Diplomasi
Hakan Fidan: Türkiye, Japonya ile İHA geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ görüyor

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Japon medyasına verdiği röportajda, Japonya ile insansız hava aracı geliştirme konusunda ‘güçlü potansiyel’ gördüklerini belirtti. Fidan ayrıca, ABD-İran anlaşmasının ‘her zamankinden daha yakın’ olduğunu söyledi ve orta güçlerin işbirliği çağrısı yaptı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Nikkei Asia’ya verdiği özel röportajda, Türkiye’nin, insansız hava sistemlerinde Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim de dahil olmak üzere işbirliği yapmaya istekli olduğunu söyledi.
Türkiye’nin büyük bir insansız hava aracı üreticisi olarak ortaya çıkışının altını çizen Hakan Fidan, Ankara’nın Tokyo ile savunma sanayi bağlarını derinleştirmeye istekli olduğunu söyledi.
Fidan,”Türkiye ve Japonya tamamlayıcı kabiliyetlere sahip ve karşılıklı fayda sağlayacak işbirliği için güçlü bir potansiyel olduğuna inanıyoruz” dedi.
“Örneğin Türk insansız hava aracı veya drone teknolojileri, farklı operasyonel ortamlarda kendilerini kanıtlamış durumda ve Japonya ile ortak geliştirme ve ortak üretim için değerli fırsatlar sunabilir. Özellikle kıyı ve sınır güvenliği gibi alanlarda” diye ekledi.
Fidan, “Havacılıkta, özellikle insansız hava sistemleri ve drone karşıtı teknolojilerde, Türkiye işbirliği için güçlü bir temel oluşturabilecek ileri düzeyde ve saha testlerinden geçmiş kabiliyetler geliştirmiştir” diye belirtti.
Türkiye, Baykar Teknoloji’nin Ukrayna’nın Rusya’ya karşı kullandığı Bayraktar TB2 gibi modelleriyle tanınan gelişmiş bir drone endüstrisine sahiptir. Bir diğer oyuncu ise Malezya ve Endonezya gibi ülkelere ihraç edilen Anka gibi modelleri üreten devlet kuruluşu Türk Havacılık ve Uzay Sanayii. (TAI). Her iki şirketin ayrıca daha üst düzey modelleri bulunmakta ve savunma sanayii kaynaklarına göre, Japon pazarı için ABD’li ve İsrailli savunma şirketleriyle rekabet halindeler.
Japonya ise, özellikle Çin’e karşı savunma kabiliyetlerini genişletmeye çalışıyor.
ORTA GÜÇLER ARASINDA İŞBİRLİĞİ ÇAĞRISI
25 Mayıs’ta Ankara’da röportaj için Nikkei Asia ekibi ile bir araya gelen Fidan, jeopolitik belirsizlikle başa çıkmak için orta güçler arasında daha yakın işbirliği çağrısında bulundu.
“Türkiye, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Kanada, Suudi Arabistan, Almanya, Fransa, Birleşik Krallık gibi orta güçlerin daha da yakın işbirliği yapması gerekiyor” dedi.
Japonya, Çin ve Güney Kore’nin ardından Türkiye’nin üçüncü büyük Asyalı ticaret ortağı konumunda olup, geçen yıl ikili ticaret 5,7 milyar dolara ulaştı. Bunun 5 milyar dolarından fazlası Japonya’nın Türkiye’ye ihracatından oluşuyor.
İki ülke on yılı aşkın süredir hem bir ekonomik ortaklık anlaşması hem de bir sosyal güvenlik anlaşması müzakere ediyor. İkincisinin bulunmaması, Japon gurbetçilerin her iki ülkede de prim ödemesine yol açtı.
Fidan bu müzakerelerin ilerlediğinin sinyalini verdi. “Sosyal güvenlik anlaşmasında ilerleme kaydediyoruz ve en son müzakere turu anlamlı sonuçlar verdi. Önümüzdeki dönemde bir anlaşmaya varmayı umuyoruz” dedi.
Savunmanın ötesinde, Hakan Fidan işbirliğinin hâlâ yeterince gelişmediği daha geniş alanları vurguladı.
“Ülkelerimiz arasında enerji, dijital dönüşüm, havacılık ve uzay teknolojileri, robotik ve dayanıklı tedarik zincirleri alanlarında hâlâ devasa, kullanılmamış bir işbirliği potansiyeli mevcut” dedi.
Türkiye ayrıca kendisini kritik minerallerde kilit bir oyuncu olarak konumlandırmaya çalışıyor. Eskişehir’in Beylikova ilçesinde önemli miktarda nadir toprak elementi rezervi keşfettiğini duyurdu.
Fidan, Ankara’nın uzun vadeli endüstriyel hedeflerini ana hatlarıyla açıkladı: “Stratejik hedef sadece çıkarma değil, katma değeri yüksek ara ve nihai ürünler üretmektir. Bu anlamda, Japon teknolojisi ve yatırımı ile işbirliği gerçek bir kazan-kazan ortaklığı yaratabilir ve biz bu alanda da Japonya ile yakın çalışmaya hazırız.”
‘ABD-İRAN MÜZAKERELERİNDE ANLAŞMA YAKIN’
İran-ABD müzakereleri hakkında da değerlendirmelerde bulunan Fidan, “Her iki taraf da olumlu bir sonuca varmak istiyor. Bir anlaşma her zamankinden daha yakın” dedi.
İran, ABD ve İsrail arasında bir ateşkes yürürlükte olduğundan, görüşmelerin petrol ticareti için hayati önem taşıyan ve Şubat ayı sonundan bu yana kesintiye uğrayan Hürmüz Boğazı’na odaklandığını söyledi. Taraflar, boğazın yeniden açılmasına ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması halinde “nükleer görüşmelere geçeceklerini” belirten bir plan ana hatlarıyla ortaya koydular.
Hürmüz’deki fiili abluka hem ABD hem de İran üzerinde “çok fazla baskı yaratırken”, “enerji güvenliği, gıda güvenliği ve yükselen fiyatlar dahil olmak üzere uluslararası etki muazzamdır” dedi. “Bu, nükleer dosyalardan öncelikli hale gelen bir durum haline geldi” diye ekledi.
Fidan, ABD ve İran’ın düşmanlıkları sona erdirmeyi kabul etmesi halinde, Gazze Şeridi için bir barış planına ilişkin tartışmaların hızlanabileceğini ifade etti.
‘İSRAİL FİLİSTİNLİLERİ ÖLDÜRMEYİ BIRAKIRSA, NORMALE DÖNERİZ’
Mayıs sonunda Ortadoğulu liderlerle yaptığı bir görüşmede, ABD Başkanı Donald Trump Türkiye’yi, İbrahim Anlaşmaları’na katılmaya çağırdı.
Teklifle ilgili bir soru üzerine Fidan, Ankara’nın İsrail ile uzun süredir devam eden bağlarına işaret etti.
“Türkiye ve İsrail’in 1949’dan beri diplomatik ilişkileri var” dedi ve İsrail’in Gazze’deki savaşından önce “10 milyar dolarlık ticaretten faydalandığımızı” vurguladı.
Ticareti durdurduğumuzda “İsrail’in Filistinlileri öldürmeyi bırakması ve Gazze halkının yiyecek, barınak, ilaç, su gibi temel insani ihtiyaçlara erişimini engellemeyi bırakması gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koyduk” dedi. “Bunlar karşılanırsa normal hayata dönebiliriz, sorun yok. İki devletli bir çözüm elde etmek istiyoruz” diye ekledi.
Fidan, İsrailli siyasetçilerin Türkiye’yi gelecekte olası bir stratejik tehdit olarak tasvir eden sözleriyle ilgili:
“Maalesef İsrail’in iç siyasetinde, bölgesel emellerini gerçekleştirmek için her zaman bir düşmana ihtiyaç duyuyorlar. Ancak herkes biliyor ki İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil, daha fazla toprağın peşinde” diyerek, mevcut İsrail “işgalleri Gazze, Batı Şeria, Suriye, Lübnan”a işaret etti. Uluslararası toplum “İsrail’i sadece bölgesel düzeni değil, küresel düzeni de daha fazla istikrarsızlaştırmaktan alıkoymalıdır” diye ekledi.
YENİ BİR BÖLGESEL PLATFORM
Dışişleri Bakanı, işbirlikçi bir “bölgesel platforma” dayanan daha geniş bir istikrar vizyonu ortaya koydu.
“Bölgedeki tüm ülkeler birbirlerinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunmalı” dedi ve devletler için yakın tarihten ders çıkarmak ve “gerçekten bir işbirliğine başlamak” için “altın bir fırsat” olduğunu belirtti.
Bu çerçevenin, Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Basra Körfezi ülkelerini ve “işler normale döndüğünde belki İran’ı da” içerebileceğini söyledi.
İsrail’in, 1967 sınırları temelinde bir Filistin devletini tanıması halinde nihayetinde katılabileceğini söyledi ve “Bu sorun çözülürse, bölge ülkelerinin de İsrail’in güvenliğine çok yardımcı olacağını düşünüyorum” dedi.
NATO ZİRVESİNE DAVET
Türkiye, temmuz ayında Ankara’da çok önemli bir NATO zirvesine ev sahipliği yapacak. Fidan, Türkiye’nin, tüm müttefiklerin kabul etmesi halinde, Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ittifakın Hint-Pasifik ortaklarından liderler ve savunma bakanlarını ağırlamak istediğini söyledi. Türk hükümetinin NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile “programı düzenlemek” için çalıştığını, davetiyelerin gönderilmesinin muhtemel olduğunu ima etti.
Trump’ın katılma ihtimali sorulduğunda Fidan iyimser bir notla, Başkan Erdoğan’ın geçen ay ABD başkanıyla birkaç kez görüştüğünü söyledi. Bakana göre, bu görüşmelerin hiçbirinde Trump katılmayacağını söylemedi.
“Şu ana kadar tüm hazırlıklarımız Başkan Trump’ı ağırlayacak şekilde” dedi.
İlk Türkiye-Japonya savunma etkinliği İstanbul’da düzenlendi
Diplomasi
Türkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor

Bloomberg’ün haberine göre Türkiye ve Birleşmiş Milletler, Karadeniz’de seyrüsefer ve liman güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya ve Ukrayna ile ekim ayı başında yeni görüşmeler yapmayı planlıyor. Hazırlıkları New York’taki kapalı toplantıda ele alınan sürecin, 2022’deki tahıl koridoru modeline dayanması öngörülüyor.
Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM), Karadeniz’de ateşkes sağlanması ve ticari seyrüsefer güvenliğinin tesis edilmesi amacıyla Rusya ve Ukrayna ile yeni müzakereler yürütmeye hazırlanıyor.
Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre tarafların katılımıyla planlanan temaslar ekim ayı başında gerçekleşecek. Girişimin temel hedefini ise limanların, sivil gemilerin ve enerji altyapısının korunması oluşturuyor.
Diplomatik sürecin zeminini oluşturmak üzere eylül ayı sonunda BM Genel Kurulu kapsamında basına kapalı bir toplantı yapıldı. Söz konusu görüşmede Türkiye, ABD, Avrupa ülkeleri, Mısır ve Hindistan’dan yetkililer yer aldı.
Toplantıya ait belgelerde, tarafların ticari seyrüsefer özgürlüğünü, limanların ve enerji altyapısının güvenliğini kapsayan, “dar çerçeveli ve karşılıklı fayda sağlayan bir anlaşmayı” ele aldıkları kaydedildi.
Planlanan sürecin, 2022 yılında varılan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması modelini izlemesi öngörülüyor.
Söz konusu dönemde, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin güvenli sevkiyatını sağlayan sözleşmenin yanı sıra Rusya ile BM Sekretaryası arasında Rus gıda ve gübre ihracatının kolaylaştırılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalanmıştı.
Kremlin, kendi ürün ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasına dair maddelerin yerine getirilmediğini savunarak 2023 yılında anlaşmayı askıya almıştı.
Moskova yönetimi, kendi şartları karşılanana kadar tahıl koridoruna dönmeyeceğini belirtiyor.
Ekonomim gazetesi de ağustos ayı sonunda Ankara’nın Karadeniz’deki tahıl girişimini yeniden canlandırmak adına temaslarını yoğunlaştırdığını yazmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise 1 Ekim’de düzenlenen Valday Forumu’ndaki konuşmasında, Rus rafinerilerine yönelik saldırıların durdurulması karşılığında Ukrayna gemilerini vurmama yönündeki teklifleri kabul etmeyeceğini dile getirdi.
Karadeniz’deki askeri çatışmalara değinen Putin, yalnızca askeri gemileri veya askeri kargo taşıyan tekneleri hedef aldıklarını savundu. İsabet alan gemilerde ikincil patlamalar yaşandığını ve bunun askeri yüke işaret ettiğini öne süren Rus lider, Ukrayna ordusunun sivil yük taşıyan Rus tanker ve gemilerine saldırmaya başladığını iddia etti.
Putin, Ukrayna’nın ilk 10 günde 40 Rus gemisini devre dışı bıraktığını, süreç boyunca hasar gören toplam gemi sayısının ise 100’ü aştığını belirtti.
Rus lider, Moskova’nın bu eylemlere karşılık verdiğini ifade ederek her taraftan gelen saldırıları durdurma çağrılarına tepki gösterdi.
Öte yandan Estonya, Rusya ve Belarus menşeli tahıl ürünlerinin kendi toprakları üzerinden transit geçişini yasakladı.
Diplomasi
ABD, Mısır’a askeri yardım konusunda insan hakları şartını kaldırdı

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’a verilecek 300 milyon dolardan fazla tutardaki askeri yardım için insan hakları şartlarından feragat ettiğini belirtti.
Açıklamada bu kararın, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana Kahire’nin “yardımcı rolünü” göz önünde bulundurularak alındığı vurgulandı.
Mısır, 1979 yılında İsrail ile barış antlaşması imzaladıktan sonra ABD’den önemli ölçüde destek almaya başlamıştı.
Ülke, 1980’lerin sonlarından bu yana her yıl yaklaşık 1,3 milyar dolarlık ABD askeri yardımı alıyor.
Bu yardımın bir kısmı, ulusal güvenlik gerekçesiyle feragat edilebilen insan hakları ve demokrasi ile ilgili koşullara tabi.
Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde de dahil olmak üzere fonların kesilmesi, geçmişte Kahire ile Washington arasında gerginliklere yol açmıştı.
Reuters’ın eline geçen, 21 Eylül tarihli ve çeşitli Kongre komitelerine hitaben yazılmış bir mektupta, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “2025 mali yılı Mısır’a yönelik 320 milyon dolarlık Yabancı Askeri Finansman programı kapsamında sertifika şartından feragat etme kararı aldığı” belirtildi.
Bu muafiyet daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı.
Kararı gerekçelendiren ek notta, askeri yardımın bu kısmının “terörle mücadele, sınır güvenliği veya nükleer silahların yayılmasının önlenmesi programları için gerekli olduğu ya da başka şekillerde ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları açısından önemli olduğu” belirtildi.
4 Eylül tarihli ve Rubio’nun imzasını taşıyan notta, “Bu muafiyet yetkisinin kullanılması, özellikle ‘Epic Fury Operasyonu’ sonrasında Mısır’ın üstlendiği yardımcı rol göz önüne alındığında, ABD-Mısır ilişkileri ve ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri açısından hayati önem taşımaktadır,” denildi.
“Epic Fury Operasyonu”, ABD ordusunun Şubat ayı sonlarında İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı harekât için kullandığı isim.
Washington’daki mektubu bilen iki kaynağın gerçekliğini doğruladığı Dışişleri Bakanlığı notunda, Mısır’ın “yardımcı rolü” olarak adlandırılan konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.
Dışişleri Bakanlığı’nın Mısır’a yönelik askeri yardıma ilişkin yıllık kararı, genellikle 30 Eylül’de sona eren bir önceki mali yıl için ayrılan fonları kapsar.
Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Rubio’nun ABD’nin güvenliği adına bu onaydan feragat ettiğini ve ABD’nin Mısır hükümetiyle çeşitli konularda işbirliğini sürdürdüğünü belirtti.
Sözcü, e-posta yoluyla gönderilen bir açıklamada, “Bu feragat kararı, bölgedeki önemli güvenlik sorunlarının yaşandığı bir dönemde Mısır ile güvenlik işbirliğini sürdürmenin önemini kabul etmektedir,” dedi.
Mısır Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili hemen bir yorumda bulunmadı.
İran savaşının yayılma etkisi, Mısır da dahil olmak üzere ABD’nin güvenlik ortaklarına yüksek bir bedel ödettirdi.
Artan yakıt fiyatları ve diğer aksaklıklar nedeniyle Mısır ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor.
Biden yönetimi altında ABD, Mısır’ın insan hakları sicili nedeniyle yıllık askeri ödeneğin bir kısmını birçok kez geri çekmişti.
2024 yılında, Hamas’ın liderliğinde 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırı ve bunun sonucunda Gazze’de çıkan savaşın ardından, Biden yönetimi insan hakları şartlarını bir kenara bırakarak, 1,3 milyar dolarlık tahsisatın tamamını, yönetiminin ilk kez Mısır’a aktarmıştı.
İnsan hakları örgütleri, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yönetimi altında Mısır’ı işkence ve zorla kayıplar da dahil olmak üzere yaygın insan hakları ihlalleriyle uzun süredir suçluyor.
Bu hafta Mısır polisi, bir doğrulama ve araştırmacı medya kuruluşundan altı gazeteciyi, yasaklanmış Müslüman Kardeşler adına yanlış bilgi yaymakla suçlayarak gözaltına aldı.
Mısırlı yetkililer, insan hakları sorunlarını ele almak için adımlar attıklarını belirtiyor. Sisi, istikrarın her şeyden önemli olduğunu ve hükümetin temel ihtiyaçları karşılamaya çalışarak insan haklarını desteklediğini söyledi.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’








