Avrupa
Fransa’da Yeni Halk Cephesi’nde “iç uyum” sancıları: Mélenchon meselesi

Fransa’nın yeni sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP), anketlere bakılırsa önümüzdeki erken seçimlerde Emmanuel Macron’un ittifakını geride bırakıyor ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’inin (RN) ardından ikinci sırada yer alıyor.
Bununla birlikte ittifakı oluşturan partiler arasındaki gerilim gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor. Tartışmaların odağında, Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) Jean-Luc Mélenchon ve yaptığı tercihler yer alıyor. Bunun yanı sıra, İsrail’in Gazze’yi işgali ve iktisadi politikaları ilişkin tutumlar da arka planda ittifakı dağıtıcı bir işlev görebilir.
NFP ilan edildikten iki gün sonra Mélenchon’un bir gecede partisinde “birliği” savunan kimi ılımlıları tasfiye etmeye başladığı iddiası diğer sol liderlerin öfkeli tepkisine yol açmıştı.
Partide “birlik yanlılarının” tasfiyesi mi?
Mélenchon, daha önce kendisinin “aşırı tutumlarını ve kışkırtıcı nutuklarını” eleştiren üst düzey parti arkadaşlarını LFI’nın aday listesinden çıkardı.
Mélenchon daha sonra yaptığı açıklamada, “Ömür boyu adaylık diye bir şey yoktur,” dedi ve parlamento grubunun “sadakat ve siyasi tutarlılığının” çok önemli olduğunu ekledi.
Dışarıda bırakılanlar arasında Raquel Garrido, Danièle Simonnet, Hendrik Davi, Frédéric Mathieu ve Alexis Corbière gibi isimler bulunuyor.
Sosyalist Parti (PS) lideri Olivier Faure bunu “skandal” olarak nitelendirdi. Mélenchon tarafından dışlananların birçoğu Halk Cephesi tipi bir ittifakın güçlü savunucuları olarak görülüyordu.
Sola yakın sayılan Le Monde gazetesine göre ise bu, “LFI içinde hüküm süren otoriter ve mezhepçi uygulamaların bir başka işareti” olarak kayıtlara geçti.
Birlik içindeki diğer partiler de LFI’daki iç çekişmelerden memnun değil. Yeşiller’in ulusal sekreteri Marine Tonderlier, olaylar karşısında “fazlasıyla şok olduğunu” söyledi.
Fransa’da “Halk Cephesi” içindeki gerilimler şimdilik sönümlendi
LFI’dan bazı isimler Mélenchon’a kazan kaldırdı
Görevden almalar LFI’nın önde gelen isimlerinin öfkeli tepkisine yol açarken, birçok kişi Mélenchon’un “otokratik tavrını” kınadı.
Muhalif bir LFI milletvekili olan François Ruffin, X’te yaptığı açıklamada, “Boyun Eğmeyen Fransa’nın liderliği, duruma ayak uydurmak bir yana, en kötü planlara tenezzül ediyor. Kendimizi kandırmayalım: ülke için barış ve demokrasi, parti için korku ve vahşet saltanatı isteyemezsiniz,” dedi.
Milletvekili listesine alınmayan Corbière, “Tüm bunlar bir tasfiye, tek bir kişinin sorumlu olduğu siyasi bir cezalandırma: Jean-Luc Mélenchon, kendi hesaplaşmasını yapıyor. Bu tür yöntemlerle toplumu daha demokratik hale getiremezsiniz. Özel şirketler bile bu şekilde hareket etmez,” diye konuştu.
Yetenekli bir hatip ve tartışmacı olan Mélenchon, solun son dönemdeki en başarılı oy oranlarını elde etti ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 22 oy alarak Le Pen’in hemen ardından üçüncü oldu.
Eski bir troçkist iken 2000-2002 yıllarındaki sosyalist parti döneminde eğitim bakanlığı yapan Mélenchon, sonrasında Avrupa’daki AB karşıtı solun simge isimlerinden biri haline geldi.
“Kadına şiddet” tartışması
Öte yandan Mélenchon ile ilgili tartışmalar bundan ibaret değil. Mélenchon’un, eşine şiddet uyguladığını itiraf etmesine rağmen Adrien Quatennens’e verdiği destek de ittifak içinde çatlaklara neden oluyor.
Quatennens meselesi, bir önceki sol ittifak NUPES’te de sorun yaratmıştı.
Quatennens 2022 yılında aile içi şiddetten hüküm giymiş ve dört ay ertelenmiş hapis cezası almıştı.
LFI’nın Somme seçim bölgesinde Yeni Halk Cephesi’nin adayı olarak ilan ettiği François Ruffin parti liderinin tercihlerine tepki gösterdi.
X’te yaptığı açıklamada Ruffin, “Teşekkür ederim, ama: Sizden herhangi bir görevlendirme ya da yetki istemedim. Sizin aptallığınızın, sekterliğinizin kaprislerine kapılmadım. Karısını döven, aile içi şiddet uygulayan bir adamı, büyük liderle aynı fikirde olmayan yoldaşlara tercih ediyorsunuz. Demokrasimiz sizden daha iyisini hak ediyor,” diye yazdı.
Yeni Halk Cephesi’nin iktisadi programı
NFP’yi oluşturan partiler ekonomi, AB politikası ve Ukrayna konularında derin görüş ayrılıklarına sahipler fakat RN karşısında şanslarını artırmak için farklılıklarını şimdilik gizliyorlar.
Örneğin NPF büyük harcama taahhütleri içeren radikal bir program benimserken, LFI’nin emeklilik yaşını yılda 71,5 milyar avro maliyetle 60’a indirme siyaseti sadece bir “hedef” olarak belirlenmiş görünüyor. NFP, aylık asgari ücreti 1.600 avroya yükseltmeyi, temel gıdalara, elektriğe, gaza ve benzine tavan fiyat getirmeyi, Macron’un emeklilik yaşını 64’e çıkaran reformunu iptal etmeyi ve yeşil dönüşüme ve kamu hizmetlerine büyük yatırımlar yapmayı planlıyor.
NFP, rakamlarının tuttuğunu kamuoyuna göstermek için hızla harekete geçti. Sol partilerin yetkilileri cuma günü düzenledikleri ortak basın toplantısında, bloğun hükümetteki ilk üç yılında kamu gelirlerinin ilk olarak 2024’te şirketlerin süper kârlarına uygulanacak vergi ve varlık vergisinin yeniden düzenlenmesi yoluyla 30 milyar avro artacağını, 2025’te 100 milyar avroya, 2026’da ise 150 milyar avroya yükseleceğini söyledi.
Vergilendirme yoluyla elde edilecek bu gelir artışının, koalisyonun önerdiği hükümet harcamalarındaki önemli artışın (2026-2027’ye kadar yaklaşık 150 milyar avro) maliyetini karşılayacağı öne sürülüyor. NFP yetkilileri, programın Fransa’nın bütçe açığını artırmayacağını, fakat aynı zamanda azaltmayacağını da vurguladılar.
Fransa’da Ulusal Birlik, Halk Cephesi’ne karşı: Bardella başbakanlığa hazırlanıyor
Hükümetten NFP’ye “gerçekçi olma” eleştirisi
Buna karşın Macron’un iktidar koalisyonunu oluşturan iş dünyası yanlısı partiler ya da muhafazakâr Les Républicains gibi geçmişte hükümet kurmuş olanlar, ekonomik alternatifler için bastıran “irrasyonel” rakiplerinin aksine kendilerini “rasyonel” olarak tanımlıyorlar.
Macron’un maliye bakanı Bruno Le Maire perşembe günü ülkenin en büyük patron örgütü MEDEF toplantısında yaptığı konuşmada, “Fransa’nın mali manevra alanı yok,” dedi ve NFP ve RN tarafından önerilen politikaları “kamu maliyesinin durumuna uymayan hayal ürünü programlar” olarak tanımladı.
Le Maire, “Belli bir noktada, yapmaya başladığımız gibi bilançoyu kurtarmanın ve eski haline getirmenin zamanı geldi,” ifadelerini kullandı.
RN, programını nasıl finanse etmeyi planladığını açıklamazken, NFP bu konuda net görünüyor.
Sosyalist Parti birinci sekreteri Olivier Faure 14 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, “Bu iddialı projenin tamamını, bu parayı verebilecek durumda olanların cebinden para alarak finanse edeceğimizden eminiz,” dedi ve “katkıda bulunabilecek herkese sivil yeniden silahlanma” çağrısında bulundu.
Fransız Ulusal Birlik lideri Bardella: Gönlüm Trump’tan yana
NFP’liler “ayrıntılı politika” taleplerinden bunaldı
Öte yandan NFP’nin önerdiği her politikayı ayrıntılı olarak maliyetlendirmeye zorlanması da dikkat çekiyor.
Örneğin henüz kesin maliyetlendirme yapılmadan Sosyalist Valérie Rabault geçen salı günü Les Échos gazetesine verdiği demeçte solun ortak programının üç yılda 106 milyar avroya mal olacağını söyledi.
Röportajın yayınlanmasından birkaç saat sonra LFI bir açıklama yayınlayarak Rabault’nun tahmininin “NFP’nin maliyetlendirmesine uymadığını” ve “önümüzdeki günlerde ortak bir basın toplantısında sunulacağını” söyledi.
LFI üyesi Coquerel, “Bize yapılan muamele adil değil. Bizden bu kadar çok ayrıntı istenip diğerlerinden istenmemesi hâlâ garip, her ne kadar yeni bir çerçeve ortaya koyan sadece biz olduğumuz için bunları vermemizin istendiğini anlasam da,” diyerek medyaya sitem etti.
Öte yandan NFP’nin daha soldan eleştirmenleri ise, yeni ittifakın da neoliberal “bütçe disiplini” meselesinde kesin bir şey söylemekten kaçındığına işaret ediyorlar.
Genel olarak, NFP’nin iktisadi programı Keynesyen talep yönetimine, zenginler için yüksek vergilere ve satın alma gücünü, kamu hizmetlerini ve ekolojik dönüşümü iyileştirmek için kamu yatırımlarına geri dönüşe işaret ediyor.
Programda ayrıca devlet planlamasına geri dönülmesitalebi de var. NFR’ye göre devlet, yeniden dağıtımı, önceliklere yatırımı ve ekolojik ihtiyaçları organize eden ekonomik bir aktör olarak geri dönmeli.
Ukrayna ve İsrail meselesinde ana akıma göz kırpılıyor
7 Ekim’den sonra NUPES’i dağıtan en önemli faktörlerden biri, Mélenchon’un Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu kınamayı reddetmesiydi.
Fakat görünüşe bakılırsa, NPF Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını “terör” olarak kınadı.
NPF ayrıca Rusya ve Vladimir Putin’i “saldırganlık savaşı” nedeniyle kınarken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemek adına gerekli silahların temin edilmesi taahhüdünde bulundu.
Mélenchon ve partisine yönelik yaygın bir biçimde dile getirilen “antisemitizm” suçlamaları, özellikle Fransa’daki Yahudi cemaati içerisinde Le Pen ve RN’ye desteği artırmış durumda.
“Uzlaşma” Hollande’a kadar uzanır mı?
Öte yandan Mélenchon’un müttefikleri bile birliği korumak için daha uzlaşmacı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söylüyor.
AP’de LFI’yı yöneten Manon Aubry, “Kampanya şüphesiz daha kolektif olacak,” dedi. Aubry, solun kazanması halinde partinin kendi başbakan seçimini “dayatmayacağını” söyledi.
Halk Cephesi’nin sürprizi ise eski sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da ittifaktan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamasıyla geldi.
Hollande’ın kendi bölgesi Corrèze’de aday olması kendi partisini bile şaşırtırken, PS lideri Faure, konudan haberdar olmadığını söyledi.
Seçilmesi halinde Hollande, beşinci cumhuriyet döneminde Ulusal Meclis’te yer alan ikinci eski cumhurbaşkanı olacak. Diğeri Valéry Giscard d’Estaing idi.
Hollande, aşırı sağın Fransa’nın 1945’te Nazi işgalinden kurtuluşundan bu yana hiç olmadığı kadar iktidara yakın olduğu göz önüne alındığında, bunun “istisnai bir durum için istisnai bir karar” olduğunu söyledi.
Hollande, PS iktidarında Fransa’nın neoliberal iktisadi politikalara tam dönüşünde önemli bir figür olarak akıllara kazınmıştı.
“Sorumlu” Le Pen’e karşı “sorumsuz” Mélenchon
Başka bir açıdan bakıldığında, hem Fransız müesses nizamı, hem de batı medyası RN ve Le Pen iktidarına kendilerini hazırlıyor gibi görünüyorlar.
Le Pen’in İsrail’e verdiği büyük destek, Mélenechon’un Filistin’e dostluğu ile kıyaslandığında daha “kabul edilebilir” görünürken, kılık kıyafet meselesi bile RN liderini, LFI lideri karşısında “sorumluluk sahibi” gösteriyor.
LFI milletvekilleri, Ulusal Meclis’e “özensiz kıyafetler” ile gelmekle suçlanıyor. Financial Times’a göre LFI milletvekillerinin yaklaşımı, Le Pen’in RN’yi sorumlu bir hükümet partisi olarak sunma çabalarıyla tezat oluşturuyor.
FT, Le Pen’in milletvekillerine “şık giyinmeleri” için verdiği talimat olan “kravat stratejisine” işaret ediyor.
Ifop’un geçen yıl yaptığı bir ankete göre kamuoyu Mélenchon’u sağcı rakibinden “daha kutuplaştırıcı, daha az profesyonel ve daha az başkanlık yanlısı” olarak görüyor.
Avrupa
Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.
Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.
Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.
Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.
Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.
Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.
Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.
Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.
Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.
Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.
Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.
Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.
Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.
Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.
Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.
MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.
Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.
Avrupa
NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.
Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.
German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.
Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.
Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.
Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.
ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.
Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.
Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.
Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.
Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.
Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.
Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.
İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.
Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.
Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı
Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.
Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.
Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.
B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.
Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.
Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.
Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.
Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20
Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü
Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.
Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.
Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.
F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.
Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.
Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.
İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.
Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.
Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.
Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.
Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir
Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.
Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.
Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.
2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.
Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.
Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.
Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.
Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak
Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.
Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.
Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.
Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.
Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.
Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.
Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












