Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Halep’te şiddetli çatışmalar: Şeyh Maksud ve Eşrefiye ‘askeri bölge’ ilan edildi

Yayınlanma

Suriye’deki HTŞ yönetimine bağlı güçlerin Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini “kapalı askeri bölge” ilan etmesinin ardından bölgedeki çatışmalar şiddetlendi. İnsan hakları izleme örgütleri salı gününden bu yana en az 43 sivilin hayatını kaybettiğini bildirirken, yüzlerce sivil açılan insani koridorlardan tahliye ediliyor.

Suriye’deki Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) yönetimine bağlı grupların oluşturduğu Operasyon Odası, dün Halep’teki Kürt mahalleleri Şeyh Maksud ve Eşrefiye’yi “kapalı askeri bölge” ilan etti.

Bölgeye tüm giriş ve çıkışların kapatılması talimatını veren yetkililer, sivillerin ayrılması için Avariz Geçidi ve Zuhur Caddesi üzerinden iki insani koridorun geçici olarak açık kalacağını duyurdu.

HTŞ yönetimine bağlı güçlerin, yoğun nüfuslu bu mahallelerde ve çevresinde askeri operasyon başlatmasının ardından bölgedeki tansiyon yükseldi.

Operasyon Odası, bölge sakinlerini Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) ait mevzilerden uzak durmaları konusunda uyardı ve mahallelerdeki tüm SDG noktalarının “meşru askeri hedef” sayılacağını açıkladı.

Sivil kayıplar artıyor: Ölü sayısı 40’ı aştı

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesiyle birlikte sivil kayıplara ilişkin veriler gelmeye devam ediyor.

Syria Justice Archive (Suriye Adalet Arşivi), salı gününden bu yana bölgede en az 43 sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu.

Yerel kaynaklara dayanan gayriresmi verilere göre ise sadece son 24 saat içinde, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu en az dokuz kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.

Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki okullar ve kamu kurumları, HTŞ’ye bağlı güçler ile SDG birlikleri arasında devam eden çatışmalar nedeniyle iki gündür kapalı tutuluyor.

Bölgedeki insani durumun kötüleşmesi üzerine tahliyeler hız kazandı. Kurdistan24 televizyonuna konuşan kaynaklar, Suriye Sivil Savunma (Beyaz Miğferliler) ekiplerinin çarşamba günü öğle saatlerine kadar iki mahalleden 850 sivili tahliye ettiğini bildirdi. Tahliyeler, Avariz bölgesi ve Zuhur Caddesi’ndeki toplanma noktaları üzerinden gerçekleştiriliyor.

Taraflardan karşılıklı suçlamalar

Şeyh Maksud ve Eşrefiye Genel Meclisi, HTŞ yönetimine bağlı grupları sivil yerleşim bölgelerini ağır silahlarla rastgele bombalamakla suçladı.

Meclis temsilcileri düzenledikleri basın toplantısında, bombardımanın bölge halkını korkutmayı ve Kürt sivillerin iradesini kırmayı amaçladığını savundu.

Genel Meclis, “Saldırılar her türlü ağır silahla başladı” açıklamasını yaparak, yaşananlara rağmen bölgeyi savunmaktan vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

SDG kanadı ise entegrasyon görüşmelerinin kilitlendiği dönemde patlak veren çatışmalardan, geçmişte Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu çatısı altında bulunup daha sonra HTŞ’nin komutasına giren Hamza Tümeni, Süleyman Şah, Sultan Murad ve Nureddin Zengi Tugayları gibi grupları sorumlu tuttu.

SDG, bu gruplerin sivil yerleşimleri hedef aldığını öne sürdü.

Buna karşılık HTŞ grupları, harekatın SDG’nin Halep mahallelerine yönelik “büyük bir saldırısına” yanıt olduğunu savundu.

Operasyon Odası, SDG’yi sivillere karşı “çok sayıda katliam yapmakla” ve Suriye ordusunun mevzilerini hedef almakla suçladı.

HTŞ’nin Savunma Bakanlığı da benzer suçlamalar yönelterek SDG’nin askeri noktaları vurduğunu iddia etti.

“Etnik temizlik” ve “imha savaşı” iddiaları

Çatışmaların büyümesi üzerine Kürt siyasi temsilcileri ve insan hakları örgütlerinden sert tepkiler geldi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), HTŞ yönetimini toplumun çeşitli kesimlerine karşı “mezhepsel suçlar ve etnik temizlik” işlemekle suçlayan sert bir bildiri yayımladı.

Gözlemevi, hükümet güçlerinin daha önce sahil bölgelerindeki Alevi toplulukları ve Süveyda’daki Dürzi sakinleri hedef aldığını, şimdi ise benzer eylemleri Kürtlere yönelttiğini öne sürdü. SOHR, mevcut operasyonların “ırkçı bir zihniyeti” yansıttığını belirtti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed, X platformundan yaptığı açıklamada, Suriye Savunma Bakanlığı’nın sivillerle dolu mahallelere savaş ilan ettiğini belirtti.

Ahmed, bu hamlenin daha önce baskı görmüş ve birçoğu Afrin’den zorla yerinden edilmiş Kürtlere yönelik bir “imha savaşı” anlamına geldiğini ifade etti.

SDG Genel Komutanlığı üyesi Sipan Hemo ise Şeyh Maksud ve Eşrefiye sakinlerine hitaben yayımladığı mesajda, mahalleleri direnişin sembolü olarak nitelendirdi.

Hemo, bölge halkının 15 yılı aşkın süredir saldırılara ve kuşatmalara göğüs gerdiğini belirterek, mahallelerin saldırılar karşısında “direniş kaleleri” olarak kalacağını vurguladı.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English