Bizi Takip Edin

Asya

Yoon, meclis kararının ardından sıkıyönetimi geri çekti

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol salı günü gece geç saatlerde YTN televizyonunda canlı olarak yayınlanan konuşmasında sıkıyönetim ilan etti. Ancak Ulusal Meclis’in sıkıyönetimin kaldırılması yönündeki kararının ardından, karar geri çekilerek sıkıyönetim uygulaması iptal edildi. Seferber edilen askeri birliklerin üslerine geri döndüğü bildirildi.

Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk-yeol salı günü, ülkedeki muhalefeti “parlamentoyu kontrol etmek, Kuzey Kore’ye sempati duymak ve devlet karşıtı faaliyetlerle hükümeti felce uğratmakla” suçlayarak “acil sıkıyönetim” ilan etti. Ülkenin ulusal polis teşkilatı gece yarısı bir toplantı düzenleyerek bütün izinleri iptal ettiğini duyurdu. Polis teşkilatından bir yetkili “gece yarısı toplantı yapıldı ve herkes göreve çağrıldı” dedi. Öte yandan meclis çevresine çok sayıda polis ekipleri sevk edildi.

Yoon açıklamayı televizyonda yayınlanan bir brifing sırasında yaptı ve “Kuzey Kore yanlısı güçleri ortadan kaldırma ve anayasal demokratik düzeni koruma” sözü verdi. Atılan adımların ülkenin yönetimini nasıl etkileyeceği henüz belli değil.

Muhalefetten ve kendi partisinden tepki

Bu gelişme, Güney Kore’de siyasi tansiyonu artırdı. Muhalefetteki Demokratik Parti, Yoon’un açıklamasının ardından acil bir toplantı düzenledi. 2022’deki başkanlık seçimlerinde Yoon’a karşı kıl payı kaybeden muhalefet lideri Lee Jae-myung, Yoon’un açıklamasını “yasadışı ve anayasaya aykırı” olarak nitelendirdi ve “halka karşı” bir hareket olarak kınadı.. Muhalefet liderleri, Devlet Başkanı’nın bu adımını sert bir şekilde eleştirerek, demokrasinin tehlikede olduğunu vurguladılar. Ayrıca, muhalefet milletvekilleri acil toplantılar düzenleyerek kararın derhal geri çekilmesi gerektiğini savundular.

Tek tepki gösteren muhalefet olmadı, kendi Muhafazakar Partisinin lideri Han Dong-hoon da, kararı “yanlış” olarak nitelendirdi ve “halkla birlikte durdurma” sözü verdi.

Yoon, Güney Kore’nin resmi adını kullanarak televizyonda yaptığı konuşmada, “Bu sıkıyönetim sayesinde, ulusal yıkımın derinliklerine düşmekte olan özgür Kore Cumhuriyeti’ni yeniden inşa edecek ve koruyacağım” dedi.

“Devlet karşıtı güçleri mümkün olduğunca çabuk ortadan kaldıracağım ve ülkeyi normalleştireceğim” diyen Yoon, halktan kendisine inanmalarını ve ‘bazı rahatsızlıklara’ tahammül etmelerini istedi.

Yoon Suk Yeol’ün sıkıyönetim ilanının ardından, halk meclis etrafında toplanarak kararı protesto etti ve sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etti.

Karar bütçe anlaşmazlığının ardından geldi

Son aylarda onay notu düşen Yoon, 2022’de göreve geldiğinden bu yana muhalefet kontrolündeki parlamentoya karşı gündemini kabul ettirmekte zorlanıyor.

Yoon’un muhafazakâr Halkın Gücü Partisi, gelecek yılın bütçe tasarısı konusunda liberal muhalefetteki Demokrat Parti ile çıkmaza girmişti. Eşinin ve üst düzey yetkililerin karıştığı yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla ilgili bağımsız soruşturma çağrılarını da reddeden Yoon, siyasi rakiplerinden hızlı ve sert tepkiler alıyor.

Ayrıca Öğrenciler ve sivil toplum örgütleri uzun süredir Yoon hükümetini istifaya çağıran protestolar düzenliyordu. Özellikle Kore Üniversitesi Öğrenci İlerleme Birliği (Dae-jin-yeon) üyeleri, Yoon’un politikalarını eleştirerek, demokrasinin korunması gerektiğini vurguladılar. Daha önce de First Lady Kim Keon-hee’nin yolsuzluk iddialarını protesto eden bu grup, “Yoon gidene kadar direneceğiz” sloganıyla biliniyor. Hükümet bu protestoları polis gücüyle bastırmayı tercih etti.

Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı teyakkuza geçti

Yoon’un acil sıkıyönetim ilan etmesinin ardından bakanlıktan salı günü yapılan açıklamada, savunma bakanının önemli komutanlara bir toplantı emri verdiği ve daha sıkı teyakkuz çağrısında bulunduğu belirtildi.

Bakan ayrıca orduya acil durum nöbeti tutma emri verdiğini de ekledi.

Bu adım, Yoon’un “Kuzey Kore yanlısı güçleri ortadan kaldırma ve anayasal düzeni koruma” ihtiyacını gerekçe göstererek sıkıyönetim ilan etmesinin ardından geldi.

Ayrıca Maliye Bakanı Choi Sang-mok da, ekonomiyle ilgili kilit yetkililerle acil bir toplantı düzenleyeceğini bildirdi.

Toplantıda Kore Merkez Bankası, Mali Hizmetler Komisyonu ve Mali Denetim Servisi başkanlarının yer alacağını belirten Maliye Bakanlığı, toplantının ardından üst düzey maliye bakanlığı yetkilileriyle ayrı bir oturum yapılacağını da sözlerine ekledi.

Beyaz Saray, Güney Kore hükümetiyle temas halinde olduğunu ve sıkıyönetim ilanının ardından durumu ‘yakından izlediğini’ açıkladı.

Ülkede tüm siyasi faaliyetler yasaklandı

Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol tarafından sıkıyönetim ilan edilmesiyle birlikte kurulan askeri komutanlık, protesto gösterileri ve siyasi partilerin faaliyetleri de dahil olmak üzere tüm siyasi faaliyetleri yasaklayan bir kararname yayınladı.

Komutanlığın başına getirilen dört yıldızlı bir general olan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Park An-su tarafından yayınlanan kararname salı günü ülke saatiyle saat 23:00 itibariyle yürürlüğe girdi.

Park, “Ulusal Meclis, bölgesel meclisler, siyasi partiler, siyasi örgütlerin kurulması, mitingler ve protestolarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere tüm siyasi faaliyetler yasaklanmıştır” dedi.

Park, kararnamenin “özgür demokrasiyi savunmak ve ülkeyi devirmekle tehdit eden devlet karşıtı güçlere karşı halkın güvenliğini sağlamak amacıyla” ülke çapında ilan edildiğini söyledi.

Kararname ayrıca tüm medya ve yayıncıları kontrol altına alırken, grevdeki stajyer doktorlara da 48 saat içinde derhal işlerinin başına dönmelerini emrediyor.

Park, “Özgür demokrasiyi inkar etme ya da yıkmaya teşebbüs etme eylemi yasaklanmıştır; yalan haber, kamuoyunu manipüle etme ve yanlış kışkırtma yasaklanmıştır” dedi.

Meclis sıkıyönetimin kaldırılmasını talep etti

Muhalefet liderlerinin çağrısıyla milletvekilleri toplandı ve kararı oyladı.

Ulusal Meclis çarşamba günü erken saatlerde yaptığı oylamada Başkan Yoon Suk Yeol’dan olağanüstü sıkıyönetimi kaldırmasını talep etti. 300 vekilden 190’ı parlamentoda hazır bulundu ve tamamı sıkıyönetimin kaldırılması lehine oy kullandı. Yeterli çoğunluk sağlandı.

Anayasa uyarınca sıkıyönetimin parlamento çoğunluğu talep ettiğinde kaldırılması gerekiyor.

Bunun üzerine, Yoon Suk Yeol çarşamba günü erken saatlerde olağanüstü sıkıyönetimin kaldırıldığını duyurdu ve Genelkurmay Başkanlığı, sıkıyönetimin uygulanması için seferber edilen birliklerin, normallik hissini yeniden tesis eden bir hareketle üslerine döndüklerini açıkladı.

Yoon, Ulusal Meclis’e, hükümet yetkililerine yönelik görevden alma girişimleri de dahil olmak üzere ulusal işlevleri felce uğrattığını iddia ettiği “çirkin” faaliyetleri durdurma çağrısını yineledi.

Yasanın kaldırılmasının ardından muhalefet bloğu üyeleri Yoon’a yönelik eleştirilerini artırdı ve hatta bazıları başkanı görevden almak için bir önerge başlatmayı dillendirdi.

Kore’yi Yeniden İnşa Partisi’nin lideri Hwang Un-ha, nadir görülen sıkıyönetim ilanının ardından askeri personelin seferber edilmesini eleştirerek bir azil önergesi verme niyetini dile getirdi.

Sıkıyönetim ilanı ülke genelinde ve ötesinde şok dalgaları yarattı.

ABD: Endişe ile izliyoruz

ABD’li yetkililer “ciddi endişelerini” dile getirdi ve Washington’un Güney Kore’deki “siyasi” anlaşmazlıkların “barışçıl” bir şekilde çözülmesini umduğunu vurguladı.

ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Kurt Campbell, halka açık bir etkinlikte yaptığı konuşmada, “Güney Kore’deki son gelişmeleri büyük bir endişe ile izliyoruz” dedi.

Güney Kore-ABD ittifakının “sağlam” olduğunu kaydeden Campbell, ancak “barışçıl” bir çözüm çağrısında bulundu.

Campbell, “Ayrıca her türlü siyasi anlaşmazlığın barışçıl bir şekilde ve hukukun üstünlüğüne uygun olarak çözüleceğine dair her türlü umut ve beklentiye sahip olduğumuzun altını çizmek istiyorum, durum geliştikçe söyleyecek daha çok şeyimiz olacak” dedi.

Asya

Japonya Merkez Bankası gelecek hafta politika faizini yüzde 1,25’e yükseltmeye hazırlanıyor

Yayınlanma

Enflasyon ve ABD baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası, faiz artışlarının hızını artırıyor.

Nikkei Asia’nın edindiği bilgilere göre Japonya Merkez Bankası (BOJ), artan ham petrol fiyatları ve yenin değer kaybetmesi nedeniyle yükselen enflasyon baskısını kontrol altına almak amacıyla 17-18 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek Para Politikası Kurulu toplantısında temel faiz oranını mevcut yüzde 1 seviyesinden yüzde 1,25’e yükseltmeyi planlıyor.

Faizin en son haziran ayında artırıldığı dikkate alındığında, olası yeni artış Mart 2024’te başlayan mevcut faiz artırımı sürecindeki en kısa zaman aralığına işaret edecek.

ABD, yenin değerini desteklemek için Japonya’nın çabalarına katıldığında bunu karşılıksız yapmamıştı. Geçtiğimiz haftalarda ABD Hazine Bakanı Scott Bessent Tokyo’ya baskı yaparak, “Faiz artırımlarına hız verin ve büyük ekonomik teşviklere ilişkin modası geçmiş fikirleri terk edin” demişti.

Bessent, Japonya Merkez Bankası Başkanı Kazuo Ueda’nın zayıf yenle mücadele etmek amacıyla para politikasında “doğru olanı yapacağını” umduğunu söylemişti.

BOJ Başkanı Kazuo Ueda ve diğer üst düzey yöneticiler faiz artışını kurulun gündemine getirecek ve dokuz üyeli Para Politikası Kurulu’nda çoğunluğun onayını almaya çalışacak.

Öngörülen yüzde 1,25’lik politika faizi, 1995’ten bu yana görülen en yüksek seviye olacak. Merkez bankası şimdiye kadar faiz oranlarını yaklaşık altı ayda bir artırıyordu. Ancak BOJ’un bu tempoyu üç ayda bire, başka bir ifadeyle iki politika toplantısında bir faiz artışına hızlandırmaya hazırlandığı değerlendiriliyor.

BOJ yetkilileri, temel ekonomik faktörlerden kaynaklanan fiyat artışlarının bankanın yüzde 2’lik enflasyon hedefini aşması konusunda giderek daha dikkatli davranıyor.

Ueda, temmuz ayı sonunda gerçekleştirilen bir önceki toplantının ardından düzenlenen basın toplantısında enflasyon baskısının artmasına katkıda bulunan üç faktöre dikkat çekmişti: Orta Doğu’daki gerilimin yükselmesi nedeniyle artan ham petrol fiyatları, yapay zekâyla (AI) bağlantılı talepteki yükseliş ve yenin değer kaybetmesi.

ABD ile İran arasındaki silahlı saldırıların yeniden başlaması nedeniyle petrol fiyatları tekrar yükselişe geçti. West Texas Intermediate (WTI) türü ham petrol vadeli işlemlerinin fiyatı perşembe günü varil başına 100 doların üzerine çıkarak son üç buçuk ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Petrol fiyatlarındaki artış, çok çeşitli ürünlerin fiyatlarını ve ulaşım maliyetlerini yukarı çekiyor.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore, Trump’la yaptığı 350 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini yerine getirecek mi?

Yayınlanma

Güney Kore ve ABD arasındaki anlaşmanın imzalanmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçerken Washington’da rahatsızlık büyüyor.

Güney Kore’nin ABD Başkanı Donald Trump’la ABD’ye 350 milyar dolar yatırım yapma konusunda anlaşmasının üzerinden neredeyse bir yıl geçti. Ancak bugüne kadar henüz hiçbir yatırım için para taahhüdünde bulunulmadı. Bu durum Washington’da rahatsızlığı artırırken Seul’de de endişeye yol açıyor.

Güney Kore medyasında Teksas’ta doğalgazla çalışan bir elektrik santrali ve nükleer enerji santralleri de dahil olmak üzere çeşitli projelerin gündemde olduğuna ilişkin spekülasyonlar çıktı. Ancak Seul yönetimi bu iddiaları hızla yatıştırmaya çalıştı.

Seul bu hafta yaptığı açıklamada, “ABD yatırımları konusunda ne belirli yatırım alanları ve bunların açıklanacağı tarihler ne de ilk para transferinin miktarı ve zamanı kesinleşmiş durumda” dedi.

Konu hakkında bilgi sahibi bir ABD’li kaynak, Financial Times’a, Seul’ün “artık harekete geçmesi” gerektiğini, aksi halde Trump’ın sert tepki gösterme riskiyle karşı karşıya kalacağını söyledi. Bir başka kaynak ise yatırım sürecindeki gecikmelere ilişkin duyulan rahatsızlığın, Trump’ın geçen ay ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü kampanyaya yeterince destek vermediği gerekçesiyle Güney Kore’yi özellikle hedef almasının nedenlerinden biri olduğunu öne sürdü.

Washington merkezli danışmanlık şirketi The Asia Group’un ortağı Jennifer Lee, “ABD hükümeti içinde ciddi bir rahatsızlık birikiyor. Özellikle de Kore’nin kaydettiği ilerleme, Japonya’nın peş peşe açıkladığı yatırım paketleriyle kıyaslandığında yavaş görünüyor” dedi.

Taahhüt, geçen yıl Trump’ın Güney Kore mallarına uygulamakla tehdit ettiği yüzde 25’lik tarifeleri yüzde 15’e düşürmesini öngören anlaşmanın bir parçasıydı. Seul ayrıca gemi inşasına 150 milyar dolar, stratejik sektörlere ise 200 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Yıllık yatırım tutarı 20 milyar dolarla sınırlandırıldı.

Japonya da benzer bir anlaşma kapsamında ABD’ye 550 milyar dolar yatırım yapmayı kabul etti. Ancak Japonya için yıllık bir üst sınır bulunmuyor ve Tokyo daha hızlı hareket etti. Japonya, Ohio’da 33 milyar dolarlık doğalgaz santrali ile Tennessee ve Alabama’da toplam 40 milyar dolara kadar çıkabilecek küçük modüler nükleer reaktör projeleri dahil çeşitli yatırımlar açıkladı.

Trump bu tür yatırım taahhütlerini son derece işlemsel bir çerçevede ele aldı. Daha önce Güney Kore’nin 350 milyar dolarlık taahhüdünü “peşin” ödenecek para olarak tanımlamıştı. Trump’ın ticaret danışmanı Peter Navarro ise Japonya’yla yapılan anlaşmayı “esas itibarıyla açık çek” olarak nitelemişti.

Başkan Lee Jae Myung, geçen kasım ayında anlaşmayı Güney Kore kamuoyuna anlatırken yatırımların “yalnızca ticari olarak uygulanabilir projelere” yapılacağını söylemişti.

Kore Ulusal Diplomasi Akademisi Profesörü Min Jeong-hun da projelerin ekonomik açıdan mantıklı olmadığı durumda şirketlerin yatırım yapmayacağını söyledi.

“Yapmazlar. Kore’nin temkinli davranmaktan başka seçeneği yok” diyen Min, “Başkan Trump hızlı ilerleme görmek istiyor. Tarafların pozisyonları farklı” ifadelerini kullandı.

Koreli şirketler ayrıca geçen eylülde ABD göçmenlik yetkililerinin Georgia’daki Hyundai-LG Energy Solution batarya fabrikasına düzenlediği baskından da ciddi şekilde rahatsız olmuştu. Olayın hemen ardından Başkan Lee, bunun Koreli şirketleri ABD’de yatırım yapmak konusunda “son derece tereddütlü” hale getirebileceği uyarısında bulunmuştu.

The Asia Group’tan Lee de iki hükümet arasında neyin üzerinde anlaşmaya varıldığı konusunda “gerçek bir yorum farkı” bulunduğunu kabul etti. Washington’ın tek tek projelerde daha büyük çaplı yatırımlar ve projelerin seçiminde daha fazla söz hakkı istediğini belirtti.

Washington ayrıca Samsung Electronics ve SK Hynix’in ABD’de gelişmiş bellek çipi üretimine yatırım yapması yönünde baskı uyguluyor. Ancak sektörün stratejik önemi ve çip üreticilerinin Güney Kore’de halihazırda üstlendikleri büyük yatırım taahhütleri nedeniyle bu talepler Seul açısından son derece hassas.

Buna karşılık gemi inşa sektörü, Seul’ün elinde belli ölçüde pazarlık gücü bulunan alanlardan biri.

ABD, küresel ticari gemi tonajının yalnızca yüzde 0,2’sini üretirken Güney Kore, Çin’in ardından dünyanın en büyük ikinci gemi üreticisi konumunda. Trump’ın ABD gemi inşa sektörünü canlandırma planları da Kore teknolojisinin ve uzmanlığının Amerikan tersanelerine taşınmasını öngörüyor.

King’s College London’dan Ramón Pacheco Pardo, “Benim izlenimim, Trump’ın müttefiklerle ilişkilerinde benimsediği işlemsel yaklaşımın bir zaferi olarak sunabileceği büyük ölçekli yatırımlar görmek istediği yönünde” dedi.

Bazı uzmanlar ise Seul’ün bekleyerek kendi işini daha da zorlaştırdığını savunuyor.

Korea Economic Institute of America’dan Troy Stangarone, “Kore’nin ilk yatırım projesini açıklaması kritik önem taşıyor” dedi.

Stangarone, “Kore geciktikçe yönetimde, Güney Kore’nin taahhüdünden sıyrılmaya çalıştığı yönünde bir algı oluşması riski artıyor” ifadelerini kullandı.

Kasım ayında yapılacak ABD ara seçimleri de baskıyı artırabilir.

Ewha Womans Üniversitesi Profesörü Park Won Gon, “Trump açısından bakıldığında, ABD’de yatırımların gerçekleşmesi gerekiyor ki bunu seçim kampanyasında kullanabilsin” dedi.

Yatırım anlaşmazlığı, ABD-Güney Kore ilişkilerinin başka boyutlarıyla da iç içe geçmiş durumda.

Trump 16 Ağustos’ta, Kuzey Kore’yi caydırmayı amaçlayan yıllık Ulchi Freedom Shield askeri tatbikatının kapsamının daraltılması talimatını verdi. Ertesi gün ABD Başkanı, “Sizi Kim Jong Un’dan korumak için orada 39 bin askerimiz var… ve siz İran’daki çok kolay bir askeri operasyonda bize yardım etmeyeceksiniz. Bu garip” dedi.

Bununla birlikte ABD, Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği beş günlük ayrı bir askeri tatbikat bu hafta planlandığı şekilde başladı. Tatbikatın kapsamı veya süresinde herhangi bir değişiklik yapıldığı bildirilmedi.

Seul, İran konusunda ABD’ye nasıl yardımcı olabileceğine ilişkin seçenekleri değerlendirdiğini söylüyor. Ancak İran Dışişleri Bakanlığı pazartesi günü, Güney Kore’nin Körfez ve Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonlara katılmasının “ciddi sonuçları” olabileceği uyarısında bulundu.

Stangarone ise Hürmüz’de olası bir angajmanın Güney Kore’ye yatırım konusunda herhangi bir avantaj sağlamayabileceği görüşünde.

“Bir konuşlanma açıklamasının Kore’ye yatırım meselesinde herhangi bir esneklik sağlayacağını düşünmüyorum” diyen Stangarone, “Bu, kazanımlarını azamiye çıkarmaya çalışan bir [ABD] yönetimi” ifadelerini kullandı.

Pacheco Pardo’ya göre Trump, ilave baskı aracı olarak Washington’ın geçen yıl Seul’ün nükleer enerjili denizaltı edinme planlarını destekleme yönündeki anlaşmasından da “geri adım atabilir” ya da Kore’deki Amerikan askerlerini çekmekle tehdit edebilir.

Pacheco Pardo, ABD-Güney Kore ittifakının “temellerinin” güçlü olduğunu söylese de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Trump’ın müttefiklere ilişkin görüşleri dikkate alındığında, Trump görevde kaldığı sürece ilişkiler çalkantılı olmaya devam edecek.”

Okumaya Devam Et

Asya

İran ile Çin arasında milyarlarca dolarlık gizli ticaret ağı

Yayınlanma

İran, petrol gelirlerini doğrudan nakit almak yerine Çin’den ithal ettiği malların finansmanında kullanarak milyarlarca dolarlık yaptırımları aşıyor. Reuters ajansının haberine göre gizli takas mekanizması üzerinden son bir yılda 2,5 milyar dolarlık işlem gerçekleşirken, bu kaynaklarla ilaç ve araçların yanı sıra askeri teçhizat da temin edildi.

İran, petrol satışlarına yönelik yaptırımları aşmak ve Çin’den askeri teçhizat dahil milyarlarca dolarlık ürün satın almak için takas benzeri gizli bir ticaret mekanizması işletiyor.

Reuters ajansına konuşan iki üst düzey İranlı yetkili ve konuyu yakından izleyen üç kaynak, Tahran yönetiminin Çin’e sattığı petrol karşılığında nakit yerine bu ülkeden ithal edilen mallar için kredi aldığını aktardı.

Adlarının gizli kalmasını isteyen kaynaklar, petrol gelirlerini Çin mallarıyla takas eden bu yöntemin, nükleer programı nedeniyle ABD’nin ekonomik ve askeri baskısını artırdığı son dönemde Tahran yönetimine doğrudan mali can damarı sağladığını vurguluyor.

Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı konumundaki Çin ise bu sayede indirimli İran petrolüne erişmeyi sürdürürken, bu ülkeye ihracat yapan bankalarını ve şirketlerini uluslararası ceza riskinden koruyor.

Washington yönetimi, İran petrolünün taşınmasını sağlayan bazı küçük ölçekli Çinli kuruluşlara yaptırım uygulasa da, küresel ekonomiyi sarsabilecek kapsamlı adımlardan kaçınıyor.

İki ülke arasındaki savaş sürerken Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmaya çalışan ABD, baskının dozunu artırdı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent geçen ay yaptığı açıklamada, Tahran ile ticari ilişkilerini kesmeyen ülkelerin dolar sisteminden çıkarılma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtmişti.

Altı aydır süren savaş kapsamında ABD’nin İran’a uyguladığı deniz ablukasının bu takas mekanizmasını nasıl etkilediği henüz netleşmedi.

Fakat 14 Temmuz’da ablukanın yeniden yürürlüğe konmasından bu yana Hürmüz Boğazı’ndan geçerek Çin’e ulaşan hiçbir İran petrol sevkiyatı kayıtlara geçmedi.

Batı’nın tek taraflı yaptırımlarını yasa dışı olarak niteleyen Pekin ve Tahran ise ticareti nasıl sürdürdüklerini kamuoyuna açıklamaktan kaçınıyor.

Kaynaklar, Tahran’ın bu sistemi ilaç, araç ve iletişim ekipmanı temin etmek amacıyla devreye soktuğunu aktarıyor. Çinli üreticilerin İran ile doğrudan temas kurmadığı ve yaptırımları deldiklerine dair bir işaret olmadığı belirtiliyor.

Öte yandan mekanizma, geçtiğimiz yıl İran’a milyonlarca dolar değerinde hava savunma ekipmanı sağlayan sözleşmeler kapsamında da en az bir kez kullanıldı. Kaynaklar söz konusu sevkiyatlara dair ayrıntı vermezken, işlemler bağımsız mercilerce doğrulanmadı.

Birleşmiş Milletler’in konvansiyonel silah ambargosu, İran ile küresel güçler arasında 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın çökmesi üzerine Eylül 2025’te diğer yaptırımlarla birlikte yeniden devreye girdi.

Tahran anlaşma hükümlerinden çekilmiş, Avrupalı ülkelerin yaptırımları otomatik olarak geri getirmesini ise Pekin ile Tahran hukuken sakat bir adım olarak tanımlamıştı.

Çin Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın sorularına verdiği yanıtta söz konusu ticaret yapısından haberdar olmadığını belirtti.

Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi onayı taşımayan ve uluslararası hukuka dayanmayan tek taraflı yaptırımlara karşı durduğunu bildirdi.

İran’ın New York ve Cenevre’deki diplomatik temsilcilikleri ise sorulara sessiz kaldı. Beyaz Saray adına konuşan bir ABD yetkilisi, Tahran’ın nükleer hedeflerine ulaşmasını engellemek için AB dahil uluslararası ortaklarla çalıştıklarını söylemekle yetindi.

Kpler veri analiz şirketine göre, 2025 yılında İran’ın ihraç ettiği ham petrolün yüzde 80’den fazlasını Çin satın aldı. Bu oran günde ortalama 1,4 milyon varile denk geliyor.

İki ülke 2021 yılında enerji ve altyapı alanlarını kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalasa da işbirliğinin uygulama detayları büyük ölçüde gizli tutuluyor.

Söz konusu model, İran’ın uluslararası bankacılık kanallarına uğramadan Çin’den mal ve hizmet temin ettiği ağlardan yalnızca birini oluşturuyor.

Batılı bir yetkili ve konuyu izleyen diğer iki kişi, devlete ait Çinli petrol şirketi Zhuhai Zhenrong adına hareket eden bir alıcının, Çin merkezli ChuXin adlı gölge bir finans kuruluşuna bu yıla kadar her ay yüz milyonlarca dolar yatırdığını aktardı.

Bu mevduatların, İran Ulusal Petrol Şirketi (NIOC) ile bağlantılı Hong Kong merkezli bir şirketten alınan petrolün bedelini oluşturduğu belirtiliyor.

ChuXin üzerinden aktarılan petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i İran’daki altyapı projelerine ayrılıyor. Kalan kısım ise İran’a mal sağlayan şirketlere ödeme yapmak üzere kurulan özel amaçlı şirketin (SPV) hesaplarına aktarılıyor.

İran’ın karar alma merkezine yakın kaynaklar, bu finansal mekanizmanın varlığını doğruluyor.

Fonların yönetimini Çin Ticaret Bakanlığı adına hareket eden bir firma ile İran Merkez Bankası ile bağlantılı diğer bir kuruluş paylaşıyor. İran Merkez Bankası ithalatçılara yetki verdiğinde, para transferi tedarikçi firmalara yönlendiriliyor. Resmi kayıtlarda ChuXin adına rastlanmazken, bir kaynak yapının yalnızca muhasebe tablolarında yaşam bulduğunu kaydetti.

Exeter Üniversitesi’nden uluslararası politika uzmanı Andrea Ghiselli, Pekin’in bu dolaylı ağları ABD’nin ikincil yaptırım tehditlerine boyun eğmeyeceğini göstermek için kullandığını ifade etti.

Ghiselli, Çinli liderlerin kendi bankalarını ve firmalarını küresel finansal sistemin dışına itilmekten korumayı amaçladığına dikkat çekerek, “İnkar edilebilir bir zemin oluşturmak istiyorlar” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English