Ortadoğu
FT: İran, Çin’den drone ekipmanını BAE üzerinden aldı

Financial Times’ın ulaştığı sızdırılmış ticari sözleşmeler ve sevkiyat kayıtlarına göre İran Devrim Muhafızları Ordusu, 2025’in sonlarında Çin menşeli uydu haberleşme ekipmanını BAE merkezli şirketler üzerinden temin etti. Gazete, sevkiyatın Dubai’deki Cebel Ali Limanı üzerinden İran’a ulaştırıldığını ve ekipmanın ABD yaptırımı altındaki Saman Industrial Group için satın alındığını yazdı.
Financial Times’ın ulaştığı sızdırılmış ticari sözleşmeler ve sevkiyat belgelerine göre İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Hava-Uzay Kuvvetleri, Çin’den gelişmiş uydu haberleşme ekipmanı satın almak için Birleşik Arap Emirlikleri’nde kurulu tedarik ağlarını kullandı.
Gazete, belgelerin DMO’nun 2025 yılının sonlarında Çin askeri uydu haberleşme teknolojisini BAE merkezli şirketler üzerinden temin ettiğini gösterdiğini yazdı.
FT’ye göre belgeler, İran’ın askeri tedarik faaliyetlerine yönelik Batı yaptırımlarına rağmen Devrim Muhafızları’nın stratejik iletişim teknolojileri edinmek için BAE’deki ticari ağlardan yararlanmayı sürdürdüğünü ortaya koydu.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Batılı ülkelerin desteğiyle 2006 yılında kabul ettiği kararla İran’a nükleer teknoloji, füze teknolojisi ve çift kullanımlı ürünlerin sevkiyatını yasaklamıştı.
Avrupa Birliği, Nisan 2007’de İran’a yönelik her türlü konvansiyonel silah, askeri ekipman ve yedek parça satışını kapsayan tam ambargo uygulamaya başlamıştı.
BM Güvenlik Konseyi’nin Haziran 2010 tarihli kararı da Tahran’a tank, savaş uçağı ve füze sistemleri dahil ağır silah satışına yönelik uluslararası yasağı genişletmişti.
İran’a temel silah sistemleri sevkiyatına ve İran’dan yapılan tüm silah ihracatına ilişkin BM kısıtlamaları Ekim 2020’de sona ermişti. Ancak söz konusu kısıtlamalar Eylül 2025’te yeniden yürürlüğe girdi.
Gazete, buna rağmen BAE’nin son yirmi yılda bölgenin baskın ticaret merkezlerinden biri haline geldiğini, emirliklerde kurulan ve daha gevşek denetim uygulanan serbest ticaret bölgelerinin ise İran dahil yaptırımların aşılması konusunda uzun süredir kaygı yarattığını aktardı.
Gazetenin incelediği kayıtlara göre ekipman sevkiyatı, Ras el-Hayme merkezli Telesun şirketi üzerinden gerçekleştirildi. Yaklaşık 1,8 ton ağırlığındaki Çin üretimi uydu anten ekipmanı Şanghay’dan İran’a Dubai’deki Cebel Ali Limanı üzerinden gönderildi.
BAE kayıtlarına göre Telesun, Çinli StarWin şirketinin ürettiği 4,5 metre çapındaki motorlu uydu anteninin Şanghay’dan İran’ın Bandar Abbas Limanı’na sevkiyatını organize etti.
Çin bandıralı konteyner gemisi geçen yıl 28 Ağustos’ta Dubai’deki Cebel Ali Limanı’na ulaştı ve konteyneri burada bıraktı. Belgelerde yer alan kayıtlara göre konteyner daha sonra 23 Kasım’da İran’a ait Rama III adlı gemi tarafından teslim alındı.
Gazete, Rama III’ün bu süreçte Umman açıklarında bulunduğunu gösteren sahte GPS sinyalleri gönderdiğini yazdı. Gazete, 25 Kasım tarihli uydu görüntülerinin geminin farklı bir konumda bulunduğunu gösterdiğini, 29 Kasım’da ise boyut ve renk bakımından aynı özellikleri taşıyan geminin İran’daki Şehid Recai Limanı’nda görüntülendiğini aktardı. Sevkiyat belgelerinde de kargonun varış noktası olarak aynı limanın gösterildiği belirtildi.
Yaklaşık iki ton ağırlığındaki sevkiyat, belgelerde “anten ve aksesuarlar” olarak tanımlandı. FT’ye göre yük, İranlı telekomünikasyon şirketi Ertebatat Faragostar Kish’e (EFK) gönderildi.
Gazete, sözleşme kayıtlarının EFK’nin ekipmanı Telesun aracılığıyla, ABD Hazine Bakanlığı’nın Aralık 2023’te yaptırım listesine aldığı Saman Industrial Group adına satın aldığını gösterdiğini yazdı.
Washington yönetimi o dönemde Saman Industrial Group’un, balistik füze, elektronik harp sistemleri ve insansız hava araçları geliştiren ve üreten Devrim Muhafızları araştırma birimi için ticari paravan yapı işlevi gördüğünü açıklamıştı.
Gazete, EFK’nin ise Batı yaptırımları kapsamında bulunmadığını kaydetti.
Financial Times nisan ayı ortasında yayımladığı başka bir haberde İran’ın Ortadoğu’daki Amerikan askeri üslerine yönelik saldırıları Çin keşif uydusundan alınan verilerle koordine ettiğini yazmıştı.
CNN de 11 Nisan’da yayımladığı haberinde, Amerikan istihbaratının Çin’in İran’a omuzdan atılan hava savunma sistemleri dahil yeni Çin üretimi hava savunma sistemleri sağlamayı planladığına ilişkin bilgiye sahip olduğunu aktarmıştı.
FT, İran’a yönelik bu tür gölge sevkiyatlara rağmen BAE’nin İran saldırılarından en ağır etkilenen ülkelerden biri olduğuna dikkat çekti.
Gazeteye göre İran savaş boyunca BAE’ye yönelik 2 bin 800’den fazla insansız hava aracı ve füze fırlattı. Bu saldırılar arasında sivil hedeflere yönelik saldırılar da yer aldı.
Financial Times mart ayında yayımladığı başka bir haberinde BAE’yi İran’ın en yoğun saldırı düzenlediği komşu ülke olarak tanımlamıştı.
The Wall Street Journal da mayıs ayında yayımladığı haberinde, kaynaklarına dayanarak BAE’nin Ortadoğu’daki çatışmalar sırasında İran’a yönelik gizli askeri saldırılar düzenlediğini yazmıştı.
Gazetenin aktardığı saldırılar arasında, nisan ayının başında İran’ın Lavan Adası’ndaki petrol rafinerisine yönelik saldırı da yer aldı. BAE yönetimi söz konusu saldırıyı kamuoyu önünde üstlenmedi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’












