıs sonrasında, Avrupalı yurttaşların —hükümetlerinin aksine— barıştan yana olduğunu belgelemek için web sitelerinde bir tür “dijital galeri” veya sergi yapacaklarını belirtti ve “Eğer başarabilirsek, materyalden yine bir katalog yapacağız ki tarihçiler bu çatışmayı araştırdıklarında, savaşa karşı pan-Avrupa bir direnişin olduğunu kanıtlayan bir belge olsun,” dedi.

Projenin İngilizce kısaltması EPP’nin (European Peace Project), Avrupa Parlamentosu’ndaki Avrupa Halk Partisi’nin (European People’s Party—EPP) kısaltmasıyla aynı olmasına da değinen Guérot, “Bu bizi rahatsız etmiyor. Halihazırda kısaltmayı kullanmıyoruz ama en önemlisi, bu durum EPP kısaltmasının anlamını yeniden markalaştıracaktır: Avrupa Halkı İçin Barış! EPP’nin, yani Almanya’nın eski Avrupa partisi CDU’nun bunu unutuyor olması, başta Sayın von der Leyen ve Manfred Weber olmak üzere AB’deki tüm üst düzey politikacıların yüzünü kızartmalı: Helmut Kohl mezarında ters dönüyordur!” değerlendirmesinde bulundu.

‘Alman medyası savaş çığırtkanı’

Medyadaki barış seslerinin nerede olduğu sorusuna Guérot, Alman medyasının durumuna ilişkin sert eleştiriler yöneltti.

Guérot, “Almanya’daki medya bana artık tamamen güdümlü görünüyor. Talk show’larda hep aynı kişiler çıkıyor ve bence savaş çığırtkanlığı yapan pozisyonları savunuyorlar: Agnes Strack-Zimmermann, Carlo Masala veya Claudia Major gibi isimler, neredeyse kukla gibi konuşarak iki yıldır hep aynı, bayat argümanları tekrarlıyorlar,” dedi.

Guérot, bu durumu “oldukça gülünç” olarak nitelendirerek, “Özellikle ABD’nin artık geri adım attığı ve dünyanın yaklaşık dörtte üçünün zaten çatışma ve kökenleri hakkında farklı bir analize sahip olduğu düşünülürse… Bu ülkedeki gazetecilikteki çürüme artık akıl almaz boyutlarda ama Tanrı’ya şükür giderek daha fazla insan bunu fark ediyor. Şimdiye kadar köklü eleştirileriyle dikkat çekmeyen Alman kamuoyunun sevdiği isim Richard-David Precht bile yakın zamanda ‘kitlesel histeri’den bahsetti. Bu bazılarını dikkat kesilmeye itti. Bana göre çok uzun sürmeyecek, basın geri adım atacak ve dönekler, dün paçavra pasifistler olarak karalananları programlara çıkarmak için çabalayacaklar,” ifadelerini kullandı.

Almanya’nın Avrupa’da yalnız olmadığını belirten Guérot, İtalya ve İspanya’daki barış hareketlerine dikkat çekti:

“Örneğin İtalya’da, geçtiğimiz mart ayında farklı siyasi görüşlerden binlerce kişinin sokaklara döküldüğü, Avrupa için ama savaşa karşı büyük bir protesto vardı. Bazıları federal Avrupa’nın kurucu metinlerinden biri olan Ventotene’nin anti-faşist manifestosunu ellerinde tutuyordu. İspanya’da ise geçenlerde yüzlerce çok tanınmış aktör ve sanatçının başlattığı ve aralarında Attac ile pek çok sendikanın da bulunduğu 800’den fazla İspanyol kuruluşunun imzaladığı devasa bir çağrı yapıldı. Bunlar esasında sol örgütler; Almanya’daki benzerlerinin maalesef şimdiye kadar barış çağrılarıyla öne çıkmamış olmaları muhtemelen STK’ların ve sivil toplumun Avrupa finansmanına bağımlı olmalarından kaynaklanıyor. Bu yüzden AB’nin savaş yanlısı rotasına karşı çok net tavır alamıyorlar, aksi takdirde fon kesintilerinden korkmak zorunda kalacaklar. Dolayısıyla İtalyan veya İspanyol dalgasının Almanya’ya sıçrayıp sıçramayacağını gözlemlemek ilginç olacak. Eğer sıçrarsa, Alman medyasında da bir şeyler olabilir veya yön değiştirebilirler. Ayrıca Paskalya ve dolayısıyla Paskalya Yürüyüşleri kapıda: Bu yıl özellikle büyük olacaklar. Kamu yayın kuruluşları haberlerinde bunu görmezden gelmekte zorlanacaklardır.”

‘Barış içinde yaşayacağımız son yaz gibi ifadeler aptalca ve sorumsuz’

NATO ve Rusya arasındaki mevcut duruma ilişkin “Belki de bu yaz, barış içinde yaşayacağımız son yaz olacak,” gibi ifadelere ve Köln’de yeraltı hastanesi inşa edilmesi planına ilişkin düşünceleri sorulan Guérot, sert tepki gösterdi.

Guérot, “barış içinde geçireceğimiz son yaz” gibi “aptallıkla dolu ve sorumsuz” ifadeleri yorumlamak istemediğini belirtti.

Siyaset bilimci, “İyi olan şey, bu ifadelerin o kadar aptalca olması ki, umarım yakında herkes ne kadar histerik olduklarını fark eder. Tam da bu yüzden 9 Mayıs’ta projemizle performatif bir konuşma eylemi yapıyoruz: Histerik bir şekilde savaşa değil, barışa doğru konuşalım diye. Düşünceler kelimelere, kelimeler eylemlere, eylemler gerçeğe dönüşür,” dedi.

Guérot, sözlerini şöyle tamamladı: “Kısa süre önce Karadeniz ile ilgili Amerikan-Rus müzakerelerinin bildirisi yayımlandı. Suudi Arabistan’daki müzakereler şimdi hızla sonuçlandırılıyor ve AB’nin bu müzakerelerde yapıcı bir şekilde yer almak yerine hâlâ silahlanma ve savaştan gevezelik etmesi sadece utanç verici. Köln için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Ben Köln yakınlarında doğdum. Şehrin başka sorunları var ve parayı kesinlikle yeraltı hastanesi yerine başka ve daha iyi projeler için kullanabilir.”

Siyaset bilimci Ulrike Guérot: AB’nin ötesinde bir Avrupa’yı düşünmeliyiz

Avrupa

Airbus ve Leonardo, SpaceX’e rakip olacak bir Avrupa uzay şirketi istiyor

Yayınlanma

Airbus ve Leonardo’nun CEO’ları, Elon Musk’ın SpaceX’i gibi küresel rakiplerle rekabet edebilmek için konsolidasyonun hayati önem taşıdığını öne sürdü.

İki CEO, Thales ile planladıkları Avrupa çapındaki uzay sektörü birleşmesinin Brüksel tarafından onaylanması için baskı yapıyorlar.

Leonardo’nun kısa süre önce atanan CEO’su Lorenzo Mariani, FT’ye verdiği demeçte şunları söyledi:

“İşbirliği olmadan, Avrupa endüstrileri asla kritik kütleye ulaşamayacak ve sadece Amerikan şirketlerine değil, piyasaya yeni giren diğer birçok oyuncuya da alternatif olarak gerçek anlamda dünya çapında liderler olma kapasitesine sahip olamayacak.”

Avrupalı havacılık grubu ile Fransız ve İtalyan şirketler arasında, kod adı Bromo olan ve geçen yıl ekim ayında imzalanan anlaşma, uydu üretiminden uzay sistemleri ve hizmetlerine kadar uzanan faaliyetleri bir araya getirecek.

Anlaşma, Avrupa uydu pazarındaki rekabeti azaltabileceğinden endişe duyan Almanya’nın OHB ve İspanya’nın Indra Space gibi diğer Avrupalı oyuncuların eleştirilerine maruz kaldı.

Rheinmetall, Alman ordusuna Starlink benzeri bir hizmet sağlayacak

Bu yorumlar, şirketlerin Avrupa rekabet otoritelerine resmi başvuruda bulunmaya çok yakın oldukları bir dönemde geldi.

Birliğin antitröst denetleyicisi olan Avrupa Komisyonu, küresel pazarda rekabet edebilmek için kurumsal ölçeğin faydalarına daha fazla vurgu yapabilen yeni birleşme kılavuzlarını kısa süre önce yayınladı.

Bu uzay sektöründeki birleşme, Brüksel’de yeni birleşme politikasının ilk test vakalarından biri olarak görülüyor.

Avrupa hükümetleri, keşif, istihbarat ve iletişim amaçlı uydu filoları kurarak ABD’ye olan bağımlılıklarını sona erdirmeye çalıştıklarından, Brüksel uzay sektöründe Avrupa’nın egemenliğinin artırılmasına da daha fazla önem veriyor.

Avrupa Uzay Komiseri Andrius Kubilius, geçen ay birleşmeyi destekleyen açıklamalarda bulundu.

Önerilen birleşme, Avrupa uzay endüstrisinin ABD’li ve Çinli rakiplerinden gelen artan baskıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşiyor.

Avrupalı uydu üreticileri, SpaceX’in Starlink projesinin hızlı genişlemesinin yol açtığı uydu talebindeki devrime uyum sağlamakta zorlanıyor.

Mariani ve Airbus CEO’su Guillaume Faury, rekabet gücünü korumanın tek yolunun ölçek olduğunu savundu.

Faury, Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “Yetkinliklerimiz, becerilerimiz ve teknolojilerimiz var fakat ölçek konusunda yetersiz kalıyoruz,” dedi.

Airbus CEO’su, ABD ve Çin’deki yatırım seviyelerinin çok daha yüksek olduğuna ve şirketlerin SpaceX dahil “çok büyük rakiplerin bulunduğu küresel bir pazarla” karşı karşıya olduğuna dikkat çekti.

Faury, konsolidasyon olmazsa Avrupa’nın “Şampiyonlar Ligi’nden alt liglere” düşme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti.

Almanya’da SpaceX paniği

Bu siyasi sinyaller, her iki yöneticiyi de Brüksel’den düzenleyici onay almayı başarma konusunda iyimser kılıyor.

Mariani şöyle konuştu:

“Sonuç konusunda iyimserim çünkü bence herkes bunun, Avrupa’nın uzaydaki varlığı ve önemi açısından hayati bir adım olduğunu biliyor. Uzay, büyüyen ve çok hızlı gelişen bir sektör. ABD’de… [ve] dünya çapında ilginç gelişmeler gördük. Avrupa’nın yapabileceği en az şey, gerçekten güçlerini birleştirmek.”

Brüksel ziyareti sırasında Faury, “Bromo’da başarılı olmanın stratejik önemine dair iyi bir anlayış olduğunu” vurguladı; özellikle de uzay segmentinin giderek daha fazla askeri ve savunma niteliği kazanması, bu alanda konsolidasyona ihtiyaç duyulması ve tipik olarak Avrupa’nın egemenliğinin söz konusu olması nedeniyle.

OHB, birleşmeye itiraz etmek için yasal işlem başlatabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Pazartesi günü büyüme hedeflerini finanse etmek üzere 510 milyon avroya kadar kaynak yaratmak amacıyla yeni hisse ihraç edeceğini duyuran Alman uydu üreticisi, anlaşmanın piyasa gücünün aşırı derecede tek elde toplanmasına yol açabileceğini savunuyor.

Mariani ise, özellikle sektöre yönelik kamu ve özel yatırımların artmasıyla birlikte, daha güçlü bir Avrupa liderinin daha geniş bir ekosisteme fayda sağlayacağını düşünüyor:

“Tüm tedarik zincirini geliştirmenin tek yolu, bu lideri oluşturmaktır. Bu lideri oluşturursak, Avrupa tedarik zinciri de desteklenecek ve korunacaktır. Aksi takdirde, tedarik zincirini koruyamayız.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

Ukrayna için AB üyelik müzakerelerinde büyük engeller

Yayınlanma

İngiliz gazetesi The Telegraph, gelecekteki sınırlarının belirsizliği ve yüksek yeniden inşa maliyetleri nedeniyle Ukrayna’yı AB’ye üyelik sürecindeki en karmaşık aday ülke olarak tanımladı. Brüksel yönetimi resmi katılım müzakerelerini başlatmış olsa da üye ülkelerin hukukun üstünlüğü ve yolsuzlukla mücadele gibi alanlardaki endişeleri nedeniyle hızlandırılmış üyelik seçeneğine karşı çıkıyor.

The Telegraph gazetesinde yayımlanan analize göre, Avrupa Birliği (AB) üyeliğine aday ülkeler arasında Ukrayna, en fazla zorluk ve karmaşa yaratan ülke olarak öne çıkıyor.

Gazete, bu durumun temel nedenlerinden biri olarak ülkenin gelecekteki sınırlarına ilişkin belirsizliği gösteriyor.

Buna karşın AB, Kiev ile resmi katılım müzakerelerinin başlatılmasına onay vererek bunu tarihi nitelikte bir adım olarak tanımladı.

Ancak The Telegraph, Brüksel’in Ukrayna için hızlandırılmış bir üyelik sürecini kesin bir dille reddettiğini hatırlattı.

Daha önce prosedürün kolaylaştırılması yönünde tartışmalar yürütülmüş olsa da üye ülkelerin çoğunluğu mevcut kurallarda herhangi bir istisna tanınmasına karşı çıktı.

Gazeteye konuşan Avrupalı bir diplomat, hızlandırılmış üyelik gibi bir adımın, yeni devletlerin birliğe ancak tüm yükümlülükleri yerine getirdikten sonra kabul edilebileceği yönündeki temel ilkeyi yıkacağını belirtti.

Diplomat, üye ülkelerin Ukrayna ile ilgili hukukun üstünlüğü, yolsuzlukla mücadele ve oligarkların nüfuzu gibi konularda endişelerinin devam ettiğini kaydetti.

The Telegraph’ın aktardığı bilgilere göre, yaşanan zorluklar sadece devam eden çatışmalarla sınırlı kalmıyor. Ukrayna, AB’ye katılım başvurusunda bulunan en büyük aday ülkelerden biri konumunda.

Ülkenin birliğe katılması, AB içindeki oy dengelerini değiştirebileceği gibi, tarımsal destek kurallarının yeniden gözden geçirilmesini ve savaş sonrası yaklaşık 445 milyar sterlin olarak tahmin edilen yeniden inşa maliyetlerinin karşılanması için ciddi miktarda harcama yapılmasını gerektirebilir.

Diğer taraftan, Ukrayna’nın üyeliği için AB üyesi 27 ülkenin tamamının oy birliği gerekiyor. Müzakerelerin tamamlanmasının ardından her üye ülkenin anlaşmayı onaylaması şart koşuluyor.

Macaristan da dahil olmak üzere bazı ülkelerde bu konunun referanduma götürülebileceği belirtiliyor.

Üye ülkeler arasında görüş ayrılıkları

Ukrayna, AB’ye resmi üyelik başvurusunu 2022 yılında yapmış ve aynı yılın haziran ayında AB liderleri tarafından ülkeye adaylık statüsü verilmişti.

Aynı dönemde benzer bir statü Moldova’ya da tanınmıştı. Haziran 2024’te ise AB, Kiev ile katılım müzakerelerini resmen başlattı.

Altı tematik kümede toplanan 33 müzakere başlığından oluşan bu süreçte aday ülkenin, mevzuatını Avrupa müktesebatıyla uyumlu hale getirmesi, gerekli reformları uygulaması ve tüm üye devletlerin onayını alması gerekiyor.

Brüksel, yakın zamana kadar Ukrayna ve Moldova’nın üyelik başvurularını paralel olarak yürütüyordu. Ancak Euronews’in haziran ayında aktardığı habere göre AB, ilk müzakere kümesinin açılmasının ardından iki ülkenin müzakere süreçlerini birbirinden ayırmaya hazırlanıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, müzakerelerin başlamasıyla birlikte her ülkenin kendi yükümlülüklerini yerine getirmekten sorumlu olduğunu ve sürecin ilerlemesinin reform sonuçlarına bağlı kalacağını ifade etti.

Ukrayna’nın üyeliği konusu, AB içinde fikir ayrılıklarına yol açmaya devam ediyor. Macaristan, müzakerelerin hızlandırılmasına defalarca karşı çıkmış ve Kiev’e destek niteliğindeki belgeleri engellemişti.

Politico’nun haberine göre Budapeşte, haziran ayında Ukrayna ve Moldova’nın başvurularının ilerlemesi için gerekli olan Avrupa Konseyi mektubunu desteklemeyi reddeden tek AB ülkesi oldu.

Rusya ise AB’yi askeri değil ekonomik bir birlik olarak gördüğü için Ukrayna’nın üyeliğine karşı çıkmadığını defalarca açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Şubat 2025’te yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın AB’ye olası üyeliğini bu ülkenin egemen hakkı olarak değerlendirmişti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de daha sonra yaptığı açıklamada, AB’ye katılma kararının Ukrayna’nın meşru seçimi olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB ülkelerinden Özbekistan, Ruanda ve Uganda’da göçmen merkezleri kurma hazırlığı

Yayınlanma

Avrupa Birliği üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan, Ruanda ve Uganda ile ortaklık kurma seçeneklerini değerlendiriyor. Birliğin sığınmacıların sınır dışı merkezlerini blok dışına taşıma girişimine Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.

Avrupa Birliği (AB) üyesi bir grup ülke, sığınma talebi reddedilen kişileri göndermek amacıyla Özbekistan ve Ruanda gibi ülkelerde merkezler kurma olasılığını değerlendiriyor.

Politico’ya konuşan üç Avrupalı diplomat, söz konusu planın detaylarını paylaştı. Haziran ayında yazılan ve gazetenin ulaştığı mektuba göre, 27 AB üyesi ülkenin yarısından fazlası, birlik sınırları dışında bu tür merkezlerin kurulması için hızlı adımlar atılması çağrısında bulundu. Birlik içinde hazırlıkların bu yıl içinde tamamlanması hedefleniyor.

Bu adım, AB üyesi ülkelerin hükümetlerine, birlik sınırları içinde kalma hakkı reddedilen göçmenler için sınır dışı merkezleri kurma yetkisi veren yasanın kabul edilmesinin ardından gündeme geldi.

İlgili düzenlemeye göre, hükümetlerin bu önlemleri bağımsız olarak ve ancak hedef ülkelerin insan hakları ile uluslararası hukuk normlarına uyması şartıyla hayata geçirmesi gerekiyor.

Girişime Danimarka, Avusturya, Yunanistan, Almanya ve Hollanda öncülük ediyor.

Daha önce Politico kaynakları, olası ortaklar arasında Özbekistan’ın yanı sıra Kazakistan’ın da adını anmıştı ancak Kazakistan son değerlendirmelerde yer almadı.

Konuyla ilgilenen gruptaki ülkelerden birine mensup üst düzey bir Avrupalı yetkili, üzerinde durulan bir diğer ülkenin ise Uganda olduğunu belirtti.

Yetkili; Mısır ve Libya gibi birliğe coğrafi olarak yakın olan devletlerin, göçmen kaçakçılığı riskine yönelik endişeler nedeniyle değerlendirme dışı bırakıldığını aktardı.

Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis, AB’deki yasa onaylanmadan önce yaptığı açıklamada, “Hedefimiz, bu yapıların kurulmasına yönelik ilk anlaşmaları 2026 yılında imzalamak ve buraların 2027 yılı itibarıyla faaliyete geçmesini sağlamaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Yurt dışı göçmen merkezleri planının öncülerinden olan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen ise Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, bu merkezlerin kurulması için Avrupa Komisyonundan finansman sağlama çalışmalarının sürdüğünü belirtti.

Frederiksen, projenin Avrupa Komisyonu desteğiyle bir “gönüllüler koalisyonu” grubu tarafından yürütüldüğünü kaydederek şu ifadeleri kullandı:

“2026-2027 yıllarında, Avrupa dışında ilk geri gönderme merkezini göreceğiz. Bunu önümüzdeki bir yıl içinde başarabileceğimizi düşünüyorum.”

Politico, Avrupa Komisyonunun bu müzakereleri doğrudan kendisinin yürütmediğine dikkat çekti.

AB, küresel altyapı programı Global Gateway kapsamında Ruanda’yı aktif olarak destekliyor ve bu ülkeye yüz milyonlarca avro fon sağlıyor.

Bu doğrultuda, 2023 yılında Ruanda için 900 milyon avroluk bir yatırım planı açıklanmıştı. Birlik ayrıca Özbekistan’a da 119 milyon avro tutarında hibe desteği tahsis etmişti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English