Bizi Takip Edin

Avrupa

FT’ye göre AB’nin kalbindeki ikili: Meloni ve Le Pen

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerine çok az bir süre kalmışken, AB’nin geleceğine dair tartışmalar da sürüyor.

Seçimlerde önemli bir mevzi kazanacağı öngörülen Avrupa sağının, yeni AP’de kuracağı ittifaklar AB’nin geleceği için kritik. Bu kapsamda İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile Fransız Ulusal Birlik’in (RN) tarihsel lideri Marine Le Pen arasındaki işbirliği ihtimali öne çıkıyor.

Financial Times’ın (FT) aktardığına göre Kuzey Fransa’da kalabalık bir pazar yerinde kampanya yürüten Le Pen’e gazeteciler, bu hafta sonu yapılacak AP seçimlerinde beklendiği gibi büyük bir zafer elde etmesi halinde Avrupa’ya yönelik stratejisini sordular.

Le Pen ise yanıt olarak, bunun başka bir lidere bağlı olabileceğini öne sürdü. Le Pen’in işaret ettiği lider, İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisinin lideri ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni.

Le Pen’in partisi RN, AP’de Kimlik ve Demokrasi (ID) grubuna üye iken, Meloni’nin partisi İtalya’nın Kardeşleri Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunda başı çekiyor.

Le Pen’den Meloni’ye AP’de ortak grup teklifi

Le Pen, AP’de “sağcı süper grup” istiyor

FT’ye göre ikili arasında son dönemde yaşanan sürtüşmelerin ardından Le Pen, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “felaket politikalarına” son verebilecek tek bir sağ grupta kendi siyasi güçlerini birleştirmeleri için İtalyan lidere “uzlaşmacı ve neredeyse dokunaklı” bir çağrıda bulundu.

Le Pen, İtalyan Corriere della Sera gazetesine verdiği demeçte, “Güçlerimizi birleştirmenin tam zamanı; bu gerçekten faydalı olacaktır. Eğer başarılı olursak, AB parlamentosundaki en büyük ikinci grup olabiliriz. Böyle bir fırsatı kaçırmamamız gerektiğini düşünüyorum,” dedi.

FT’ye göre Meloni’nin bu çağrıya vereceği yanıt, Avrupa’nın geleceği açısından belirleyici olabilir. Gazetenin haberinde, “Partileri Avrupa Parlamentosu’ndaki ayrı milliyetçi ve göçmen karşıtı bloklara mensup olan bu iki güçlü kadın, 6-9 Haziran’da yapılacak seçimlerin en büyük kazananları ve 27 üyeli blokta sağa kayışın ikiz öncüleri olarak ortaya çıkmaya hazırlanıyor,” deniyor.

Seçimlerin, enerji dönüşümü ve tarımdan göçe kadar uzanan tartışmalı konularda AB politikasını sağa kaydırabileceğini yazan FT, oylamanın aynı zamanda bir sonraki komisyon başkanının belirlenmesine de yardımcı olacağını hatırlatıyor. 27 üye devletin aday göstereceği kişinin AP üyelerinin çoğunluğunun desteğini alması gerekiyor.

Meloni ile Le Pen işbirliği arayışında

“Merkez sağ” ile “aşırı sağ” arasında köprü olarak Meloni

FT, Meloni ve Le Pen’in pek çok ortak noktası olduğuna dikkat çekiyor ve “Her iki kadın da kökleri tarihsel olarak faşizme dayanan aşırı sağcı siyasi hareketlerin erkek egemen saflarında başarılı oldu. Her ikisi de partilerini seçmenlerinin daha geniş bir kesimi tarafından daha kabul edilebilir hale getirmek için detoks stratejisi izledi,” diyor.

İki kadının da daha sıkı bir şekilde bütünleşmiş “federal bir birlik” yerine “ulus devletlerden oluşan bir Avrupa inancı” da dahil olmak üzere benzer bir ideolojik zemini paylaştığına işaret eden FT, bununla birlikte NATO ile ilişkiler, Ukrayna’nın silahlandırılması, göç ve en önemlisi de AB sistemi ve ana akım liderleri ile birlikte mi çalışılacağı yoksa onlarla mücadele mi edileceği gibi bazı konularda aralarında fark olduğuna dikkat çekiyor.

Haberde, Meloni’nin şu anda daha ana akım sağ ile “Avroseptik” milliyetçi sağ ile bir köprü görevi gördüğüne işaret ediliyor. Ursula von der Leyen, Meloni’nin ilkini seçmesini isterken, Le Pen ikincisinden yana ağırlık koyuyor.

Nitekim Macaristan Başbakanı Viktor Orbán 30 Mayıs’ta Le Point dergisine verdiği demeçte, “Bugün Avrupa’daki egemenlikçi kampın geleceği iki kadının ellerinde yatıyor. Her şey Fransa’da Marine Le Pen ve İtalya’da Giorgia Meloni’nin işbirliği yapma kapasitesine bağlı olacak,” demişti.

AP seçimlerine doğru: Avrupa’nın merkez ülkelerinde referandum

Leyen, ikinci kez başkanlık için kendi sağına bakıyor

FT, on yıl önce Meloni’nin, AB entegrasyonuna karşı ortak düşmanlıkları göz önüne alındığında, bir rol model olarak Le Pen’e büyük bir hayranlık duyduğunu ifade ettiğini de hatırlatıyor.

Her iki liderin partisinin de önümüzdeki hafta yapılacak Avrupa seçimlerinin kazananları arasında olması bekleniyor. RN 2019’da yüzde 23 olan oy oranını şu anda yüzde 33’e yükseltmiş görünürken, FdI ise yüzde 6 olan oy oranını yüzde 27’ye çıkarma yolunda ilerliyor.

Sonuç olarak, anketler ID grubunun yaklaşık 66 sandalye kazanabileceğini, ECR’nin ise 16’sı potansiyel yeni üyeler için olmak üzere yaklaşık 74 sandalye alabileceğini gösteriyor.

Leyen’in merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP) yine en fazla sandalyeyi kazanmaya aday fakat çoğunluğu sağlamak için koalisyon ortaklarına ihtiyacı olacak.

The Economist’ten AP seçimleri değerlendirmesi: Avrupa’nın geleceğini bu üç kadın şekillendirecek

Meloni’nin Avrupa sağını birleştirme projesinin önündeki engeller

Meloni’nin iç politikadaki stratejisi nasıl İtalyan sağını birleştirerek iktidarı ele geçirmek olduysa, aynı şeyi AB’de de yapmak istiyor ve bu kapsamda hem EPP hem de ID ile birlikte çalışmak istiyor.

Meloni nisan ayındaki FdI parti konferansında, “İtalya’da yaptığımızın aynısını Avrupa’da da yapmak istiyoruz. Merkez sağın güçlerini bir araya getiren ve nihayetinde solu Avrupa’da da muhalefete gönderen bir çoğunluk yaratmak,” demişti.

Bununla birlikte böyle bir koalisyonun Avrupa düzeyinde tekrarlanması pek olası görünmüyor. EPP, Le Pen ya da ID grubundaki müttefikleri ile “çok aşırı” oldukları ve “Rusya yanlısı” sempatileri olduğu gerekçesiyle çalışmayı reddediyor.

ID’nin üyeleri arasında Almanya için Alternatif (AfD) de yer alıyordu. Fakat AfD’nin AP seçimlerindeki baş adayı Maximilian Krah’ın SS’ler hakkında söylediği sözlerden sonra, RN Alman partisi ile çalışmak istemediğini ilan etmiş ve ID, AfD’yi gruptan atmıştı.

Fakat öte yandan Le Pen’in kendisi de Leyen’in dahil olduğu herhangi bir koalisyonu şimdiden dışlamış durumda. Le Pen mayıs sonunda yaptığı açıklamada, “Onun zamanı doldu. Bize kalırsa, asla, tekrar ediyorum, asla Ursula von der Leyen’e oy vermeyeceğiz,” demişti.

Meloni’nin başkanı olduğu ECR grubu ise hem ana akım “merkez sağ” hem de “aşırı sağ” tarafından destekleniyor.

“AfD sorunu”, Avrupa sağında ittifakları yeniden şekillendiriyor

Leyen, Meloni’ye kancayı taktı

Özellikle göç konusunda Meloni ile yakın çalışan Leyen, ikinci dönem için parlamentoda yapılacak oylamada İtalyan başbakanın desteğine ihtiyaç duyabilir. Bu da İtalyan lideri güçlü bir oyun kurucu konumuna getiriyor.

AB’nin liberal ve merkez sol liderleri, Leyen’in Meloni ile ittifak kurma ihtimalinden rahatsız oldular ve onu yeniden seçtirmemekle tehdit ettiler.

Bunun yanı sıra EPP ve ECR’nin sağı da aynı şekilde böyle bir anlaşmaya karşı. Mart ayında Le Pen, Meloni’den Leyen’in yeniden seçilmesini destekleyip desteklemeyeceği konusunda, “İtalyanlara gerçeği” söylemesini talep eden hırçın bir video yayınladı ve bunun “Avrupa halklarına çok fazla acı çektiren politikaları daha da kötüleştireceğini” ileri sürdü.

Son zamanlarda ise Le Pen’in tonu belirgin bir şekilde değişti ve Meloni’yi ECR ve ID’yi mecliste sağcı bir “süper grup” olarak birleştirmeye davet etti.

İtalyan başbakanı şu ana kadar belirgin bir tavır almadı. Bunun yerine, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, “ortak endişe kaynağı olan belirli konularda işbirliği yapmaktan” bahsetti.

‘Milli Muhafazakâr Enternasyonal’den İsrail’e destek

Ana akımlaşan Meloni

FT’ye göre, Meloni ılımlı çizgisinden sapmadığı sürece, Le Pen ile işbirliği alanı sınırlı görünüyor.

Gazetedeki analize göre, son zamanlarda ana akım muhafazakâr hedefler peşinde koşan Meloni, kendisini İtalya’nın AB kurtarma fonlarından payına düşeni alma taahhütlerini yerine getirebilecek ciddi bir lider olarak gösterdi ve piyasalara güvenli bir çift el olduğu konusunda güvence verdi.

Bu kapsamda İtalyan lider, AB ekonomi politikasının temel ilkelerini büyük ölçüde kabul etti: tek pazar kuralları, bütçe açığı ve borç limitleri ve bu ekonomik desteğin güvence altına alınması karşılığında iktisadi ve idari reformlar.

Dış siyaset konusunda da, Ukrayna savaşı jeopolitik konularda değişime neden olmuş durumda. Meloni daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e hayranlığını dile getirmiş olsa da, hızlı ve açık bir şekilde Kiev’i desteklemeye başladı. Başbakan olarak Meloni Ukrayna’ya silah göndermeye devam etti ve bu ülkenin AB üyeliğini destekledi.

Giorgia Meloni radikal filan değil

Le Pen de yumuşuyor: Frexit buharlaştı

FT’ye göre Le Pen de eski “sert” tutumunu yumuştmaya başladı.

Özellikle 2017 cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybettiğinden bu yana, Avrupa şüpheciliğini bir miktar yumuşatan Fransız lider, artık Fransa’nın AB’den ayrılması ya da Brexit’ten sonra popüler olmadığı düşünülen ortak para birimi avronun terk etmesi çağrısında bulunmuyor.

Buna rağmen, RN’nin göçü büyük ölçüde azaltma ve Fransız şirketlerine kamu ihalelerinde öncelik tanıma önerileri, partinin muhaliflerine göre AB yasalarını çiğneyecek ve yumuşak bir “Frexit” anlamına gelecek.

Meloni’nin aksine Le Pen, ana akım muhafazakârlarla çalışarak değil, onların yerini alarak güç kazanmak ve aynı zamanda daha “radikal, popülist ve genellikle sol eğilimli” ekonomik pozisyonlarla siyasi yelpazenin her yerine, özellikle de gençlere ve işçi sınıfına hitap etmek istiyor.

Marine Le Pen’in partisi neden İsrail’i destekliyor?

Fransız partisi Meloni ile yakınlaşmaktan rahatsız

Üstüne üstlük, RN içindeki bazı isimler Giorgia Meloni’nin izlediği siyasetten hoşnutsuzluğunu gizlemiyor.

Bu isimler, İtalyan başbakanının ülkesinin kırılgan kamu maliyesi nedeniyle Brüksel’e boyun eğmek zorunda kaldığını öne sürüyor.

Fransız parlamentosundaki RN grubunun genel sekreteri Renaud Labaye, “İtalya gibi 190 milyar avro almak için bir kurtarma planınız varsa, sizi besleyen eli ısıramazsınız,” diyor.

RN liderleri ayrıca Meloni’nin göçmenlere daha fazla çalışma izni vermesinden ve AB üyelerinin İtalya gibi sınır ülkelerine gelen sığınmacıların yükünü paylaşmasını öngören ve kendilerinin şiddetle karşı çıktığı AB göç anlaşmasının imzalanmasındaki rolünden de memnun değiller. İsminin açıklanmasını istemeyen bir Le Pen müttefiki, “Meloni’nin göç konusundaki politikaları şaşırtıcı ve dehşet verici,” ifadelerini kullanıyor.

FT’ye göre Meloni’nin Ukrayna ve Avrupa savunması konusundaki tutumu onu, her ikisi de Putin ve onun Birleşik Rusya partisi ile kişisel, siyasi ve mali bağları olan Salvini ve Le Pen’den “biraz uzaklaştırıyor.”

Aslında Le Pen de Putin’i “uluslararası hukuku çiğnemekle” suçlamaya başladı. Ne var ki, uzun süredir NATO karşıtı açıklamalar yapan Fransız muhalefet lideri, Kiev’in silahlandırılmasına karşı çıkıyor ve Rusya’nın toprak kazanımlarını kabul etmek anlamına gelse bile derhal barış görüşmeleri yapılması gerektiğini söylüyor.

Salvini ve Le Pen, Leyen’e bayrak açtı; Meloni köşeye sıkıştı

Rusya’ya ilişkin tutum artık o kadar önemli olmayabilir

Bütün bunlara rağmen, RN’nin AfD ile ilişkilerini kesmesinin ardından olası bir ECR-ID ittifakı daha fazla ete kemiğe bürünmüş durumda.

RN’nin AP üyesi Jean-Paul Garraud, “Avrupa siyasetinde gerçek bir evrim anındayız ve bu iki itibarlı kadın bu değişimi gerçekten somutlaştırıyor. Birlikte çalışma imkanı gerçekten var,” diyor.

FT’ye göre Le Pen’in geçtiğimiz ay Madrid’de sağcı Vox tarafından düzenlenen ve Meloni ile Orbán gibi herhangi bir yeniden yapılanmada kilit rol oynayabilecek diğer milliyetçi liderlerin de katıldığı bir konferansa katılması bunun işaretlerinden biriydi.

Meloni de geçen hafta internet üzerinden düzenlediği bir kampanya etkinliğinde Le Pen’in “ilginç bir yolda” olduğunu düşündüğünü söyledi.

AP seçimlerinde İtalyan koalisyon hükümetinde yer alan ve ID üyesi Lega için yarışan İtalyan senatör Claudio Borghi, Rusya konusundaki tarihi farklılıkların artık çok önemli olmadığını, çünkü yeni bir birleşik “sağcı avro-eleştirel” parti oluşturabilecek partilerin çoğunun Putin’in müdahalesini kınadığını söylüyor ve “Bu konu artık masada değil,” diyor.

Garraud da, popülist ve aşırı sağcı partilerin çoğunun “monolitik olmayacak” daha büyük, daha geniş bir gruba katılabileceğini, fakat bunun yerine farklı ulusal çıkarları “anlayacağını ve bunlarla başa çıkacağını” söylüyor.

Meloni’ye gelince, “onu fikirler açısından bir müttefik olarak görüyoruz ve pek çok siyasi ortak noktamız var, fakat yaklaşım farklılıklarımız var” diye devam ediyor Garraud ve ekliyor: “Madam Meloni iktidarın gerçekleriyle karşı karşıya. İtalya’daki durumun mali konular da dahil olmak üzere karmaşık olduğunu çok iyi biliyoruz.”

Avrupa

Alman donanması kıyılardaki etkinliğini artırıyor

Yayınlanma

Bremerhaven limanının yüksek kapasiteli bir askeri merkez haline getirilmesi ve muhtemelen Emden’de kurulacak beşinci Alman deniz üssü ile birlikte, federal hükümet Alman kıyılarının askeri hale getirilmesi sürecini hızlandırıyor.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre Bremerhaven’da, muazzam miktardaki silah ve mühimmatı mümkün olduğunca çabuk boşaltmak ve Doğu Avrupa’daki potansiyel savaş alanlarına nakletmek için gerekli lojistik altyapı modernize edilecek ve genişletilecek.

Bu, bu hafta Savunma Bakanlığı ile Bremen belediye yetkilileri arasında imzalanan bir mutabakat zaptında öngörülüyor.

Federal hükümet bu amaçla 1,35 milyar avroya kadar kaynak sağlarken, Bremen eyaleti de 212 milyon avrodan fazla katkı sağlıyor.

Bremen, ülke genelinde yoksulluk riskinin en yüksek olduğu ve çocuk yoksulluğu oranının en yüksek olduğu eyalet.

Yoksullukla mücadele yerine askeri lojistiğin genişletilmesi için yüz milyonlarca avroluk bir meblağın ayrılması, eyalet hükümetinde yer alan Sol Parti’den senatörler tarafından da destekleniyor.

Bremerhaven’de modernizasyon faaliyetleri yoğunlaştı

Denizyolu yük elleçleme açısından Hamburg’un ardından ikinci, Wilhelmshaven’ın önünde yer alan Almanya’nın en büyük ikinci limanı olan Bremerhaven Limanı, askeri yüklerin elleçlenmesi için ideal olarak kabul ediliyor.

Liman, sadece konteynerlerin değil, araçların da boşaltılması için önemli bir kapasiteye; ayrıca savaş tankları gibi ağır askeri teçhizatı bile taşıyabilecek ağır yük alanlarına sahip. Buna ek olarak, kilitlerden geçmeden erişilebildiği için ulaşımı önemli ölçüde daha kolay ve hızlı.

Son olarak, karayolları ve özellikle de demiryollarıyla iyi bağlantılara sahip; bu da bir kriz veya savaş durumunda silah ve mühimmatın hızlı bir şekilde nakledilmesi için hayati önem taşıyor.

Limanın askeri bir aktarma merkezi olarak özel uygunluğu, tarihinden de kaynaklanıyor: Liman, İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan beri ABD kuvvetleri tarafından kullanılıyor.

Soğuk Savaş döneminde, Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki merkezi aktarma limanı olarak hizmet vermiş ve buna uygun olarak genişletilmişti.

1990’dan sonra ABD için önemini yitirdi; fakat Ukrayna çatışmasının tırmanmasıyla birlikte, ABD’nin varlığı yeniden arttı.

Başlangıçta Defender Europe 2020 gibi tatbikatlar kapsamında, ardından 2022’den itibaren Ukrayna savaşı bağlamında ABD faaliyetleri tırmanışa geçti.

Uzmanlar, 2023 gibi erken bir tarihte bile Bremerhaven’ın “tıpkı eski günlerdeki gibi bir silah merkezi” olarak işlev gördüğünü belirtmişlerdi.

Limanlar askeri lojistik için optimize ediliyor

Federal hükümet şu anda limanın askeri lojistik kapasitesini daha da artırmak için çalışıyor.

Örneğin, “liman havuzlarının derinleştirileceği ve karayolu ile demiryolu bağlantılarının genişletileceği” bildiriliyor.

Konteyner tesisleri modernize edilecek ve daha ağır yükleri taşıyabilecek şekilde uyarlanacak.

Bu durum hem vinçler hem de depolama alanları için geçerli olup, bu alanların yeni bölgelere doğru genişletilmesi de planlanıyor.

Liman işletmecisi Bremenports’un bir sözcüsünün “Askeri teçhizatın verimli bir şekilde taşınması artık sadece tanklarla sınırlı değil” dediği aktarılıyor.

Günümüzde silah ve mühimmat da konteynerlerle teslim ediliyor ve savaş durumunda bunların hızla boşaltılıp ileriye taşınması gerekecek.

Bunu sağlamak için Kaiserhafen’da yeni bir demiryolu döner köprüsünün inşası da planlanıyor. Raporlara göre mevcut köprü, askeri teçhizatın hareketini gereksiz yere yavaşlatan bir “darboğaz” olarak tanımlanıyor.

Ayrıca, askeri lojistiğe yoğun bir şekilde odaklanılması, oldukça maliyetli güvenlik önlemlerini de gerektiriyor.

Örneğin, sadece yeni çitler ve mahremiyet perdeleri inşa edilmekle kalmayacak, aynı zamanda insansız hava aracı savunma sistemleri kurulacak ve siber güvenlik önlemleri alınacak.

Sol Partili senatörlerden silahlanmaya destek

Federal hükümet, Bremerhaven’daki askeri lojistiği optimize etmek ve bununla bağlantılı olarak Bremen Havalimanı’nın Bundeswehr’in ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilmesi amacıyla 2031 yılına kadar yaklaşık 1,35 milyar avro tahsis ediyor.

Bremen Belediye Başkanı Andreas Bovenschulte’ye göre bu, Alman hükümetinin Bremen eyaletindeki bir projeye şimdiye kadar sağladığı en büyük hibe.

Bremen eyaleti ise “Bremerhaven 2031 Konuşlanma Merkezi” projesine ek olarak 212 milyon avro katkıda bulunuyor.

Bremen eyalet bütçesinden bu şekilde büyük meblağlar savaş hazırlıklarına aktarılırken, 2024 yılında eyalet nüfusunun yaklaşık yüzde 25,9’u yoksulluk riski altında, tüm çocukların ise yüzde 28,6’sı yoksulluk içinde yaşıyor olarak sınıflandırıldı.

Bu durum, Bremen’i yoksulluk riski en yüksek ve çocuk yoksulluğu oranı en yüksek eyalet yapıyor.

Bremerhaven’daki askeri lojistiğin eyalet bütçesinden yüz milyonlarca avroluk bir meblağla finanse edilmesine ilişkin onay, Sol Parti’ye mensup iki Bremen senatöründen de geldi.

Sol Partili Ekonomi ve Limanlardan Sorumlu Senatör Kristina Vogt, yeni tesisler inşa etmek yerine “halihazırda sivil amaçlarla kullanılan altyapımızı askeri amaçlar için iyileştirmenin” “akılcılığını” övdü.

Baltık Denizi’nin militarizasyonuna Kuzey Denizi de ekleniyor

Bremerhaven askeri merkezinin genişletilmesiyle birlikte Almanya’nın kıyılarının militarizasyonu ilerliyor.

Şimdiye kadar Almanya’nın denizcilik altyapısının odak noktası Baltık Denizi kıyılarıydı. Bunun nedeni kısmen Soğuk Savaş döneminde Federal Almanya Cumhuriyeti’nin denizcilik faaliyetlerinin Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkelerine yönelik olmasıydı.

Birkaç eğitim tesisinin yanı sıra, Alman Donanması burada öncelikle Eckernförde, Kiel ve Rostock-Warnemünde’de bulunan üç büyük deniz üssünü ve Rostock’ta bulunan Deniz Komutanlığı’nı işletiyor.

Kuzey Denizi’nde ise bunlara Wilhelmshaven’daki deniz üssü ve Cuxhaven yakınlarındaki Nordholz’da bulunan Deniz Hava Komutanlığı ekleniyor.

Deniz Hava Komutanlığı, Kiel’de konuşlanmış 1. Operasyon Filosu ve Wilhelmshaven’da konuşlanmış 2. Operasyon Filosu ile birlikte Alman Donanması’nın üçüncü büyük birimi.

Şu anda, Bundeswehr’e bağlı yaklaşık 16.000 asker ve 1.800 sivil personel, Donanma’nın ana üslerinde ve çeşitli küçük tesislerinde görev yapıyor.

Silahlı kuvvetlerin diğer kollarında olduğu gibi, Alman Donanması da personel sayısını artırmayı hedefliyor.

Almanya’nın beşinci deniz üssü inşa edilecek

Mevcut dört deniz üssü ve Bremerhaven askeri merkezine ek olarak, federal hükümet kısa süre içinde yine Kuzey Denizi’nde inşa edilecek beşinci bir deniz üssünün yapımını duyurmayı planlıyor.

Haberlere göre, üssün yeri olarak Emden seçildi. Burada pazartesi günü Savunma Bakanı Boris Pistorius ve Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies’in olası yeni bir deniz üssüyle ilgili sonraki adımları ana hatlarıyla açıklaması planlanıyor.

Emden, Soğuk Savaş döneminde bir deniz üssüne ev sahipliği yapmıştı ama üs 1997’de kapatılmıştı.

Haberlere göre, Emden’in lehine olan argümanlardan biri, Aşağı Saksonya’nın Kuzey Denizi limanları arasında en geniş kullanılmayan alana sahip olması.

Kullanılmayan arazinin nasıl akılcı bir şekilde değerlendirileceği konusunda bir süredir tartışmalar sürüyor ama bu tartışmalar daha önce sivil kullanıma odaklanmıştı.

Alman Donanması’nın planlarına göre, yeni deniz üssü yedi fırkateyn, on mayın tarama gemisi ve on römorkörün yanı sıra dört haneli sayıdaki Bundeswehr askeri ve sivil personeli barındıracak.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Manchester City’nin başı dertte

Yayınlanma

Bağımsız bir komisyon, Manchester City’yi, 830 milyon sterlinden fazla gizli fonu gizlemek amacıyla ticari ortaklarla “sahte sözleşmeler” düzenlemek de dahil olmak üzere, 114 başlıkta suçlu buldu.

Kulüp, herhangi bir suçu olduğunu hâlâ reddediyor ve 2 Ekim tarihine kadar temyiz başvurusunda bulunma hakkı var.

City, 2009 ile 2018 yılları arasında mali kuralları ihlal ettiği gerekçesiyle Şubat 2023’te Premier Lig tarafından yöneltilen 115 suçlamadan 114’ü konusunda suçlu bulundu.

Bağımsız heyet, para cezasından ağır puan kesintisine, ligden ihraç edilmeye veya şampiyonlukların iptal edilmesine kadar uzanan yaptırımlar konusunda henüz bir karar vermedi.

Manchester United, Liverpool ve Arsenal gibi rakip kulüplerin, bu kararın o dönemde kaçırdıkları ödül paraları ve sıralamalar açısından ne anlama gelebileceğini şimdiden değerlendirmeye başladıkları söyleniyor.

En ciddi suçlamalar ise sponsorluk gelirleri, ilişkili taraflarla yapılan ödemeler ve işletme giderleri ile ilgili muhasebe usulsüzlüklerine odaklanıyor.

40 sayfalık raporda Manchester City, “sahte” anlaşmalar, “dürüst olmayan” tanıklar ve Abu Dhabi United Group (ADUG) için “bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” Fordham Anlaşması ile suçlanıyor.

City, ADUG’un Abu Dabili sponsorlardan gelen sponsorluk ücretlerini kısmen karşıladığı bir “Gizli Finansman Planı” uyguladı.

Sonuç olarak, kulübün mali tablolarında 2009-10 sezonundan 2017-18 sezonuna kadar Abu Dabi sponsorlarından elde edilen ticari gelirin 949,94 milyon sterlin olduğu gösterildi.

Oysa gerçekte, Abu Dabi sponsorları bu dönemde City’ye sadece 119,25 milyon sterlin ödedi; kalan 830,69 milyon sterlin ise ADUG tarafından karşılandı.

City ayrıca, gelirleri 24,5 milyon sterlin fazla, giderleri ise 49,414 milyon sterlin eksik göstermek amacıyla Fordham adlı bir üçüncü tarafı bir araç olarak kullandı.

Komisyon, “Fordham Anlaşması”ni “ADUG için bir paravan olmaktan öteye gitmeyen” bir düzenleme olarak nitelendirdi.

Bu davanın boyutu, onu İngiliz futbolunun daha önce karşılaştığı hiçbir duruma benzemiyor.

Everton, 2023-24 sezonunda kâr ve sürdürülebilirlik kurallarını tek bir kez ihlal ettiği için altı puan, Nottingham Forest ise dört puan düşürüldü.

Her iki vaka da City’ye yöneltilen 115 suçlamanın yanında nispeten sınırlı kalıyor.

Chelsea, kulübün önceki yönetim döneminde yapılan usulsüz ödemeleri fiilen ihbar ettikten sonra para cezasına çarptırıldı ve ertelenmiş bir transfer yasağı aldı; ayrıca soruşturma süreci boyunca yetkililerle işbirliği yaptı.

City ise bunların hiçbirini yapmadı. Davayı takip eden hukuk uzmanlarına göre kulüp, her bir suçlamayı reddetti ve Chelsea’nin yaptığı gibi işbirliği göstermedi.

Bu durum, yaptırımlar nihayet belirlendiğinde hoşgörü gösterilme olasılığını önemli ölçüde azaltıyor.

Premier Lig’den Richard Masters, ligin uygulanması gerektiğini düşündüğü yaptırımla ilgili sunumları denetleyecek.

Bunun ardından City’nin avukatları daha hafif bir sonuç için savunma yapabilecek.

Her iki taraf da, kararı veren aynı bağımsız heyetin huzurunda argümanlarını sunacak.

Söz konusu dönemde City’nin kazandığı şampiyonlukların elinden alınıp alınmayacağı konusu henüz netleşmedi.

Kulübün yaratmakla suçlandığı mali avantajın, sonraki on yıl boyunca İngiliz futboluna hakim olan ve 2023’teki üçlü zaferle doruğa ulaşan kadronun oluşturulmasına katkıda bulunduğu gerekçesiyle, 2009 ile 2018 arasındaki tüm sonuçların geçersiz sayılması yönünde bir görüş bulunuyor.

Buna karşılık, sahada yaşananların geriye dönük olarak iptal edilemeyeceği yönünde bir görüş de mevcut.

City’nin en görkemli döneminde kulübe antrenörlük yapan Pep Guardiola, karar açıklanmadan önce, 2023 yılında bu soruyu doğrudan ele almış ve şunları söylemişti:

“Hadi ama! Karar ne olursa olsun, o anlar bize aittir. Yaptıklarımızı bir düşünün… Sergio Aguero’nun QPR’a attığı o gol; kimse onu silemez. Bilmiyorum, Steven Gerrard’ın Anfield’da kaymasından biz mi sorumluyuz?”

2018-19 ve 2021-22 sezonlarında Liverpool takımıyla City’nin ardından ikinci sırada bitiren Jürgen Klopp, karar açıklanmadan önce, kulübün suçlu bulunması halinde bira alıp eski oyuncuları için kendi arka bahçesinde bir kutlama düzenleyeceğini söylemişti.

City taraftarları açısından bakıldığında, kulübe yakın kaynakların tarif ettiği ruh hali, davanın sürdüğü üç yıl boyunca direniş ve yorgunluk arasında gidip geldi.

Başkan Khaldoon Al Mubarak, taraftarlara ve genel müdür Ferran Soriano’ya bir mektup yazarak, bir kararın açıklandığı şu anda bile sürecin sonuçlanmasının hâlâ yıllar alabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Bu mesaj, kulübün kendisinin de temyiz davasının hızlı bir şekilde çözüme kavuşmasını beklemediğini gösteriyor.

Everton taraftarı olan İngiltere Başbakanı Andy Burnham da topa girdi. Başbakan, Manchester City’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden gelen sahiplerinin, kulübün Premier Lig’in mali kurallarını ihlal ettiği tespit edildikten sonra kulübü satması durumunda “gerçekten endişeleneceğini” söyledi.

Burnham, 2008 yılından bu yana kulübün sahibi olan ve Birleşik Arap Emirlikleri Başbakan Yardımcısı Şeyh Mansour bin Zayed Al Nahyan tarafından yönetilen Abu Dhabi United Group’un başarılarını övdü:

“Onları kaybetmek beni gerçekten çok endişelendirir. Modern Manchester’ın inşasında ve tabii ki Manchester City’nin bugünkü küresel güç haline gelmesinde çok büyük bir ortak oldular. Aslında City Football Group’a ve daha geniş kapsamlı sahiplik yapısına, sadece Etihad [Stadyumu] ve çevresindeki kampüse değil, aynı zamanda şehre de yatırdıkları para için teşekkür ediyorum.”

Başbakan, City’ye ceza verilmesinin Birleşik Krallık-Abu Dabi ticaret ilişkileri üzerinde önemli bir etki yaratabileceği yönündeki uyarılara rağmen, herhangi bir disiplin sürecine müdahale etmeyeceğini söyledi.

Burnham, belediye başkanı olduğu dönemde City’nin sahipleriyle kurduğu ilişkilerin “elbette” incelemeye dayanacağından emin olduğunu belirtti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Papa Leo’dan Avrupa’nın silahlanmasına itiraz

Yayınlanma

Papa XIV. Leo, Avrupa’nın silahlanmasına olan itirazını yineleyerek, Ukrayna savaşında barış çabalarına destek verdi.

ABD kökenli ilk papa, Avrupa Birliği’nin kurucularından Robert Schuman’ın memleketi olan Metz’de Avrupalı liderlere hitaben yaptığı konuşmada, “Savaş geri döndü, hatta Avrupa’ya bile: Her gün sayısız sivilin hayatına mal olan yeni ve anlamsız bir katliam,” dedi.

Leo, Avrupa için bugüne kadarki en net siyasi vizyonunu ortaya koyarken, sağın bölge genelinde güç kazandığı bir dönemde entegrasyonu ve çokkültürlülüğü de övdü.

Fransızca yaptığı konuşmada Papa, Avrupalılara hukukun üstünlüğü ve ırk, renk, sınıf veya meslek ayrımı gözetmeksizin tüm insanların eşitliği dahil olmak üzere AB’nin kurucu değerlerini hatırlamaları çağrısında bulundu.

Leo’nun konuşması ayakta alkışlandı.

Leo, cuma günü başladığı dört günlük ziyaretine, Birleşmiş Milletler ve diğer çok taraflı kuruluşların krizde olduğu ve uluslararası diyaloğun bir “maskaralık” haline gelme riski taşıdığı uyarısıyla başlamıştı.

Kıyamete beş kala – 2: Kiliseler savaşı

“Müzakerelerde cesaret göstermeli ve barışın daha büyük yararı için bazı tutumlarımızdan vazgeçmeye hazır olmalıyız,” diyen Leo, 1917’de Birinci Dünya Savaşı’nın kanlı günlerinde Papa XV. Benedict’in yaptığı benzer bir çağrıyı hatırlattı.

Leo ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın baskısı ve Rusya tehdidi gerekçesiyle geçen yıl Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana en yüksek artışla artan Avrupa askeri harcamalarına muhalefetini yineledi.

Papa şöyle konuştu:

“Yeniden silahlanmanın çözüm olduğu yanılgısına da karşı koymalıyız. Bugün kendimize şunu sormalıyız: Dünya barışını ilerletmek için gerçekten yaratıcı çabalar gösteriyor muyuz, yoksa sadece ‘savaş dalgası ile baş etmeye’ ve hâlâ geleceğini varsaydığımız savaşlara kendimizi daha iyi hazırlamaya mı çalışıyoruz?”

Ayrıca Leo, Avrupalı liderlere kıtaya gelen göçmenleri topluma entegre etmeleri ve onlara sanki kendi aile üyeleriymiş gibi fırsatlar sunmaları çağrısında bulundu.

Liderlere sık sık göçmenlere daha insancıl davranmaları çağrısında bulunan Papa, göç için “yasal ve güvenli yollar” ve insan kaçakçılığıyla mücadeleye yönelik uluslararası işbirliği konusundaki çağrısını yineledi:

“Birini kabul etmek, onu kendi ailenin bir parçasıymış gibi entegre etmek ve ona yeteneklerini, becerilerini ve duyarlılıklarını geliştirme fırsatı sunmak demektir.”

Leo’nun konuşmasından birkaç saat önce, aralarında bir çocuğun da bulunduğu üç ⁠göçmen, Fransa’dan İngiltere’ye Manş Denizi’ni geçmeye çalışırken hayatını kaybetti.

Thiel ödül aldı, yine Papa ve ÇKP’ye çattı

Leo ayrıca Trump’ın ABD’deki göç karşıtı politikalarını da eleştirdi ve Avrupa’yı hukukun üstünlüğünü korumaya ve çokkültürlülüğü benimsemeye çağırdı.

Avrupa’nın Hıristiyan köklerini de vurgulayan Papa, “Avrupa, geçmişinin en iyi yönlerinden yararlanabildiği ve başkalarıyla olan karşılaşmalar yoluyla bunları yeni ve yaratıcı şekillerde yeniden şekillendirebildiği zaman gelişmiş ve ilerlemiştir,” dedi ve şöyle devam etti:

“Günümüzde bireyler ve devletler arasındaki ilişkiler giderek daha da medeniyetsiz bir hal alıyor. Sözünü tutmanın değeri göz ardı ediliyor; bunun yerine insanlar yalanlar ve aldatmacalarla övünüyor. Avrupa, geliştirmeyi ve korumayı öğrendiği başkalarına saygı sayesinde bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir.”

Leo daha sonra Metz’deki 13. yüzyıldan kalma Gotik katedralde binlerce yerel Katolik ile birlikte bir ayin düzenledi ve burada Avrupa’nın çokkültürlü kimliğini övdü.

Kutsal Makam’ın lideri, “Avrupa’nın geleceği tekdüzelikte değil, farklılıkların uyumunda yatıyor,” dedi.

Papa Leo: Kilise, güncel olaylara seyirci kalamaz

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English