Ortadoğu
Gazze planının ikinci aşamasını durduran tek şey: Gerçeklik

Gazze planı neden işlemiyor? Hamas Gazze’yi demir yumrukla yönetiyor, onu silahsızlandırmaya kimse gönüllü değil ve Netanyahu da acele etmiyor. Buna karşın ABD Başkanı bir “başarı” istiyor. Kuzey cephesinde ise Hizbullah’ın yeni sloganı: “Hayatta kalmak zaferdir”
Çevirmenin notu: Aşağıda çevirisini okuyacağınız analiz İsrail’in en köklü gazetelerinden Haaretz’te Amos Harel imzasıyla yayımlandı. Harel yazısında Trump yönetiminin Gazze planının ikinci aşamasının neden sahadaki gerçeklerle örtüşmediğini ve bu durumun İsrail iç siyaseti ile bölgesel dengelere nasıl yansıdığını ele alıyor. Yazıda yer alan değerlendirmeler ve yorumlar yazara aittir; ara başlıklar tarafımızca konmuştur; çeviri, metnin anlam ve bağlamı korunarak Türkçeye aktarılmıştır.
“Gazze’de herkes Hamas’tan çekiniyor, Netanyahu ise Trump’tan korkuyor.”
Üst düzey bir savunma yetkilisi perşembe günü Gazze Şeridi’ndeki durumu bu sözlerle özetledi. ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü Gazze’nin yönetimini üstlenmesi planlanan Barış Kurulu üyelerinin isimlerinin 2026’nın başında açıklanacağını söyledi.
Trump, kendine özgü üslubuyla bu yapının “şimdiye kadarki en efsanevi barış kurullarından biri” olacağını iddia ederek, “Krallar, cumhurbaşkanları, başbakanlar… Hepsi bu kurulda yer almak istiyor” dedi. Bir an için, Beyaz Saray’da büyük maliyetle inşa ettirdiği balo salonundan söz ediyormuş izlenimi verdi.
İntihar görevi
Barış Kurulu gerçekten hayata geçebilir. Ancak sahadaki gerçeklik şimdilik çok farklı. Hamas, Gazze ’nin İsrail’in kontrol ettiği “Sarı Hat”ın batısında kalan bölümünü demir bir disiplinle yönetiyor. Uluslararası istikrar gücüne katılması gündeme gelen ülkeler ise örgütü silahsızlandırmak üzere asker göndermeye hevesli değil; bunu bir intihar görevi olarak görüyorlar ve bunda da haklılar.
Bu tablo, görünürde Başbakan Binyamin Netanyahu’nun işine geliyor. İsrail, hayattaki 20 rehineyi ve polis memuru Ran Gvili dışında tüm rehine cenazelerini teslim almış durumda. Netanyahu’nun anlaşmanın ikinci aşamasına geçmek için gerçek bir isteği olmadığı görülüyor. Çünkü bu adım, Filistinlilere taviz verilmesi ve Filistin Yönetimi’ne yeni yönetimde rol tanınması yönünde uluslararası baskıyı yeniden gündeme getirebilir.
Hamas’ın askeri olarak zayıfladığı ve elinde canlı rehine bulunmadığı bir ortamda sınırlı çatışmalara dönüş, Netanyahu’nun iç siyasette de işine yarayabilir; özellikle seçim yılı yaklaşırken. Ancak Trump, Netanyahu’yu dizginliyor. İki liderin ay sonunda Mar-a-Lago’da bir araya gelmesi bekleniyor. Trump hâlâ uluslararası bir başarı peşinde. Bu hafta Nobel Barış Ödülü’nün Oslo’da kendisine verilmemesi muhtemelen canını sıkmış durumda. Sert söylemlerine rağmen, kendisini “modern tarihin en büyük barış mimarı” olarak görme iddiasını henüz gerçekleştirebilmiş değil.
İsrail acele etmiyor
Trump’ın Ukrayna’da Rusya yanlısı olarak görülen barış planı şimdiden kadük kalmış görünüyor. Avrupa ile ilişkiler, özellikle Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e yönelik uzlaşmacı yaklaşımı nedeniyle gergin. Bu nedenle, paradoksal biçimde harabeye dönmüş Gazze, ilerleme sağlanabilecek daha elverişli bir alan gibi duruyor. Bu da Trump’ın, Netanyahu’nun Gazze’de yeniden geniş çaplı bir askeri harekât başlatmasına izin vermeyeceği anlamına geliyor. Böyle bir adım, varsa bile, Netanyahu’nun ABD ziyaretinden sonrasına kalacak.
Şu aşamada Gazze’deki askeri durum İsrail açısından acil görünmüyor. Refah’ta, Sarı Bölge içinde, tünellerde bulunan birkaç düzine silahlı Hamas mensubunun yer aldığı bir cep var. Ordu burayı kuşatmış durumda ve Netanyahu, militanların anlaşmayla bölgeden çıkmasına izin verme kararından geri adım attı. Hamas’ın Batı Necef’teki İsrailli sivillere yönelik tehdidinin sınırlı olduğu değerlendiriliyor. Örgütün elinde yaklaşık 100 civarında roket kaldığı tahmin ediliyor.
Buna rağmen Hamas, İsrail’in çekildiği bölgelerde tam kontrolünü sürdürüyor. Hafif silahlarla donatılmış binlerce mensubu var. Liderliği, Gazzelilere karşı acımasız güç kullanmaktan çekinmiyor. Milis lideri Yaser Ebu Şebab’ın öldürülmesinin ardından aşiretlerin Hamas’a oluşturduğu tehdit de oldukça zayıflamış durumda.
Trump ise bir an önce bir sonraki aşamaya geçildiğini ilan etmek istiyor. Bunun Noel ile ocak ortası arasında gerçekleşmesi bekleniyor. Bu süreçte Filistinli teknokratlardan oluşan bir hükümet ve Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) gibi yeni yapılar kurulması öngörülüyor. Ancak bunlar olmadan ilerleme sağlanması zor.
“Hamas değil Gazzeli”
Yine de Hamas sorunu bu yapılar kurulduktan sonra da ortadan kalkmayacak. Endonezya, Azerbaycan ya da Arap ülkeleri, Hamas’ı silahsızlandırmak için doğrudan çatışmaya girmeye istekli değil. Hamas’ı silahsızlandırmak yerine, sorunun kendi kendine ortadan kalkmasını bekleyen bir yaklaşım benimseniyor.
ABD de Hamas’ın kontrolündeki Gazze’ye asker göndermeyi planlamıyor; muhtemelen İsrail’in kontrolündeki bölgeye bile göndermeyecek. Amerikalılar, İsrail’in elinde bulunan doğu kesimindeki “Yeni Gazze”de gelecekte yapılacak yeniden imar çalışmalarına odaklanmış durumda. İsrailli subaylar Hamas’tan söz ettiğinde, Amerikalı muhatapları onları düzeltiyor: “Biz ‘Gazzeliler’ demeyi tercih ediyoruz.” Bu, ileride ciddi sonuçlar doğurabilecek tehlikeli bir inkâr hali.
Kiryat Gat’taki Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi’nde yürütülen ABD öncülüğündeki görüşmeler ise ciddi ve somut. Askeri yetkililer ve yabancı ordular arasında önceden belirlenmiş bir takvimle her gün toplantılar yapılıyor. Refah’taki yıkıntılar arasında, önce enkazın kaldırılacağı, ardından inşa faaliyetlerine başlanacağı bir alan bile belirlenmiş durumda.
Sağlık kliniklerinin kurulması, bir polis gücünün konuşlandırılması ve patlamamış İsrail mühimmatının temizlenmesi gibi başlıklar ele alınıyor. Ancak bu sözde pilot proje, yalnızca birkaç bin Gazzeli için barınma çözümlerini kapsıyor ve ne zaman hayata geçeceği belirsiz. Daha kapsamlı plan ise henüz ivme kazanmış değil.
Kuzey cephesinde durum
Trump, kuzey cephesinde de Netanyahu’yu ciddi biçimde frenledi. Başbakan, son iki ayda ikincil cephelerde sert bir tutum benimsedi. Suriye’de Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetimiyle uzlaşma ihtimalini baltaladı, İsrail’in bir yıl önce ele geçirdiği Suriye Golan Tepeleri’ndeki bölgelere provokatif bir ziyaret yaptı ve sınır hattındaki tansiyonu bilinçli olarak yükseltti. Bu süreçte İsrail askerleri bölgede iki kez silahlı çatışmaya girdi; bu durum, askeri varlık sürdükçe geleceğe dair bir işaret olarak görülüyor.
Lübnan’da ise İsrail ordusu, Hizbullah’ın yeniden silahlanmasını engellemek amacıyla örgüte ait hedeflere düzenli saldırılar düzenledi. Zirve nokta, geçen ay Beyrut’ta Hizbullah’ın askeri lideri Heysem Ali Tabatabai’nin öldürülmesi oldu. Bu suikastın ardından İsrail, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasında ilerleme sağlanmaması halinde saldırıları artırmakla tehdit etti.
Ancak Trump’ın Suriye ve Lübnan konusunda farklı öncelikleri var. İsrail ile Suriye arasında uzlaşı ihtimalinden açıkça söz etti ve Lübnan’a, İsrail’in askeri tırmanışının Trump’ın “başarı” olarak sunmak istediği Beyrut’taki merkezi hükümetin güçlendirilmesi sürecini baltalamaması yönünde mesaj gönderdi. Washington, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını zorla dayatma konusunda istekli görünmüyor.
İsrail ordusu Lübnan’da zaman zaman saldırılar düzenlemeyi sürdürse de bombardımanın ölçeği ve Hizbullah’a yönelik tehditlerin tonu azalmış durumda. Kuzeydeki gelişmeler de Trump-Netanyahu görüşmesinin gündeminde olacak.
Şimdilik Trump’ın açıklamaları, gerilimi yeniden tırmandırmaya izin vermeyeceğini ve kısmen soğuyan cepheleri yeniden ısıtmak için İsrail’e destek olmayacağını gösteriyor. Trump’ın elinde bir koz daha var: Netanyahu’nun, Cumhurbaşkanı Herzog’dan af alabilmek için hâlâ Trump’ın desteğine ihtiyacı bulunuyor.
Bu koşullar altında Hizbullah’tan gelen savunmacı söylem dikkat çekici. Örgütün resmî internet sitesi el-Ahed’de geçen hafta yayımlanan “Direnişi, itidali ve asimetrik savaşın mantığını anlamak” başlıklı yazıda, Hizbullah’ın son bir yıldır İsrail saldırılarına karşılık vermemesini eleştirenlerin “direnişin temel ilkesini gözden kaçırdığı” savunuldu. Yazara göre, Hizbullah gibi hareketler ulusal orduların yerine geçmez; devlet halkını koruyamadığında ortaya çıkar.
Yazıda Hizbullah’ın hesaplarının “savunmacı ve seçici” olduğu belirtilerek, örgütün İsrail’e karşı caydırıcılık yaratmak istediğinde saldırdığı, tırmanmanın İsrail’in işine yarayacağını düşündüğünde ise itidal gösterdiği ifade edildi. Sonuç cümlesi ise yeni yaklaşımı özetliyordu:
“Hayatta kalmak zaferdir.”
Bu tutum, İsrail’in Eylül 2024’te öldürdüğü eski lider Hasan Nasrallah’ın son yıllarındaki sert ve meydan okuyucu söyleminden oldukça uzak. Yerine geçen Şeyh Naim Kasım’ın ise bu daha temkinli çizgiyle büyük ölçüde örtüşen bir yaklaşım benimsediği görülüyor.
Ortadoğu
ABD ve İsrail, ara seçimlerin ardından İran’ı vurmayı planlıyor

New York Times gazetesinin haberine göre ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’daki nükleer tesisleri, enerji altyapısını ve cephanelikleri hedef alan yeni bir askeri harekat planı hazırladı. Kongre ara seçimlerinin ardından başlatılması gündemde olan operasyon için ABD üç uçak gemisi dahil geniş bir askeri gücü bölgeye sevk ediyor.
ABD ve İsrail savunma bakanlıkları, İran’a yönelik yeni bir saldırı planı hazırladı. Planlanan harekatın ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından başlaması gündemde yer alıyor.
The New York Times gazetesinin kaynaklara dayandırdığı habere göre, hazırlıkları yapılan plan kısa süreli ancak yoğun bir operasyonu öngörüyor.
Askeri birimlerin tatbikatlarını artırdığı bu süreçte, ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth olası saldırı senaryolarını İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ele aldı.
Hedef listesinde İran’ın nükleer tesisleri, enerji altyapısı ile füze ve insansız hava aracı cephanelikleri var.
Gazeteye konuşan bazı yetkililer, yeni saldırı dalgasının İran ekonomisine ağır zarar verebileceğini ve Tahran yönetimini taviz vermeye zorlayabileceğini öne sürüyor.
Buna karşılık bazı kaynaklar, çatışmaların yeniden başlamasının şubat ile nisan ayları arasındaki önceki harekattan daha başarılı olacağından şüphe duyuyor.
Söz konusu önceki harekat, enerji fiyatlarının yükselmesine ve ABD’nin önleme füzeleri stoklarının tükenmesine yol açmıştı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın bu operasyonu onaylayıp onaylamayacağı henüz netlik kazanmadı.
Planların seyrinde İsrail’deki iç siyasi durumun da etkili olabileceği değerlendiriliyor; zira ülkede genel seçimler 27 Ekim’de yapılacak.
Gazeteye görüş veren bazı uzmanlar, Netanyahu’nun savaş tehdidini ulusal birlik hükümeti kurmak amacıyla kullanabileceğini savunurken, diğerleri muhalefetin başbakana yönelik güvensizliğine dikkat çekiyor.
Washington bölgesel yayılmadan çekiniyor
Washington yönetimi, çatışmaların bölge geneline yayılma ihtimalinden de endişe duyuyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, İran destekli Husilerin saldırıları nedeniyle Çarşamba günü Suudi Arabistan’daki zorunlu olmayan kamu personelinin ve ailelerinin ülkeden ayrılması talimatını verdi.
Üç uçak gemisi, savaş uçakları ve özel kuvvet birliklerini kapsayan ABD askeri gücünün kasım ayı başına kadar bölgeye tamamen konuşlandırılması planlanıyor.
Masadaki hedefler arasında “Pickaxe” adlı yer altı nükleer tesisi de yer alıyor. Trump bu tesise karşı “tüm bombaların anası” olarak bilinen yüksek tahrip gücüne sahip GBU-43/B bombasının kullanılabileceğini dile getirdi; ancak uzmanlar bu mühimmatın yerin derinliklerindeki kompleksi imha edebileceğinden şüphe ediyor.
Tahran yönetimi ise gerilimin olası tırmanışına karşı kendi hazırlıklarını yürütüyor ve hedef listesini genişletme tehdidinde bulunuyor. İran’ın olası karşı saldırılarında gemiler ve enerji altyapısının yanı sıra veri merkezleri ile deniz altı internet kablolarının da hedef alınabileceği belirtiliyor.
İranlı müzakerecinin danışmanı Mehdi Muhammedi, ABD’nin yeni harekatı 72 saat içinde bitirme hesabını “hayal” olarak nitelendirdi. Muhammedi, Tahran’ın vereceği yanıtın daha şiddetli ve beklenmedik olacağını kaydetti.
Financial Times ise daha önce İsrail’in 10 Ekim için planladığı İran operasyonunun, ABD Başkanı’nın Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı çatışmalara dönmek istememesi nedeniyle iptal edildiğini aktarmıştı.
Habere göre ordu, Netanyahu’nun talimatıyla nükleer tesislere, İran yönetimine, elektrik santrallerine ve sivil altyapıya yönelik çok günlük bir saldırı hazırlamıştı. Bu harekatın şubatta başlayan operasyondan daha yoğun olması tasarlanmıştı.
Washington yönetimi Tahran’dan Hürmüz Boğazı ve nükleer program konularında bir anlaşma koparmayı hedefliyor.
Financial Times‘a konuşan bir kaynak, “Ya bir anlaşma olacak ya da bir saldırı” diyerek önümüzdeki haftalarda operasyonun başlayabileceğini ifade etti.
Aynı gazeteye konuşan bir başka yetkili, İsrail’in hazırlıklarının müzakerelerde İran üzerinde baskı kurma amacı taşıyabileceğini dile getirdi.
Axios da Pentagon’un saldırıların yeniden başlatılması için hazırlık emri verdiğini, ancak belgede belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın nihai kararı henüz vermediğini bildirmişti.
ABD ve İsrail, İran’a karşı operasyonu 28 Şubat’ta başlatmıştı. İran bu hamleye bölgedeki ABD ve İsrail tesislerine saldırarak ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini kısıtlayarak karşılık vermişti.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın kaldırılmasına yönelik müzakereleri öngören bir mutabakat zaptı imzalamış, ancak ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar devam etmişti.
Ortadoğu
İsrail’in İran bombardımanı Trump’ın Kongre seçimi hesabına takıldı

Financial Times gazetesinin haberine göre İsrail ordusunun 10 Ekim için hazırladığı çok günlük İran bombardımanı, ABD Başkanı Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde çatışmayı büyütmek istememesi nedeniyle rafa kalktı. Güncellenen hedef listesinde nükleer tesislerin yanı sıra elektrik santralleri gibi sivil yapılar da yer aldı.
İsrail ordusunun 10 Ekim için planladığı kapsamlı İran operasyonu, ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’daki Kongre ara seçimleri öncesinde geniş çaplı savaştan kaçınma kararı nedeniyle gerçekleşmedi.
Financial Times gazetesinin konuya aşina kaynaklara dayandırdığı habere göre, Başbakan Binyamin Netanyahu’nun talimatıyla günlerce sürecek bir bombardıman hazırlığı yapılmıştı.
Hedef listesinde nükleer tesisler ve İran liderliğine ait noktaların yanı sıra elektrik santralleri ile diğer sivil altyapı tesisleri de yer aldı.
Planlanan saldırıların yoğunluk bakımından ABD ve İsrail’in şubat ayında başlattığı ortak harekatı geride bırakması öngörülüyordu.
Beyaz Saray Sözcü Vekili Anna Kelly, gazeteye yaptığı açıklamada, “Birleşik Devletler ara seçimlerden önceki herhangi bir tarihte İran’a saldırmayacak” ifadesini kullandı.
Kelly, Tahran yönetiminin hem ekonomik hem de askeri açıdan zor durumda olduğunu, İran limanlarına uygulanan abluka ile ABD’nin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatını güvenceye alma çabalarının sonuç verdiğini savundu.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, saldırıların önümüzdeki haftalarda yeniden başlama ihtimaline değinerek “Ya bir anlaşma olacak ya da saldırı” değerlendirmesinde bulundu.
Aynı kaynak, Washington’ın Hürmüz Boğazı ve nükleer program başlıklarında çatışmayı tamamen bitirecek bir uzlaşma hedeflediğini aktardı; iptal edilen operasyona ABD’nin doğrudan katılıp katılmayacağı ise netleşmedi.
Bir diğer kaynak ise operasyon hazırlığının müzakerelerde Tahran üzerinde baskı kurma aracı olarak kullanılmış olabileceğini, yeni bir askeri adımda nihai kararın ABD Başkanına ait olduğunu ifade etti.
Hegseth İsrail’de güncellenen hedef listesini görüştü
İsrailli bir yetkili, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in 19 Ekim’de İsrail’i ziyaret ederek Netanyahu ve üst düzey temsilcilerle bir araya geldiğini aktardı.
Bir başka kaynak, İsrail tarafının yeni istihbarat verileriyle hazırladığı ve bu yıl daha önce vurulmamış sivil altyapı unsurlarını da içeren güncel hedef listesini Amerikalı muhataplarına sunduğunu belirtti.
Söz konusu temaslara ilişkin soruları Pentagon yanıtlamadı; Netanyahu’nun ofisi ve İsrail ordusu da açıklama yapmaktan kaçındı.
Operasyonun ertelenmesine rağmen Trump ve Netanyahu kamuoyu önünde İran’a yönelik askeri uyarılarda bulunmayı sürdürdü.
Netanyahu 19 Ekim’de yayımlanan videoda Trump’a hitaben “Donald, bu işi bitirmemiz gerektiğini söyledin ve bunu birlikte bitireceğiz” dedi; Trump ise hoparlör üzerinden “Sen büyük bir savaşçısın ve bunu çok yakında kanıtlayacağız” karşılığını verdi.
Liderlerin bu temasları iki ülkedeki kritik seçim süreçleriyle kesişiyor.
İsrail’de parlamento seçimleri ABD’deki oylamadan bir hafta önce, 27 Ekim’de düzenlenecek.
Ülkedeki kamuoyu yoklamalarının büyük kısmı muhalefet bloğunu Netanyahu koalisyonunun az farkla önünde gösterse de tarafların net bir çoğunluğu bulunmuyor.
ABD merkezli yayın organı Axios da Pentagon’un İran’a dönük saldırı hazırlıklarını tamamlama talimatı verdiğini, ancak direktifte belirli bir tarihin yer almadığını ve Trump’ın kesin kararını vermediğini aktarmıştı.
15 Ekim’de CNN kanalı, “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B tipi mühimmatın İran nükleer tesislerine karşı kullanım planını haberleştirdi; yayına konuşan Amerikalı yetkililer bombanın derindeki sığınakları imha kapasitesine şüpheyle yaklaştı.
Tahran yönetimi diplomatik çözüme açık olduğunu duyururken olası bir operasyona sert karşılık verileceğini bildirdi.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, rakiplerinin askeri çatışmayı seçmesi halinde yanıtın “öncekinden çok daha sert” olacağını vurguladı.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı operasyona karşılık İran bölgedeki hedefleri vurmuş, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişlerini sınırlandırmıştı.
Taraflar haziran ayında ateşkesi ve boğazdaki ablukanın kaldırılmasına dönük müzakereleri içeren bir mutabakata varsa da ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar kesilmedi.
Ortadoğu
Trump desteği yetmedi: Netanyahu muhalefet lideri Eisenkot’un gerisinde

İsrail’de 27 Ekim seçimleri öncesinde yayımlanan anketler, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefetin Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde olduğunu gösteriyor. Ancak iki blok da 120 sandalyeli Knesset’te hükümet kurmak için şart olan 61 vekile ulaşamıyor.
İsrail’de 27 Ekim’de yapılması planlanan genel seçimler yaklaşırken eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet cephesi, kamuoyu yoklamalarında Başbakan Binyamin Netanyahu’nun önünde yer almayı sürdürüyor.
İsrail basınında 19 ve 20 Ekim tarihlerinde yayımlanan anket verileri, ABD Başkanı Donald Trump’ın açık desteğine rağmen iktidar koalisyonunun muhalefeti yakalayamadığını ortaya koyuyor.
Ancak mevcut oy dağılımı, iki kanadın da tek başına hükümet kurma çoğunluğuna erişemediğini belgeliyor.
Netanyahu reaches 61 seats in Channel 14’s latest poll. He doesn’t in i24’s.
Both give him a stronger position than Kan and Maariv. Likud gets 29 seats in Channel 14, 25 in i24, 21 in Kan and 18 in Maariv.
Count the same five lists—Likud, Shas, United Torah Judaism, Otzma… pic.twitter.com/Qb0fCq0qdK
— Zvika Klein צביקה קליין (@ZvikaKlein) October 19, 2026
Hiçbir blok hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeye ulaşamıyor
Kanal 13 tarafından yapılan ankete göre sandık bugün kurulsa Eisenkot’un bloku 51, Netanyahu koalisyonu ise 50 sandalye kazanıyor.
Kanal 12 araştırması ise farkın biraz daha açıldığına işaret ediyor; bu yoklamada Eisenkot ittifakı 55, iktidar bloku 51 milletvekiline ulaşıyor. Toplam 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’te hükümet kurabilmek için asgari 61 sandalye gerekiyor.
Siyasi aritmetiği kilitleyen temel etkenlerden biri, her iki kanadın da İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileriyle koalisyon kurmayı reddetmesi oluyor. Bu yaklaşım, seçim sonrasında meclis çoğunluğunun sağlanmasının önündeki en somut engel olarak duruyor.
Kanal 12 verilerine göre genel seçmen katılımının yüzde 72 seviyesinde kalması bekleniyor. Sandığa gitme eğilimi muhalefet seçmeninde yüzde 81’e kadar tırmanırken Netanyahu destekçilerinde bu oran yüzde 74 olarak ölçülüyor.
Aynı yoklama, başbakanlık tercihlerinde Eisenkot’un Netanyahu karşısındaki puan farkını iki puan daha açtığını kayda geçiriyor.
Gantz’ın çekilmesiyle Yashar Partisi yükselişe geçti
Walla sitesinde yer alan anket ise Benny Gantz’ın Mavi Beyaz partisini yarıştan çekme kararının ardından dengelerin değiştiğini gösteriyor. Bu kararla birlikte Eisenkot’un Yashar Partisi sandalye sayısını 23’e çıkarırken Netanyahu’nun Likud Partisi bir kayıpla 19 sandalyeye indi.
Eisenkot’un partisi ve çatısı altında yer aldığı “Siyonist Muhalefet” bloku birkaç aydır yoklamaların zirvesinde kalmayı sürdürüyor.
Trump, daha önceki destek mesajında Netanyahu’yu “harika bir savaşçı başbakan ve barış için daha da büyük bir ortak” sözleriyle övmüştü. Kamuoyu yoklamaları, bu diplomatik ve siyasi desteğin İsrail seçmeninin tercihini iktidar lehine çevirmeye yetmediğini belgeliyor.
Genç seçmenler arasında Ben Gvir’in desteği yükseliyor
Netanyahu’nun ittifakı toplam güç bazında geride kalsa da koalisyon ortağı aşırı sağcı aktörlerin tabanlarını genişlettiği görülüyor. Özellikle genç seçmenler arasında İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir’in Yahudi Gücü Partisine ilginin arttığı ölçülüyor.
Kudüs’teki İbrani Üniversitesine bağlı Agam Labs tarafından yürütülen araştırmada konuşan 18 yaşındaki bir öğrenci tercihindeki değişimi, “Eskiden biraz deli olduğunu düşünüyordum ama sonra söylediklerine gerçekten baktım ve hepsi anlamlı geldi” sözleriyle aktardı.
Bir diğer İsrail vatandaşı ise Ben Gvir’in Batı Şeria’daki yerleşimcileri silahlandırma hamlesinin kendisine “nefes aldırdığını” ifade etti.
Ben Gvir, yerleşimcilerin Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlarına öncülük etmesi ve 7 Ekim 2023’ten bu yana on binlerce yerleşimciye askeri nitelikli tüfek dağıtmasıyla biliniyor.
Filistinlilere yönelik şiddeti tırmandırmakla eleştirilen Ben Gvir; Gazze’nin aç bırakılması, Lübnan’daki askeri harekatın sürmesi ve Beyrut’un bombalanması çağrıları yapıyor. Aşırı sağcı bakanın bu askeri yaklaşımları İsrail’deki birçok muhalefet partisinde de siyasi taban buluyor.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını1 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









